DÖRDÜNCÜ GÜN

1593 Kelimeler
DALYA Çığlık sesi miydi o? Yanlış duymamıştım öyle değil mi? Koştur koştur hızlıca aşağıya inmiştim hatta atlama atlamıştım merdivenleri de denebilir ses bizim odadan geliyordu korkuyla odadan içeriye daldığımda gördüklerimde rahat bir nefes almıştım. Elim göğsümün üzerine giderken derin derin nefesler almaya başladım. Alaca kabus görmüştü ve uykusundan çığlık atarak kalkmış Ayaza sarılmıştı bende hızlıca yanına geldiğimde kollarımı bedenine sarmıştım Ayazla birlikte ona sarıldığımızda kafamı omzuna yasladım. Ağlarken biraz kendine gelmişti geri çekildiğinde eliyle gözlerini sildi ve hafifçe gülümsedi bakışları bana döndüğünde kaşları çatılmıştı. “Sen uyumadın mı?”diye mırıldandığında kafamı olumsuzca salladım ve derince iç çektim onlara anlatmam gerekenler vardı. “Aslında uyumamamın bir sebebi var size bir şeyler anlatmak aslında ben bir şeyler öğrendim anlatacağım şeylerden sonra aklımı kaçırmış olabileceğimi düşünebilirsiniz ama doğru olan bu. Hani biz bir tahta bulmuştuk ruh çağırma tahtası fincan vs alıp oynamaya başlamıştık ve fincan kendi kendine hareket etmişti bizde birimiz alay ediyoruz sanmıştık aslında kimse alay etmiyordu bizimle gerçekten iletişime geçen bir ruh vardı. Biliyorum kulağa aşırı saçma geliyor şuan ama doğru olan bu ben sizden sonra tek başıma bodruma inip tekrar denedim tek başıma o konuştuğumuz ruhu çağırdım üstelik o ruh Cake falan da değildi sadece Sindy ile aramızı bozmak için Cake olduğunu ima etmişti aslında yüz yıl önce katledilmiş bir cadının ta kendisiydi. Bu otel yaklaşık yüz yıllık bir mimariye sahip oldukça eski bir yer buda neden eski olduğunu açıklıyor yüz yıl önceden kalmış sadece restorasyonla ayakta duran tarihi bir mimari bir cadının evi bir cadı ailesinin evi! Bana deliymişim gibi bakmayın lütfen ben doğruyu söylüyorum yemin ederim lütfen bana öyle bakma Ayaz senin de bizim yaşadıklarımızı yaşadığını biliyorum aynı şeyler sana da oluyor ve bunlar normal şeyler değil bunlar doğa üstü şeyler ister fantastik de ister paranormal de ama gerçek bundan ibaret. Onu gördüm aslında daha önce de yüzü gözümün önüne gelmişti hani sana anlatacaktım ama vakit yoktu ya Alaca bir şeyler konuşmaya çalışmıştım o zaman. Bodruma ilk indiğimde bu kolyeyi buldum sonra benimde burnum kanamaya başladı bir kan damlası bu kolyenin üzerine düştüğünde dehşet dolu kareler gözümün önüne gelmişti o cadının yüzü de geldi gözümün önüne.  Aynı cadıyı yine gördüm ruh tahtasında tam karşımda oturdu ve bizden ne istediğini söyledi. Yüz yıl önce onu ve ailesini katleden köylülerin kanından geliyormuşuz hiç birimizin burada oluşu tesadüf eseri değilmiş hepimizin büyük büyük dedeleri onların ölümünden mesulmuş oda şeytanla bir anlaşma yapmış kendi canını ona verip ruhunun buradaki özgürlüğünü kazanmış karşılığında da buraya gelen insanları şeytana kurban ediyormuş. İçimizden birisinin katil olacağını ve herkesi öldüreceğini söyledi kırk gün boyunca hayatta kalmamız gerekiyormuş kırkıncı günün sonunda dışarıdaki kapı bu kolye sayesinde açılacakmış ama o kırkıncı güne kadar bizi öldürmek isteyen eli kanlı bir katil otelin içinde dolaşacakmış. Katil kendinin farkında değil ve bence o bende sende hatta herkes olabilir kim olacağını bulmalıyı bu çok tehlikeli olacak tek bir gözden kaçırış hepimizin ölümüne sebep olabilir şuan on üç kişi kalmış durumdayız giderek azalacağız kırk günden sadece dört gün eksildi ve şimdiden iki kişi öldü.”diye sızlandığımda bana dehşetle bakmaya başlamışlardı Alaca sinir bozukluğuyla kahkaha atarak gülüyordu ki göz devirdim bana bu kadar kolay inanmasını beklemiyordum zaten. “Güzel şaka Dalya bende bir şey anlatacaksın sanıyorum saçmalama istersen aptal bir oyundu sadece bütün bunları nasıl bir anda kurguladın sana inanamıyorum!”diye sitem ettiğinde göz devirmiştim ama Ayaz bana inanmıştı. “Bence doğru söylüyor neden böyle bir şeyin dalgasını geçsin ki üstelik iki kişinin cesedi çıkmışken bence o haklı bu otelde paranormel şeyler dönüyor.”diye bana hak verdiğinde teşekkür edercesine gülümsedim. “Buna gerçekten inanıyor musun Ayaz? Cidden inanıyorsun Cake uyuşturucu yüzünden öldü o çocuk ise intihar etti bunu kavrayamayacak kadar aptallaştınız mı? Bunların hepsi kötü bir tesadüf bu kadar abartıya gerek yok.”diye sızlandı tabi bütün bunlar olurken yanımda değildin Alaca yoksa senin nasıl üç buçuk attığını görürdüm. Deli kız bana inanma sen katiller gelip seni deşsin ben o zaman görürüm seni ama hayır ben dayanamam Alacama bir şey olursa. “Ya yemin ederim uydurmuyorum Alaca söyle o halde anneni görüp duyuyorsun? Annenin kabuslarını görüyorsun öyle değil mi? Annenin sesini duyuyorsun bunlar paranormal değil de ne? Kafayı mı yedin yani görmüyor musun korkularımızdan beslenip bizi zayıflatıyorlar bizi avlamak için bizi zayıflatıyorlar eğer avlayamayacakları kadar güçlüysek hala bizim için bir katil yolluyorlar.” “Bu kadarı da fazla canım eminim mantıklı bir açıklaması vardır bu kadar abartmayın yani ahh mantıklı bir açıklaması falan yok öyle değil mi? Her şey doğru.”diye sızlandı en sonunda Alaca durumu kabul emek zorunda kalmıştı doğru olanda buydu zaten. “Tahtayı tekrar alalım bodrum kata inelim bizim de sorularımızı cevaplasın!”dediğinde hepimize mantıklı gelmişlerdi. Üçümüz kalkmış Sindy de uyandırmıştık ona olan biteni anlatırken bize inanmamış üzerine dalga geçip ilaçların etkisiyle yatağa geri uzanmıştı onu orada bırakırken birlikte aşağıya inip Bağdaşı bulduk ona da olanları anlattığımızda bir şekilde ikna edip tekrar kendimizi bodrumda bulmuştuk. O tahtayı yere koyduğumuzda Bağdaş patlayan fincanın yerine yenisini almaya gitmişti ama uzun bir süre dönmedi. SİNDY Pehh daha neler yok cadıymış yok şeytanmış baya iyi yediler yalnız beni bıraksalar da bari acımı yaşasam adam akıllı. Yatakta dönüp duruyordum tanrının cezası Dalya bana yine uyku ilacı vermiş olmalıydı resmen gözlerimi açamıyordum uykusuzluktan. Kafamı yastığa gömerken derin derin nefesler aldım tam tekrar uykuya dalacakken dışarıdan bir adamın yardım seslerini duymaya başladım. “Yardım edin!”diye bağırıyordu kafamı yastıktan kaldırırken gözlerimi kırpıştırdım kendime gelmeye çalıştım ellerimle yüzümü ovarken ayaklandım ve odadan çıktım merdivenleri yavaşça inerken karşılaştığım manzara ile gözlerimi belertmiştim. Efsan denen o Türk kızı elindeki koca balta ile Bağdaşa saldırmıştı tıpkı vahşi bir canavar gibiydi Bağdaş kendini korumak için bileklerinden yakalamıştı ama gücü yetmiyordu nasıl gücü yetmezdi öküz gibi çocuk küçücük kızı mı iteleyemiyor. “Geldim Bağdaş!”diye bağırarak merdivenleri atlayarak inmiştim kızın arkasından geçtiğimde kenarda duran tarihi eser olduğunu düşündüğüm vazoyu alıp kızın kafasında patlatmıştım. Kız bir anda baltayla birlikte yere düşmüştü onu öldürdüğümü falan düşünürken o atik bir hareketle yerden kalkıp baltasını almış bana doğru savurmuştu arkaya doğru kaçarken hafifçe kolumu sıyırmıştı ki acıyla çığlık attım. “AHH NE YAPIYORSUN GERİZEKALI!”avaz avaz bağırırken bir kez daha üzerime gelmeye başlamıştı hem bana hem de Bağdaşa sallıyordu baltasını. “KES ŞUNU BİR TARAFIMIZA GELECEK!”diye bağırdığımda da dinlemiyordu transa geçmiş gibiydi kimseyi duymuyor görmüyordu üzerimize saldırıyordu sadece onlar anlattıklarında haklı mıydılar? Elbette haklıydılar bunlar bu olanlar normal şeyler değildi aklımı sikeyim inanmadım şimdi başımıza gelene bak nasıl durduracağız bu canavarı biz! “Sindy dikkat et!”diye bağırdı Bağdaş korkuyla bana doğru gelen balta ile yana kayıp baltanın başından yakalamış ve sertçe elinden çekip almıştım batlının tersini ona doğru sallarken sapıyla suratına geçirmiştim dengesini kaybedip yere düşerken kafasını komodine çarpıp bayılmıştı. “İyi misin Bağdaş?”diye mırıldandım kanayan kolumu tutarken. “İyiyim asıl sen kolunu kesmişsin.”yanıma geldiğinde baltayı yere atmıştım koluma bakıyordu hafif bir sıyrık vardı biraz derin gibiydi ama umursamadım. “Sorun değil geçer asıl biz bunu ne yapacağız.”diye sinirle mırıldandım yerde öylece yatıyordu ayıldığında manyak gibi üzerimize saldıracak mı o bile belli değildi. “Bilmiyorum.”diye mırıldandı Bağdaş ben ise kolumu hafifçe ovarken yüzümü buruşturdum canım yanıyordu ama önce bununla ne yapacağımızı bulmamız gerekiyordu. “Onu bağlayıp bodruma kapatalım.”dediğimde ona da mantıklı gelmiş olacak ki kafasını salladı ve yukarıya çıktı birkaç dakika sonra geldiğinde elinde ip vardı. Beraber Efsan denen o kızı bağladığımızda Bağdaş kucaklamıştı ben önden ilerlerken kimse var mı yok mu kolaçan ediyordum. Gizli gizli bodruma indiğimizde bodrumda tahtanın başına dizilmiş üç kişi bize dehşetle bakıyordu merdivenlerden yavaşça inip Efsanı bir kenara bıraktığımızda Ayaz dehşetle ayaklandı. “Lan ne yaptınız kıza?”diye sinirle sızlandı Ayaz ona dönerken derince iç çektim ve kanayan kolumu gösterdim. “Baltayla saldırdı bize.”sonra devam ettim. “İşin ciddiyetini ancak ve ancak kavraya bildik az kalsın kardeşini dilimliyordu yatsın kalksın bana dua etsin o yüzden.”diye öfkeyle konuştum. “Ulan bizde dedik fincanı baştan icat ediyor herhalde.”dedi Alaca korku içinde ayaklanıp yanımıza geldiğinde oda Efsana bakıyordu. “Peki şimdi onu ne yapacağız yani ayıldığında falan bizi kıtır kıtır kesmeye kalkmaz değil mi?”diye şüpheyle sorduğunda hepimiz birbirimizle bakışmaya başlamıştık kimseden çıt çıkmıyordu kimse ağzını açmıyordu. “Bunu ancak ayıldığında anlaya biliriz yapa bilecek başka bir şeyimiz yok. O yüzden şimdi bir fincan daha bulmalıyız iki kişi gidip fincan alsın hatta biz Bağdaşla birlikte gidelim.”ona elimi uzattığımda gülümseyip elimi tutmuştu düşmemek için birlikte merdivenlerden çıkmıştık mahsenden çıktığımızda otelin ön kapısına ilerledik ve koşturarak mutfağa girdik. Mutfağa girdiğimizde kahve fincanı aramaya başlamıştık o kırılan fincanın eşini bulmuştuk aldığımızda birlikte otelden çıktık ve arka tarafa geçip mahsenin merdivenlerinden inmeye başladık. Mahsene girdiğimizde fincanı Dalyaya vermiştik hepimiz tahtanın etrafında bir daire oluştururken karşımıza kolyeyi yere bırakmıştı. Fincanı tahtanın ortasına bıraktığımızda parmaklarımızı üzerinde birleştirdik. Hepimiz derin derin nefesler alırken gözlerimizi kapattık ve Dalya konuşmaya başladı. “Orada mısın? Eğer oradaysan bize bir işaret var.”diye mrıldandığında tahtanın üzerindeki fincan tekrar hareket etmişti hepimizin gözleri açılırken fincan evet yazısının üzerinde durdu. “Pekala herkes kendine hakim olsun mutlaka bir şekilde üzerimize gelecek Sindy yaptığı gibi kendinizi tutun.”dedi Ayaz kafamı hafifçe sallarken gülümsedim. “Bu kez o kadar kolay değil.”diye mırıldandım ve yüksek sesle konuşmaya başladım. “Duydun mu beni kaltak beni bu kez Cake ile vuramazsın!”fincan bir anda hareketlendiğinde yerimde irkilmiştim birkaç harfin üzerinde gittiğinde en sonda durmuştu. Ö,L,E,C,E,K,S,İ,N “Orospu karı!”diye inledim öfkeyle. “Çıksana karşımıza korkak!”diye bağırdığımda bir anda tepemizdeki lamba yanıp sönmeye başlamıştı hepimiz tamamen karanlıkta kaldığımızda bir anda dört bir yanımızda bulunan mumlar yanmaya başlarken kolyeyi bıraktığımız yerde eski püskü kıyafetlerle bir kadının oturduğunu gördük bakışları benim üzerimdeyken öfkeyle sırıttı. “Bana mı seslendin?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE