Rabia'dan
Bu gece bir türlü bitmiyordu..
Eski günlerdeki gibi, eski yatağımda, eski odamda, sanki hiç evlenmemiş gibi yatıyordum.
Hem sol yanımda hem de sağ yanımda büyük bir boşluk hissediyordum.
Sağ yanımı, yatakta iki kişi yatmanın alışkanlığından boş hissederken, sol yanımı ise yüreğimin ait olduğu adamın yokluğundan boş hissediyordum.
Sağıma dönüp Ömer'in yanımda olduğunu hayal ederek uyumaya çalışıyordum ama nafile.
Sağa dön, sola dön derken en sonunda akşam içtiğim çaylar boşalmak için alarm vermeye başlamıştı.
Tam da sırasıydı yani!
Ne yapacaktım ben?
Akşam yatmadan önce de Esma'nın yardımıyla girmiştim tuvalete ama şimdi onu uyandıramazdım da.
Belki saat o kadar geç olmamıştır diye umut ederek komodinin üzerindeki telefonuma uzandım ve tuş kilidini açıp saate baktım.
Hayır ya!
Saat 03:27 yazıyordu ekranda.
Bir, bir buçuk saate namaza kalkacaklardı zaten, en iyisi tut Rabia, dedim kendi kendime.
Aff olmuyordu ki!
O kadar çay içersem olacağı buydu.
Ne yapacağım şimdi?
Hadi Hafız, sen yaparsın. Önce şu üzerimdeki pikeyi kenara çekeyim, hıh evet. Şimdi de kendimi az az kenara doğru çekersem inşallah sandalyeye otururum.
Kollara kuvvet!
Kendimi son gücümle kenara doğru ittikten sonra, yine olan gücümü harcayıp yatakta doğruldum.
Nefes nefese kalırken, elimi göğsüme koydum ve nefesimin düzene girmesi için bekledim.
Daha sonra cesaretimi toplayarak tekerlekli sandalyenin kol dayama yerlerinden tutunarak, kol kaslarımın isyanına aldırmadan kendimi sandalyeye attım.
Çok şükür!
Yavaş hareketlerle tekerlekli sandalyeyi sürerek banyoya ulaştım.
Hamdolsun ki tuvalet ihtiyacımı kendim giderebiliyordum.
İşimi halledip ellerimi yıkandıktan sonra, banyodan çıktım ve eski yatağıma vardım.
İnşallah kazasız belasız şu yatağa da yatarsam iyi olacaktı.
Yine kollarımdan güç alarak kendimi yatağa atacaktım ki, olmayacak şey oldu ve sol elim yatak çarşafına takılarak düşmeme sebep oldu.
Neye uğradığımı şaşırarak tiz bir çığlık attığımda, çoktan kaşımın alnıma doğru olan yeri komodinin sivri köşesine çarpmıştı bile.
Ardından ayaklarımın da felç halde olmasından ötürü, hiç bir şey yapamadan yere kapaklanmam kaçınılmaz olmuştu.
Yere düştüğümde artık acımayan yerim yoktu.
Ayaklarımı hissetmediğimi var sayarsak yani.
Çıkan seslerden ve çığlığımdan sonra Esma uyanmış ve endişe içinde yanıma gelmişti.
"Rabia! Kardeşim, ne oldu sana?!" Diyerek ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
En sonunda ışığı açmayı akıl eden kardeşim, koşarak gidip düğmeye basmış ve benimde yeni fark ettiğim kanla şoka girmişti ve "İnanmıyorum! Kardeşim bu halin ne? Ne yaptın kendine?" Demişti.
Esma yanıma çökerken ben de olanları kısaca anlatmıştım.
"Tuvaletten dönüyordum. Yatağa yatmak isterken düştüm, iyiyim kuzum sakin ol. Boşu boşuna herkesi uyandıracaksın" demiştim.
Halbuki hiç iyi değildim. Her yerim ağrıyordu. En çok da başım..
"Saçmalama Rabia! Ne iyisi? Şu haline bak! Kandan geçiyorsun resmen, bir de iyiyim diyor ya, çıldıracağım!" Diyerek ayağa kalktı.
Banyoya gidip kağıt havlu getirdikten sonra da "al bunu alnına bastır. Ben abimle annemi çağıracağım, sakın kalkmaya falan da çalışma, bekle" deyip odadan fırladı.
Bense arkasından baka kaldım.
Aff ya, yine herkesin huzurunu bozmuştum boşu boşuna. Keşke az daha sabredip sabahı bekleseydim.
Ahh! Alnım da çok acıyor.
Neyse buna da şükür daha kötüsü de olabilirdi.
Hem ne demişler 'beterin beteri vardır. Her daim şükür'.
Ben yerde otururken içeri önden Talha abim, ardından Esma ve en son da teyzem girmişti.
Abim hemen yanıma gelip yere diz çökmüş ve elimden kafama tuttuğum havlu kağıdı alarak yaraya bakmıştı. "Rabia canın çok yanıyor mu abim? Bakayım. Üff çok kanıyor bu. Hemen hastaneye gidelim. Esma sen Rabia'nın üzerine giyecek bir şeyler ayarla, anne sen de.." derken abimin sözünü kesmiştim artık.
"Abiciğim, iyiyim ben. Evde pansuman yaparız geçer. Hastaneye gitmeye gerek yok. Lütfen" demiştim, yalvarırcasına.
Ardından teyzem araya girmiş ve "olur mu kızım öyle şey? Dikiş falan gereklidir belki. Biz yinede gösterelim bir doktora" demişti.
"Annem haklı Rabia" diyen de Esma'ydı.
"Ama teyze. Gerçekten iyiyim ben. Hem bu halde hastaneye gitmek bana ne kadar zor oluyor biliyorsunuz. Israr etmeyin lütfen" dedim ben de. Bu sefer daha kararlı çıkmıştı sesim.
Abime baktığımda ise bana şüpheyle bakıyordu. Hala kararsız duruyordu.
Ben de abimin hiç dayanamadığı kedi yavrusu bakışımı attım bu seferde.
Bakışlarımı gören Talha abim, dudaklarını bastırarak kafasını salladı ve "peki madem. Ama sabaha kadar uyumak yok. Allah muhafaza, kendini kötü hissedersen hemen hastaneye gideceğiz. Anlaştık mı?" Dedi.
Sonunda be!
"Tamam abiciğim, merak etmeyin" dedim bende gülümsemeye çalışarak.
Canım çok yansa da belli etmemeye çalışıyordum, yoksa zorla götürürlerdi beni hastaneye.
Esma alnıma pansuman yaptıktan sonra, yanıma yeni pijama koyup, kanlanan pijamalarımı değiştirmem için odadan çıktı herkes.
İşim bittiğinde seslenerek geri çağırdım canlarımı.
Sonra abdest için tekrar banyoya gittik Esma ile, vakit girecekti çünkü. Bir daha rahatsızlık vermemek için ben istemiştim bunu.
Ardından Talha abim beni kucağına alarak yatağa bırakmıştı. O an çok utanmıştım.
Sonuç olarak süt abimdi ama abim de olsa böyle şeyler beni utandırıyordu.
Neyse ki artık herkes odasına dönmüş ve biz Esma ile sabah namazı vakti girmesi için yataklarımızda bekliyorduk.
Vakit girdikten sonra da namazlarımızı kılıp uyumak için tekrar yattık.
Artık isyan eden göz kapaklarım daha fazla dayanamamış ve uykunun kollarına bırakmıştı kendimi.
***
Ömer'den
Zahit ile gece yarısından sonra ayrılıp eve gelmiştim artık.
Kapıyı açıp sessizce içeri geçtim ve ayakkabılarımı çıkardıktan sonra, evin sessizliğinden herkesin uyuduğunu anlayıp, kimseyi uyandırmadan yukarı çıkmak için merdivenlere yöneldim.
Parmak uçlarımda yukarı çıkıp sessizce odamın kapısını açtım ve içeri geçip kapıyı kapattıktan sonra kimseye görünmeden gelebildiğim için derin bir nefes verdim.
Eğer Seniha sultana yakalansaydım, muhakkak Rabia'yı soracaktı.
Nefes verirken yumduğum gözlerimi açtığımda, karanlıkta bahçe ışığıyla aydınlanmış, loş bir havası olan odaya baktım.
Ne kadar boş ve anlamsızdı!
İçimden hiç ışığı açmak gelmiyordu şuan.
Güzelimi göremeyecektim, gerek var mıydı?
Kafamı Sağa sola sallayıp aklımı dağıtmaya çalıştım ve kapıda dikilip durmaktan vazgeçip, banyoya yöneldim.
Elimi yüzümü yıkadıktan sonra, tekrar odaya döndüm ve pijamalarımı alıp banyoya gidecekken, durdum.
Nereye gidiyordum ben Allah aşkına?
Rabia yoktu ki.
Bu gerçek suratıma soğuk su çarpmışım gibi etki ederken, ne yaptığımı sorguladım. Elimde pijamalarla.
Evet O'na kızmıştım.
Ölesiye seviyordum ama sevmek herşeyi yok saymak demek değildi.
Ama yinede..
Kendimi zor tutuyordum, karımı şu saatte alıp gelmemek için.
İçime yayılan tarifi zor sıkıntı da beni gittikçe yaptığım şeye pişman olmaya zorluyordu.
Ne yaparsa yapsın O'nu orada bırakmamam gerekiyordu, evet..
Ama anlasın istiyordum.
O da bana değer versin, sevsin istiyordum.
Çok mu şey istiyordum yani?
Düşünceler içerisinde, üzerimi değiştirip yatağa yattım.
Ellerimi her zaman yaptığım gibi başımın altında birleştirip, tavanı seyretmeye başladım.
Aklıma, kalbime her bir hücreme, tek tek işleyen kadın!
Sanıyor musun ki, ben sensiz rahat uyuyabileceğim?
Sanıyor musun ki, o orman gözleri görmeden rahat edeceğim?
Elbette hayır.
Gülümsedim, onu düşünürken bu eylemi kendiliğinden yapıyordum çünkü..
Ardından ellerimi başımdan çekip, soluma döndüm ve bir elimi güzelimin yastığına koydum.
Saçlarını okşarken hayal ettim birden kendimi. Gülümsemem büyüdü.
Sonra tekrar gerçek dünyaya döndüğümde bu sefer gülümsemem yüzümde soldu.
Tamam. Artık uyumam gerek.
Yarın erkenden işe gideceğim, diye düşündüm.
Lakin yatakta bir o yana bir bu yana dönüp dursam da nafileydi.
O olmadan olmuyordu.
En sonunda dayanamadım ve yataktan kalkıp güzel karımın en son evdeyken örttüğü şalı dolabından aldım.
İki elimle sanki O'na dokunurmuşcasına kavradım ve burnuma götürdüm.
Bu muhteşem bir histi.
Sanki, sanki Rabia'm buradaydı ve ben O'nun güzel saçlarını kokluyordum.
Özlem ve sevginin harmanlandığı değişik duygularla, yatağa yattım.
Rabia'nın yattığı tarafa dönüp, şalını burnuma dayadım ve gözlerimi kapadım.
Sabah namazına az bir vakit olduğunu bilsem de artık uyumak istiyordum.
Alarm çalardı nasıl olsa.
Sabah namazına güç bela kalkıp namazdan sonra tekrar yatmıştım.
İki saat sonra kalktığımda, az uyusamda bugün Rabia'yı alacağım için kendimi dinç hissediyordum.
Üzerimi değiştirip, annemler kalkmadan evden çıkmaktı niyetim.
Fakat işler bazen istediğim gibi gitmiyordu.
Bugün olduğu gibi.
Aşağı indiğimde koridorda annemle karşılaştım ve daha o sormadan ne diyeceğimi düşünmeye başladım.
"Günaydın oğlum. Rabia kızım nerede? Niye indirmedin aşağıya O'nu?" Demişti bile annem, ben daha düşünemeden.
"Şey anne, ııı, onu teyzesinde bıraktım dün" dedim, gözlerimi kısarak.
Annemden gelecek püskürtmeyi bekliyordum şuan.
"Ne? Ay oğlum neden bıraktın kızcağızı o halde?! Kendisi mi istedi? İyileştiğinde kalsaydı keşke. Ya sana ihtiyacı olduysa?" Diyerek ilk atağını yaptı sevgili annem.
"Tamam, abisi var ama, olsun. Yedi yirmi dört yanında olamaz ya Talha. Neyse bu seferlik böyle olsun ama.. Sakın bir daha, bu halde gelinimi bırakma! Fena bozuşuruz, ona göre" dedi ve son noktayı koydu Seniha sultanımız.
Allah'tan Rabia'nın kendisinin istediğini düşünmüştü de, beni zor durumda bırakmamıştı.
"Tamam sultanım, tamam" dedim ben de ellerimi havaya kaldırarak.
Annemin yüz ifadesi yumuşayınca "deli oğlan" deyip mutfağa doğru ilerledi.
Ben de onun arkasından mutfağa gittim ve kahvaltımı yaptım.
İçim içime sığmazken, Rabia'nın nasıl olduğunu da merak ediyordum.
Acaba şimdi ne yapıyordu.
Onu ararsam, yumuşadığımı düşünürdü. O yüzden ne yapacağımı da bilmiyordum.
Akşama kadar sabretmem gerekirken, ben şimdiden başlamıştım Onu özlemeye..
Buldum!
Talha'yı arayayım. Rabia'ya ulaşamamış gibi yaparım bir şey olmaz, diye düşünerek 'Kayınço' ismine bastım ve telefonu kulağıma götürdüm.
"Efendim Ömer" diyerek açmıştı, kayınçom telefonu.
"Selamun Aleykum Talha" dedim ben de.
"Aleykum Selam" diyen Talha'nın sesi bir tuhaftı.
Soğuk mu konuşuyordu O?
Aman neyse, beni ilgilendirmezdi.
"Kayınço, neredesin?" Dedim daha sonra ben de.
"Adliyeye geldim yeni, hayırdır" demişti bu sefer de.
"Kolay gelsin. Şey diyecektim ben de. Rabia'ya ulaşamadım da ne yapıyor diye soracaktım ama sen de evde değilmişsin" dedim.
"Uyuyordur. Dün gece zor oldu onun için" diyen Talha ile beynimde şimşekler çaktı, nasıl zordu?
"Ne demek zor oldu? Bir şey mi oldu? Rabia iyi mi?!" Diye ard arda konuşurken Talha'nın sesi böldü benimkini.
"Sakin ol Ömer. Dün gece lavabodan döndüğünde, yatağa çıkmak için uğraşırken düşmüş ve komodine başını çarpmış. Merak etme, Esma pansuman yaptı başına. Uyumaması gerektiğini söyleyip gitmiştim ben. Muhtemelen daha yeni uykuya geçmiştir" dedi Talha.
"Ah Ömer ah!" Diye kendi kendime söylenip, telefonda benden cevap bekleyen Talha'ya "tamam kardeşim, ben kapatıyorum" dedim ve bir şey demesine müsaade etmeden telefonu kapattım.
Salaklığıma doymayayım!
Nasıl böyle bir şey yaptım ki ben?
Düşüncesizsin oğlum sen!
Kızı o halde bıraktın gittin!
Hızla arabaya doğru ilerleyip, işi mişi boşvererek arabaya bindim ve Rabia'ma doğru sürmeye başladım.
O kadar hızlı gelmiştim ki, on beş dakikalık yolu beş dakika da yemiştim.
Arabadan inip zile bastım ve ayağımla ritim tutarak kapının açılmasını bekledim.
Çok geçmeden Zeliha teyze kapıyı açmıştı.
"Hayırlı sabahlar teyze, Rabia nerede?" Diye direkt sebebi ziyaretimi belli etmiştim.
Zeliha teyze de uyuduğunu söylerken beni de içeri davet etmişti.
İkiletmeden içeri girdikten sonra ayakkabılarımı çıkarıp salona geçmiştim ben de.
Daha sonra arkamdan Zeliha teyze gelmiş ve koltuğa oturmamı söyleyerek, o da karşıma oturmuştu.
"İyiki geldin oğlum. Kahvaltı yapmadık biz de daha, beraber yeriz ne güzel" demişti Zeliha teyze en içten gülümsemesiyle.
"Ben aç değilim teyzeciğim, yeni kahvaltı yaptım daha" dediğim sırada salona Esma girmişti.
"Hoşgeldin enişte" diyen Esma annesinin yanına oturmuştu.
"Hoşbulduk, Rabia uyuyor mu?" Dediğimde, "uyuyor ama birazdan uyanır. İstersen sen uyandırabilirsin" demişti Esma.
"Yok, bekleyeyim ben" demiştim ki, bu sefer de Zeliha teyze konuştu.
"Oğlum çekinme. Karın o senin, git yanına. Hem seni görünce çok sevinecektir yavrum" demişti O da.
Bu diyaloglardan sonra bana odayı göstermişler ve içeri girmemi söylemişlerdi.
Odaya girdiğimde, güzelimin yatakta, saçları yastığa dökülmüş bir şekilde terleyerek uyuduğunu gördüm.
Ah benim meleğim!
Ona doğru bir kaç adımda geldiğimde yatağının kenarına oturdum ve gözlerimi yüzünde gezdirdim.
Kaşının hemen üzerinde sargı bezi ve yara bandı yapıştırılmış duruyordu.
Elim istemsizce yara bandına gittiğinde, kendimi tutup, elimi geri çektim.
"Özür dilerim güzelim" diye fısıldarken, dolan gözlerimi akmaması için yukarı kaldırdım.
Ne düşüncesiz bir insan olmuştum ben böyle?
İnsan sevdiğine bunu yapar mıydı?
En ihtiyacı olduğu zamanda nasıl bırakabilmiştim O'nu?
Yemişim onun beni sevip sevmemesini!
Benim sevgim ikimize de yeterdi.
Hem karımı izleyip hem de yaptığım şeyden bilmem kaçıncı kez pişman olmakla meşguldüm şuan.
Bir yandan onu uyandırıp o güzel sesini duymak ve dünyanın en güzel gözlerine bakmak istiyor, diğer yandan da kıyamıyordum.
En sonunda hasretine dayanamayıp yüzüne doğru eğildim ve hafif olmasına özen gösterdiğim bir öpücük kondurdum, dudağı ile yanağı arasına..
Oh be! Hayat buydu işte! Benim hayatım. Benim dünyam, buydu.
Hele o sırma saçlar beni benden alıyordu.
Onları koklamak, bağımlılıktı adeta benim için.
Yavaşça uzattığım parmağımı, karımın yastıktan yatağa uzanmış olan saçının ucuna dolayıp burnuma götürdüm.
Boşuna demiyordum bağımlılık diye, bu koku beni uyuşturuyordu.
Tam gözlerimi kapatmış, Rabia'nın saçlarının kokusunda kaybolurken, hayatıma anlam katan o naif sesi işittim.
"Ömer?" Şaşkın ve bir o kadar masum çıkan bu sese kayıtsız kalamayarak gözlerimi açtım ve karımın güzel saçlarını yastığa bırakarak "efendim güzelim" dedim.
Gözleri konuşmamla daha da irileşirken, hafifçe doğrulmuş ve bana sorgulayıcı bakışlar atıyordu.
"Se-senin ne işin var burada? Ah, yani neden geldin? Şey, öyle demek istemedim, akşam gelirim demiştin ya" diyen güzel karıma hayranlıkla baktım.
Bir insan nasıl bu kadar saf ve temiz kalabilirdi ki?
"Hasretine dayanamadım" deyip ellerini tuttuğumda, orman gözlümün yüzü çoktan kızarmıştı bile.
"Şey, Ömer?" Diyen Rabia'yı "hım" diye cevapladım.
"Dün ben, hani şey demiştim ya? Aslında öyle demek istememiştim. Yani sen herkes değilsin ve olamazsın tabiki. Yani demek istediğim, sen benim kocamsın ve.." diyerek konuşmaya ve yaptığı hatayı telafi etmeye çalışan karımı daha fazla terletmek istemedim ve "şşş, bir şey demene gerek yok. Geçti bitti. Önemli olan senin ne söylediğin değil, ne hissettiğin" diyerek böldüm ve elimde olan elini sıkarak, ona inandığımı anlamasını sağladım, yani umarım.
"Tamam" diyen karım bana en güzel gülümsemesini sunarken daha fazla dayanamadım ve sıkıca sarıldım Ona.
Kolları üzerinden sarıldığımdan Rabia hareketsiz kalmış ve heyecanından olduğunu tahmin ettiğim şeyi yapmıştı.
Nefesini tutmuştu.
Bir elimi saçlarına götürüp okşarken bir elimle, sanki kaçacak gibi sıkıyordum kızı.
Sonra içimde taşan volkana engel olamadım ve kulağına değen dudaklarımı oynatarak "seni seviyorum. Seni çok seviyorum orman gözlüm" diye fısıldadım.
Ardından hiç beklemediğim bir şey oldu ve bu sefer Rabia dudaklarını kulağıma değdirip "bende" dedi.
Ne?!
Hemen Rabia'yı kendimden çekip yüzüne baktım ve "ne dedin?" Dedim.
Kalbim şuan, ergenler gibi ağzımda atıyordu.
"Bende, dedim" diyen Rabia kızarmış ve yüzünü önüne eğmişti.
"Sende ne?" Diyerek, aslında anladığım ama O'nun ağzından duymak istediğim şeyi,anlamamazlıktan gelmeyi tercih ettim.
Allah'ım sana şükürler olsun.
Sevgim karşılıksız değilmiş!
Rabia ise ezilip büzülüp, nereye bakacağını şaşırarak cümleleri toplamaya çalışıyordu.
O'nun bu hali ben de ısırma isteği uyandırsa da, henüz bunu yapamayacağımı bildiğimden kendimi sıktım.
İnşaallah patlamam!
"Evet karıcığım, seni dinliyorum" deyip gözleriyle irtibat kurmaya çalıyordum bir yandan da.
"Bende, seni.. Se-seviyorum" diyen Rabia'ya tepkim şu olmuştu.
"Sonunda be! Bir an bunu senden hiç duyamayacağımı sanmıştım. Kızım sen var ya, bana şuan dünyaları verdin!" Deyip kocaman açtığım kollarıma, Rabia'nın girişini seyrettim.
Ardından göğsüme yasladığım başının tepesine kokulu bir öpücük kondurdum. Bu sefer içime çekmekten hiç korkmadan yapmıştım bunu.
"Aşığım sana be kadın!" deyip tekrardan öptüğümde, güzelimin o müthiş kıkırtısını duydum.
Aklıma başındaki yara gelince hemen geri çekilip iyi olup olmadığını sordum. Aldığım cevap tabiki 'iyiyim' olmuştu.
Ama ben rahat edemezdim, hemen hastaneye gidip kontrol ettirmemiz gerektiğini söylediğimde Rabia itiraz etse de, odadan çıktığımızda herkes bana hak vermişti.
Ardından onlar kahvaltısını ederken bende sekreterimi arayıp, bugün işe gelemeyeceğimi, bütün görüşmeleri iptal etmesini söyledim.
Kahvaltıdan sonra da karımı hastaneye götürüp, iyi olduğuna kanaat getirdikten sonra evimize götürdüm.
Evde Selim Bey'in çığlıkları yankılanırken Rabia'nın da ondan farklı olmadığını görmek, beni uçsuz bucaksız hayallere daldırmıştı.
Ardından biricik annem, bugün Şeyma ile onun eski evine gidip temizlik yapacaklarını ve eve dönmeyip orada kalacaklarını söyledi.
Bu haberi söylerken yaptığı imalarla Rabia renkten renge girmişti doğrusu.
Ah bu annem yok muydu?!
Son olarak da "Bakın ben artık torun istiyorum. Evi de boşaltıyoruz, elinizi çabuk tutun. Aaa hastayım ben canım. Ölmeden oğlumun çocuğunu sevmek benimde hakkım, öyle değil mi Şeyma'm" diyerek topu Şeyma'ya fırlatmıştı.
Şeyma da kimin kızı, durur mu?
"Hakkın tabi annem. Şöyle akça pakça, güzel bir kızımız olsa ne güzel olur" demişti, Rabia'ya göz kırparak.
Rabia'ya baktığımdaysa artık kırmızının bütün tonlarının yüzünde olduğunu görmem, bana ayrı bir keyif vermişti.
"Aaa, yeter ama canım. Utandırmayın artık karımı, gerçi ona kırmızı çok yakışıyor ama neyse.." demiştim ben de, sonlara doğru sesimi biraz daha kısarak.
"Tamam, tamam. Hadi biz gidiyoruz. Dediklerimi unutmayın" diyerek Selim'i de alıp çıkmıştı annemle Şeyma.
Rabia ile baş başa kaldığımızda sandalyesinin yanındaki koltuğa gidip oturdum ve "ee karıcığım, ne yapmak istersin?" Diyerek Rabia'nın şaşkın bakışlarını izledim.
Karımın gittikçe büyüyen göz bebekleri, söylediğim şeyi yanlış anladığını gösteriyordu.
"Yani diyorum ki, film mi izlesek, yoksa beraber oyun mu oynasak ne yapsak?" Dedim ben de yanlış anlamayı gidermek için.
"Hı, film mi?" Diyen Rabia'nın rahatladığını görebiliyordum.
"Evet film, oyun" dedim ben de.
"Olur. Yani film izleyebiliriz"
"Peki. Ben bir filmlere bakayım neler var?" Diyerek ayağa kalkıp TV ünitesinin çekmecesini açarak içinden en sevdiğim filmlerden birini seçtim.
"İstediğin bir film var mı?" Diye Rabia'ya da sormayı ihmal etmedim tabi.
Ondan "farketmez" cevabı gelince de seçtiğim filmi alıp taktım ve mutfağa, atıştırmalık almaya gittim.
Tepsinin üzerine önce kaseleri koyup içlerini cips, hazır patlamış mısır ve çekirdek koyarak doldurdum.
Ardından kolayı da bardaklara doldurup tepsiyi alarak salona gittim.
Salondaki sehpanın üzerine tepsiyi bıraktım ve Rabia'ya döndüm.
Oturduğu sandalyede rahat olamayacağını düşünüp yanına yaklaştım ve Rabia'nın tatlı bakışları arasında onu sandalyeden kaldırıp koltuğa oturması için TV'nin tam karşısında olan koltuğa ilerledim.
Tam koltuğa varmıştım ki, yerde bir şeye takıldım, sanırım Selim'in oyuncaklarından biriydi bu. Ardından sendeleyerek Rabia ile beraber koltuğa düştüm.
Rabia üzerimde korkuyla boynuma sımsıkı sarılırken, ben de ona bir şey olmadan koltuğa oturduğumuz için derin bir nefes verdim.
"Güzelim, iyi misin?" Dediğim de karım sımsıkı sardığı boynumdaki ellerini gevşeterek, geriye çekildi ve tedirgince başını salladı ardından "iyiyim" dedi.
Hala üzerimde olan Rabia gözlerini benden kaçırırken, bense onun güzel bakışlarını yakalamaya çalışıyordum.
En sonunda dayanamayarak işaret parmağımı çenesine götürdüm ve tutarak bana bakmasını sağladım.
Artık karımın da beni sevdiğini bildiğimden, daha rahat hareket edebileceğimi biliyordum.
"Rabia'm" dedim, nefesimi yüzüne üflerken.
En sonunda gözlerini gözlerime sabitleyen karım "hım" dedi.
Senin 'hım' diyen dilini!..
Ah! İçimdeki sevginin taşmasına engel olamıyordum artık.
Biraz daha yaklaşarak "Seni seviyorum birtanem" dedim.
Rabia da aynı fısıltıyla karşılık vererek "bende seni seviyorum kocacığım" dedi.
Af buyur?!
"Kocacığım mı dedin sen?!" Dedim şaşkınlıkla.
Yine fısıltıyla konuşmaya devam ediyorduk.
"Hıhı" diyen karımın tatlı suratına dayanamadım ve ne zamandır istediğim şeyi yaptım.
O'nu öptüm.
Evet evet, öptüm!
Hayatımda yaşadığım en güzel an, bu andı hiç şüphesiz.
Karımın şaşkın bakışları arasında geri çekilirken, dudağını ısıran Rabia, gel beni tekrar öp, diyordu adeta.
"O dudaklarını öyle ısırma, kıskanıyorum" dedim bir çırpıda.
Rabia hemen dudaklarını rahat bırakırken, ben de yavaşça tam yanıma, diğer yarımı bıraktım. Aile var olmaz yani...
Ardından bir elimle sehpayı iyice önümüze çekip, kumandayı da elime aldım ve TV'yi açtım.
Rabia'nın kirpiklerinin arasından hala bana baktığını hissettiğimde, bende dönüp ona, orman gözlerine baktım.
O saatten sonra, biz mi film izlemiştik yoksa film mi bizi izlemişti, meçhuldü.