|9|

1499 Kelimeler
Füsun Ethem elimi tutup ilerleyince mağazadan çıktık. Arabaya binince sinirle kapıyı kapattı. “Gevşek herif!” “Neye bu kadar sinirlendin? Görende bana aşıktın da öyle evlendik sanır!” “Neye mi sinirlendim?! Sana meraklı olduğumdan değil, sen beni temsil ediyorsun o yüzden sinirlendim! Sana gelecek olan laf bana gelecek!” “Ben seni temsil etmiyorum! Soyadın mı var bende?! Hayır yok! O yüzden kendi kendine uydurma!” Ethem bir eliyle arabanın direksiyonunu tuttu bana döndü. “Unut sen nikahı. Boşuna çırpınma sana nikah kıymayacağım!” “Sevdiğin mi var?” Bir an da sorduğum şeyle utanmıştım. Ethem bir şey demeden gözlerini devirdi. Arabayı çalıştırdığı gibi yola çıkmıştık. Bana bakmadan konuştu. “Sevdiğim falan yok. Nikahı sana yemin olsun kıyacaktım ama sen kendi bildiğini yaptın.” “Ama özür diledim..” “Acım tazeyken yaptın.. Sence özürünü kabul eder miyim?” “Haklısın..” “Sen aşiret toplandığı zaman o kapıdan içeri girdiğin anda bizim kaderimizi belirledin.. Girmeseydin çok daha farklı şeyler olurdu.” “Mesela?” “İlk başta o köpek abin ölürdü. Sonra kan davası başlardı.” “Ee yani?” “Yanisi bu ne ee?” “Abimi öldürürdün hapse girerdin. Ya ailen? Benden daha iyi biliyorsun ki bizimkiler de durmazdı. Böyle böyle derken kimse kalmazdı ortada. Abimin yaptığı şeyi asla kabul etmiyorum. Etmeyeceğim de ama seninle evlenmem hepimizin hayrına oldu.” “Hayrına oldu olan da kardeşime oldu Füsun..” Bunu söylerken yola dalıp gitmişti. Daha çok kendine konuşur gibi fısıltıyla dile getirmişti içindeki yangını.. O yolu izlerken bende onu izledim. Sakalları uzamıştı, uykusuzluktan gözaltı morlukları oluşmuştu, saçını sadece taramıştı. Genel olarak bitikti.. Vitaminsiz Rosim’i kaybedeceğimi düşünmek bile içimde kor bir ateşe dönüşmüştü. Yokluğunu düşünemiyorum bile. Oysa Rosim başka birine bu acıyı yaşatmıştı. İstemeden de gözlerim dolmuştu. Başımı benim tarafımda olan cama çevirdim. Gözyaşım, yanağıma doğru bir yağmur damlası gibi akmaya başladı. Geçen zaman ömürdendi. Diyecek bir şeyim yoktu. Bomboş yolu izlemeye devam ettim. Araba durunca yolun bittiğini anlamıştım. Ethem emniyet kemerini çözüp indi. Bende peşinden indim. Etrafımıza bakınca kuyumcunun önünde durduğumuzu gördüm. Ethem elleri cebinde beni bekliyordu. Usulca yanına yaklaşırken bu hüzne rağmen nasıl heybetli ve dimdik durduğunu gördüm. Yanına varınca koluna girdim. Yaptığıma şaşırmamıştı normal bir şeymiş gibi kuyumcuya girdik. Kuyumcu Ethem’i görünce neşeyle yanına gelmişti. “Vay aslan parçam hoşgeldin.” “Hoşbuldum Yakup abi” Adım Yakup denilen abi bana bakıp gülümsedi. “Sende hoşgeldin kızım” “Hoşbuldum” “Gelin arka odaya geçelim. Ne içersiniz? Çay? Kahve?” Yakup abi önden gidiyordu Ethem de ilerleyince bir an duraksadı. Arkasına dönüp beni bekledi. Ben önünden geçince bahsedilen odaya geçtik. “Yok abi biz direk işimizi halledelim. Çok işimiz var.” “Olmaz öyle. Mıstık! İçeriye 3 tane kahve söyle!” “Tamam Yakup amca” Oturunca konuşmaya devam ettiler. “Ee nikah ne zaman?” Ethem bir anda aldığı soruyla şaşırdı. Yakup abi pot kırdığını düşünüp hemen kendini düzeltti. “Herkes biliyor Ethem. Taziye de bitti.” “Abi sen bize uygun yüzük çeşitleri getirir misin? Nikahımı bırak ben düşüneyim!” “Tamam aslanım ne harlandın yine yav! Tamam getiriyorum.” Yakup abi gidince kahvelerde gelmişti. Ethem bana dönüp kolumu tuttu. “Nikah ile ilgili konuşma sakın!” “Nerde ne konuşacağımı biliyorum ben! Bırak kolumu!” Kolumu bırakmıştı. Yakup abi de içeri girmişti. Elinde yüzüklerin olduğu kadife kutuyu masaya bıraktı. Ben kahvemi içerken yüzüklere bakmaya başladım. Bir tane alıp Ethem’e uzattım. “Bu nasıl?” “Sade bu daha gösterişli olsun” Başka yüzükleri de gösterdim ama beğenmemişti. Kocaman taşı olan bir yüzük almıştı. Yüzüğü bana uzattı ve gözlerimin içine baktı. “Bu daha iyi. En azından herkes evli olduğunu anlar.” “Tamam” Elimi tutup parmağıma yüzüğü taktı. Ne dar ne de boldu tam parmağıma göreydi. Külkedisinin ayakkabısı misali sahibini bulmuştu. Ben yüzüğe dalıp gülümserken Yakup abinin sesiyle ona döndüm. “Kızım set modellerimiz, bileziklerimiz var istediğin model var mı?” “Yok yeterli bu yüzük” Yakup abi şaşırdı ve bana bakıp Ethem’e döndü. Ethem, Yakup abinin küçümseyen bakışını görünce bana baktı. “Çekinme söyle. Alalım ne gerekliyse setidir, bileziğidir.” “Ben hemen getiriyorum modelleri” Yakup abi Ethem’in demesini bekliyordu resmen. O gidince Ethem sinirle baktı. “Yeterli ne demek?! Ne lazımsa çekinmeden al millete korkuyormuş gibi davranma!” Yersiz çıkışmasını kendi saygınlığının bitme korkusuna veriyorum. Neyse diyip başımı çevirdim. Yakup abi gelince hiç acımadan çatır çatır istediklerimi söylemiştim. Ethem farklı olsun diye değişik yeni çıkan takıları seçmişti. E ne de olsa karısıyım ya farkım olması lazımdı. Egosundan geberecek yakında. Dükkandan çıkıp arabaya bindik eve gidene kadar konuşmadım. Ben eve gideceğiz sanıyorken arabayı başka yere sürdü. Hiç sesimi etmedim. Sürekli telefonla konuşuyordu. Sera gibi bir yere girince arabayı durdurdu. Arabadan inerken tek kelime etmiyordu. O inince bende peşinden gittim. Elinde saksı, toprak ve tohumla gelen bir teyze bize doğru geldi. “Hoşgeldiniz oğlum. Hazırladım istediklerini al bakalım.” Ethem teyzenin elindekileri aldı. Sevecen bir ifadeyle teyzeye baktı. “Sağol Sevcan Teyzem. Nerde senin yiğitler? Taşımasaydın buraya kadar.” “Onlar tarlaya gitti gübrelemeye ben de arabanı görünce hemen getirdim. Elime mi yapıştı sanki.” “Sağolasın teyzem.” Sevcan teyze bana bakıp gülümsedi. Ben de gülümsemesine karşılık verdim. “Merhaba kızım. Ne güzelsin sen maşallah. Ethem dikkat et başın belaya girmesin bu güzellikle” Ethem tıslayarak güldü. Başını sallayarak bana baktı. “Eve kapatacağım mecbur Sevcan teyzem. Yoksa bütün herkesin ağzı burnu yamulacak.” Sevcan teyze gülerek karşılık vermişti. Güzelim evet ama bunu Ethem’in dolaylı olarak dile getirmesi tuhafıma gitmişti. Utanmıştım da ama kendimi toparlayıp Ethem’e karşılık verdim. “Ağız burun kırmaya gerek yok. Karısı güzel olan çok kişi var Mardin’de. Mağara adamı olmaya ne gerek var değil mi Sevcan teyzeciğim?” Ethem’in sevecenliği anında silinmişti. Oh olsun sana vallahi! Mağara ayısı! “Neyse biz gidelim Sevcan teyzem. Sen çocuklara selamımı söylersin.” “Tamam oğlum kalın sağlıcakla.” Arabaya doğru yürüdüm. Ethem bagaja elindekileri yerleştirince bende arabaya binip onu bekledim. Kısa sürede gelince arabayı çalıştırdı. “Ne sanıyorsun sen kendini?” Beklemediğim bir atak gelince afallamıştım. İstemsiz kaşlarımı çatmıştım. “Anlamadım” “Basbayağı yani ne haltsın da kendini farklı gösteriyorsun?” “Öncelikle düzgün konuş benimle” “Böyle konuşuyorum nolacak?!” “Kendi kendine konuş o zaman” Kafamı kendi tarafımdaki cama çevirip dediklerine cevap vermedim. “Sen benim aklımla oynuyorsun yeminime!” “Seninle konuşuyorum aloo!” “Bak yine aynı şeyi yapıyorsun! Füsuunn!” “Allahümme sabriin! Keçe bana baksana!” Arabayı sertçe durdurunca mecbur bakmak zorunda kaldım. “Beni sinir etmekten zevk mi alıyorsun sen Füsun?!” “Hayır senin sinir olmanı değil beni insan yerine koyup konuşmanı istiyorum.” Sakinleşmeye çalışıyordu. Arabadan inince biraz ağzından bir şeyler geveleyip önünde durduğumuz çeşmeye gitti. Eğilip elini yüzünü yıkadı. Doğrulunca kafasını yukarı kaldırıp derin bir nefes aldı. Sonra kafasını arabaya çevirdi. Araba durunca klima da kapanmıştı. İçerisi cehennem gibi olmuştu. Kapıyı açıp arabadan indim. Yanına gidip çeşmenin olduğu yerde eğildim. Şalımı çıkarıp ona uzattım. Kocamdı işe yarasın. Şalımı tutmuştu. Soğuk çeşme suyuyla elimi yüzümü yıkadım. Enseme de biraz su değdirmiştim. Serinlemiştim. Doğrulup Ethem’e döndüm. “Kendimi bir şey sanmak gibi bir derdim yok. Beni yersiz yurtsuz görme Ethem efendi. Ben aşiret kızıyım. Ayrıca aşiret ağasının yarım da olsa karısıyım. Nasıl karın olduğumun önemi yok sonuçta artık seninle olduğumu biliyor bütün Mardin. Beni ezmeye çalışıp içindeki ateşi söndüremezsin. Bir bakmışsın o ateşin har olmuş içinde de sen yanmışsın. Kendine de bana da zehir etme bu hayatı. Yaşamaya çalışıyorum sadece bu kadar. Senin karın olduğumu gösteren sensin. Bende sana ayak uyduruyorum. Çıkarma her şeyi gözümden.” Ethem sakinleşmişti ve benden böyle bir konuşma beklemiyordu. Bir süre öyle kalıp elindeki şalı düzeltip başıma taktı. Şalın ucunu özenle omzuma atınca gözlerimin içine baktı. “Sadece öfkeliyim. En çok da sana..” “Öfkeni dindiremem sadece nikahı kıy sonra imam nikahıyla eş mi getirirsin naparsın sana kalmış. Sana asla engel olamam.” “Ne eşi Füsun?” “Aile kurmak için” “Bizde ikinci eş yoktur Füsun! Kafana göre hikaye uydurma” “Nasıl yok?! Hele sen uydurma! Mardin’de iki eşli çok aşiret gördük. Bana iğrenerek bakıyorsun sürekli öfkelisin. Hayatını karartma.. Tamam benim yüzümden oldu her şey ama ben cezama hazırım. Ömür boyu kalırım yanında ama..” “Ama Ama ne?!” “Evlenirsin işte.. Resmi nikahı asla bozmam ama dini nikahla ne yapıyorsan yap. Çocukların da olur..” Başımı öne eğmiştim. Bir odada ömür boyunca tek kalmayı göze almıştım. Hayatım boyunca biri tarafından sevilmemiştim. Varsın bu saatten sonrada olmasın. Ethem çenemden tutup başımı kaldırmıştı. “Sana sadece öfkeliyim. Tekrar söylüyorum bizde ikinci eş kuma saçmalığı yok. Bak bunu bir kere söylüyorum bir daha söylemeyeceğim..” Gözlerim dolmuştu. Niye böyle oldum ki ben şimdi. Hayatımızı mahvetmiştim. “Aile kurmak istersem-“ Telefonunun sesiyle ağzından küfür savurdu. Telefonunu açınca kaşlarını çattı. “Ne diyorsun sen oğlum?! Kim bastı?!” Bir şey olmuştu. Telefondaki ne söylemişti bilmiyorum ama Ethem küfür edip telefonu kapattı. Elimden tutup arabaya doğru yürüdük. Arabaya binince hızla sürdü. “Noldu Ethem?” “Konağı basmışlar!” Kim demeye korkuyordum. Bizimkiler olamazdı değil mi? Allahım nolur bizimkiler olmasın. Aptal Rosim yine durmadı anlaşılan!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE