Füsun
“Sizinkiler değil.”
“Kim peki?”
“Urfalı Celal!”
Anlamamıştım. Daha da soru sormamıştım. Konağa varınca bir sürü araba olduğunu görünce bir tık korkmuştum. Ethem elimi tutup bana baktı.
“Füsun sakın avluya girme! Konağın arkasından mutfak kapısı var ordan gir mutfakta bekle tamam mı?”
“Tamam”
Arabadan inince hemen dediği yeri aramaya başladım. Ethem avluya girmişti. Kapıyı yoktu nerden girecektim ben! Duvara dokundum belki gizlidir diye ama yoktu. Duvarın dibinde çalı vardı. Arkasına bakınca bir kapı buldum ve tıklatmaya başladım. Kapıyı kızlardan biri açınca içeri girdim. Halime ağlıyordu beni görünce yanıma koştu.
“Füsun hanım yetişin! Hanımımı aldılar öldürecekler bizi!”
“Dur Halime! Sakin ol nerde Taybat hanım?!”
“Avluda başına silah dayadılar!”
Mutfağın camının perdesini aralayıp dışarı baktım. Bir sürü adam vardı. Taybat hanım asilliğinden ödün vermiyordu. Asla korkmuyordu. Ethem’in küçük kardeşleri de rehin alınmıştı. Ethem bir şeyler konuşuyordu ama pis dişleriyle gülen yaşlı adam ona bakıp tesbihini sallıyordu.
Bir şey yapmam lazımdı. Halime hıçkırarak ağlıyordu. Diğer çalışan kızlarda harap olmuştu.
Ethem çaresizdi biliyordum belliydi. Siraç nerdeydi? Camdan çekilip Halime’nin yanına gittim.
“Halime Siraç nerde?”
“Bilmiyorum Füsun Hanım. Sabah çıktı gelmedi daha. Ne yapacağız yardım edin?”
“Telefonundan Siraçı ara”
“Yok uğursuzlar aldı telefonlarımızı.”
İşte bu kötü olmuştu. Mutfakta volta atarken aklıma gelenle kızlara döndüm.
“Burda gizli yol falan var mı? Yukarı çıkmam lazım”
“Var ama merdivenin önüne eşyalar koymuştuk.”
“Tamam yardım edin ben yukarı çıkayım”
Bana bir an tereddütle baktılar. Şüphenin sırası değildi şimdi.
“Halime! Şüphe etmenin sırası değil şu an!”
Kızlar ayaklanıp mutfağın kilerine doğru geçtiler. Erzakların olduğu yere ilerleyince büyük sepetleri öne çektik. Kırmızı perdeyi yana itince kapı gibi bir şey vardı. Halime çuvalların içinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı. Karanlık merdivenlere doğru yürüyünce ışıklar açıldı. Sensörlü yapmışlardı.
“Halime siz kalın ben çıkıcam eğer 10 dakika içinde ses gelmezse benden, biri gelsin peşimden”
“Tamam Füsun hanım”
Merdivenleri çıkınca bir kapı vardı. Yavaşça açınca içeri girdim. Uzun koridordan geçtim kapıyı hafif aralayınca Ethem’in odasını gördüm. Sessizce çıkıp odaya geçtim. Bütün çekmeceleri aradım. Telefon yoktu. Yatağın bazasını kaldırıp hurçların içine baktım. En son açtığım hurçta dedemin keleşine benzeyen bir keleş buldum.
Sevinçle keleşi alıp içine baktım. 5 tane kurşun vardı. Yeter de artardı. Hiç beklemeden terasa eğilerek yürüdüm. Hepsi aşağıdaydı. Celal denen adam Ethem’e bağırıyordu.
“Bana boyun eğeceksin Ethem! Baban yok deden yok! Bırak ben seni evlat edineyim!”
“Sen çok dizi izliyorsun ha Celal! Ekran süreni biraz azalt!”
Dalga geçme konusunda Ethem sandığımdan da iyiydi. Yukarıdan olacak şey değildi. Arka avluya çıkan merdivenden inip ön avluya geçtim. Duvarın ucundan ortama bakınca Celal denen adamın tam önümde arkası dönük olduğunu gördüm. Kafamı çekip sessizce dua ettim.
“Evlenmişsin de hele karın nerde gelsin elimizi öpsün. Şahvarlar kızlarını hemen vermezler neyse ki sen hemen aldın. Bir baltaya sap olamayan kardeşin işe yaradı neyseki.”
“Dilini köpeklere yem ederim! Ailem hakkında konuşma Celal!”
“Vay vay! Hele karın ne ara ailen oldu? Beni şaş ediyorsun Eto”
Ay ne zevzek bir herif. İğrenç gülüşü de cabası.
“Senin dilini koparacağım! Defol git konağımdan!”
“Bana boyun eğeceksin bende gideceğim yoksa anan ölür!”
Tetik sesi gelince hızla duvarın arkasından çıkıp keleşin ucunu Celalin ensesine dayadım.
“Kimin önce öleceğini bilemeyiz!”
Ethem, şaşkın halde bana bakıyordu. Herkes silahını bana doğrultunca gözlerimle hepsini süzdüm. Ethem’in güçlü sesi konağı inletmişti.
“İndirin silahları!”
“Napisen kızım?!”
“Sen sus kızım deme bana iblis! Kimsin sen Resuloğlu konağına gelip de bizleri tehdit edersin?!”
“Ethem’in karısısın değil mi? Tabi ya Şahvar kızısın neye şaşıyorum.”
“Doğru Şahvarların kızıyım ama aynı zamanda Argani aşiretinin ağasının karısıyım! Beni kimseyle karıştırmayasın! Şimdi itlerine söyle indirsinler silahları!”
Susmuştu. Silahlar inmeyince namluyu ensesine daha da bastırdım. Korkuyla ellerini havaya kaldırdı.
“Urfa’lı Celal, ecel tam yanında azrail tetiği çekmemi bekliyor. Sen hala boyun eğdirme peşindesin bu haldeyken! Olmaz ama böyle!”
Bir elini indirince bütün adamlar silahlarını indirdi. Silahla onu ittim.
“Kalk ayağa!”
Dediklerimi yapınca gözlerimle Ethem’e baktım. Korkuyla bakıyordu. Celal’in korumalarına dönüp sinirle söylendim.
“Siz de aval aval bakmayın! Çıkın dışarı!”
Ethem’in kardeşleri korumaları ite kaka dışarı çıkarmıştı. Celal önde bende arkasında keleşi ensesinde tutup kapıya ilerledim. Celal kapıya yaklaşınca Ethem’e baktı.
“Karın olmasa gebermiştiniz. Öpüp başına koy.”
“Siktir git piç!”
Celal adımını atınca hızla arkasına dönüp keleşi elimden almaya çalıştı. Ethem dizlerinin arkasından sopayla vurunca yere düştü. Keleş ise sola savruldu. Koşup keleşi alıp Ethem’e verdim. Ethem ayakta Celal ise dizlerinin üstüne çökmüş bakıyordu.
“Karına nikah bile yapmadın ama o gelip seni korudu. Bütün Mardin seni konuşuyor. Urfa’ya kadar geldi haberiniz. Gel kabul et üstünüzdeki fessadileri (dedikoduları) kaldırayım.”
Ethem sinirlenmişti. Kolunu tutup yanında durdum. Celal’e bakarak konuştum.
“Bırak Ethem ağam! Kimse bizim içimizi bilmiyor varsın millet konuşsun! Bu pisliğin oyununa gelme!”
Celal’in suratı bozulmuştu. Ethem, keleşi Celal’in anlına dayadı.
“Ailemden uzak dur! Karımın adı sanı o leş ağzından çıkmayacak! Sana boyun eğmeyeceğim! Git ne yapıyorsan yap! Yap ama seni delik deşik edeceğimi unutma!”
Ele karşı iyi görünmek için yapıyordu. Karım dediğine bakmayın yani gücü, itibarı için.. Bence öyle kesin öyle. Yok ya eminim öyle!
Celal ayaklanıp konaktan gitti. Konağın kapısı kapanınca biz bize kalmıştık. Ben ise korkmuştum. Ethem şimdi fırça kayacaktı bana. Napayım yani sizde okudunuz olanları tepkisiz kalamazdım. Elimi kolundan çıkarıp başımı eğmiştim. Ethem çenemi tutup başımı kaldırdı.
“Lafımı dinlemedin..”
“Mutfakta ölümünüzü mü izleseydim?”
Bana ilk defa öfkeyle değil farklı bakıyordu. Elini çenemden çekip kafasını annesine çevirdi.
“Sen benden habersiz ne yapıyorsun ana?!”
“Sürekli huzur kaçırıyordu! Tarlamı yakmış! Babanın bana verdiği tarlayı! Ne yapsaydım?!”
Ne olduğunu anlamıyordum. Taybat hanım bir şey yapmıştı ama anlamamıştım. Konuşmaları da kesik kesik dinlemiştim.
“Abim haklı anne! Ya sen neden Celal itiyle anlaşma yapıyorsun?!”
Konuşan Ethem’in kardeşi Agit’ti. Taybat hanım tarlasını yakmasına karşılık anlaşma mı yapmıştı?
“İşime karışma Agit! Yaptım evet! Onunla anlaşmamı sizin için yaptım! Ona boyun falan eğmedim!”
Ethem sinirle ve yavaş adımlarla annesine yaklaştı.
“Eğmekten beter ettin! Füsun olmasa ne olacaktı?!”
“Şarjörleri boştu onların oğlum. İsmail var bizim köstebeğimiz o hepsinin şarjörünü boşalttı. Mermiler de aha bu minderin altındadır!”
“Ee ana?!”
“Eesi istediğini alamaz! Onu buraya çağırdım ama Urfa’ya dönünce yanıp kül olan konağını görünce anlaşma falan olmadığını anlar!”
İşte Taybat hanımdan beklenen hareketler. Mükemmel bir plan ben de olsam aynısını yapardım.
“Bensiz bir adım atma ana! Bu son olsun! Kimi koruyacağımı şaşırdım yav yeter ha!”
“Sen bizi korursun ama karınında maşallahı var. O da bizi koruduğuna göre yerini yurdunu öğrenmiş anlaşılan!”
Bana bakarak söylemişti. Ethem bana bakıp elindeki keleşe baktı. Keleşi bana uzattı.
“Al bunu yukarı çık!”
Elindeki keleşi alıp yukarı çıktım. Odaya girince keleşi yatağa bıraktım. Az önce olanlardan etkilenmiştim. Yatağa oturup Ethem’i bekledim.
Ethem
Füsun yukarı çıkınca anneme ve kardeşlerime döndüm.
“Son kez uyarıyorum ana bensiz bir iş yapma! Haberim olmadan burdan kuş uçmayacak!”
“Abi o kadın çok cesur. Ben böyle biri olduğunu bilmiyordum.”
“O kadın artık yengenizdir! Abin iki üç gün içinde nikah da kıysın. Yeter milletin konuştuğu!”
Annem direk kendi fikrini söyleyince duraksamıştım. Bir saat öncesine kadar böyle bir şey istemiyordum ama şimdi işler değişmişti. O nikahı milletin ağzı için değil bugün ailemi koruyup ve benim yanımda durduğu için kıyacaktım.
“Değil mi Seyit?”
“Evet ana.”
“E haydi o zaman çık karının yanına. Halime! Kızım bir kahve yapın hele bana başım tuttu!”
Annemin seslenmesiyle Halime ve diğer kızlar gelmişti. Onlar da korkmuştu anneme sarılıp ağladılar. Annem onları teselli etmişti. Kapı açılınca Siraç geldi.
“Ya siz manyak mısınız?! Niye kimse bana haber vermiyor?! Gelene kadar korkudan öldüm geberdim!”
“Tamam oğlum iyiyiz. Sen nerdeydin?”
“Şirketteydim ana ihale vardı. Haberi Selim verdi. Koşa koşa geldim.”
Siraç yanıma gelip sarıldı. Agit hemen olanları anlatınca Siraç şaşkınlıkla bana baktı.
“Ee karın nerde peki?”
“Yukarıda. İhaleyi naptın?”
“Benden kaçar mı? Kazandık.”
“Helal lan sana! Ben şimdi yukarı çıkıyorum akşam yemeğinde herkes masada olsun.”
“Tamam abim”
Yukarı çıkınca odanın kapısı aralıktı. Füsun yatağın üstünde oturmuş başı aşağıda şalının ucunu kıvırıyordu. Ona kızacağımı sanıyordu belli ki. Oda girince başını bana çevirdi. Geldiğimi görünce ayağa kalktı. Korkuyordu. Ben korkmasını istemiyordum.
Kapıyı kapatıp yanına yaklaştım. Yatakta ki keleşi görünce Füsun’a döndüm.
“Nerden buldun bunu?”
“B-ben odada telefon arıyordum. Siraç’ı aramak için. Sonra bazayı kaldırdım. Hurçların içini aradım. En son hurçta buldum. Bulunca aşağı indim. Vallahi sizi korumak için..”
Boynumun sağa sola çevirip çıtlattım. Füsun başını yine eğince bir şey demeden keleşi aldım. Bazanın altını açıp yerine koydum. Bazayı kapatıp yatağa oturdum. Füsun bana bakıyordu.
“Gel otur yanıma”
Füsun yavaşça yanıma gelip oturdu. Başındaki şalı çıkardım. Saçında ki tokayı da çıkarıp yatağa attım. Füsun bir şey demiyordu ama çekiniyordu.
“Bana bak Füsun”
Bana bakınca yüzündeki hüznü kederi görüyordum. Neredeyse 10 gündür ağlıyordu. Gözleri bu hüzne rağmen güzeldi.
“Füsun.. Senden böyle cesurca bir şey beklemiyordum. Bizi korudun bunun için sana teşekkür ederim. Bunlar bir kenara tabi ki de bilmediğini düşünüyorum ama o aldığın keleş rahmetli babamındı. Bir daha değil keleş eline sopa dahi almayacaksın! Kendini korumana bizi korumana gerek kalmadı.”
“Bilmiyordum ben.. Kusura bakma.. Sadece koruma amaçlı..”
“Kusur yok. Bilmediğin aşikar. Korumaya çalıştığını da biliyorum. Ben varım.. Ben varken size kimse zarar veremez..”
Füsun dediğim şeyle gözleri dolmuştu. Ağlamaklı olunca başını çevirdi.
“Beni koruma..”
Sırtını dönünce ağlamaya başladı. Uzun saçları beline kadardı. Saçlarını yana doğru ittim ve omzundan tuttum.
“Niye? Sen bu aileden değil misin?”
“Hayır.. Değilim..”
“Nikah olsa bile mi?”