BÖLÜM 4
Dudakları birbirine kenetlenen bir erkek bir kadın. Biri aristokrasi basamağının tepesinde bir adam diğeri bir sınıfa bile dahil olamayan sıradan bir çalışan.
Joanne ve Robert’in birbirine dokunan dudakları gibi birbirlerine sarılmış elleri de büyük bir rezalet için tek başına yeterliydi. Kızın ılık, yumuşak dudaklarını ansızın hisseden Robert sonsuza kadar bu anın tadını çıkarmak istediyse de kızı hemen kendinden uzaklaştırmak için omuzlarına yöneldi. Ondan çok daha hızlı olan Joanne çoktan uzağa kaçabilmişti.
Genç kız abartılı bir hareketle elinin tüm üstüyle dudaklarını silip adama nefret eden gözlerle baktı. “Sen, sen.. Ne cüretle bana dokunursun?” diye bağırdı.
“Beni tutkuyla kendine çeken sendin güzelim.” Robert kıza alaycı bir gülüşle cevap verdi.
“Tanrım! Senin hayatını kurtardım. Aşağı uçuyordun?”
“Önce beni öldürmeye çalışıp sonra hayatımı kurtarman çok erdemli”
Genç kız ellerini beline dayayarak adama inanmaz gözlerle bakarken, neşeli görünen Robert’in aksine oldukça sinirliydi.
“Bana dilenciymişim gibi davrandın ben de sana haddini bildirdim. Çok acımış olmalı.” Bakışlarını adamın dizine götürdü.
Robert ansızın kıza yaklaştı ve tam önünde durup ona uzun boyuyla tepeden baktı… “Bana hayran hayran bakmayı kesmezsen hakkında dedikodular çıkacak.”
Joanne kıpkırmızı kesildi. Tam bu sırada birkaç meraklı bakış onlara çevrildi. Leydi Berrington’un bir süre önce rahatsızlanarak balodan erken ayrılmasını konuşan insanlar Robert ve Joanne’in durumunu fark edememişlerdi neyse ki. Yine de tüm soylu sınıfının dedikodu kazanını karıştıran kıdemli hanımlardan Dul bir Düşes olan Vivian Barrel, Robert’in yanına geldi. “Lordum yoksa bu hizmetçi kız sizi rahatsız mı etti?”
Robert kadının detayları görmediğini anlayıp derin bir nefes verdi. Hizmetçileri köşelerde sıkıştıracak kadar alçalmış bir çapkın olarak görülmek istemezdi doğrusu.
“Hayır leydim, hanımefendi bana ne içmek istediğimi sordu sadece. Ben de bir kadeh ımmm, Rodijvak Şarabı isteyince ne yazık ki o şarabın bulunmadığını izah ediyordu. Sanırım ikna olmam biraz uzun sürdü… Böyle bir hazine nasıl olur da bulunmaz.”
Kadının inandığını umarak derin bir nefes bıraktı. Zavallı kadın Robert’a hayranlıkla bakarken bahsettiği şarabı da merak etmişti. “Rodijvak şarabı mı? Doğrusu hiç duymamıştım. Bu da sizin üstün zevklerinizden biri mi?”
“Saygıdeğer leydim. Bu şarap Rusya dağlarında özel olarak üretiliyor. Sanırım İngiltere’de bulunmasını beklemek benim hatamdı” diyerek az önce uydurduğu şarabın uzun tarihçesini anlatmaya girişti.
Joanne ise kıpırtısız ikisini izliyordu. Robert’i paylamak hatta mümkünse suratına şöyle güçlü bir tokat indirmek isterken adamın hiçbir şey olmamış gibi diğer kadına kur yapmasını şaşkınlıkla izledi. Sanki o anda kendisi dünyadan silinmişti. Öyle ki ikisi Joanne’i tamamen unutarak koyu bir sohbete dalmışlardı. Joanne’i fark eden Robert genç leydi sözünü bitirir bitirmez ona dönerek konuştu: “Leydi Barrel’e bir kadeh şeri, bana da viski getirsen de işimi görür. O kadar korkma seni Rusya’ya gönderecek değilim.”
Öfkeden gözünden ateşler çıkacak gibi duran Joanne’e neşeyle baktı. Dul düşes kıkır kıkır gülüp Joanne’i tepeden süzerken Robert da genç kızın içindeki öfke ateşine beş yıl yetecek kadar odun atmıştı!
Joanne bu ukala adama haddini bildiremediği için sinirli, içinde kalanları sayıp dökemediği için gururu kırılmış halde çaresizce başını salladı ve içeriye yöneldi. Büyük salonunun kapısından geçip boş kadehleri toplamak isterken sıcak bir temasla kolundan tutuldu.
“Az önce ne oldu tatlım? Robert ile öpüşmüşsün” diyen Leydi Susie Kingsley genç kıza şaşkın bakışlarla baktı. Lisa’nın baygınlığı için mutfaktakilere şifalı bir karışım hazırlamalarını söylerken eski bir dostu Susie Kingsley’e çapkın markinin bir hizmetçiyle balkon köşelerinde olaylı öpüşmesini fısıldamıştı. Bu leydi uzun zamandır dul olan sosyetenin sivri dilli, yaşlı ve tatlı baş belasıydı.
“Leydim siz, siz nereden duydunuz?” diyen genç kız Leydi Susie’den gözlerini kaçırıp utançla başını yere eğdi. Dedikoduların yayılma hızına şaşırmaya bile zaman bulamıyordu. Yaşadığı aşağılanma gözlerine çoktan birkaç damla yaş biriktirmişti.
“Benim her yerde kulağım vardır tatlım. Robert çok iyi biridir ancak onun kadınlarla düşündüğü tek şeyin ne olduğu tahmin edersin. Vefasız bir âşıktır. Dikkatli ol” diyerek Joanne’i tatlı sert uyaran yaşlı kadın kızı başka bir köşeye çekti.
Joanne’in yanaklarından süzülen birkaç damlayı görünce de kızın elini tutup, teselli verir gibi sıktı… “Ah tatlım! Sakın bana o adama kapıldığını söyleme.. Siz başka dünyaların, yani o adam bir marki…” diyerek kıza sosyal konumunu hatırlatan Susie bunu sade genç kızı boş heveslere kapılmaması için yapmıştı ama Joanne heyecanla atıldı: “Hayır leydim, asla.. Ona kapılmak mı? Tanrı beni işleyeceğim o büyük günahtan ve onun cezasından korusun. Böylesi bir ceza için tüm İngiltere’nin yarısını katletmiş olmam gerekir” diyerek telaşla açıklamaya girişen genç kızın cevabına hafif bir kahkahayla güldü yaşlı kadın.
“Ben sadece… Yani O öpüşme bir kazaydı…”
Buna öpüşme demek bile kalbindeki gür bir ağacı büyük bir fırtınaya tutmuşçasına sallandırmaya yetmişti. İçindeki heyecan ansızın ayaklanırken genç kız kalbinin sıkıştığını hissetmişti. Bunun sebebini ise Yetişkin bir erkekle ilk kez bu kadar yakınlaşması olarak görüyordu. Kaderin oyununa bakın ki yakınlaştığı bu adam birkaç günden beri başından eksik olmayan felaketlerin sorumlusu Robert Markham denen serseriden başkası değildi.
“Öyle diyorsan sana inanıyorum tatlım. Sen de çok yoruldun. İstersen evine geçebilirsin. Ya da Bay Stone’a söyle sana bir oda versin. Yarın dinlenince gidersin.”
“Hayır hayır şimdi, hemen gitmeyi tercih ederim leydim” Joanne kadına sımsıcak gülümsedi. Bu kadını iyi tanımıyordu. Sadece sivri dilinin şöhretini duymuştu. Bu kadar anlayışlı olduğunu tahmin edemezdi.
Neyse ki köyleri çok da uzak değildi. Burke’lerin arazisi ile Berrington’ların toprakları birbirlerinden Chelker gölüyle ayrılmışlardı. Gölün iki tarafından uzanan geniş düzlükler sarsılmaz kudreti ile İngiltere’nin en büyük iki düklüğüne aitti.
Leydi Susie Joanne’nin ayrılma isteğine derhal bir araba hazırlatıp karşılık verirken genç kız Lisa’yı bir kez göremediği için üzgün olarak ayrıldı malikaneden. Aklında ilk öpücüğü, fiyaskoya dönüşen gecesi, aristokrasiye olan alerjisi vardı. Ah teyzesini nasıl unutabilmişti ki! Elenor’a tüm bu olup biteni anlatınca manastır tehdidini gerçekleştireceğinden artık şüphesi yoktu. Belki de haklıydı teyzesi. Bir manastıra kapanıp kendini dine adayarak herkese faydalı olabilirdi. İlk öpücüğün tadını aldıktan sonra Tanrı yardımcı olsun ki buna hiç de gönüllü olmayacaktı.
***
Robert gecenin kalanında Joanne’i hiç görmedi. Kızın o hafif, tüy gibi temasa olan kızgınlığını hatırladıkça gülüyordu içten içe. Ne kadar tecrübesiz olduğunu Robert gibi kıdemli bir çapkın elbette fark etmişti. Muhtemeldir ki kızcağız şimdi eliyle dudaklarını yokluyor ve gözlerini kapatıp tatlı hayallere kapılıyordu. Onun beyaz atlı prensi olmak istemezdi! Tanrı korusun…
Balkondan Leydi Vivian ile ayrıldığı sırada Nina Burke ve babası olan dükü kendi amcasının yanında görünce keyifle onlara doğru yürüdü. İşte genç ve güzel kız tanımına enfes uyan ve evindeki bembeyaz çarşaflara mükemmel yakışacak olan bir kız! Bu özelliklerin şu an ki tek ve en güçlü adayı Nina tam karşısındaydı.
Limon kabuğu rengindeki cüretkar elbisesinin derin dekoltesini fark etmemek mümkün değildi. Kız güzeldi, şahaneydi… Ne var ki tutkulu değildi. Mermerden güzel bir heykeldi. Robert bunu dert etmeyecekti.
“Leydim” diyerek önce genç kızın eline sıcak bir öpücük kondurdu ardından amcası ve düke selam verdi.
“Robert nerelerdeydin?” Sert hatlı yüzü, dimdik duruşuyla amcası korkutucu biriydi. Bakışları da Robert’a ikaz niteliğinde, sertti. Onun yine kuytuluklarda genç leydilerle bir skandala yol açmasına bu gece müsaade etmeyecekti. Sorumsuz yeğenini Avrupa’da olduğu süre boyunca özlemiş olsa bile onunla sezonda boy göstermeden evvel bir skandal çıkarmaması üzerine anlaşmışlardı. Şimdi de esrarengiz şekilde ortadan kaybolması fazlaca şüpheliydi.
“Lord Widstrack ile yeni yatırımlar üzerine konuşuyorduk” diyerek küçük bir yalan söyleyen Robert amcasına kararlı gözlerle baktı.
Adam ikna olmuş görünmese de bu tavrını sürdürmedi. Bu sırada başlayan Clementi’den piyano konçertosuyla Robert genç leydiye dönüp dans teklif etti. Leydi Nina Burke Robert’in teklifine atılıp genç adamın kendisini dans pistine götürmesine müsaade etti.
Genç adamın güçlü kolları arasına girince gözlerini utangaçça kaçırdı. Bu bir taktikti. Tüm erkekler üzerinde işe yarardı. Biraz da alıngan görünmek isteyen genç kız üzgün sesiyle konuştu. “Lordum gözden uzakta ne yaptığınızı merak etmedim değil! Açıkçası buraya sizin için gelen biri olarak tüm dans tekliflerini varlığınızı düşünerek reddettim. Doğrusu Lord Widstrack ile olmadığınıza emin gibiyim. Hatta bazı dedikodular, hizmetçi kızlarla olan…”
Robert kızın belinden tutup kendine çekti. “Şu an leydim, güzelliğinizden başka hiçbir şey hakkında konuşmak istemiyorum…” diyen Robert kıza çapkınca gülümserken Nina’nın yelkenleri suya inmekle kalmamış derinlere doğru açılmıştı bile.
“Ah siz tam bir büyücüsünüz. Bu sözlerinizle masum, saf bir kızı nasıl kandıracağınızı çok iyi biliyorsunuz.”
“Saf ve masum mu? Elinde olsa şu salonun ortasında benim olacaksın,” diyen Robert içten içe söylediği bu cümleyle hayli keyiflendi. Doğrusu Nine utangaç görünmeye çalışsa da ve oldukça soğuk bir mizaca sahip olsa da Robert’ı sonsuza kadar hükmüne almak istediği açıktı. Genç adam da bunu biliyordu. “Sadece sizi kandırmak istiyorum,” dedi tatlı, ayartıcı sesiyle.
“Neden malikanemizi ziyaret etmiyorsunuz. Babamla da hususi olarak tanışırsınız” diyerek sözlerini devam ettirdi genç leydi.
Robert sonunda onun niyetini anlamıştı. Resmi olarak tanışan aileler, evleri ziyaret edilen kayınpeder adayları, tanışma planları kuran bekar bir leydi! Genç adam kadının nikah pençesini üzerinde hissedince buz gibi olurken kızdan kendini biraz çekti. Evlilik için bu tür alttan planlara alışkandı ve neyse ki son derece başarılı geri savuşturmalarla tehlikeleri bertaraf edecek yetenekleri mevcuttu.
“Elbette leydim. Bundan onur duyarım. Yalnız önümüzdeki bir hafta oyunca amcamla arazilerin yeni düzenlemesi için kırsalda olacağım” diyerek ne kadar önemli bir iş yaptığını belirtir gibi detaylı bir de mali rapor verdi. Ailesine özgü akademik zekâ ve Cambridge’de gördüğü uzun süreli eğitim nedeniyle ekonomide çok iyiydi. Tabii harcama konusu asıl uzmanlık alanıydı. Amcası yeğeninin mali konulara olan yatkınlığından dolayı öldükten sonra serveti hakkında endişelenmeyi bırakmıştı. Bir de yaşarken bu endişeyi bırakabilse Robert mükemmel bir halef olacaktı ancak adamın düklükte gözü yoktu. Eninde sonunda bundan kaçışı yoktu.
Nina’yı ikna edip salondaki koltuklara yönelirken Susie Kingsley de amcasıyla uzak bir köşede baş başa konuşuyorlardı. Şu tatlı kadın, Susie Kingsley’i Robert da sevmişti ancak ikisinin konuşmalarından kuşkulanmaktan da kendini alamadı. Nitekim Nina’yla ayakta dikilip genç kıza komplimanlar yaparken amcası hışımla gelip ikisinin yanında durdu.
“Leydi Burke, nazik davetiniz için teşekkürler. Hafta sonu ben ve yeğenim Robert burada olacağız,” dedi ardından yaşlı adam.
Nina memnun bir gülüşle adama teşekkür ettikten sonra Robert’in bahanesinin tamamen yalan olduğunu anladı. Bu çapkın adam evlilikten kaçabileceğini, kendisiyle gönül eğlendirebileceğini sanıyordu ama belli ki Nina’yı tanımıyordu. İki adamın yanında ayrılırken de haberi arkadaşlarına vermek ve muhtemel çok yakındaki nişanlarının duyurusunu yapmak üzere keyifle gülümsedi.
“Amca sen ne dediğinin farkında mısın? Nina’nın davetini nasıl kabul edersin? Görmüyor musun evlilik planları kuruyor!” Robert sözlerinin keskinliğinden bir an pişman olsa da geri durmadı. Amcasının bu evliliğe giden yoldaki taşları dizmesini istemiyordu.
“Elbette farkındayım evlat. Tam da bu sebeple daveti kabul ettim. Nereye kadar oradan oraya sürükleneceksin! Artık evinde oturup Leydi Nina’nın kocası, Northernwood dükü olacaksın! Ve sana bir uyarı daha.. Hizmetçi kızlardan uzak dur. Onların birinin kapıma gayrimeşru çocuğuyla dayanmasına müsaade etmeyeceğim” Son sözü söylemiş olduğunu gösterircesine kaskatıydı. Robert’a kendini savunma fırsatı bırakmadan çekip gitti.
Lanet olsun! Robert tam anlamıyla küplere binmişti. O aptal Joanne denen kız yüzünden bunlar başına gelmişti ve kahretsin ki kaçışı yoktu… O an Susie Kingsley’in amcasının kanına girdiğini anladı. O yaşlı bunağın ne haddine işlerine karıştığını merak etse de susup kaldı ve geceyi orada noktalayıp malikaneden ayrıldı.
Aslında Robert yanılmıyordu. Tüm bu organizasyonu sağlayan Susie Hala’dan başkası değildi. Yakın bir tanıdığı olan Roland Simon Markham’ı yeğeni konusunda uyarmıştı. Bunu sırf hizmetçi kız Joanne’nin iyiliği için yapmış olsa bile Robert’in evine bağlı saygın bir dük olmasını o da istemişti. Neticede de genç adam saygın parlamenter Bay Burke’ün saygıdeğer kızıyla güzel bir evlilik yapabilirdi!
Joanne arabacının kendisini kapının önüne kadar bırakmasına büyük bir minnetle teşekkür edip içeriye geçti. Teyzesi Elenor küçük kulübenin loş ışığında Chris’in saçlarını makasla düzeltiyordu. Genç kızı karşısında görünce de hayli şaşırdı.
“Yine mi kovuldun Jo. Bu saatte ne işin var” diyen kadın bunu ciddi bir sesle söylememişti ama Joanne’i gücendirmişti.
“Tabii işe yaramaz beceriksiz yeğeninden kovulmaktan başkasını beklemek hata olur değil mi?” Joanne bezgince yatağına oturdu ve dışarıdaki ay ışığını seyre koyuldu.
Chris şarkısıyla onun yalnızlığına eşlik etti.
“Tembel ay ışığı
Joanne’nin kirli kaşığı
Benim aptal ablam
Bulamadı zengin bir aşığı”
Zengin aşık kısmını da Joanne birkaç kez içinden tekrarlamıştı. Pislik serseri Robert’in öpücüğü ve alaycı bakışlarını aklından çıkaramadığı için kendine lanetler yağdırırken teyzesi koluna hafifçe dokundu.
“Tatlım sen iyi misin?” Chris’in saçlarıyla işini bitirip kızın yanına gelmişti.
“İyiyim Elenor. Ben iyiyim de sanırım dünya kötü. Herkes, her şey bana karşı gibi.” Kırık bir kalbi vardı. Neden kırıldığını çok bilmese de o soylu sınıfının yeni eğlencesi olduğu düşünüp daha da istekle ağlamaya başladı. Şimdi herkes yakışıklı markinin eğlencesi olan hizmetçi kızı konuşuyor olmalıydı.
“Bana ne olduğunu anlatmayacak mısın?” Kızın başını göğsüne alıp sıkıca sararken saçlarına bir öpücük kondurdu.
Joanne omuz silkip sadece gergin olduğunu söylemekle yetindi. Bir süre sonra da teyzesinin kollarında uykuya daldı. Belki de Brian’ın karısı olmalıydı. Owenların bu yürüyen armudunu katlanmak yaşadığı aşağılanmalardan daha hafif kalır mıydı bilemiyordu tabii. Uyumadan önce düşündüğü şey Robert’in yakışıklı yüzü, Brian’ın metresi olma fikri, bir malikanede yaşadıkları hayaliydi. Karmakarışık bir halde huzurla rüyalara daldı.
İki gün boyunca da, hafta sonuna kadar Chris’in tembel ay ışığı isimli şarkısının başrolü oldu. Teyzesi ve kardeşine zaman ayırıp göl kenarında küçük bir piknik bile yaptılar. Joanne Robert’i ve onun öpücüğe pek de benzemeyen öpücüğünü unutamasa da kalbine çöken utanç hepten yok olmuştu. Bir daha balolarda hizmet etmek mi! Ah bunu yapacak kadar delirmeyeceğine inancı tamdı…
Pazar günü öğleden sonra da Bayan Owen’in özel olarak Burke ailesi için ürettiği peynirleri Malikaneye götürmek için sepeti koluna takıp köyden çıktı. İyiden iyiye keyifliydi. Diline Chris’in şarkısı dolanmıştı ve temiz havayı zevkle içine çekerken Chelker gölü kıyısına da varmıştı. Uzakta birkaç ördek tembelce gölde yüzüyordu. Bir süre göle ayaklarını sokup serinledi ve uzaklarda görünen şatoyu seyretti. Ardından yeniden sepetinde yöneldi ve keyifle gülümserken bir anda gelen sesle yerinde çakılı kaldı.
Biri “İmdaaat” diye mi bağırmıştı?