O sabah, güneş henüz doğmamıştı. İçimdeki ses, gitme kararlılığımın yankısıydı. Hızla giyindim, ellerim titriyordu ama gözlerim kararlıydı. Belki de kaçmak değildi bu, belki de sadece gerçek benliğimi bulmak için bir adım atmak. Kendi yolumda ilerlemek.
Kapıyı dikkatlice açtım, sessizce adım attım. Her şey bir rüya gibiydi, ama bir yandan da her şey gerçekteydi. Evden uzaklaşırken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Hiçbir zaman annemi, babamı sevmedim demedim, ama bu kararımın arkasında durmak zorundaydım. Bir zamanlar onları kırmaktan korkardım. Ama artık korkum yoktu. Kendime, hayallerime, ve en önemlisi kendi hayatıma sahip çıkmak istiyordum.
Sokağa adım attım ve soğuk rüzgar yüzüme çarptı. Bir yanda korku, diğer yanda bir özgürlük duygusu vardı. Hiçbir şey eski gibi olmayacaktı, ama belki de ilk defa doğru olanı yapıyordum. İleriye bakarak, tek bir şey düşündüm: “Benim zamanım geldi.”
Bir taksiye bindim ve hedefimi söyledim.
18 yaşındaydım ve doktor olmak, hayalimdi. Yıllardır düşündüğüm, geceleri hayalini kurduğum o meslek, bu hayatta yapmayı en çok istediğim şeydi. Ama bunun için her şeyimi riske atmam gerektiğini biliyordum. Ailem, aşiretimiz, o eski gelenekler... Her şey bana engel oluyordu. Ama o engelleri aşmak için bir yol bulmuştum.
Evet, fazlasıyla param vardı. Ama bu paranın hiçbiri beni hapsetmek isteyenlere karşı silahım olacaktı. Onları alıp, evden kaçtım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim şey, evde kalamayacağımdı. Kars’tan İzmir’e doğru yola çıktım. Bir şehirde başlayacak, hayallerime bir adım daha yaklaşacaktım.
Havaalanına vardığımda, biletimi almak için biraz duraksadım. İzmir’e gidecek bir uçak bileti almak, bana bir kaçış gibi görünüyordu ama aslında sadece bir başlangıçtı. Bir başlangıç, kendi yolumu bulma yolculuğuydu. Uçak biletini aldım ve cebimdeki parayı sayarken, içimde bir huzursuzluk vardı. Ama bir o kadar da huzur…
Geriye bakmak yoktu. Zaten neyi bırakıyordum ki? Her şeyim için bu kararı vermiştim. Ailem, aşiret, gelenekler… Tüm bunlardan kaçıyordum, ama bir o kadar da özgürleşiyordum. İzmir’de yeni bir hayat kurmak, bir daha asla geri dönmemek.
Uçak kapısına doğru yürürken, kalbim hızlı atıyordu. Bir yanda korku, diğer yanda başarmak için duyduğum büyük bir istek. Ama biliyordum ki, bu yola çıkmak bir daha geri dönmeme kararıydı.
Uçak kapısına yaklaştıkça, içimdeki tüm duygular çarpışıyordu. Korku, cesaret, belirsizlik… Ama bir şey kesindi: Artık hiçbir şey beni geri tutamazdı. Havaalanı kalabalıktı, insanlar gelip geçiyordu, kimse benim gibi bir karar vermemişti. Ama ben bir yol seçmiştim. Bunu yapmam gerekiyordu.
Uçak kapısına vardım, biletimi gösterdim ve içeri adım attım. Koltuğuma oturduğumda, tüm vücut ağırlığım o kadar yoğun bir şekilde üzerimde hissediliyordu ki, bir süre hareket edemedim. Yavaşça nefes aldım, gözlerimi kapadım ve başımı arkamdaki koltuğa yasladım.
Yola çıkmak, her şeyin bittiği anlamına gelmiyordu; aksine, her şeyin başladığı anlamına geliyordu. O kadar fazlaydı ki, içinde bulunduğum bu yeni yaşam, eskisiyle artık hiçbir bağlantım yoktu. Düşüncelerim uçuştu. İzmir'e vardığımda ne yapacaktım? Hangi hastaneye başvuracaktım? Yeni bir hayat kurmak kolay olmayacaktı. Ama bir şekilde yapacaktım. Çünkü ben doktor olmalıydım.
Uçak havalandı, dünya aşağıda küçülürken, kalbim yukarıda, gökyüzünde özgürce süzülüyordu. Sanki gökyüzü bile bana "başarabilirsin" diyordu. Bir an her şey çok netti. Evet, bir yolculuğa çıkıyordum ama bu, fiziksel bir yolculuk değil, ruhsal bir yolculuktu.
İzmir'e vardıktan sonra ne olacağı belirsizdi ama artık o belirsizlikten korkmuyordum. Ne olursa olsun, doktorluk hayalim beni bekliyordu. Ve bir şekilde bu hayali gerçeğe dönüştürecektim. Ne ailem, ne geçmişim, ne de aşiretimin gücü beni durduramayacaktı.
Uçak yavaşça alçalmaya başladı, İzmir’in ışıkları ufukta belirdi. Kafamda binlerce düşünce vardı, ama bir şey kesinleşmişti: Artık geri dönüş yoktu. Hangi adımı atacağımı, nereden başlayacağımı bilmiyordum, ama içimde bir güven vardı. Hayatımda ilk kez bu kadar yalnız hissediyordum, ama bir o kadar da güçlüydüm. Sadece bir başıma, kendi yolumu seçmiş ve o yolda ilerlemeye karar vermiştim.
Uçaktan indikten sonra, havaalanında birkaç dakika duraksadım. Sadece kalabalığı izledim. İzmir’in havası, Kars’tan çok farklıydı. Nemli, sıcak bir hava… Her şey burasıydı, her şey bana yabancıydı. Ama bir şekilde, burada olmanın doğru olduğunu hissediyordum.
Hızla geçen zamanın içinde, önceden planladığım hiçbir şey yoktu. Kendimi bir türlü hazır hissetmiyordum ama artık harekete geçmek zorundaydım. Yavaşça, bu şehre alışmam gerekecekti.
İzmir’in merkezine geldiğimde, biraz yürüdüm. Kafamda sadece bir şey vardı: Doktorluk hayalim. Bu hayalini gerçeğe dönüştürebilecek miydim? Elimde birikmiş param vardı ama ne yapacağımı bilmiyordum. Bu kadar büyük bir şehirde, yabancı olduğum bir dünyada nasıl başlardım? Belki de doktor olmak için gereken şey, sadece bir başlangıçtır, diye düşündüm.
Bir süre yürüdüm, kafamda sayısız olasılık vardı. Bir hastaneye başvurmalı mıydım? Yoksa önce bir ev bulup yerleşip, sonra eğitim mi almalıyım? Her şey çok karmaşıktı.
Ama bir şekilde bir yol bulmalıydım. Belki de büyük adımlar atmanın zamanı gelmişti. İzmir’in hareketli sokakları, bana hem bir kaybolmuşluk hissi veriyor, hem de bir keşif heyecanı doğuruyordu. Bu şehre, bu hayata ait olmalıydım. Hayallerimi gerçekleştirmek, belki de bu şehre tutunmakla başlıyordu.
İçimden bir ses, “Her şey zorlayıcı olacaktır, ama başarmalısın,” diyordu. Yavaşça adımlarımı hızlandırdım. Yabancı olduğum bu dünyada, bir şeylerin değişmeye başladığını hissediyordum. Eğer doktor olacaksam, önce bu şehirde bir yer edinmem, bir yön belirlemem gerekiyordu.
Otele adımımı attığımda, sanki her şey daha netleşmeye başlamıştı. Ne kadar yabancı olsam da, burası artık benim geçici de olsa evimdi. Kafamda bir sürü düşünce vardı ama odama girdiğimde, o an sadece biraz huzur ve sessizlik istedim. Otele giriş işlemlerini hallettikten sonra hızla asansöre bindim.
Asansörün yukarıya doğru çıkarken, içimdeki heyecan biraz daha yoğunlaştı. Şehre alışmak, hedeflerime adım atmak için bir süre burada kalmalıydım. Odaya yerleştiğimde, biraz rahatlamış hissettim. Duvarda, eski bir tablo, pencereden dışarıya bakarken gördüğüm deniz, sanki beni bu şehre ait hissettiriyordu.
Birkaç dakika boyunca oturduğum yerde derin derin nefes aldım, gözlerimi kapattım. Doktorluk hayalim, şehri keşfetmek ve yeni bir hayat kurmak... Tüm bunlar birbirine karışıyordu. Her şey karmaşıktı ama başka türlü bir hayat istiyordum.
İzmir’de geçireceğim ilk geceydi ve her şey yeni başlıyordu.
yavaşça kararmaya başlayan ışıkları arasında, İzmir’in sokaklarının hareketliliği hala hissediliyordu. Ancak içimdeki huzursuzluk, bir şeylerin eksik olduğunu hissettiriyordu. Hayallerime ulaşmak için yapmam gerekenler vardı, ama neyle başlayacağımı bilmiyordum.
Telefonumu elime aldım ve bir süre ekrana baktım. Google’dan hastaneleri araştırmaya başladım. Şehirdeki büyük hastaneleri listelemeye başladım; her birinin adını, adresini okudum. Birçok seçenek vardı ama hepsi de bana uzak görünüyordu. Kendimi tanıtmadan, kimseyi tanımadan buraya gelmek, hayal ettiğim hayatı kurmak çok zordu.
Bir yanda hayallerim, diğer yanda belirsizlik... Kafam karışıktı. Ama içimde, bir şeyleri değiştirmek için bu yolculuğa çıktığımı biliyordum.
Telefonu kapatıp, çantamdan birkaç kağıt ve kalem çıkardım. Odanın ışığını yaktım ve yavaşça not almaya başladım. Plan yapmalıydım. Birkaç gün burada kalıp, hastanelere başvuracak, belki de iş başvurusu yaparak bir klinikte çalışmaya başlayacaktım. En önemlisi, doktorluk eğitimi için bir şeyler yapmalıydım. Ancak bunların hepsi büyük bir belirsizlikti.
Saatler ilerledikçe, içimdeki kaygılar azalmaya başladı. Odanın sessizliğinde, sadece kendi düşüncelerim vardı. Şu anda tam olarak ne yapmam gerektiğini bilmiyordum, ama bir şeyler yapmalıydım. Yavaşça kalkıp, pencereye doğru yürüdüm. Gecenin karanlığında, İzmir’in ışıkları bana yeni bir umut gibi görünüyordu.