Bahoz bana doğru yürüdü. Toprak yolun üstünde adımları ağır ama kararlıydı. Her adımı kalbime çarpıyordu sanki. Kaçmam gerekiyordu belki. Ya da konuşmam. Ama ben öylece donup kaldım. Nefes almayı bile unutmuş gibiydim. Önümde durdu. Aramızda bir kol mesafesi vardı. Gözleri… Eskisi gibi değildi. İçinde hem tanıdığım o sertlik vardı hem de bilmediğim bir mesafe. “Hayırlı olsun. Anne olmuşsun.” dedi. Sesi sakindi. Fazla sakindi. Cebinden küçük, kadife kaplı bir kutu çıkardı. “Ağa olarak elim boş gelmek olmazdı.” Kutuyu uzattı. Elim titreyerek aldım. Açmaya cesaret edemedim. Parmaklarım kutunun kenarına yapışmış kaldı. Bahoz dimdik duruyordu. Omuzları geniş, çenesi gergin. Benden bir adım geri değil, bir adım ileri değil. “Bahoz…” dedim. Devamını getiremedim. Ne diyecektim? Seni

