BÖLÜM 7

2862 Kelimeler
BÖLÜM 7 “Tatlım oraya Chris olarak gideceksin..” Joanne yanlış duyduğuna emindi. Ve yahut zavallı kadın bu yaşında aklında yitirmişti. “Elenor iyi misin?” diyerek elini genç kadının alnına koyup ateşini ölçmek isterken Elenor kızın elini tutup kocaman öptü. “Joanne bana aptal aptal bakmayı kes… Anlamadın mı? Sen erkek kılığına gireceksin.” Kız henüz anlamaya çalışırken de köşedeki kırık dökük tahta dolaptan Chris’in bir kazağını çıkardı. Onu getirip Joanne’in üstüne tuttu ve işinin ehli bir terzi edasıyla baktı. Joanne kazağı bezgince itti. “Kes şunu Elenor ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum. Hasta değilsen bu aptalca düşünceler de nereden çıktı?” “Dinle tatlım.. Bu evde Brian’la kalman artık çok tehlikeli olmaya başladı. Her zaman seni koruyamam ve sen de kendini korurken katil olabilirsin. Bunları istemiyorum… Keşke hepimiz bu lanet çiftlikten defolup gidebilsek ama nereye! Fakat senin bir fırsatın var... Madem sevgili Dükümüz bize bir üniversite imkânı sunuyor biz de seve seve kabul edeceğiz.” “Nasıl olacak bu?” Kız hâlâ teyzesinin ciddiyetini idrak edemiyordu. “Sen Chris olacaksın… Bu kadar basit Joanne... Sadece birkaç ay… Susan Kartal ve John geldiğinde hep beraber Amerika’ya gideriz… Biliyorsun yakında gelecek zaten.” “Saçmalama Elenor… Yapamam… Yapamayız.” “Tanrı aşkına Joanne git ve orada rahat rahat yaşa işte. Ha bu çaputu giymişsin ha Chris’in pantolonunu. En azından buradaki gibi tehlikede olmayacaksın… Brian denen sapıktan uzakta rahat edeceksin. Bir yatağın olacak, yiyeceğin, erkeklere ait olsa da kıyafetlerin… Üstelik eğitim göreceksin.” “Bu aptalca bir fikir!” Elenor kelimenin tam anlamıyla köpürdü. Kızın üstünü başını çekiştirip eskimiş elbisesine iğrenerek baktı. Joanne’i ikna edememişti. “Bu hayatı yaşamak zorunda değilsin. Sevgili kocam gelip bizi götürene kadar… Brian da olmayacak… Onun sana zarar vereceği korkusuyla yaşamam ne kadar zor biliyor musun!” “Brian’dan kaçıp binlerce erkeğin arasına gideceğim öyle mi?” “Ama kimse senin kız olduğunu bilmeyecek.” “Unuttuğun bir şey daha var teyzecim; ben Cambridge’n kapısından bir hizmetçi olarak bile giremem! Eminin onun için de yüksek zekâ arıyorlardır..” Üniversite eğitimi için en azından insanın bir şeyler bilmesi gerekiyordu değil mi? “Sen çok zeki bir kızsın hayatım… Ehh ne de olsa teyzene çekmişsin. Bunu gören herkes anlar. Hem sen gitmeden önce manastırdan birkaç kitap getiririm ve beraber çalışırız. Oradaki dersler ilk aylarda zor olmayacaktır.” Genç kadın söylediklerinde o kadar heyecanlı, hislerinde o kadar içtendi ki genç kız bu iyi kadını kırmayı göze alamadı ama yine de dalga geçme hissini bastıramadı. “Tiyuu cuff” diyerek eliyle hızla havayı yardı ve Teyzesinin “Bu da neydi?” sorusuna gülerek yanıt verdi. “Bu senin yere çakılma sesindi teyzecim. O kadar yüksekten uçuyorsun ki bıldırcın yumurtası gibi dağılacağından korkuyorum.” “Jo bana bak. Sen bugüne kadar benim yapacağım dediğim bir şeyi yapamadığımı gördün mü?” Tanrı şahit ki Joanne böyle bir şeye şahit olmamıştı. Elenor denen bu güçlü kadın dünyaya meydan okusa üstesinden gelecek kapasiteydi. O an Joanne de pes etti ve biraz düşündü. Teyzesi istediğini yapardı ama Joanne yapabilir miydi? Neden olmasın? Birkaç ay Chris’in pantolonlarını giyse ne olurdu ki! “Madem bana inanıyorsun ve bunun zararsız olacağını düşünüyorsun… Yapacağım. Brian sapığından kurtulmak için olsa bile gideceğim.” Durakladı ve muzipçe dil çıkardı. “Tabii senden de kurtulacağım.” “Bu harika hayatım” diyerek atılan Elenor ellerini birbirine çırptı ve genç kıza büyük bir sevgiyle baktı. “Fakat benden asla kurtulamazsın kızım… Daima yanında olacağım. Her başın sıkıştığında…” “Peki buradaki işler… Chris de sana kalacak. Ben gidersem her şey zorlaşacak.” “Üstesinden gelirim. Köyden bir kız da bulurum. Hem o da evine yiyecek götürür.” Teyzesine sokulan Joanne o huzurlu göğse bir süre boyunca kapandı. Yeniden duygusallaşacağını anlayınca hemen bu havayı dağıttı ve iç çeker gibi inledi. “Ah, orada bir sürü erkek olacak.” “Rahat ol tatlım. Onlar senin kız olduğunu asla anlamayacaklar ki? Korkmana gerek yok” Elenor yeğenini teskin etmeye çalışıyordu. “Ben onlardan değil kendimden korkuyorum Elenor. Her yerde yakışıklı, zengin, kibar centilmenler olacak! Sanırım cennete gidiyorum. Umarım kimsenin üstüne atlamam” diyen Joanne teyzesine çapkınca bakarken ikisi aynı anda kahkaha krizine tutuldu. Nihayet kendilerine geldiklerinde “Kimseye âşık olmak yok” dedi Elenor. “Âşık olmayacağım ama onları çapkınca izleyeceğim.” “Ah bunu yapmayacaksın. Edepli bir kız gibi oturacaksın. Pardon edepli bir oğlan gibi” diyen Elenor yerinden kalkıp dışarıya çıkarken hâlâ gülüyordu. Çıkmadan da “Keşke bana bu kadar benzemeseydin” demişti Elenor. Joanne ise yüzüne yerleşen gülümseme izlerini silmeden aklındaki karmaşaya dalmıştı. Sonra her şeyi unutup tebessüm ederek kendini yatağa bıraktı. Hazırdı artık! Yepyeni bir maceraya atılıyordu ve yapacağı tehlike dolu serüvenden değil korkmak, şimdiden keyiflenmeye başlamıştı bile. Keyfi sabahın erken saatlerinde kaçtı. Hiç beklenmeyen bir konuk geldiği haberi Joanne’e teyzesi tarafından verildi. Elenor’un dediğine göre Leydi Nina şu an Owen’ların evindeydi ve Joanne’i görmek istiyordu. Genç kız süt sağdığı ellerini önlüğüne silip saçını başına çeki düzen vererek saygıdeğer düklerinin biricik kız Nina Burke’in huzuruna varmak için Owen’ların evine girdi. Bay ve Bayan Owen Nina’yı büyük bir heyecan ve yalakalık karışımı bir ilgiyle konuk ederken Brian Leydinin tam karşısında ayakta duruyor ve onu çapkınca süzüyordu. Joanne’i görünce de bakışını hemen genç kıza çevirdi ve ona göz kırptı. Brian’ın göz kırpmasını fark eden Nina Joanne’i tepeden tırnağa süzdü. Genç kız telaşlı bir halde Nina’nın tam karşısına geçtiğinde reverans yapmayı unutup öylece durdu. “Joanne leydimizi derhal selamla” diyen bayan Owen genç kızı azarlarken Nina hemen araya girip elini önemsiz bir şeyi belirtir gibi salladı.“Ah önemli değil. Hizmetçilerin beni selamlaması o kadar mühim değil.” Bayan Owen da başını bilmiş bilmiş sallayıp ona katıldığını gösterdi. Elenor kapı arkasından bu manzarayı izlerken heyecanla titriyordu. Nina’nın Chris’in durumunu sormaması içinse içtenlikle dua etmeye başlamıştı. “Bana Lord Markham’ı kurtardığın söylendi” diye bir anda lafa girdi Nina. Owen’ların hepsi şaşkınlıkla bu cümleyi idrak etmeye çalışırken Nina devamını anlatması için Joanne’e talimat verdi. Genç kız da tüm olup biteni anlattı. “Ve Lord Markham seni ödüllendirdi” diyerek devamını getirdi Nina. Joanne bir kez daha baş sallarken Bayan Owen’ın düşmanca bakışlarına gark oldu. Kadın parayı onlardan gizledikleri için büyük bir suç işlemişler gibi bakıyordu. Joanne de ansızın sinirlendi ve kadının ağzının üstüne yırttık ayakkabısını atmamak için ona odaklanmaktan vazgeçip, ayakkabı yemeyi hak eden bir diğer kadına; Leydi Nina’ya döndü. “Bu davranışın babam tarafından takdirle karşılandı Joanne. Nişanlımın amcasını kurtarman bizim tarafımızdan da karşılıksız kalmayacak.” Nişanlı mı? Robert Markham’la mı! Bu tuhaf ve… Ve biraz rahatsız ediciydi. Joanne hislerini düşünmeyi bırakıp olayı analiz etti. Zengin, çapkın, serseri marki; ne de muhteşem bir evlilik yapıyordu böyle. Tam olarak birbirine uyan iki çekilmez insan Robert ve Nina’nın evliliği dünya üzerinde verilmiş en isabetli karar olacaktı. Ah kendisine ne oluyorsa? Onları ne diye tenkit ettiğini düşünürken yoğun bir metal sesi duydu. Bakışları aşağı kayınca Nina’nın ayakları dibine bir kese atmış olduğunu gördü. “Bu hizmetinin karşılığı” diyerek dalga geçercesine tek kaşını kaldırdı Leydi Nina Burke. Joanne o anda derin bir nefes aldı ve saçına bir kümes tavuk tüyü takmış, yüzü de yolunmuş kaz poposuna benzeyen Leydi’nin tüylerini tek tek yolmamak için dua etti. Eğilip keseyi almadığı gibi gururlu bir sesle “Teşekkür ederim Leydim. Bunu kabul edemem” dedi. “Sen bilirsin Joanne. Biz eli açık insanlarız. İhtiyacı olan herkesi gözetiriz” Bakışlarını iğrenir gibi ondan çekti. “Şimdi işine bakabilirsin. Seni ineklerinden alıkoymayayım.” Bayan Owen da şen bir kahkaha atıp Leydisine gülümserken Joanne sakin olmaya çalışarak odadan çıktı. Elenorla göz göze gelince dişlerini sıktı ve teyzesi ona sevecen bir gülüş atarken sakinleşti. “Teyzesinden başka kimsesi yok mu?” diyen Nina’yı ikisi de duymadan çıkmışlardı. “Bir de aklı noksan bir abisi var.” Bayan Owen bu önemsiz konuları sonlandırıp Nina’nın dibine çöktü ve ona ne kadar güzel olduğunu anlatırken Nina içten içe düşünüyordu: Demek deli bir ağabeyi vardı! Tüm gün boyunca Elenor ve Joanne Nina’nın geliş sebebini düşünüp bu konuda rahatsız olarak günü geçirdiler. Cambridge işinden haberdar olmadığına kanaat getirseler de içlerinin huzursuz olduğu da açıktı. Eğer Nina Robert ve amcasına Chris’ten bahsedecek olursa ihtiyaç duyulan çıkış yolları hakkında da plan yapmışlardı. Yine de verilen karardan dönülmeyecekti. Çünkü sonraki günlerde Brian birkaç haftalığına Londra’ya gideceğini ve Joanne yeni hediyeler alacağını söylemek amacıyla genç kızı mutfakta bir kez daha sıkıştırmıştı. İkinci günün sonunda genç kız hazırdı. Lord Markham’ın malikanesine gitmek için yol çıktı. Gitmeden önce Chris’in bir pantolonunun beli daraltılıp, paçası kısaltıldı. Kısaltılan şeylerden biri de Joanne o upuzun ipeksi saçlarıydı. Genç kız kalbi acıya acıya teyzesinin saçlarını kesişini izledi. Sonunda da gözyaşlarını akıtmayarak güçlü görünmeye çalıştı. Ancak ağlayan Elenor olunca o da artık pes etti ve iki kadın birbirlerine sarılıp ağladılar. Tüm bunlardan sonra eğer çabaları boşa çıkarsa Joanne önce Robert’a sonra Nina’ya dalmaya meyletti. Robert’in suçunun ne olduğunu ise umursamadı bile. O serserinin sıkı bir dayağı hak ettiğine nedense inancı tamdı! “Teyzem Joanne’i kel yapmış Kız kurusu ablam evde kalmış Peder Bailey bunamış Bayan Owen Brian’ı yumurtlamış” Chris’in manisi ortamın duygusallığını dağıtırken Joanne güçlü bir kahkaha attı. Chris kendisine çok iyi geliyordu ve ondan ayrılacağı için içten içe kahroluyordu. Bunu Elenor’a söylerken Elenor onu bir kuyumcu dikkatinde erkeğe çevirmekle meşguldü. Bütün fazlalıkları itinayla kumaşlarla sıkıştırılmış, kısacık erkeksi saçları, çilli suratıyla neredeyse yirmilerine başındaki bir delikanlıya dönüşmüştü. Öte yandan fena halde utanıyordu. Bu günahları için saatlerce günah çıkarması gerektiğini anladı. Peder Bailey Cambridge’den dönüşünü bekleyecekti artık. Ocaktaki birkaç kömürle de Elenor kızın kaşlarının üstünü çizip onları kalınlaştırdı ve ses provası yaptılar. Joanne sesini bir erkek gibi çıkarmaktan zorlanmadı. En azından teyzesi ikna olmuştu. Neticede ona göre yeğeninin sesi bütün köyün camlarını indirecek kadar kötüyü. Genç kız onun şaka yaptığını bildiği halde gücenmiş gibi yaptı ve teyzesi ona sarılırken erkek sesiyle bir âşık gibi teyzesinde sarkıntılık şakası yapmayı ihmal etmedi. “Tanrı aşkına Jo sapık bir kabadayı olmayacaksın. Üniversiteli bir hanım evladı olacaksın” diyen Elenor kızı payladı. “Prova yapıyorum teyzecim. Güzel bir kadın görünce….” “Ona kibarca soracaksın. Bir üniversiteli böyle olur… Keşke tüm erkekler bu kadar kibar olsa!” Ertesi güne tamamen uykusuz bir halde uyanıp Chris’e Kilise tarafından doğumunda verilen belgeyi aldı ve yola çıktı. Owenlara görünmemek için bahçedeki çitten atlayıp duvarın dibinden tıpkı bir hırsız gibi kayarken köy meydanındaki arabaya atladı. Herkes bu yabancı genç adamın kim olduğunu merak ediyordu. Yaşlı bir adam Joanne’e adını sorunca genç kız “Joan…” diye atılacakken hemen ardından “John, Ben John. Evet evet ben John” dedi kalın sesiyle. “Boraya ış bakmaya geldım” diye konuşup saçma sapan bir İrlanda aksanı yapmayı çalıştı. Yaşlı köylüler onun bu garip aksanına şüpheyle bakarken Joanne kovulmak daha kötüsü askerlere teslim edilmemek için dua etmeye başlamıştı. Heyecandan ve korkudan yığılıp kalacaktı. İki saat yol gittikten sonra Joanne malikaneye en yakın noktada indi. Arabadakilere herhangi bir açıklama yapmayarak uzakta kuleleri görünen şato gibi devasa yapıyı heyecanla seyretti. Hazır değildi ve asla olmayacaktı. Kalbi göğsünden taşarken büyük bahçeden girdi ve birkaç uşağa Lordun kendisini beklediğini söyledi. “Christian Leeves geldı deyın” diyerek ağır aksanını yeniden devreye sokarken bu aksanla ancak bir aptal gibi göründüğünü fark edip aksanını Londra’ya doğru kaydırdı. Ah Holmfirth köyünde Londra aksanını nasıl öğrendiğini soracak değildi ya sevgili dükü. İçeriye davet edildikten sonra bekleme salonuna geçti. Bu sırada geniş kapılardan koridorda yürüyen Robert’ı fark etti. Genç adam uşaklardan birini azarlıyordu ve Joanne’i gördüğü halde hiç ilgilenmedi. Genç kız nedense hayal kırıklığı içinde ona yeniden baktı! Ne bekliyordu ki! Misafir odasında dikilen bir köylü delikanlısına odaklanmasını mı! Kadınken bile onun ilgisini çekmemişti ki… Üstelik onlar birbirlerinden nefret ediyorlardı değil mi? Birkaç dakika ayakta dikilirken Robert ansızın içeriye girdi. Joanne’i soluksuz bırakacak bir heyecanı da beraberinde getirmişti. Genç kız bu yakışıklı adama bakarken kendi erkek halinin ne kadar da tipsiz olduğunu düşünüyordu. Eğer erkek olsaydı hayat boyu bir kızla birlikte olacak şansı bulamazdı. “Sen misin O?” diye soran genç adam şüpheli gözlerle Joanne’i süzmeye başladı. “Ah evet efendim” diyen Joanne kibarlıktan kırılan sesini duyunca dondu kaldı. Kibar bir leydi gibi konuşmuştu. Sonra kusurunu örtmek isterken heyecanla bağırdı “Doğru bildiniz ben Chris Leeves Efendım” dedi. Tanrı yardımcı olsun! Joanne erkek gibi konuşma işini kıvıramıyordu ve lanet marki de kendisine suçunu ispatlamak üzere olan bir savcı gibi gözünü dikmişti. Teyzesiyle ses provasını derinleştirmeliydi. Ah madem sesinde erkeksilik yoktu belki birkaç erkek hareketi yaparak Robert’in bu şüpheci bakışını silebilirdi. Joanne o an aklına gelen tek erkek hareketini yaptı. Elini kasıklarına götürdü ve bacak arasındaki o olmayan şeyi düzeltir gibi yapıp bacaklarını ayırdı. Robert tamamen şoke olmuş halde onu izliyordu. Chris denen lanet herifin görgüden nasibini almadığı belliydi. Robert dehşetle ona baktı ve kendi kendine söylendi. “Bu adam dağdan inmiş” derken ansızın o gözleri fark etti. Şaşırtıcı derecede ablasının gözlerine benziyordu. Hatta birebir aynıydı. Chris de korku ya da heyecana kapılırken o gururlu kız gibi gözlerini kırpıştırıyordu. Robert içinden engelleyemediği dürtüyle sordu: “Joanne, yani ablan, o gelmedi mi?” Genç kız ismini duymanın heyecanına yenilmedi ve kendini toparlayarak “A-ablam köyde kaldı” dedi. Robert’in kendisini niçin sorduğunu sonrada düşünecekti. Şu an buna kafa yoramayacak kadar tedirgindi. Robert da Chris’in cevabından hoşnut değilmiş gibi kaşlarını çattı. Köyde olduğunu elbette biliyordu ama niçin gelmediğini sormuştu aslında. Oysa Ağabeyi olacak şu tuhaf adam bunu açıklayacak gibi durmuyordu. Genç adam kendi kendine bunun tamamen meraktan olduğunu fısıldayıp Chris’e Joanne’nin niçin gelmediğini soracaktı ki uşak hızla içeriye girdi. “Lord Markham geliyorlar!” “Demek geldin seni dahi çocuk” diyerek salona giriş yapan yaşlı adam heybetiyle Joanne’i nefessiz bıraktı. Robert kadar uzun olmasa da Lord Markham’ın oturmuş ve üzerine yakışan bir otoritesi vardı. Robert ise daha çok içmeye gidilecek bir adam, kadınlar hakkında tüyo verebilecek bir uzman, dünyanın kuytusun bilen bir gezgin imajı çiziyordu. Yine de Joanne yaşlı adamın yanında daha çok rahat ediyordu. “Geldim efendim.” Diyen Joanne bu sefer erkek gibi davranmakta kendine başarılı bir not verdi. Yaşlı adam ona okul ve eğitim hakkında sorular sordu. Birkaç tane de tarih, klasik edebiyat ve coğrafya sorusu sordu. Joanne bu genel bilgileri teyzesinin manastırdan getirdiği kitaplardan hatırladıklarıyla cevapladı. Yaşlı adam onun zekasını test etmek için birkaç matematik sorusu da sordu. Joanne bunları hepsini sadece mantığını kullanarak cevaplamıştı. Zaten uyanık bir kızdı. Mantık kurma konusunda hep iyiydi. Geçim derdi nedeniyle de ekonomiden anlıyordu. Yaşlı adam onun Cambridge’e gitmesine ikna olmuştu, en azından birkaç ay için şans vermeye hazırdı. Büyük bir dehanın Batı İngiltere’nin ücra bir köyünde yok olup gitmesini istemiyordu. Öte yandan Joanne de kendi zekasına kendisi şaşırmışrı. Tanrı bu gönülsüz kuluna nihayet yardım etmiş ve onu ışık dolu bir kapı açmıştı. Genç kız verdiği cevabın yaşlı adamın yüzündeki yansımasıyla heyecanlanıp adamın yeni sorular sormasını istedi. Ancak yaşlı dük önceden ikna olduğu için bu sözlü sınavı da orada bitirdi. “Bir ay sonra Eylül’ün 15’inde Cambridge Kampüsünde ol Chris. Okula kaydın yapılmış olacak” diyen dük Reynold Markham, salondan çıkarken Joanne yerinde duramıyordu. Eğer Robert denen şu kibir abidesi karşısında olmasa çığlık bile atabilirdi. Niye bu kadar sevindiğini ayırt edemese de yaşayacağı sıra dışı deneyime heyecanlanarak Robert’tan izin isteyip çıktı. Northernwood’a en yakın kasabaya dek yürüdü. Nasılsa bir erkekti ve kızların ıssız yollarda başına gelebilecek kötülüklerden korkmayarak Chris’in Nina’ya yazdığı şarkıyı söyledi. “Geldi evimize leydi Nina O koca popolu bir lahana Elenor dedi ki evde kalacaksın Bu da Tanrı’dan sana bir ceza” diyen genç kız kelebek gibi sekip köydeki ilk arabayla yeniden evlerine geçtiğinde saat gece yarısına geliyordu. “Elenor ben gerçekten dâhiymişim” Kimseye görünmeden kulübelerine girip heyecanla bağırmıştı. “Ah Jo gittiğinden beri dua ediyorum. Nasıl geçti hemen anlat?” Joanne Elenor’a genç kız her şeyi olduğunu gibi anlatıp böbürlenmeyi de ihmal etmedi. “Ahh Elenor ben erkek olarak doğsaydım şimdi sizi malikanelerde yaşatıyor olurdum” İpin ucunu kaçırıp kendine övgüler sıralarken Elenor elindeki bez parçasıyla onun kaşlarını siliyordu. “Eğer sen erkek olsaydın Joanne şimdiye yirmi tane gayri meşru çocuğun olurdu. Tanrı bizi korumuş.” Gülüşmeleri Chris’i uyandırana kadar devam etti. O gece ikisi de çok mutluydu. Bir ay nispeten olaysız geçerken Joanne gitmek için değil günleri, saatleri saymaya başlamıştı. Brian’ın hareketleri olmasa da terbiyesiz sözleri ve fantezilerini yazdığı mektuplar Joanne’i katil etmek üzereydi. Genç kız zamanın dolmasını hem heyecanla hem hüzünle beklerken eylül ayı da gelip çatmıştı. “Bu içliği de giy tatlım. Yollar soğuk olur. Artık Sonbahardayız” diyen teyzesi Chris’in iki çift yün içliğinden birini zorla genç kıza giydirdi. Birkaç saat sonra Onlara sadece 2 ay sonra döneceğini söyleyip gitmek için evden çıktı. Owen’lara Joanne’nin Bristol’deki bir akrabasına gittiğini söylemişlerdi. Patronlar bundan hiç hoşnut olmamış olsalar da ödeyecekleri para azaldığı için sevinmişlerdi de. Tüm işler ise Elenor’a yüklenmişti. Nihayetinde Joanne ve Elenor gözleri dolu dolu ayrılmışlardı. Genç kız köyden çıkarken aklı darmadağınıktı. Nasıl olacağını, ne olacağını bilmiyordu ve başına geleceklere karşı yine de cesurdu. Hem şu an kendisini ölümüne rahatsız eden şu içlikten çektiğini dünyada hiçbir şeyden çekmemişti. Bunu düşünmek bile diğer tüm kaygılarını önemsiz kılıyordu. Londra’da inip Cambridge şehrine giden yeni bir araba bulmak için erkek kılığında içindeki küçük iğnelerden kıvırta kıvırta yürüyordu. En sonunda dayanamadığında derhal bir binaya girip kuytu bir köşede yanında her ihtimale karşı getirdiği kendi kadın kıyafetlerini giydi. Onu kimse görmediği için mutluydu ve Cambridge’e vardığında bir handa yeniden erkek kılığına girecekti. Londra sokaklarından arabaların olduğu semte doğru yürürken bir anda omzunda bir el hisseti. Bu güçlü el onu omzundan çekip kendisine çevirdi. Joanne gördüğüyle nefesini kesilmişe dönerken yüzünün rengi de hızla sarıya dönmüştü. Yoksa onu görmüş müydü? “Joanne sen…” diyen Robert kıza çatılmış kaşlarıyla bakıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE