5 Ay Sonra ~ Rabia'dan
Telefondan kafamı kaldırıp "Rabiş!" Diyen Esma'ya döndüm.
"Efendim kuzum"
"Ya ben heyecandan öleceğim galiba! Nerede kaldı bunlar?!" Demişti bu seferde Esma.
Esma'nın bugün düğünü vardı.
Sonunda kardeşim de evlenip yuvasını kuracaktı, inşaallah.
Eski yatağımın üzerinden kalkıp Esma'nın yanına, çalışma masasının önüne geldim.
Evet, hamdolsun ki artık yürüyebiliyordum.
Yaklaşık bir ay önce, tam anlamıyla düzgün yürümeye başladığımda evdekiler sevinçten havalara uçmuştu.
Hele ki Ömer..
Kucağında döndürüp durduğundan, az kalsın yeniden sakatlanma sebep oluyordu.
Deli adam..
Ayakta bunları düşünmeye dalmış, kendi kendime gülümsüyordum ki, Esma'nın bana tuhaf tuhaf baktığını fark ettim.
Hemen toparlanıp Esma'nın tam karşısına geçtim.
Sandalyede oturan Esma gerçekten çok heyecanlı olacak ki, zangır zangır titriyordu.
Ardından önünde çömelip elini tuttum ve "sakin ol Esma'm. Ben de Ömer'e mesaj atmıştım. Yoldalarmış" dedim sakin bir sesle, ne kadar ben de heyecanlı olsam da gelin hanımı sakinleştirmem gerekiyordu.
"Ohh, çok şükür" diyerek derin bir nefes alan kuzenim, ardından kulaklarımı sağır edecek bir çığlık attı.
"Ne!!!! Geliyorlar mıymış?! Yoldalar mıymış?!" Diyerek yerinden kalkan Esma, beni yerde bırakıp odanın içinde bir sağa bir sola dolanmaya başladı.
Üstündeki gelinlikle anca iki adım atabiliyordu zaten.
"Ne yapacağım ben?! Bitti mi şimdi?! Yani gidiyorum ha? Artık Mahir'le yaşayacağım! Şaka gibi!"
Bir gülüp bir ağlayan Esma benimde dengemi bozmuştu.
Onun yüzünden gözümden yaşlar akarken, bir yandan da değişik değişik gülüyordum.
Ah olamaz!
Hemen silkelenip, ayağa kalktım ve gözümdeki yaşları sildim.
Ardından Esma'ya bir şey diyemeden kapı çalmış ve içeri en sevdiğim dostlarım girmişti.
Emine ve İlknur, Esma ile imam-hatip'ten ortak arkadaşlarımızdı.
Biz onlarla İlahiyat'a devam ederken Esma okumayı istememişti.
O da ne?! Arkalarından Sinem'de girmişti odaya.
Bir dakika bu kız "Esma'yı tanımıyorum, gelmeyeyim" demişti hani?
Sinem de ilahiyat'tan arkadaşımdı.
Demek ki blöf yapmış!
Hepsine sarılıp, hasret giderdikten sonra, gelen korna sesleriyle irkildik.
Sinem "yaşasın! Başlıyoruz!" Diye nara atarken, biz kızlarla onun bu çatlak haline gülüyorduk.
Esma hariç.
Kapı açılıp içeri teyzem, eniştem ve Talha abim girince biz de kızlarla odadan çıkıp, vedalaşmaları için onları baş başa bıraktık.
Odadan çıktığımızda, erkek tarafının çoktan evi doldurduğunu gördük.
"Bu sıcakta neden hepsi içeri giriyor ki? Sanki yıldız sarayı, gelin anam gelin" diyerek söylenen ilknur'du.
"Aynen kanka, sanırsın düğün burada olacak" diye onu destekleyen de Emine.
Ben kızların bu haline gülerken, kocamın elalarıyla karşılaşmayı ummuyordum.
Yine kehribara dönmüş gözlerle ve hafif çatık kaşlarıyla bakan kocamdan gözlerimi alamazken Sinem'in sesini duydum.
"Kız sen nereye bakıyorsun bakayım? Ooo kardeşim, enişte beyle romantik anlar diyorsun ha?" Deyip benimle uğraşan Sinem'e döndüğümde, sustuğunu ve bir yere odaklandığını gördüm.
Baktığı yere gözlerimi çevirdiğimde ise Zahit'i gördüm.
Zahit, Ömer'in çok sevdiği hatta en sevdiği arkadaşlarından biriydi.
Hemen Sinem'i dürtüp "hayırdır kardeşim, çok mu beğendin Zahit'i? Dedim. Benimle uğraşması değil o Sinem hanım!
"Ne? N-ne alakası var canım. Ben ona mı bakıyorum?" Deyip, eşarbını düzelten Sinem kızarmıştı.
Arkadaşımın bu haline gülümseyerek önüme döndüm bende.
***
Nihayet düğün salonuna gelmiştik.
"Şu gelen kim? Kibirden ölecek, Allah'ım kusacağım!" Diye söylenen Emine gözlerini devirirken, kime söyleniyor diye baktığımda, şuan görmek isteyeceğim en son kişiyi gördüm.
Gül'ü.
Tabi ki düğüne geleceğini biliyordum ama, yinede onu görmek eskiyi hatırlamama ve bütün kanın yavaş yavaş beynime yükselmesine sebep olmuştu.
Hayır yani, neden istenmediğini bile bile bana doğru geliyordu bu kız?
"Kanka, kim bu?" Diyerek beni düşüncelerden sıyıran, Sinem'di.
"Ha? O mu? Kim olacak, sevgili kuzenimiz Gül!" Dedim bende ağzımı çok oynatmayarak.
"Hani şu pislik olan mı?" Diyen İlknur'u dürttüğüm sırada Gül burnunuzun dibine gelmişti.
"Merhaba Rabia'cığım" diyerek pişkin pişkin konuşmaya başlamıştı bile.
Bense sakin konuşmaya özen göstererek "merhaba" dedim.
"Eee, nasılsın? Dur bakayım. Hala hamile kalamadığına göre çok da iyi değilsindir herhalde?" Dedi, karnıma diktiği gözlerle.
Bense yine ve yine sakin kalmaya çalışarak "bu seni hiç ilgilendirmez" dedim.
Ama Gül durur mu?
"Aaa, tabiki ilgilendirir. Kuzenimin mutlu olmasını herkesten çok ben isterim" demişti bu seferde.
Ben tam ağzımı açmıştım ki Sinem'in sesiyle ona döndüm.
"Bana baksana sen Fadime Gül! Ne ayaksın kızım sen? Sana ne, hamile olur olmaz. Onların hayatına ne hakla karışırsın?! Sen önce git kendine koca bul" diyen arkadaşımı gururum, ayakta alkışlıyordu.
"Sen kimsin be! Örümcek kafalı!" Demişti Gül'de.
Bunu demeyecektin kızım, yandın sen.
"Sen, sen ne dedin?" Diyen Sinem'in gözü seğrimeye başlamıştı bile. Olamaz.
"Örümcek kafalı! Dedim" dedi Gül. Sinem'in sinirlenmesi hoşuna gitmişti.
Bakalım birazdan olacaklar da hoşuna gidecek mi, Gül?
Tam tahmin ettiğim gibi, sinem ellerini iki metre topukla bizden bir karış havada olan Gül'ün saçlarına dolayıp bir sağa bir sola çekiştirmeye başladı.
"Ne yapıyorsun be manyak?!" Diyerek çığlık atan Gül'ün sesi, kalabalıkta yankılanmadan kayboluyordu.
"Ne zamandır yapmak istediğim şeyi" diyen sinem psikopat gibi gülüyordu.
Bu kızdan bazen ben bile tırsıyordum.
Biraz Sinem'e siniri geçmesi için izin verdikten sonra "yeter kuzum. Hadi artık yemek yemeye gidelim. Acıktım" dedim.
Sinem de dahil, Emine ve İlknur bana dünyadaki en saçma sözü söylemişim gibi bakarken, onları ardımda bırakıp kurt gibi aç olan karnımı ovuşturarak kendime tabldot doldurmaya gittim.
Arkamdan gelen kızlar bana hala şaşkın şaşkın bakarken onlara dönüp "ne? Acıkamaz mıyım?" Dedim.
Daha sonra hep birlikte yemeklerimizi alıp boş bir masaya geçtik.
Çorbamı içip et yemeğine geçtiğimde, neden yemekte küçük baş eti kullandıklarını sorguladım.
Zira bu et Allah affetsin, çok ağır kokuyordu. Aldığım ilk kaşıkla midem ağzıma gelirken, gerçekten midemin karıştığını ve acı suyun ağzıma dolduğunu farkettim.
Orta yerde kusmamak için hemen ayaklanarak, lavaboya doğru hızla ilerledim.
Lavaboya geldiğimde artık kendimi daha fazla tutamayarak içimde ne var ne yoksa hepsini boşalttım.
Neden kustuğumu hala anlayamamıştım doğrusu. Tamam küçük baş eti yiyemezdim ama kusacak raddeye hiç gelmemiştim.
Ağzımı çalkalayarak temizledikten sonra yüzümü de yıkayıp lavabodan çıktım.
Kızların yanına geldiğimde ise bana endişeyle bakıyorlardı.
"Kanka ne oldu, birden kalktın?" Demişti Emine.
"Önemli bir şey değil kankacığım, midem biraz kötü sadece" dedim.
O saatten sonra düğün salonunda gelen gidenle ilgilenmiş ve bir oraya bir buraya koşturup durmuştum.
Sonunda düğün bittiğinde herkesi uğurlamış ve gelinle damadı da balayına göndermiştik.
Ömer ile evimize geldiğimizde, evet artık Ömer ile kendi evimiz vardı. yorgunluktan ikimizde kendimizi yatağa zor atmıştık.
Evimiz, tek katlı müstakil ve bahçeli, çok tatlı bir evdi.
Başlarda ben Seniha anneyi bırakmak istemesemde, herkesin yoğun ısrarı sonucunda bizim de bir evimiz olmuştu.
Şu sıralar kendimi çok yorgun hissediyor ve sabah namazdan sonra yatmayı sevmeyen ben, namaz kılar kılmaz kendimi yatağa atıyordum.
Bu kadar gaflete düşüp uykuya meyil ettiğimden kendime kızıyordum ama belki de yeni yürümeye başladığımdan vücudum dayanamıyordur diye düşünüp, vicdanımı rahatlatmaya çalışıyordum.
Yine bu sabah da namazdan sonra yatmış ve yenice uyanmıştım.
Sanki bütün vücudum dökülüyordu yine.
Yanımdaki saate baktığımda 10:13 olduğunu görmemle hemen yataktan doğruldum.
Ömer'se yatakta yoktu.
Acaba ne zaman kalkmıştı?
Aff Rabia, yeni eve geldin hemen rehavete kapıldın sanacak adam!
Tam ayaklarımı sarkıtıp kalkıyordum ki o sırada kapı açıldı ve içeri Ömer girdi.
"Günaydın karıcığım" diye gülümseyerek bana doğru gelen Ömer'e tam "günaydın.." diyordum ki, midemin acayip şekilde bulanmasıyla hemen ağzımı kapattım.
Ömer ne oldu der gibi bakarken, ağzıma gelen kusmuk tadıyla koşarak Ömer'in yanından geçip kendimi banyoya attım.
Klozetin kapağını açıp içimde olmayan şeyleri çıkarmak için uğraştıktan sonra nihayet kafamı kaldırdım.
Ah! Keşke kaldırmasaydım.
Ömer'in burada ne işi vardı?
"Ömer, lütfen çıkar mısın?" Dedim yüzüne bakamayarak.
Ama Ömer'den bir tepki yoktu.
Neden öyle bakıyordu ki?
Sanki, sanki şok olmuş gibi..
Hemen yerden doğrulup elimi yüzümü yıkadım ve Ömer'in karşısına geçtim.
Elimi, yüzüne doğru götürüp "Ömer? İyi misin?" Dedim, bana bakmasını sağlayarak.
"Hıh?" Demişti Ömer de.
Hıh mı?
"Ömer beni korkutuyorsun. Neden öyle duruyorsun? Bir şey mi oldu?"
Kendi yüzündeki elimi tutup aşağı indiren Ömer, benim yüzümü iki avucunun arasına alıp "Rabia, neden kusuyorsun? Dünde kustum demiştin. Kaç gündür yataktan kalkmak da istemiyorsun" demişti.
Ne yani? Kızmış mıydı bana?
Ama benim elimde değildi ki bu?!
"Şey ben, özür dilerim Ömer ama.." derken sözümü kesti.
"Ne özrü Rabia'm. Sen beni yanlış anladın. Diyorum ki, bütün bunların bir sebebi olabilir mi?" Demiş ve gözlerini ayırarak heyecan dolu bir sesle konuşmuştu kocam.
"Ne? Ne gibi bir sebep? Anla-mı..yorum" derken, sonlara doğru Ömer'in demek istediği şeyi artık ben de anlamıştım.
Ne kadar aptaldım!
Üstelik, şimdi hatırlıyordum. Dün Esma'nın düğünü olduğuna göre, yani ayın ikisiyse.. İnanmıyorum! Adetim on gün gecikmişti ve ben bunu tamamen unutmuştum!
"Ömer bu.. yani hemen olabilir mi? Daha biz, ilk defa geçen ay şey yaptık" dedim. Dedim ama nasıl bir utançtı bu anlatamam.
Kafamı önüme eğip Ömer'den bir cevap beklerken kıpkırmızı olduğuma adım gibi emindim.
Ömer ise avucunda olan yüzümü kaldırıp O'na bakmamı sağlayarak "neden olmasın?" Demiş ve bir elini karnıma götürerek "belki burada bizden bir parça vardır, belki iki" demişti.
Çok güzel konuşuyorsun be adam!
Ardından hemen hastaneye gitmemiz gerektiğini söyleyip bana kendi elleriyle hazırladığı kahvaltıyı yaptırmıştı.
***
"Ömer?"
"Hım.."
"Hala inanamıyorum, ben şimdi hamile miyim?"
Evet evet! Ben hamileydim.
"Evet birtanem. Hemde üçüz" demişti Ömer.
"Allah'ım sana çok şükür" diyerek evimizde oturmuş Ömer ile doğacak olan evlatlarımız için dualar ediyorduk.
Rabb'imiz o kadar büyüktü ki, biz onun yolunda olduktan sonra, bizi koruyup kolluyor, imtihanda yardım ediyor ve geçtiğimiz takdirde bize büyük nimetler bahşediyordu.
Daha dünyada iken mükafatlandıran, cennette kim bilir bizlere hangi nimeti hazırlıyordu?
Yeter ki biz, O'nun yolunun yolcusu olalım..
Evde biraz dinlenip kendimize geldikten sonra, bu güzel haberi vermek için, Seniha annemlere gittik.
"Hoşgeldiniz evlatlarım" diyen ve bizi kapıda büyük bir sevgiyle kucaklayan Seniha anneye aynı şekilde karşılık verip kocaman sarıldım.
Bu güzel yürekli kadın kocamın annesi olduğu kadar artık evlatlarımın da babaannesi olacaktı.
Elhamdulillah!
İçeri geçip Şeyma ve Selim ile de hasbihal ettikten sonra Ömer'in bana baktığını ve esas konuya girmek için sabırsızlandığını gördüm.
Gözlerimi yavaşça kapatarak ona konuşması için destek olup, beklemeye başladım.
"Anneciğim, bizim size söylememiz gereken bir şey var" diyebilmişti sonunda canım kocam.
Seniha anne ve Şeyma ise merakla Ömer'e döndüler.
Sonra da "Oğlum? Kötü bir şey yok değil mi?" Diyerek endişesini belli etti, Seniha anne.
"Yok annem, sakin ol. Aksine, çok güzel birşey var, hatta üç şey" diyen Ömer sonrasında bana döndü ve o yamuk gülüşünü sergileyip, güzel gözlerinin tekini kırparak, beni yine utandırmayı başardı.
"Nasıl yani üç şey? Ay abi çatlatmasana! Hadi söyle artık!" Diyerek sabırsızca sızlandı bu sefer de Şeyma.
"Tamam. Söylüyorum. Sıkı durun. Biz hamileyiz!" Dedi Ömer sonunda.
Biz derken?
"Siz hamile misiniz?" Diyerek aynı şaşkınlığı Şeyma da göstermişti.
"Yani, Rabia hamile! Hala oluyorsun" dedi Ömer, düzgün cümle kurabilmişti nihayet.
"Neeeee!!! Anne! Duydun mu? Hala oluyorum! Babaanne oluyorsun kız!" Demişti Şeyma. Daha doğrusu çığırmıştı.
Seniha anne de sonunda idrak edince "yavrularım benim, hamdolsun. Çok tebrik ederim. Sağlıkla gelsin kuzumuz" diyerek göz yaşı dökmeye başlamıştı bile.
Ömer ise "Amin, sağlıkla gelsinler, babaannesi" demişti, muzur bir ifadeyle
"Gelsinler derken?" Diyen Şeyma anlamaz bir şekilde bir bana bir de abisine bakıyordu.
Artık konuşma sırası bendeydi.
"Üçüzlerimiz olacak inşallah halası, Allah nasip ederse" demiştim bende.
"Ü-üç-üç-üçüz mü?!" Diyen Seniha anneyse anlamaz bir ifadeyle bakıyordu.
"Evet annem, üçüz" dedi Ömer de, kafasını sallayarak.
Artık evin içi sevinç çığlıkları ve dans gösterileri ile dolmuştu.
Şeyma ayakta göbek atarken Selim'de annesine ayak uydurmuş kahkahalar atıyordu.
Nihayet herkes duruma alışınca sakin bir yemek yiyip, bulaşıklara geçtik Şeyma ile.
Şeyma, tabiki bana iş yaptırmayıp sandalyeye oturttu ve "sen benimle muhabbet etsen yeter tatlım" dedi.
O bulaşıkları yıkarken havadan sudan sohbet ediyorduk ki, konu abime geldi.
Valla nasıl geldi bende bilmiyorum, sormayın.
"Ee, sen ne zaman görümce olacaksın?" Demişti Şeyma.
"Bilmem, Talha abim hiç öyle şeyler konuşmaz"
"Hım. Esma anlatmıştır muhakkak canım sana, öyle değil mi?"
"Yani, beğendiği biri varmış ama, olur mu olmaz mı bilemiyorum" diyerek Şeyma'nın tepkisi ölçtüm.
Tabiki yanılmadım.
"Hadi ya! Iı, şey hadi ya derken, ne güzel evlenir o da yakında" demişti.
Dilinin ayrı kalbinin ayrı konuştuğu o kadar belli oluyordu ki, şu durumda ben olsam kesin gülerdi Şeyma, ama ben yapmadım.
"Yani bilemiyorum. Kızın haberi yok daha"
"Nasıl yani sevgili değiller mi?"
"Ay Allah korusun Şeyma, sevgili falan ters şeyler abime"
"Hım anladım. Şey, kız güzel mi bari? Sen gördün mü?"
"Af hem de nasıl? Görsen kıza hasta olursun" biraz süründürsem bir şey olmazdı değil mi?
"Yaa, demek o kadar güzel ha?" Diyerek dudaklarını sarkıtmaya başlayan Şeyma'ya daha fazla dayanamadım ve "evet. Gel sana kızı göstereyim" deyip elinden tutarak konuşmasına izin vermeden onu vestiyerin önüne getirdim.
"Telefonunda fotoğrafı mı var?" Diyerek saf saf telefon çıkarmamı bekleyen görümcemi aynanın önüne çektim ve aynadaki yansımasını elimle gösterip "bak, işte kız bu. Sana demiştim değil mi güzel diye?" Dedim ve Şeyma'nın yavaş Yavaş değişen halden hale giren mimiklerini izledim.
"Rabia? Bu, bu ne demek oluyor? Yani Talha'nın beğendiği kız, ben miyim?" Diyen ve sonunda gerçeği idrak eden Şeyma, mavi gözlerini ayırmış ve bana dönmüştü.
"Tam üstüne bastın, görümceciğim" deyip göz kırptım bende.
Şeyma tam olarak sevincini yaşayamadan salon kapısından Ömer göründü.
"Kızlar, ne yapıyorsunuz orada?" Diyerek anlamayan gözlerle bize bakıyordu.
"Hiç, konuşuyorduk" dedim kocama gülümseyerek.
"E hadi içeri gelin de beraber konuşalım, kapının önünde ne işiniz var? Bu kadınları anlamak gerçekten çok zor" diye söylenip içeri dönen Ömer'in söylediklerine Şeyma ile gülüp, ardından biz de içeri geçtik.
Çayları içerken bir yandan bebeklerimiz erkek mi olacak kız mı diye tahminlerimizi sunup, bir yandan da isim bulmaya çalışıyorduk.
Bol kahkahalı geçen bir akşamın ardından artık gözlerim isyan bayraklarını çekmişti.
Koltuğun üstünde neredeyse uyumak üzereyken Seniha annenin "oğlum, isterseniz bu gecelik burada kalın da gidin yatın odanızda. Baksana torunlarım şimdiden yormaya başladı güzel kızımı" demesiyle göz kapaklarımı durdurup kaşlarımı kaldırarak uykuya teslim olmaktan son anda kurtuldum.
"Tamam anneciğim. Hadi size hayırlı geceler" diyerek beni, bir şey dememe izin vermeden kucağına alan Ömer, yürüyemiyormuşum gibi salondan çıkardı.
"Ömer, indirir misin beni ya! Ayıp oldu annenlere. Bebek miyim ben?" Deyip sitem ederken, kocam beni duymuyordu.
Sonunda odamıza geldiğimizde, yavaşça beni yatağa bırakıp "şş, söylenme artık. Bebeklerimizi uyandıracaksın" deyip burnuma bir öpücük kondurarak üzerimden doğruldu.
Burada da bir kaç kıyafetimiz vardı. O yüzden rahat rahat istediğimiz zaman burada kalabiliyorduk.
Ömer dolaptan geceliğimi getirip bir şey dememe fırsat vermeden üstümü değiştirdi.
Sonra kendi de üstünü değiştirdikten sonra yanıma yattı.
Elini yavaşça belimden geçirip kendine doğru yanaştırdı ve öteki eliyle de karnımı okşamaya başladı.
Bu huzuru hiç bir şeye değişmem!
Ömer daha sonra kulağıma doğru yanaşıp "Güzelim, benim birtanecik karım. Hayatımın anlamı, seni çok seviyorum" dedi.
"Peki, bebeklerimizi?"
"Onları tahmin edemeyeceğin kadar çok"
"Bende seni çok seviyorum kocacığım. Ve bebeklerimizi"