ÜÇÜNCÜ GÜN PART 3

4776 Kelimeler
ALACA "Ayaz uyanmayı düşünmüyor musun?"diye dürtükledim onu. Kalkmayı düşünmüyor gibiydi yastığa yapışmıştı çekiştirip ayırmaya çalıştım en sonunda uyandıra bildiğimde derin bir nefes aldım ve gülümsedim yanakları pembe pembe olmuştu çok tatlı görünüyordu. "N-ne ne oldu?"diye mırıldandı uykulu sesiyle yanına oturduğumda dudak büzdüm ve sitemli sesimle konuşmaya başladım. "Buradan çıkmanın bir yolunu arayacaktık sözde ama sen camış gibi yatıyorsun kalk istersen burada mahsur kaldık farkındaysan!"diye sitem ettiğimde uykulu gözlerle ayaklandı. "Beş dakika banyoya girip geleyim ondan sonra söz yardım edeceğim."diye mırıldandığında ayaklarını sürüyerek banyoya ilerlemişti. Banyoya girdiğinde su sesleri geliyordu içeriden çıkmasını beklerken derin bir nefes alıp sırtımı yatak başlığına yasladım kollarımı göğsümde birleştirirken sıkıntıyla bir nefes verdim. Yarım saat içinde banyodan çıktığında üzerini giyip gelmişti birlikte odadan çıktığımızda aşağıya inmiştik kürek sallaya için bayağı acıkacaktı o yüzden gidip ona mutfaktan sandviç yapmaya başladım ekmek alıp arasına peynir domates salam vs koymuştum ekmeği bir tabağa bıraktığımda getirip ona vermiştim. Ekmeği alıp yemeğe başladığında bende yanına oturmuştum kollarımı göğsümde bağlarken kafamı onun omzuna yasladım ve beklemeye başladım. Ekmeğini bitirdiğinde birlikte bahçeye çıkmıştık bahçede bıraktığımız küreği aldığımızda bahçe duvarının dibine gelmiştik Ayaz küreği benden alırken hafifçe gülümsedi. “Yaşasın özgürlük!”diye inlediğinde kürekle toprağı kazmaya başlamıştı bir süre sonra kürek sert bir şeye çarpınca eğilip eliyle iyice temizleyip neye çarptığını görmeye uğraştığında ikimizde dumur olmuştuk. Kürek betona çarpmıştı! İnanamıyorum toprak görünümünün altında aslında beton vardı bildiğiniz betonun üzerine süs diye toprak atmışlardı resmen bizi taştan bir kafesin içine sokmuşlardı burada mahsur bırakmışlardı bizi ölüme terk etmişlerdi. Korkuyla elim boğazıma gitti nefes alamadığımı nefesimin sıkıştığını hissettim artık burada durmak istemiyordum defolup gitmek istiyordum babamı kardeşimi özlemiştim ben burası beni deli ediyordu bütün korkularımla üzerime üzerime geliyordu benim. Derin nefes alırken Ayaz elindeki küreği öfkeyle bir kenara fırlatmıştı bana döndüğünde hızla yanıma gelip kollarımdan tuttu. “Alaca iyi misin?”diye korkuyla sorduğunda kafamı olumsuzca salladım ve ağlamaya başladım. “Boğuluyorum sanki Ayaz dayanamıyorum nefes alamıyorum ilk başta yerimi yabancıladım diye düşündüm ama öyle değil buranın farklı bir aurası var beni boğan sıkan üzerime üzerime gelen korkunç bir aura. Kendimi o kadar berbat hissediyorum ki sana anlatamam sanki bütün korkularım endişelerim sıkıştırıp üzerime yürüyor bir tek ben mi böyleyim kimse rahatsız değil mi benden başka? Kimseye tuhaf gelmiyor mu bu otel kafa karıştırıcı değil mi? Resmen kafayı yemelik inanamıyorum. İlk başta eski bir köylük eve benziyor huzur verici bir ortam tam kafa dinlemelik diye düşünmüştüm ama öyle değil gerçekten öyle değil burası insanın üzerine üzerine geliyor insan burada olmayan şeyleri duyuyor görüyor çıldıracak kıvama geliyor sabredemiyor bence biz buradan kolay kolay kafayı yemeden kurtulamayız!”diye endişeyle konuştuğumda beni hafifçe sarstı. “Sana da mı oluyor?”dediğinde zorla yutkunmuştum kafamı salladığımda oda anlatmaya başladı. “Bana da oluyor aynı şeyler ablamı görüyorum her yerde onun sesini duyuyorum sanki bize korkularımızla geliyorlar üzerimize yürüyorlar. Neden bilmiyorum ölmüş ablamın kabuslarıyla uyanıyorum eskisinden daha çok kabus görüyorum. Ben on yaşındayken ablam öldü daha doğrusu nişanlısı tarafından öldürüldü evde onun yanında bir tek ben vardım dışarıda top oynuyordum. Annemler Bağdaşı hastaneye götürmüşlerdi hasta olduğu için biz evde ablamla tektik nişanlısı geldi tartıştılar bende top oynuyordum sonra bağırışma seslerini duydum. Yukarıdan çığlık çığlığa kıyametler kopuyordu korktum çok korkmuştum. Yukarıya çıktım ablamı nasıl öldürdüğünü gördüm ama hiçbir şey yapamadım o adam ablamı öldürdü ben onu korumak için çok geç kaldım kendime geldiğimde o adamı bıçakladığımı fark ettim ama geç kalmıştım bir işe yaramadı sonra onu öldürmek istedim ama ellerime bulaşan kanı gördüğümde bıçak elimden kayıp gitti. Katil olmaktan o kadar korktum ki o bıçağı elime geri alamadım Alaca ablamın intikamını alamayacak kadar onu koruyamayacak yardım çağıramayacak kadar korkak bir çocuktum ben. Açık kapıdan içeriye girenler olmuş ambulansa ve polise bildirmişler yetkililer başımda dikiliyorlardı o adam kurtulmuştu ama ablam ölmüştü. O kadar korkmuştum ki bir ay hiç kimseyle konuşamamıştım doğru düzgün kendime gelememiştim annemler geldiğinde perişan olmuşlardı. Ablam öldü diye perişan olurken yine de Allah beni onlara bağışladı diye şükür etmişlerdi. Bunu Bağdaşa uzun bir süre açıklayamadılar benim gibi şok geçirmesinden korktular uzun süre hastanede yattığını söylediler bende geçirdiğim kriz yüzünden hastanede kalıyordum sürekli annem ya da babam benim yanımda kalıyorlardı. Bağdaşın en büyük korkusu da bu olmuştu işte yalnız kalmak benim ki katil olmak onun ki yalnız kalmak.”gözlerim dolu dolu olurken sadece ona bakıyordum uzanıp ellerini tuttuğumda ne diyeceğimi bilemiyordum hafifçe dudak büzerken konuştum. “Bilmiyordum gerçekten bilmiyordum çok özür dilerim senin eğer bir yarana dokunduysam çok üzgünüm lütfen üzülme artık sen doğru olanı yaptın sen o pis herif gibi katil değilsin Ayaz bu en doğrusuydu bunun için vicdan azabı duyamazsın sende daha çocukmuşsun ablanı nasıl kurtara bilirdin ki şoka girmen çok normal bir şeydi. Bu senin ayıbın ya da günahın değil ki her çocuk böyle bir şey karşısında şok geçirir on yaşındaymışsın kocaman adam değilmişsin ki gerçi kocaman adam da olsa şok olurdu. Lütfen bunun için üzülme artık sen çok güzel bir adamsın Ayaz bunu buradan çıkınca uzun uzun konuşacağız seninle ama şimdi buradan çıkmanın bir yolunu hep beraber aramamız gerekiyor içeridekilerle konuşalım bir hal çaresi bulunmalı!”elimi sıkıca tuttuğunda tebessüm etmiştim. “Haklısın hadi içeridekilerle konuşalım gerekirse bütün oteli ararız bir anahtar ya da ne bileyim bir telsiz falan bir şeyler olmalıdır dışarıyla haber kurabileceğimiz ya da dışarıya çıkmanın bir yolu.”el ele koşturarak otelden içeriye girdiğimizde içerideki herkesi salona toplamıştık herkesi birbirine örgütlediğimizde bütün oteli aramaya başlamıştık hep birlikte oteli ararken Dalya bodrum da olduğunu söylemişti ama tek inmeye korktuğunu dile getirmişti. Ben, Dalya, Ayaz, Bağdaş ve Sindy bodruma gidiyorduk biraz kalabalık olacak ama bodrum deyince bende bir irkilmiştim yalnız bırakmak istememiştik birbirimizi Sindy ise tamamen yalnız kalamayacak kadar berbat bir haldeydi. Odamdan yolculuğa çıkmadan önce çantama tıkıştırdığım el fenerini aldım ve aşağı indim birlikte otelin arka tarafına geçtiğimizde oradaki yerdeki mahsen misali büyük kapakları kaldırıp açtık büyük merdivenler bizi karşılarken dikkatlice tek tek aşağıya inmeye başladık. Aşağıya indiğimizde el feneri ile iyice etrafı aramaya başladık her yerin altını üstüne getiriyorduk bir sürü tozlu eşya vardı Ayaz bir tane işaret fişeği bulmuştu artık burada ne işi varsa. İşaret fişeğini ne yapacağımızı bile bilmiyorduk helikopter geçmesini mi bekleyecektik acaba o zamana kadar ölürdük be biz burada. Etrafı kurcalamaya devam ettiğimizde kocaman bir yazı tahtası bulmuştum tahtayı aldığımda üzerinde gözlerimi gezdirirken kaşlarım çatılmıştı. “Ruh çağırma tahtası bulmuşsun ben çok sıkıldım etrafı kurcalamaktan biraz oturup eğlenelim mi? Nasıl olsa buradan çıkmanın bir yolunu buluruz zaten ama gerçekten bu bodrum beni çok bunalttı hele küçücük yerde dört dönmek daha çok bunalttı beni.”diyen Dalya ile kafamı anlayışla salladım hem Sindy nin aklı da epeyce dağılırdı bir süre Cake düşünmezdi onun ölümü Sindy aşırı derece de sarsmıştı hepimiz onayladığımızda Sindy sesini bile çıkarmamıştı Bağdaş mutfaktan kahve fincanı bulup geldiğinde yere çöküp tahtayı da yere koymuştuk. “Eee kimin ruhunu çağırıyoruz?”dedi Bağdaş tedirgince o korkmuş muydu yoksa bana mı öyle gelmişti yüzü sanki bembeyaz olmuştu. “Ablamızın ruhunu!”dedi Ayaz alayla ve fincanı tahtanın ortasına koydu parmağını da üzerine yerleştirdiğinde bizde parmaklarımızı koymuştuk ki Ayaz tekrar konuştu. “Şimdi gözlerini kapatın daha çabuk iletişime geçmek için bu lazım.”dediğinde hepimiz gözlerimizi kapatmıştık. “Beni duyan birisi var mı? Abla orada mısın eğer oradaysan bize bir işaret ver lütfen.”diye ciddi ciddi konuştuğunda gülmemek için kendimi zor tutmuştum. Bir anda parmaklarımızın altındaki fincan hareket ettiğinde korkuyla ufak bir çığlık atmıştık asıl ürkütücü olan Bağdaşın da çığlık atmış olmalıydı Ayaz öfkeli bakışlarını Bağdaşa çevirdiğinde sinirle konuştu. “Hem korkuyorsun hem de taşak mı geçiyorsun Bağdaş!”dediğinde Bağdaş kekeleyerek konuştu. “N-ne alakası var lan? Ödüm bokuma karıştı zaten ya Allah çarpsın ben yapmadım ya!”dediğinde Ayaz kardeşine inanmış olacak ki kafasını salladı. “Doğru söylüyor yalan söyleseydi yemin edemezdi korkar bu ya.”diye kardeşini gömdüğünde Bağdaş umursamazca omuz silkti. “Ne yapayım herkes ecinnilerden korkmamak adına cesur yaratılmadı ödüm kopuyor benim dalga falan geçemem ben böyle bir şey hakkında kim yaptıysa ödüm bokuma karıştı zaten.”diye sızlandı Bağdaş bakışlarımız tahtaya döndüğünde bardağın hayırın üzerine geldiğini görmüştük ki Ayaz tekrar konuştu. “Sen kimsin?”dedikten birkaç saniye sonra fincan tekrar hareketlendi ve sadece dört harfin üzerinde durdu C, A, K, E. Sindy parmağını çekip öfkeyle yerden kalktığında yerdeki tahtaya sert bir tekme attı ve tahtanın yerden fırlamasına sebep oldu. “SİZ BENİMLE DALGA MI GEÇİYORSUNUZ!”diye bağırmaya başladığında hepimiz ayaklanmıştık. “BENDE KAFAMI DAĞITMAYA ÇALIŞTIĞINIZI ZANNEDİYORDUM ÇOK PİS YANILMIŞIM KOMİK Mİ HA? KOMİK Mİ? CAKEMİŞ GERÇEKTEN GÜZEL GEÇTİNİZ Mİ DALGANIZI!”arkasını dönüp hızlıca bodrumdan çıktığında herkes arkasından koşturmaya başlamıştı ama ben bacaklarımı hareket ettirememiştim bir anda mıh gibi olduğum yerde kala kalmıştım. Bacaklarım sanki yere yapışmış gibiydi bacaklarımı hareket ettiremezken arkalarından bağıracaktım ki bir anda kapağı kapattılar Sindy nin peşinden koşturmaktan beni burada unutmuşlardı. Bacaklarıma oturmaktan kramp mı girmişti yoksa? Bacaklarımı hareket ettiremezken korkuyla ağlamak üzereydim ki arkamdan birinin sesini duydum. “Alaca.”annemin sesiyle tüylerim diken diken olurken olduğum yerde titremeye başlamıştım arkamı dönüp bakmaya bile cesaretim yoktu ama bir şeyin nefesini boynumda hissettiğimde avazım çıktığı kadar çığlık atmaya başlamıştım. Çığlığım duvarları bile titretmeye yetmişti elimdeki el feneri yere düşerken ne yapacağımı bilemiyordum bodrumun kapakları açıldığında bacaklarıma bir anda güç gelmişti sanki hızla koşarak merdivenlere fırlamıştım. Koşar adım nefes nefese bodrumdan çıkıp kendimi yere attığımda Dalya korku ile koluma girdi Sindy bile şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu. Elimi boğazıma gitmişti telaşla öksürürken yerde dört dönüyordum zar zor nefes almaya başladığımda kendime yeni yeni gelmiştim Ayazla Dalya yardım edip beni kaldırdıklarında Sindy koşarak mutfaktan bana bir bardak su getirmişti suyu kafama dikip içtiğimde hafifçe gülümsedim. “İyiyim ben iyiyim bir an beni aşağıda unuttunuz ya korktum kısa bir panik atak geçirdim sanırım.”diye mırıldandım saçlarımı elimden geçirdiğimde sırtımı yasladığım duvardan çekmiştim derin derin nefesler alırken hafif bir gülümseme belirdi yüzümde. “İçeriye gidelim mi? Diğerleri bir şey bulmuştur belki de bir an önce kurtuluruz.”diye sitem etti Sindy haklıydı da biri de bana böyle bir şey yapsa çok öfkelenirdim ama buradaki kimse böyle iğrenç bir şaka yapmazdı ki. Kimse bu kadar iğrençleşmezdi üstelik Cake öleli bir gün bile olmuyordu olan vicdansızlık eseriydi acaba gerçekten de Cake nin ruhu mu gelmişti? İmkansız sadece aptalca bir oyun oynamıştık hepsi bu evet aptal bir oyun. Peki ya bana arkamdan seslenen ses o kadar ürkütücüydü ki ne tepki vereceğimi bile bilememiştim ya o gerçekse o gerçekten biz bir ruh çağırdıysak bunu yalnız kaldığımızda Ayaza söylemem gerekiyordu bunu bilmeliydi oda böyle şeyler yaşadığını söylemişti. En azından kendimi deli gibi hissetmeyecektim oda ablasının seslerini duyduğunu söylemişti birlikte otele ilerlerken bir sürü çığlık sesi duymuştuk korkuyla otelin içerisine girdiğimizde gördüğümüz manzara ile dehşet dolu birer çığlık da bizim ağzımızdan firar etmişti. Robert denen çocuk mutfakta kalbine bir bıçak saplanmış bir şekilde yerde kanlar içinde yatıyordu. Bunu kim yapmıştı? Kendi yapmış olamazdı herhalde intihar etmiş olamazdı öyle değil mi? Neden intihar etsin ki ayrıca bu çok saçma. “Kaldık on üç kişi.”diye mırıldandı Bağdaş dehşetle resmen skorumuz gün be gün düşüyordu. Çocuğu bulan kız adı her neyse işte şuan aklıma gelmiyordu resmen sinir krizi geçiriyordu gerçi kim geçirmezdi ki? Düşünsenize mutfağa bir giriyorsunuz böyle bir manzara insan kafayı yer be. Ulan buda benim rüyama girer şimdi ebediyen uyuyamam ya ben ay şimdi biz bunu da mı gömeceğiz. “Biz bu cesedi ne yapacağız?”diye mırıldandığımda Ayaz omuz silkti. “Bilmiyorum Alaca inan bilmiyorum galiba Cake nin yanına bir mezar daha açacağız.”diye sızlandı zar zor yutkunmuştum dünde Cakeyi gömmüştük daha üçüncü günden başımıza gelenler resmen dehşet eseriydi arkadaş böyle böyle her gün birisi mi ölecekti? Korkuyordum artık biri uyuşturucu krizi geçirmişti biri sanırım intihar etmişti gerçi intihar etmediyse daha fena biri onu öldürmüş demektir ve içimizde bir katil var demektir. “Onu kim öldürdü?”diye sordu Sindy aklımdan geçenleri okuyarak. “Kimse bilmiyor mutfağa girdiğinde bu haldeymiş sanırım intihar etmiş.”dedi çocuklardan bir tanesi otelde kalanların neredeyse tamamı yabancı olduğu için isimlerini aklımda tutamamıştım. İrkilip titrediğimi hissettim kollarımı kendi etrafımda dolarken derin bir nefes aldım resmen ruhum içimde daralıp sıkışıp kalmıştı kendimi o kadar kötü hissetmiştim ki hızlıca kendimi otelden dışarıya attım bahçede derin nefesler almaya başladığımda çimlerin üzerine düşmüştüm dizlerimin acıması umurumda bile olmamıştı. Elimle kendime rüzgar yapmaya başlamıştım kendimi o kadar kötü hissediyordum ki içeride bir ceset daha görmeye dayanamazdım artık. Belli ki o adam burada kalmaya daha fazla dayanamamış kafayı yemişti bu yüzden intihar etmişti belki de oda bizim gibi sanrılar görüyordu oda dayanamamıştı ya bizim de sonumuz öyle olursa? Ya bizde kafayı yiyip intihar edersek ya buradaki herkes tek tek ölürse allahım ben buna dayanamam allahım ben babama gitmek kardeşimle olmak istiyorum lütfen bizi buradan çıkartmanın bir yolunu göster yalvarırım. Ağlamaya başladığımda sarsılarak ve hıçkırarak ağlıyordum burnum tıkanmıştı görüşüm bozulurken kendimi yere bıraktım ve kollarımı bedenime sararken daha çok ağladım. Bir çift kolun bana sarıldığını hissettiğimde yerimde irkilmiştim arkamı hafifçe dönerken Dalya ile göz göze gelmiştik oda ağlıyordu bana sıkıca sarıldığında bende ona sıkıca sarılmıştım. Birlikte hıçkırarak ağlamaya başlamıştık kendimi sıkıyordum kalbim acıyordu çünkü karamsarlık kalbime dolup taşıyordu bu karamsarlık beni içine yutacak gibiydi kendimi Dalyanın eski zaman ki hallerine benzetiyordum o ağır depresyona girip kliniğe yattığı zamanda benimle aynı hisleri taşıdığını söylemişti. Şimdi ben aynı hisleri yaşıyordum kalbim ağzımda atıyor gibiydi ama heyecanla değil korku ve tedirginlikle atıyordu. “Sakin ol Alaca emin ol buradan kurtulacağız.”diye mırıldandı elleriyle omuzlarımı ovduğunda beni biraz olsun ısıtmıştı titrememin birazı geçtiğinde üşüdüğümü yeni fark ediyordum. “Artık o kadar emin olamıyorum korkuyorum ben hatta sende korkuyorsun bana doğruyu söyle ben daha fazla etkilenmeyeyim diye böyle korkusuz ayakları yapıyorsun ama korktuğunu deli gibi biliyorum çünkü bana olan sana da oluyor. Sen her zaman annen ve babanın kusursuzluk baskısından korkarsın o sesleri sende duyuyorsun öyle değil mi? Kabuslarına giriyorlar hatta anneni görüyorsun sana kusursuz olmanla ilgili bir sürü şey söylüyor hatta seni azarladığını duyuyorsun değil mi? Sende benim gibi kulaklarını kapatmak avaz avaz bağırmak istiyorsun kafayı yemiş gibi çıldırmış gibi kendini paralamak rahatlamak istiyorsun ama deli zannederler diye yapamıyorsun. Biliyorum çünkü bana da aynısı oluyor hatta Ayaza da aynısı oluyor diğerlerini bilmiyorum ama biz üçümüz bunu yaşıyoruz belki de diğerlerine de oluyordur! Allahım burada delireceğiz resmen burada kafayı yiyeceğiz ve bizde o çocuk gibi intihar edeceğiz hepimiz öleceğiz burada cesedemizi bile bulamayacaklar babam çok üzülecek kafayı yiyecek.”diye kriz geçirmeye başladığımda Dalya beni omuzlarımdan tutup sarsmaya başlamıştı. “Saçmalama Alaca kendine gel öyle bir şey olmayacak biz kurtulacağız sana söz veriyorum biz kurtulacağız duydun mu kendine gel!”beni ayran gibi çalkalamaya başladığında hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Sesim kesilmişti ama ağlamam geçmemişti o kadar çok ağlamıştım ki kendimden geçmiştim nefesim kesilmişti bir anda Dalyanın kucağına bayılmıştım. DALYA Alacanın kucağımda bayılmasından sonra telaşa kapılmıştım bahçede yardım çığlıkları atarken Ayaz ile Bağdaş çıka gelmişlerdi Ayaz Alacanın kucağımda baygın yattığını gördüğünde deliye dönmüştü hızla onu kucakladığında birlikte içeriye girmiştik. İçerideki topluluk Alacaya da bir şey olduğunu sandıklarından çığlıklar artmıştı ama sadece bayıldığını öğrendiklerinde herkes derin bir nefes almıştı. Biz dördümüz başında bekliyorduk diğerleri ise cesetle ne yapacaklarını düşünüyorlardı yüksek ihtimalle onu da gömeceklerdi zaten yapabilecekleri başka hiçbir şey de yoktu. Alacanın bileklerini kolonya bulamadığımız için yoğun alkolle silmiştik alkolü de viskiden bulmuştum ellerini silip bileklerini ovmuş ve yanaklarına hafifçe vurmuştuk. Kendine gelmesini istiyorduk ama belki de kendine gelmemesi daha iyi olurdu biraz uyuyup dinlenmeye ihtiyacı vardı belki de saçlarını güzelce okşadığımda onu uyandırmak isteyen Sindy durdurdum. “Bırak uyusun biraz kendini toparlasın birimiz başında kalsın yeter çok da bunaltmayalım.”dediğimde Ayaz direk atılmıştı. “Ben kalırım.”dediğinde kaşlarım çatılmıştı ne demek ben kalırım? Ayaz kim oluyordu ki? Burada besti dururken yani hayırdır! “Pardon da sen ne alaka yani burada arkadaşı olarak ben dururken.”diye sitem ettiğimde derin bir nefes almıştı hafifçe dudağını ısırırken açıklama yapmaya başlamıştı. “Şey biz sevgili olduk sanırım henüz sana söylemedi olanlardan dolayı olmalı.”diye mırıldandığında gözlerim dolmuştu önceden olsa saniyesinde birbirimizle haberleşirdik gözlerimi sildiğimde burukça gülümsedim. “Merak etme alınmadım haklısın aslında dünden bugüne iki ceset çıktı haklı olarak vakit bulamamıştır bende olsam bende bulamazdım yani sonuçta iki kişi öldüğü için bir an önce buradan kaçıp gitmek istemiş arkadaşım benim ne kadar da dolmuş öyle bir anda patladı.”diye mırıldandım canım kardeşim can dostum benim. Saçlarını sevdim onun için bunu yapmalıydım korkumu yenmem gerekiyordu korkumu yenip o bodruma dönmem gerekiyordu. Arka cebimde duran kolyeyi çıkardım yuvarlak üzerinde değişik semboller olan demirden bir kolyeydi iple bağlanıyordu. Ayağa kalkıp odadan çıktığımda hızlı adımlarla merdiveni indim ve otelden çıktım. Otelin arka bahçesine geldiğimde tahta kapakları açmıştım telefonumu çıkartıp flashı açarak aşağıya inmiştim aşağıdaki ipi çektiğimde ampul yanmaya başlamıştı. Telefonun flashını kapattığımda devrilen ruh tahtasını alıp yere koydum ve yerdeki hala sağlam duran fincanı alıp tahtanın başına oturdum. Derin bir nefes alırken ne yaptığımın farkına iyice varmaya çalışıyordum kesin karar vermeliydim bu yaptığım çok tehlikeliydi üstelik tek başımaydım ama ne yapmam gerektiğini de biliyor gibiydim sanki hissediyordum bu tahtanın başına oturduğum ilk an hissetmiştim. Buraya gelip herkesle birlikte tahtanın başına oturduğumuzda kendimi o kadar tuhaf hissetmiştim ki sanki etrafımızda dönen o ruhu hissetmiştim birinin nefesini çok yakından hissetmiştim ama gözlerimi açmaya korkmuştum fincan hareket ettiğinde bile benim gözlerim kapalıydı. Ellerimi hafifçe ovarken kolyeyi karşıma bıraktım içimden bir ses doğru yaptığımı söylüyordu. Tek parmağımı fincanın üzerine koyduğumda derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapatıp konuşmaya başladım. “Hala orada mısın Cake?”diye mırıldandım fincan bir anda hareketlendiğinde korkuyla ağzımdan ufak bir çığlık kaçmıştı fincan yes yazısının yani evetin üzerinde durmuştu ki tekrar konuştum. “Sen gerçekten Cake misin?”dediğimde bu kez fincan hayırın üzerine geldi kaşlarım çatılırken devam ettim. “Kimsin o halde?”dediğimde tek tek harflerin üzerinde gezinmeye başlamıştı. A, R, A, C, I, Çıkan kelimeleri topladığımda sadece Aracı anlamı çıkıyordu derince iç çekerken cesaretimi topladım ve devam ettim. “Seni görebilir miyim?”dediğimde burnumun kanadığını hissettim fincan hareketlenirken tek tek fincanın gittiği harfleri takip ediyordum ki en sonunda durdu. ‘Gözlerini kapat’ Yazmıştı gözlerimi usulca kapattığımda derin bir nefes aldım ta ki duyduğum acayip korkunç değişik sese kadar. “Gözlerini aç!”kadın mı erkek mi olduğunu bile anlayamadığım ses ile yerimde sıçramıştım gözlerimi araladığımda şokla bakıyordum. Avazım çıktığı kadar çığlık atarken karşımda duran simsiyah gölge arasından parlayan bir çift beyaz göze bakıyordum. O gölgeden çıkan iğrenç tırnakları korkunç eller yerdeki kolyeye uzanıp kolyeyi eline almıştı o beyaz gözlerin hedefi tekrar gözlerim olurken korkudan aklımı kaçırmak üzereydim elim kalbimin üzerine giderken gözlerim dehşetle açılmıştı öyle bir bakışım vardı ki dayanamayıp korkudan bayılacak gibiydim. Derin nefesler alırken oda karşımda bana bakıyordu öylece. “Se-sen de kimsin?”diye korkuyla kekelediğimde daha da belirgin hale gelmişti karşımda bir anda yırtık pırtık eski püskü bir köylü elbisesinin içinde saçları birbirine karışmış yüzünde ve kollarında kan olan gri gözleri parlayan pasaklı ama tatlı sinsiliği gözlerinden bile okunan bir kadın beliri vermişti. “Benim adım Arora ben bir cadıyım yani cadıydım.”diye mırıldandı sonra aklıma kolyeye burnumdan düşen kan ve gördüklerim geldi benim kare kare gördüğüm o dehşet resimlerinde bu kadının da yüzünü görmüştüm ben. “Bana yüzünü gösterdin!”dedim dehşetle karşımda derince iç çekerken teninin parçalara ayrıldığını fark ettim. “Çok fazla zamanım yok üzerimdeki lanet yüzünden yok olmadan önce ne istiyorsan konuş.”dediğinde telaşla konuşmaya başlamıştım. “Şe-şey bizden ne istiyorsunuz? Sen kimsin? Burada ne işin var? Bizi buraya tatil için falan getirmediler değil mi altında yatan başka bir sebep var öyle değil mi?”dediğimde hafifçe mırıldandı ve kanlı ellerindeki tırnaklarını izlemeye başlarken konuştu. “Ben bir cadıyım burası da eskiden benim evimdi sonra köylüler beni öldürmek istediler bundan tam yüz yıl önce falandı o kadar zamana göre hala genç ve güzelim öyle değil mi?”diye mırıldandığında göz devirmiştim. “Her neyse köylüler beni burayla birlikte yakmak istediklerinde şeytanla bir anlaşma yaptım ve lanet karşılığı ruhumu ölümsüz kıldım kendi bedenimi ona bahşettiğimde oda buraya gelecekten gelen torunlarımla yani beni yüz yıl önce yakmaya çalışan o iğrenç köylülerin yedi sülalesiyle birden uğraşmama izin verdi bana koştuğu tek şart ise o insanları ona kurban etmemdi burada geçireceğiniz günler sayılı içinizden birini katil seçtim hepinizi öldürmeden önce buradan çıkmak için kırk gün hayatta kalmalısınız kırkıncı gün kapı açılacak kaça bilirsen çıkarsın kaçamazsan sende şeytana kurban edilirsin.”dediğinde dehşet içinde kalmıştım bütün teni parça parça kopup havaya karışırken öfkeyle konuştum. “Bizimle o köylülerin ne alakası var seni aptal!”diye cırladığımda hafifçe güldü. “Ne sanıyorsun sizi boşunuza seçtiğimi falan mı? Siz seçildiniz özel geldiniz buraya siz o köylülerin çok çok uzaktan akrabalarısınız büyük büyük atalarınızın bana ve cadı kardeşlerime yaptıklarının cezasını çekeceksiniz. “Bu bir kamera şakası falan değil mi?”diye mırıldandığımda kaşları çatılmıştı yüzü öfkeyle gerilirken ne yapacağımı şaşırmıştım elim ayağıma dolanmıştı. “SENİ BURADA BİR ÇARPARIM KAMERA ŞAKASI MI GÖRÜRSÜN NEYSE YAŞADIKLARINDAN SONRA ŞAKA MI GERÇEK Mİ ZATEN GÖRECEKSİN.”diye mırıldandığında bütün teni tamamen parçalanıp bir anda tuzla buz olmuş ve buhar gibi uçup gitmişti. Şaşkınlıkla ona bakarken ne yapacağımı şaşırmıştım o bir an önce ortadan kaybolduğunda demir kolye yere düşmüştü kolyeyi ellerimin arasına aldığımda bir ses duydum. “Sana son bir yardım kırk günün sonunda o kolye sana kapıyı açacak.”diye fısıldamıştı tahtanın üzerindeki fincan bir anda patladığında cam parçaları dört bir yana saçılmıştı kollarım çizilirken yerimde sıçramıştım hafif bir çığlık attığımda kendimi korumaya çalışmıştım kollarım biraz çizilmişti ama iyiydim. Hızlıca kalkıp koşar adım bodrumdan çıktığımda tahta kapıları kapatmıştım tahta kapının kenarındaki tahta kolu çevirdiğimde kilitlemiştim. Burası iğrenç lanetli bir cadının eviydi ve cadının soyundan gelme iki kişi burada çalışıyordu Piyale Hanım ve Pekin Bey onlarda kendi huzurları ve afiyetleri için kendi kanlarından olan bir acı aracılığıyla bizi şeytana kurban vermişlerdi buradan çıkamazsak eğer hepimiz ölecektik kırk günümüz vardı kırk gün boyunca hayatta kalmak zorundaydık. İçinizden birisi katil olarak seçildi dedi yani içimizden birisi oteldeki herkesi öldürecek miydi? Peki kimdi o? Her kimse bunları kendi isteğiyle yapmayacağı açıktı kimse durduk yere kimseyi öldürmezdi bence o çocuk da kendini öldürmemişti katil çoktan iş başındaydı eğer o katilin kim olduğunu bulursak onu durdurursak kırk gün boyunca sakince yaşardık ama onu katil seçen bizi de seçebilirdi acaba sıradaki kurban kimdi? Bunu gerçekten merak ediyordum sıradaki kurbanın kim olacağını deli gibi merak ediyordum. Ya o kurban bizden biri olursa peki ya katil? Ya katil bizden biriyse buna göz yumamazdım Alacayı da kendimi de korumama gerekiyordu bunu bizimkilere anlatmalı ve herkese yaymalıydım birlikte önlem almamız gerekiyordu birlikte hareket etmemiz birbirimizin canı için ayakta durmamız gerekiyordu nöbetleşmemiz ve asla yalnız kalmamamız lazımdı. Hepimiz üçlü guruplar halinde takılmalıydık yoksa içimizden bir kişi katil olursa bir diğerimizi çok kolayca öldüre bilirdi bu yüzden iki kişi fazladan olmalıydık. Guruplar şimdiden kafamdaydı diğerlerini bilmem ama ben, Alaca ve Sindy olacaktık Ayaz ve Bağdaş da yanlarına bir kişi daha alırlardı ama biz birbirimizden ayrılamazdık bu saatten sonra hele Sindy ölmek için bu kadar can atarken. Cake nin arkasından bu kadar ölmek istiyorken onu asla yalnız bırakamazdım Alacayı da yalnız bırakamazdım sevgili falan da anlamazdım ben Ayaz resmen üzerime kuma olarak gelmişti vallahi paralardım ben onu. Otele geri döndüğümde odaya gelmiştim Ayaz Alacanın yanı başında oturmuş uyurken onu izliyordu ve elini avuçları arasına almıştı. İkisi aslında çok güzel bir çift olmuşlardı birbirlerine de aşırı yakışmışlardı o kadar tatlış görünüyorlardı ki onlara bayılıyordum şuan en best çiftim olmuşlardı ahh keşke şu oteldeki insanları shiplemeyi baştan düşünseydim bir sürü dedikodu malzemesi çıkardı bana. Neyse madem Alacanın yanı başında birisi vardı bende ortadan kaybolan Sindy yanına gidecektim hızlı adımlarla eski odasına ilerledim Cake ile kaldıkları odaya. Odanın içine dingonun ahırına dalar gibi daldığımda Sindy olduğu yerde sıçramıştı üzerinde yine Cake nin pijamaları vardı ve yerde oturmuş onun yastığına sarılırken ağlıyordu hızlıca yanına adımladığımda bende yere oturmuştum onun yanına. Ellerini tuttuğumda sadece ağlıyordu kaç gündür ağlamaktan harap olmuştu dün gece de böyle yapmıştı o yüzden ona su verirken içine uyku ilaçlarımdan bir tanesini atmıştım ve içirmiştim. Dün gece bebekler gibi uyumuştu sayemde bu gece de öyle yapmayı planlıyordum ama sabah sağ olsun anlamıştı ne halt yediğimi ve sinirlenmişti acılarını ona böyle unutturamayacağımı falan söyleyip beni paralamaya çalıştığında af buyur kıza tokat atmıştım ama kötülük olsun diye değil kendine gelsin diye. Acaba şuan da tokatlasam kendine gelip toparlanır mıydı yoksa saç baş bana mı dalardı? Şuan bir kestiremiyordum acaba ona olanları anlatmalı mıydım? Beni tımarhane kaçkını zannede bilirdi en iyisi sabah olduğunda herkese birden anlatmaktı şimdi tek tek parça parça yere saçılan pirinci toplamak gibi olurdu bu bir anda herkese anlatırdım öyle daha kolay olurdu. Harika şimdi bütün otel benim tımarhaneden kaçtığımı sanacaktı ne hoş. Off acaba harbiden delirmiş olabilir miydim? Gerçekten öyle bir cadı var mıdır? Yani acaba gerçekten gördüm mü? Şimdi insan annesinin sesini vs sürekli duyduğunda böyle arada bir kafayı üşüttüğünü falan düşüne biliyordu. Resmen gerçeklik algımızı yitiriyorduk burada neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile algılayamaz hale geliyorduk her şey öyle çabuk ve kafa karıştırıcı oluyor ki ne yapacağımızı dahi şaşırıyorduk. Sindy nin ellerini tutarken ona destek olmaya çalışıyordum o kadar çok ağlıyordu ki içim gidiyordu resmen. Ona her şeyin geçeceğini söylemek istiyordum ama hiçbir şey geçmeyecekti bunu da biliyordum. Sindy nin acısı geçmeyecekti Sindy sadece acısına alışacaktı hepsi bu kadar bana her ne kadar kötü davranırsa davransınlar ben hala anne ve babamı çok seviyordum hatta onları özlemiştim de ama böyle olmak zorunda onlar bana acımıyorlardı benim de onlara acımamam gerekiyordu ama öyle olmuyordu işte insan sırtını dönüp gidemiyordu canım diyordu kanım diyordu yine geri geliyordu. “Cake asla dönmeyecek öyle değil mi?”diye mırıldandı ağlarken Sindy hafifçe saçlarını okşadığımda derince iç çektim. “Gelemez Sindy buna alışman gerek Cake asla gelemez bunu sende biliyorsun yalvarırım artık kendine bunu yapma.”diye sızlandım yanına uzandığımda kollarımı ona sardım oda tek kolunu bana sardığında kafasını göğsüme yaslayıp sarsılarak ağlamaya başlamıştı. Onu sakinleştirmemiştim aksine bende ağlamaya başlamıştım ama aptallığıma ağlıyordum anne ve babamı özlemiştim insan kaç yaşına gelirse gelsin hep bir tarafı ana kuzusu kalıyordu. Keşke annem diğer anneler gibi olsaydı bana sarılsaydı beni öpseydi beni dizinde yatırsaydı saçlarımı okşasaydı bunların hiç birini yapmamıştı ama ben yine de onu özlüyordum. Beni sevmeseler de ayak bağı gibi görseler de onları özlüyordum hem de dehşet derecede özlüyordum onun için gözyaşı dökmek bile kendimi aptal sanmama neden oluyordu. Onları özlememeliydim onları özlememeliydim kendime defalarca tekrarlıyordum onları özlememem gerekirdi böyle olmamalıydı ben neden hem onlardan bu kadar nefret edip hem de onlara bu kadar bağımlıydım. Anne ile baba çok kutsal bir makam öyle değil mi? Ama onlar bunu hak etmiyorlar onlar benim sevgimi de hak etmemeliler bende onları sevmemeliyim. İçimdeki sevginin bittiğini sanıyordum çok yanılıyordum zerre bitmemişti çok üzülüyordum buna neden bitmemişti ki bu bana ancak acı verirdi. Beni sevmeyen insanları benim de sevmemem gerekirdi platonik sevgi her daim acıdan başka hiçbir şey vermezdi ki insana bu acıyı yok etmenin tek yolu ise içindeki sevgiyi öldürmekti ben bunca zaman öldüremediğim sevgiyi bu saatten sonra nasıl öldürürdüm? “Onu çok özlüyorum Dalya inanamayacağın kadar çok kalbim param parça olmuş durumda çok canım yanıyor.”diye ağlarken onu daha çok kendime çektim. Bende özlüyorum demek istedim ama kelimeler içimde kaldı bir bir yuttum hepsini. İçimde barındırdıklarımı ölsem söylemezdim kimseye hayatta annemle babamı özlediğimi hiçbir güç bana söyletemezdi ben onlardan nefret ediyordum herkes böyle biliyordu ve böyle bilmek zorundalardı yoksa hepsi beni eve dönmeye zorlarlardı bende bunu hiç mi hiç kaldıramazdım cinnet geçirip hepsini boğazlardım tabi katil olmamı istemez kimse o yüzden de kimseye bir şey söylemiyordum. Ay ne garip bir hayatım var öyle hayatta kimse bana ay senin bir derdin mi var gel anlat dememiştir herhalde. Tabi televizyondan gördükleri kusursuz küçük hanım efendinin ne gibi bir derdi olabilir ki? Hiç öyle değil mi? Hiçbir derdi olamaz insanlar keşke dışımızı gördükleri gibi içimizdeki fırtınaları da görebilselerdi o zaman hiçbir şey böyle olmazdı hiçbir karanlık sır gizli kalmazdı. Neyse eninde sonunda onların da gerçek yüzleri ortaya çıkacaktı ve ben bu gösteriyi zevkle izleyecektim insanların onların nasıl iğrenç rol yapan insanlar olduğunu göreceklerdi. Gerekirse onların bu yüzlerini ben ortaya dökecektim bunun için her şeyi yapabilirdim tabi benden kat be kat nefret edeceklerdi ama umurumda değillerdi. Sindy uyutmaya uğraştım yerden kaldırıp bizim odaya götürdüm Ayaz Sindy nin halini gördüğünde dehşet içinde kalmıştı tabi haklıydı da kız bembeyaz olmuştu ruha dönmüştü resmen. Hafifçe yatağa uzandırmaya yardım ettim. Üzerini örttüğümde yine uyku ilacını suya karıştırıp vermiştim o kadar kendinden geçmişti ki anlamamıştı saçlarını okşadığımda oda uyumuştu Ayazın yanlarında duracağından emin olduğumda odadan çıktım ve koştur koştur kütüphaneye çıktım. Kütüphaneye girdiğimde rafları incelemeye başladım rafların arasında küçük bir Yasin gördüğümde aldım ve göğsüme bastırdım korkuyordum burada dolanmaktan gece olmuştu herkes odalarına çekilmiş olmalıydı. Hızlı adımlarla aşağıya inip otelden çıktım ve arka bahçeye ilerledim iki kazılmış gömülmüş mezar vardı yan yana biri Cake diğeri de o çocuktu. Bu gece otelde nöbet tutmayı düşünüyordum bütün gece ahu Leyla gibi ortalarda dolaşacak ve sabaha karşı mezar hortlağına dönecektim gözlerim morarıp şip şişko olacaklardı kesin ama başka çarem yoktu oteldekiler üzüntüden felç olmuş durumdalardı. Birilerine olanlara ikna etmeye çalışacak gücüm yoktu oteldeki katili bulmak zorundaydım bir kişi daha ölmeden önce o katil ortaya dökülmeliydi hemde hemen. Otele geri girdim ve bütün katlarda volta atmaya başladım tek tek bütün katları geziyordum merdivenleri habire inip çıkmaktan yirmi kilo falan vermiş olabilirdim ama herkesin güvenliği için sabaha kadar böyle olmalıydı ki birinin avaz avaz çığlığını duymuştum bizim kattan geliyordu!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE