|8|

1442 Kelimeler
•Bir hafta sonra• Bana yıllar gibi gelen günler geçmişti. Bir hafta olmuştu ve artık iyileşmiştim. Odadan dışarı çıkmamıştım; taziye sona ermiş, konak sessizliğe bürünmüştü. Ethem bu süreçte çok yorulmuştu. Odaya gelip ya namazını kılar, Kur’an’ını okur, ya da işlerini tabletten halleder, ardından koltukta uyuyakalırdı. Benimle neredeyse hiç konuşmuyordu; sanki yanımda olmasına rağmen yok gibiydi. Güneşin ışığı odayı doldururken, yataktan yavaşça kalktım. Banyoya geçip rutin işlerimi hallettim. İşim bitince odaya geçtim Ethem odadaydı; dolabın önünde, yarı çıplak bir halde askıları tek tek sağa sola itip kıyafet arıyordu. Odaya geçip köşeden onu izledim. Saç traşı, yan profilden yüz hatları, sırtı, kolları, belinde duran kot pantolonu, baştan aşağı izlemesi keyifli bir manzara gibiydi. “Orda öyle dikilip bakacağına gel bana yardım et!” Sesiyle irkildim ve toparlanıp yanına gittim. Sesimi çıkarmıyordum bana bulaşmayana kadar bulaşmayacaktım. “Burdan bana kıyafet seç, ben duşa gireceğim. Zamanımız yok. Sende hazırlan.” Yanımdan geçip banyoya yürüdü. Gayriihtiyari soru soruverdim; “Nereye?” Banyoya girmeden, eşikte başını yana çevirip baktı. “Üstüne başına bir şeyler alacağız. Benim kıyafetlerimi giyiyorsun; 1 haftadır.” “Rahatsız olduğunu düşünmemiştim. Sen izin verdiğin için giymiştim aslında..” Bana kaşlarını çatıp baktı. “Evet dedim ama kıyafetlerin içinde kayboluyorsun. Hem bu ne böyle, askerlik arkadaşım gibi dolaşıyorsun odada.” Dediğiyle ona baktım. Hınzırca gülümseyip parmaklarımı önümde birleştirdim. “Hee, gecelik giysem, tamam oluyor?” Ethem’in çatılan kaşı yumuşamış, afallamıştı. Kendini toparlayıp boğazını temizledi. “Ya sabır! Seninle diyaloğa girmeseydim daha iyiydi!” Söylene söylene banyoya girdi. Girmesiyle kıkırdadım. Aslında ağzımın ayarı yoktu; yani bir anda söylemiştim de, iyi de oldu. Onu böyle sinir etmek hoşuma gitmişti. Ona sportif siyah kıyafetler çıkarıp yatağa koydum. Kendim için de, bana Taybat hanımın aldırdığı diğer abayamı giymiştim. Şalımı da başıma atıp balkona geçip Ethem’i bekledim. Bir hafta boyunca bu balkondan konağın girişini, avlusunu, ahırı, arka giriş kapısını ve korumaların kulübesini, her yeri ezberlemiştim. Gökyüzü sabah güzeldi ama şimdi kararıyordu. Benim gibiydi, bir iyi bir kötü.. Duygu halim resmen böyleydi. Ama alışıyordum sanırım. Ethem’le de bir yolunu bulacaktım. Ne kadar bana iğrenerek de baksa, bu hafta içinde yaramı her gün pansuman etti, yemek getirdi, ilaçlarımı içirdi, kıyafetlerini verdi.. İyi miydi bu adam kötü müydü anlayamadım doğrusu.. Ama merhameti vardı. Yatak serme yere demişti ama yanımda da uyumamıştı. Bana dokunmuyordu ama yaramı temizlerken karşısındaki ben değilmişim gibi dikkatli ve hassastı. Doktorum da olmuştu, belam da.. “Ne yapıyorsun balkonda?!” Beni, düşüncelerden Ethem’in sinirli sesi çıkarmıştı. “Giyiniyorsun diye balkona çıktım.” “Gel içeri” Giyinmemişti. Yarı çıplaktı. Odaya geçtiğimde yatağa oturdum. Çıkardığım kıyafetleri giyerek, bana baktı. “Zırt pırt balkona çıkma! Orası korumaların olduğu ön taraf. Sen her gece çıktığında kabak gibi görünüyorsun dışarıdan. Millete laf verme, uğraşamam kimseyle!” “Nefes almaya çıkıyordum geceleri..” “Nefes alırken bile benden izin alacaksın! Tamam mı?” Sertçe yutkundum, bu kadarı da fazlaydı. Oturduğum yerden kalkıp önünde durdum. “Aldığım nefesi bile sana soracak değilim. Sen benim neyimsin de benim hakkımda bu kadar karar veriyorsun?” “Ben senin kocanım! Sen de benim karımsın!” “Ben ortada bir resmiyet görmüyorum!” “Onu hak etmen gerekiyor!” “Hak etmek mi? Hıh! Seninle eşitiz Ethem ağa! Sen ağasın evet ama ben de aşiret kızıyım! Beni imam nikahıyla geçiştiremezsin!” Ethem daha dibime kadar girip, yüzünü yüzüme yakınlaştırdı. “Ağa kızısın, evet ama şu an o burada işlemiyor.. Sadece BENİM KARIMSIN..” “Karın falan değilim!” Ethem gözlerini devirerek üstünü düzeltti. Sinirden ellerim titriyordu. Beyfendi parfümünü de sıkıp kapıya yürüdü. Kapıyı açınca bana döndü. “Hadi” Ona baka baka odadan çıktım. Günlerdir sonra dışarı çıkmak tuhaf hissettirmişti. Çok değildi aslında ama hep yatıp uyuduğum için sıkıcıydı. Aşağı indiğimde, Ethem de arkamdaydı. Taybat Hanım yanına çağırıp elini uzattı. Tam gidecekken, Ethem elimden tutup, konağın kapısına yürüdü. Araba gelince ön koltuğa bindirip kendi de şoför koltuğuna geçti. Arabaya çalıştırınca konaktan uzaklaştık. “Niye izin vermedin?” “Sanane!” “Ya yeter ben senin kuklan değilim!” “Kes sesini Füsun!” İsmimle hitap edince gerçekten sinirli olduğunu anladım. Çarşıya kadar konuşmadık. Çarşıya gelince arabadan indik. Benim kıyafetlerimi aldığım mağazayı görünce oraya girdim. Bir süre bana yetecek kadar kıyafet aldım. Ayakkabı ve çanta da almıştım. Yeni hayatım olduğu için buna göre almıştım her şeyi.. Bir zamanlar, kız kardeşlerimle gelip alışveriş yapardık.. Ama şimdi.. Yok hayır artık odaklanmalıyım.. Eskileri hatırladıkça ağlayasım geliyordu. Bu beni çevreye güçsüz gösteriyordu. Omzuma değen elle arkamı döndüm. Lise arkadaşım Sinan da burdaydı. “Füsun?” “Sinan? Nerden çıktın sen?” “Ben buranın müdürü oldum. Sağolsun Bawer abi yardımcı oldu. Sen napıyosun nerelerdesin?” “Çok sevindim senin adına hayırlı olsun. İyi bende.. Şey.. Benim biraz acelem var sonra konuşuruz” “Tamam olur.” Kıyafetleri kasaya götürdüm. Şal almayı unutunca hemen reyona geçip renklerine baktım. Sinan da yanıma gelince yardımcı oldu. Siyah üzerinde işlemeli taşları olan bir şalı aldı. Bana gösterince çok beğendim. Şalı açıp saçlarımı örttü. Aynaya doğru yürüyünce Ethem’in beni izlediğini gördüm. Hiç korkmadan aynanın önüne yaklaştım. Şal çok yakışmıştı. Sinan arkadan yaklaşıp şalımı düzeltecekken Ethem onu ittirdi. “İşini yapacaksın diye bekliyorum ama iyice suyunu kaynatıyorsun!” “Pardon beyfendi siz kimsiniz?” Bana bakıp Sinan’a geri döndü. Biraz daha yaklaşıp dibinde durdu. “Füsun’un kocasıyım! Sen kimsin?” Şaşkınca bana döndü. Benim stresten elim ayağım birbirine girmişti. Sinan ellerime bakıp şaşkınlığını bir kenara bırakıp Ethem’i süzdü. “Füsun, sen bu adamla mı evlisin?” “Evet Sinan. Neye şaşırdın anlamadım?” “Bir yüzük bile almamış, buraya girerken bile yanına gelmemiş, başın belada mı senin?” Ya Sinan sanane kardeşim ya sus zaten başım boka girdi. Konuştukta daha da boka giriyordum. Ethem daha da sinirlenince, kendimi toparlayıp Ethem’in koluna girdim. “Bela da olduğumu düşünmen komik oldu. Yüzüğüm var tabi ki de daraltmak için yaptırmaya verdik. Şimdi müsaade edersen eşimle bir kaç bir şey seçmek istiyorum.” O kadar iyi konuşmuştum ki Sinan utanmıştı. Kendini toparlayıp mahçup bir şekilde Ethem’e baktı. “Kusura bakmayın beyfendi. Ben yersiz konuştum.” “Kimsenin özelini bu kadar deşme! Hiçbir kadına da bu kadar yakın davranma. Bi bakmışsın seni deşmişler..” Açık tehditti bu! Sinan yutkunup başını salladı. Ethem belimden tutup şalların olduğu standa yönlendirdi. Kırmızı bir şal alıp başıma taktı. Aynadan izliyordum onu, şalı düzletirken kafasını kulağıma eğdi. Aynadaki yansımamıza bakıp konuştu. “Kimse sana bu kadar yakın olmamalı Füsun.. Sinan’ın son günüydü bugün. Umarım ders alırsın!” Gözlerim korkuyla açılmıştı. Sinan’ın bizi izlediğini görünce korkumu saklayıp gülümsedim. Arkamı dönüp Ethem’e gülümseyerek baktım. “Süpriz mi?!! Ya Ethem ben çok merak ediyorum sen böyle yapınca” Ethem anlamıştı çok az mimiği oynamıştı. Arkamda ki standa gidip işlemeli bir elbise seçti. Gümüş renkli parıldayan taşlarla süslenmiş elbiseyi bana uzattı. “Hadi sen bunu dene. Ben diğerlerinin ödemesini yapayım.” Sinan’a gidecekti biliyordum. Kabine gidecekken aklıma gelenle Ethem’e döndüm. “Kolumu kaldıramıyorum nasıl giyinebilirim?” “Füsun.. İyileşti kolun biliyorum. Hadi!” Yememişti kahretsin! Çaresizce kabine yürüdüm. “İsterseniz çalışan arkadaşlarımızdan biri yardımcı olur.” Sinan’ın sesiyle arkamı döndüm. Ethem elleri cebinde, gözlerini kapatıp çenesini sıkıyordu. Sinirliydi hala. Derin bir nefes alıp Sinan’a döndü. “Gerek yok ben yardım ederim KARIM’A!” Başını bana çevirip bana doğru yürüdü. Yanıma gelince kabine doğru geçtik. Ay daracık yer sıkış tıkıştık. Ethem’in nefesi bile sinirle çıkıyordu. “Yapma Ethem..” “Yok yapacağım kaşınıyor bu herif! Kim bu?!” “Liseden sınıf arkadaşımdı.” “Liseymiş! Arkadaşmış! Hadi tamam o zaman ben yoktum da şimdi iş başka! Gevşek hareketler yapıyor! Başkasının karısına dokunmak nedir hele söyle bana? Doğru mu bu?!” Sessizce yaklaşıp konuştum. “Doğru değil tabi ki de ama sende bana dokunma o zaman! Resmi nikah yok ortada sonuçta!” Ethem kaşlarını çattı. Benim gibi sessizce konuştu. “Pazarlığı geçtiğimizi düşünüyorum!” “Hayır geçmedik. Nikah istiyorum Ethem!” “Füsun! Bak çok sinirliyim burası da çok dar. Giy şunu gidelim!” “Ben yıkamadan giyemem! Hem kolum ağrıyor..” Bunu dudaklarımı büzerek söylemiştim. Ethem’in kaşları yumuşamıştı. Yüzümü süzüyordu. Elimdeki elbiseyi aldı. Kabinin kapısını açıp çıktı. Bende çıkınca elimi tutup kasaya yürüdü. Sinan gülümseyip Ethem’e baktı. “Elbise olmadı mı? Başka bir model veya beden verelim?” “Yok istemez bunu alacağız. Bir de başındaki şal da var. Hepsini hesaplayabilirsiniz.” “Şal güzel seçim oldu tenine çok yakışmış Füsun” Sinan durmuyordu ve gerçekten dayak yiyecekti şimdi. Ethem cüzdanı elinde dona kaldı. Ethem Sinan’a bakınca Sinan başka yere baktı. Ethem şalların olduğu yere gidip mor renkli bir şal alıp geldi. Şalı verince çalışanlar etiketini çıkardılar. Ethem şalı alıp başımdakiyle değiştirdi. Ödemeyi yapınca adamlar poşetleri alıp çıktı. Sinan da bize kapıyı açtı. Ethem çıkmadan elindeki kırmızı şalı Sinan’ın göğsüne sertçe bastırdı. Sinan şalı tutunca şaşkınlıkla Ethem’e baktı. “Benim karımın teni seni ilgilendirmez! Şu şalı da al bir daha da görmeyeceğim seni burda!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE