BÖLÜM 8

2429 Kelimeler
Robert’i gören Joanne dipsiz bir kuyuya yuvarlanıyormuş gibi hissetti. Gözlerini kapatıp dünyadan soyutlanmak, oracıkta tuz buz olup dağılmak istiyordu. Kulaklarını Robert’in tenkitlerine, bağırıp çağırmalarına, belki de hakaretlerine kapatmak için tüm servetini vermeye hazırdı. Ah ne servet ama! Tam olarak on iki pound! İki göğsünün ortasında, içliğinin içindeki koyun derisinden kıymetli keseyi hatırladı. Teyzesi, hırsızlardan korunması adına elini hiç çekinmeden kızın vücuduna yaklaştırmış ve keseyi içliğine dikmişti. Üstüne Chris’in yünden fanilası geçirilince kese sonsuza kadar dünyanın en güvenli bankasına kilitlenmişti. Kahretsin! Ne kadar gereksiz düşünce varsa hepsi Joanne’nin aklına doluşuyordu. Gerçeklerden olabildiğince kaçıyor, zihninde zamanı durduruyordu. Robert’in gerçekleri haykıran sözlerini duymamak için oracıkta kulaklarını kapatıp, bağıra çağıra şarkı söylesi geliyordu. “Yine saçmalamaya başladım” diyen kendi sesi kulaklarına dolunca ansızın gözlerini açtı. “Joanne sen iyi misin? On dakikadır öyle tuhaf hareketler sergiliyorsun ki bir an kafayı üşüttüğünü sandım” diyen Robert genç kıza gülümsüyordu. Ah! Gülümsüyordu gerçekten. O gülüşteki alaycılığı okumak için onun kibirli gözlerine bakmak yeterliydi. “Be-ben iyiyim.. Senin ne işin var burada?” Sesi tiriyordu. Yüzüne vuracağı gerçeğe karşın başını dikleştirdi. Sağlam gerekçeleri vardı değil mi? Sahi neydi o gerekçeler? Ah bu adamın yanında neden her şeyi unutup, direkt saçmalama evresine geçiyordu ki! “Asıl senin ne işin var. Tek başına böyle bir yerde ne yapıyorsun?” “Ben bekliyorum…” Joanne Robert’tan bir işaret almak için gözünü adama dikmişti. Üstünü değiştirdiğini Chrisken Joanne olduğunu biliyor muydu? “Bir yere mi gidiyorsun, arabaya mı ihtiyacın var? Araba mı bekliyorsun?” Robert pek de bir şey biliyora benzemiyordu. “Cambridge’e gidiyorum” diyerek atılan kız ardından hemen kekeledi: “Yani Chris gidiyor. Evet evet o gidiyor.” Panikten ölmek üzereydi. “O nerede peki?” “O mu? O şeyde ya, şeyde işte.” Lanet olsun! Erkekler nerede olurdu ki? “Anladım Joanne. Tuvalet demek bu kadar zor mu Tanrı aşkına? Bu kadar utangaç olmana şaşırdım.” Joanne derin bir nefes verdi. Tuvalet elbette. Kendine küfredip bu basit ayrıntıyı bile düşünemediği için kızdı. Robert’in bir şeyden haberi olmamasına rağmen kendi ağzıyla zorla adama her şeyi açık edecekti. Bu kadar aptal olması hayra alamet değildi. Joanne asla safça şeyler yapmazdı ama şimdi yaptığı saflıklarla rekor kırıyor, konuştukça batıyordu. “Sen de onu uğurlamaya mı geldin? Ta Londra’ya.?” Sorularına devam eden genç adam, ellerini ceplerine koyup lakayt bir tavırla baştan ayağa kızı süzüyordu. Joanne’in üzerinde tarlada giymeye uygun paspal bir kıyafet vardı. Temiz görünüyordu ama hiçbir çekiciliği yoktu. Koyu kahverengi uzun etek yerleri süpürüyor, kendisine birkaç beden büyük gelen elbisenin içinde genç kızın elleri kayboluyordu. Kafasındaki aynı renk bone ise içler acısı bir görüntü ortaya çıkarıyordu. Yine de kulağının arkasından çıkan bir tutam ufak saç ansızın sona eriyordu. Sanki saçları çok kısaydı da bonenin içinde toparlanamamış gibiydi. Oysa bu kızın upuzun saçları vardı. Göle atlarken her teline bakmıştı Robert. Islaklıkla mükemmel uyum sağlayan kızıla yakın kumral saçları Joanne’nin sırtına kadar iniyor ve hafif dalgalanmalarla günaha davet eder gibi arsızca salınıyordu. Robert şimdi yeniden o saçları görmenin hevesiyle yanıp tutuşurken kızın sesini duydu. “Ben de Chris’i uğurlamaya geldim” diyerek bezgince cevap veren Joanne’in boynundan nihayet bakışlarını çekti. “Sonra nasıl döneceksin?” Bu kızla niye bu kadar ilgileniyordu ki! Nasıl dönmesi niye umurundaydı… “Geldiğim gibi, yani geldiğimiz gibi dönerim… Korkmuyorum merak etmeyin.” “Neden merak edeyim Joanne. Nasıl dönüp dönmeyeceğin umurumda değil” diyen Robert rahatsızca ellerini cebinden çıkardı. “Öyleyse ben gidiyorum” Bir an evvel Robert’in gözünün önünden çekilmek için selam bile vermeden arkasını dönerken yeniden durduruldu. “Bekle!” Robert kızı neden durdurduğunu bilmiyordu. Fakat uygun bir bahane bulmakta zorlanmadı. “Chris nerede kaldı? Onu görürsen yanıma çağır. Burada bekliyorum.” Joanne korkmaya başlamıştı. Bu adam blöf mü yapıyordu yoksa gerçekten hiçbir şeyden haberi yok muydu? Niye böyle ısrarcıydı? “Siz neden çağırıyorsunuz Chris’i?” “Ben de Cambridge’e gidiyorum. Benimle gelmesini teklif edeceğim. Ona yardımcı olacağım” Robert gururla başını kaldırdı. Dünyayı bir savaştan çekip çıkarmış gibi mağrur görünmesine kızdı Joanne. Yine de adamın teklifini kabul etti. Biraz riskli bir yolculuk olacaktı ama tek başına üniversiteye gitmeye pek de gönüllü değildi zaten. “Gidip onu bulayım” Robert bir adım yaklaştı. “Şuradaki adamı görüyor musun?” diyerek parmağını hemen yandaki adama uzattı. Kız yakınlığın etkisiyle irkildi ancak kendini toparladı. “Chris’le ayrıldıktan sonra o adamı bul. Seni köyüne bırakacak” diyen Robert nihayet kızın kolunu bıraktı. Joanne çaresizce yüzünü eğdi. “Teşekkür ederim kendim gitmeyi tercih ederim” İlk kez Robert’a karşı vicdan azabı duyuyordu. Ah o arabaya hiç binemeyecekti ki… “Tanrı aşkına neden bu kadar inatçısın ha?” Kendine kızıyordu. Onun güvenliğini önemsemek de kendi kabahatiydi! Karışmamalıydı. “Size zahmet vermek istemiyorum. Karşılığını ödeyemem.” “Karşılığı sadece bir öpücük” dememek için kendiyle savaşan Robert kızın inatçı dolgun dudaklarına bakışlarını kaydırınca bir anda kendini kontrol etmekte zorlandı. Genç kız her karşı çıkışta adamın kanını hareket ettiren özel bir büyü yapıyordu sanki. “O arabaya bineceksin Bayan Leeves ve ben bindiğinden emin olacağım.” “Londra’da bir işim var Lordum. Üstelik burada bir sürü de arkadaşım var. Düşünceli tavrınıza çok teşekkür ederim..” “Arkadaşlarınız kim Bayan Leeves? Londra’da ne tür arkadaşlar edindiğinizi merak ediyorum” “Üzerimde coğrafi keşifler yapmayacak arkadaşlar” diyerek yanıtladı onu genç kız. Lanet olsun bu zengin züppe kim oluyordu da hesap sorup, cevap bekliyordu ki! Peki kendisi niye onu alt edebilmek için böyle yoğun bir arzu duyuyordu! “Bu da ne demek Jo?” Kıza çatık kaşlarla baktı. “Ah siz ekonomi profesörüydünüz değil mi lordum?” “Evet!” “Yanlış alan seçmişsiniz… Asıl alanınız coğrafya olmalıydı…Leydilerin ovaları, platoları üzerinde gezinen becerikli elleriniz de mesleğinize uygun olurdu, demek istediğim bu.. Ayrıca benim adım Joanne… Köpeğinizi çağırır gibi bana Jo diyemezsiniz” diyen genç kız bu sefer adamdan yeni bir temas beklemeden kaçtı. Soyunduğu metruk binayı bulmaya çalışırken Robert’in sesini duydu… “Chris’i burada bekliyorum” Bu adam kahkahayla gülüyor muydu??? Binaya girip boş odalardan birine geçip derin bir nefes koyverdi. Sanki darağacında sallanmıştı da birisi ayaklarından tutup onu kaldırmış gibi ansızın rahatladı. Ardından derhal üstünü değiştirdi ve ensesine değmeyen kısa saçlarını erkek şapkasıyla kapatıp eski ceketine sıkıca sarıldı. Az önceki konuşmanın etkisini atmak ve Robert’a kaş çatmamak için dudaklarını gülümsemek amacıyla gerdi. Lanet olsun! Gülmeyi bile unutmuştu. Sadece dişlerini gösterse de olurdu değil mi? Ah şu serseri yine yapacağını yapmış ve yine kendisini köpürmüştü. Tanrı yardımcısı olsun ki uzun günler boyunca onu çekmek zorundaydı. O dalgalı gür saçlarını, alay dolu gülüşünü, dudağının kıvrımlarını, dipsiz bir okyanusu hatırlatan parlak lacivert gözlerini, yaramaz bir çocuk gibi etrafı ilgiyle süzen bakışlarını… Hepsine katlanacaktı… O an kalbine ansızın çöreklenen yoğun ve güçlü bir hisle heyecanı tavana vururken elini kalbine koydu ve bu heyecanı başka bir şeye yorarak “Sakin ol kızım. Kıvıracaksın. Kendine güven” diyerek aşağıya indi. Robert arkasını dönmüş geleni geçeni izliyor, Chris’i bekliyordu. Sırf ablasıyla laf dalaşını sevdiği için onunla bu uzun yolculuğa çıkmak istediğine inanamıyordu. Sinirle kaşlarını çatıp ayakkabısının ucuyla yere bir şeyler çizerken sırtına inen bir tokatla dehşetle arkasını döndü. Ona bu hareketi yapmaya cüret eden her kimse onu pişman edecekti! “Hey Robb.. Adamım” diyen ufak tefek –neredeyse kendi boyunun yarısında olan - biri, bir şey Robert’a genişçe gülümsedi. “Ben Chris, beni tanımadın mı?” diyen, yeni ergenliğe girmiş gibi inceyle kalın arası beceriksiz bir çizgide duran sesin sahibi Robert’in sinirini pek de geçirmemişti. “Sen ne yapıyorsun serseri” Ceketinin yakasını kavrayıp onu kaba bir hareketle kendine çekti. “Ben profesörünüm seni aptal çocuk…” diye bağırırken kendine çektiği çocuğun gözleriyle bu kadar yakın durunca ansızın gerildi. Ablasının gözlerinin bir kopyasını taşıyan Chris’e olan siniri o an geçti. Yine de bu öfke boyut değiştirip Joanne’e kaydı. O inatçı keçi neredeydi sahi? “Ablan nerede?” Joanne afalladı. Lanet olsun bunu hiç düşünmemişti. “Sanırım ağlıyor” dedi panikle.  “Neden ağlıyor? Biri ona bir şey mi yaptı?” diye gürledi. “Ah hayır efendim. Ben gidiyorum diye ağlıyordur. Bana çok düşkündür. Eh düşkün olunmayacak biri değilim ki.” Joanne Chris’ken daha iyi kıvırdığına kanaat getirdi. Nasıl da atıp tutuyordu. Kendine hayran kalıp arsızca sırıtırken Robert onu yeniden yakasından çekti ve peşinde sürükledi. “Sen tamamen çekilmez birisin Chris. Ablan orada ağlarken burada edepsizce gülüyorsun ha?” Onu bir çuval gibi çekiştirirken “Nerede o?” diye sordu. Kızı derhal bulmak ve onu korumak istediğini fark edince ansızın durdu. Yine ne diye burnunu sokuyordu. Ancak kendine engel olamadı ve kızın girdiği, Chris’in çıktığı binaya yöneldi. Amacı Joanne’i bulmak ve onu teselli etmekti! Joanne onun niyetini anladığını an hızla adamın koluna dolandı ve “durun efendim. Lütfen” diyerek inlemeye başladı. Ardından hızla açıklamaya girişti “O şimdi biraz yalnız kalmak ister. Bilirsiniz kadın duygusallığı, bırakın ağlasın.” Önemli bir şey olmadığını göstermek ister gibi genişçe gülümsedi.  Robert o an Joanne’nin karşısında gülümsediğine yemin edebilirdi. Hayır o kızı derhal, şimdi görmek istiyordu. “Ayrıca birazdan sizin ona önerdiğiniz arabayla köye gideceğini söyledi. Size çok güveniyormuş. Sözlerinizi dinlemezse çarpılacağını düşünüyor. Siz merak etmeyin o arabaya binip Holmfirth’e dönecek.” Robert durakladı. “Doğru kararı vermiş!” Yine de onu son kez görmek istiyordu. Şöyle bir etrafa bakınsa da kızı göremedi. Sonunda pes ettiğinde Joanne derin bir nefes bıraktı. Beraber Joanne’e tahsis edilen arabanın sahibi arabacının yanına gittiler. Robert ona az sonra bir kızın geleceğini bildirdi. Onu hiçbir ücret almadan köyüne bırakmasını anlatırken dolu bir keseyi adama bıraktı. Joanne bu manzarayı gözlerini kırpmadan izledi. Lanet arabacıyı durduk yere zengin etmişti. Bir dakika! Robert denen bu serseri onun için resmen bir servet mi harcıyordu? Genç kız o an soylu adama hayranlıkla baktı. Uzanıp yanağına sıcak bir öpücük kondurmak istediyse de yapmadı. Sadece gülümsedi ve Robert gözünde bir anda çapkın serseri imajından çıkıp centilmen ve kibar bir beyefendiye dönüştü. Tanrım! Kalbi yine heyecanını dindirmekte başarısız olmuştu. “Sen ne diye sırıtıyorsun?” diyen bir ses kulaklarına dolunca hızla bakışlarını kaçırdı. Robert gözünü kendisine dikmiş ve kim bilir kaç dakikadır öylece bakıyor muydu? “Bu çocuğun dahi olduğuna inanmak zor.” Şimdi de kendi kendine söyleniyordu. “Arabanız hazır efendim” diyen orta yaşlı bir uşak Robert’a eliyle arabayı gösterdi. “Teşekkürler Jones” diyen Robert Joanne’i uşağa gösterdi. “Bir konuğumuz daha var. Bu Christian Leeves. Araba yeterince büyük mü?” “Sadece size ayırtıldı efendim ama iki kişi için son derece rahat olacağı açık” diyen uşak Joanne’nin elindeki küçük çantayı kapıp önden yürüdü. “Teşekkür ederim Lordum” diyen genç kız erkek sesini taklit etmeyi unutarak kibarca karşılık vermişti. Ardından bir anda bağırıp “Teşekkür ederim efendim!” diyerek Robert’in yeniden kaşlarını çatmasına neden oldu. “Bunak değilim Christian Bağırmana gerek yok!” Ardından başını çevirip az önce çıktıkları binaya yeniden baktı. O aptal kız hala ağlıyor muydu? *** Araba yolculuğu ikisi için de tam bir felaketti. Joanne yani Chris durmadan batan yün içliğiyle ha bire kıvranıp elindeki kitabı okumaya çalışan Robert’in dikkatini son raddede zorlarken genç adam en sonunda kalın kitabı pat diye kapatıp genç kızı koltuktan sıçrattı. “Lanet olsun Chris pirelendin mi?” “Hayır efendim. Teyzem yün içliği giymem için çok baskı yaptı. Yollar soğuk olurmuş da üşürmüşüm de… Sanki Elenor hiç yolculuk yapmış da!” “Elenor teyzeniz…” Robert onun ismini duymuştu. “Kocası nerede?” “Kocası Amerika’da. Demir yollarında, madenlerde çalışıyor. Ama yakında gelecek, Susan Kartal’la hem de” Susan Kartalını gülümseyerek hatırladı. Onu hatırlaması vücudundaki iğneleri unutturmuştu. “Susan Kartal mı? Nedir bu! Bir tür evcil kuş mu?” “Ah hayır o benim... Yani şey ablamın nişanlısı. O bir Kızılderili” diyen Joanne Robert’a gözlerini dikti. Vereceği tepkiyi çok merak etmişti. “Kızılderili mi? Amerikan yerlisi, yani yabani biri öyle mi?” Sesinde alaya benzer bir tını vardı. “Yabani değil. O sadece bozulmamış. Kötü insanlarla, sahte ilişkilerle, çıkarlarla, parayla tanışmamış gerçek bir erkek” Robert’a aynı küstah bakışlarla baktı. “Onun dilimizi konuştuğunu bile düşünmüyorum.” Robert sinirle kaşlarını çatmıştı. Tanrı aşkına bir kız yabani bir hayatı birini nasıl kocası olarak görürdü ki? Aklı almıyordu. “Evet dilimizi bilmiyor… Yani çok az biliyormuş. Fakat ablama göre aşkın bir dile ihtiyacı yokmuş. O kalple ilgili bir şeymiş.” Genç adam kızın son söylediğine kahkahayla gülerken “aşkmış ha” diye fısıldadı. İnsan görmediği, dokunmadığı birine nasıl aşık olurdu…. Gerçi aşkın varlığından bile şüpheliydi. Hayır aşk kesinlikle vardı. Robert bunu beş yıl önce acı bir şekilde deneyimlemişti ama şimdi şüpheleri ayyuka çıkmıştı. Joanne gibi aklı her türlü hazırcevaplığa, oyuna çalışan bir kızın kızılderili sevecek kadar uçması normal değil miydi sahi? Sevmek mi? Hayır o kız; o uçan mı, kaçan mı ne idüğü belirsiz kartalı sevemezdi! “Siz hiç Kızılderili gördünüz mü ki yabani diyorsunuz lordum?” “Hayır ama onların yaşantısına dair bazı şeyler biliyorum.” “Peki sizce İngiliz erkekleri zavallı, beceriksiz, korkak mı?” Joanne ona meydan okumaya kararlıydı. “Elbette değil!” diyerek neredeyse gürleyen Robert bu ufak tefek adama sinirle baktı. “Ama İskoçlar İngilizleri öyle görüyor. Bu tamamen yanlış ve ön yargılı bir düşünce değil mi? Tıpkı sizin Kızılderililere yaptığınız gibi sığ ve kafatasçı bir yaklaşım. Üstelik bir ırkı küçük görmek insana yakışmayan bir duygu!” Lanet çocuk kendisine Hümanizm dersi mi veriyordu! Robert öfkeyle kaşlarını çattı. Onun derdi Kızılderililerle değildi. Onun derdi aşkı bildiğini sanan fakat bilmediğine emin olduğu Joanne’di… ne var ki bu hassasiyetinden hiç hoşlanmıyordu. Bu adamla konuştukça o kız hakkında nahoş bilgiler ediniyordu. Hem o kızın Sevdalı olduğu adamları dinlemeye hiç niyetli değildi. Yeniden kitabına gömülürken kaşları çatıktı. Hem Tanrı aşkına bu nasıl cümleydi böyle. Robert aynı satırı üç kez okuduğu halde hiçbir şey anlamadı. *** Dört saatlik yolculuk sonunda Cambridge kasabasına girdiler. Chris geniş koltuğa uzanıp, dizlerini arasına koymuş ve kıvrılıp uyumuştu. Köyde çalışan bir işçiye göre fazla ürkek olan bu konumundan ötürü Robert onu eleştirdi. Bu kadar kırılgan ve hassas bir erkek olursa okulda çok ezilirdi. Ona birkaç taktik vermeliydi. Yine yapıyordu aynı şeyi! Ne diye karışıyorum diye düşünse de Chris’i ezdirmemeye kararlıydı. O kız; kardeşinin arkasından bu kadar gözyaşı dökmüştü ve Robert şaşırtıcı bir biçimce Joanne’nin gözyaşlarını düşünüp buna izin vermemeye karar verdi. Joanne’i dürterek uyandırdığında genç kız hızla ayağa fırladı. Başını sertçe aracın tavanına geçirip Robert’a göre bir kız gibi sızlanırken ona acele etmesini söyledi. At arabası Üniversitenin kampüsünde durmuşken Joanne hızla atladı ve sıkıcı, devasa binaları görmeye pek de meraklı olmayarak başını kaldırdı. Tanrım! Yüksek binalar o kadar görkemliydi ki genç kızın nefesi kesildi. Bu taş binalardan bu kadar etkilenmeye fırsat bulamadan gözlerinin menziline bir başka harika eser girdi. “Robert dostum!” diyen genç ve esmer bir adam kendilerine doğru geliyordu. Joanne nefesini tuttu. Eteklerini tutmak için elini dizine götürdü. O an erkek olduğunu anladı. Bunu önemsemeyerek gülümsedi. “Lord Markham” diyen başka bir yakışıklı Robert’a yöneldi. Joanne o an öldüğünü sandı. Yaşarken cennete girmek için ne denli büyük bir sevap işlediğini düşünüyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE