bc

ASKERİN KIZILI Ateşe Yazılmış Aşk

book_age18+
225
TAKİP ET
1.5K
OKU
dark
contract marriage
family
HE
forced
opposites attract
second chance
kickass heroine
brave
mafia
gangster
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
serious
kicking
soldier
city
highschool
mythology
small town
childhood crush
war
love at the first sight
addiction
seductive
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

ASKERİN KIZILI – Ateşe Yazılmış Aşk

Bazı aşkların dili şakadır, bazı suskunlukların arkasında kalp çarpar...iki zıt karakterin karşılaşmasıyla başlayan, ateşle sınanan bir aşk hikâyesi bu.

Urfa’nın ve Suriye'nin sıcak topraklarında geçen "ASKERİN KIZILl– Ateşe Yazılmış Aşk", inatla başlayan, kahkahayla büyüyen ama kalbin en derinine ateş gibi işleyen bir hikâyeyi anlatıyor.

Üsteğmen Kerem Toprak; görevine sadık, söz konusu vatan olduğunda gözünü kırpmayan ama özel hayatında alaycı, umursamaz ve her şeyi şakaya vuran bir asker.

Cerrah Ela Aslan ise; keskin zekâsı, güçlü duruşu ve inatçı karakteriyle hayatı hep kontrol altında tutmaya alışkın, duygularını bile disiplinle yöneten bir kadın.

Toprak, sınır hattında görev yapan, disiplinli ve duygularını katı kurallarla bastırmış bir asker. Ela ise savaşın izlerini bedenlerden silmeye çalışan, güçlü ama içten içe yorgun bir cerrah. Onları bir araya getiren sey, yalnızca bir operasyon değildir; geçmişin gölgesi, kalbin suskunluğu ve gözlerde saklı kalan bir ihtimaldir.

Ela'nin kızıl saçları, Toprak'in zihninde bir yangın gibidir. Kerem Toprak, ona "KIZIL" der ama asıl yangın kendi içindedir. Her karşılaşma, her temas daha derine çekerken, ikisi de duygularını inkâr etmekte Israrcıdır.Görev, tehlike, kıskançlık, inatlaşmalar ve gizli duygular arasında örülen bu ilişki, yavaş yavaş kalbin en savunmasız noktasına dokunuyor.

Ela ve Kerem’in yolu dikenliydi. Aralarına yıllar, mesafeler ve acılar girmişti. Ama içlerinde taşıdıkları his, zamanla değil ateşle şekillendi.

ASKERİN KIZILI- Atese Yazılmış Aşk, görevle başlayan bir yakınlaşmanın, ateşle sinanan bir sevdaya donusmesini anlatryor. Çünkü bazı aşklar emirle değil, kalple yazılır. Ve baziları, yandıkça daha da güçlenir...

Bu roman; Urfa’nın kavurucu sıcaklığında, Göbekli Tepe’nin gölgesinde, Haliliye’nin tozlu sokaklarında ve Suriye sınırının ötesinde geçen, kalpten gelen bir çağrının, topraktan yükselen bir sevdanın öyküsüdür.

Aşk, bazen bir mermi kadar keskin, bazen bir iğne kadar derindir.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1: İLK KARŞILAŞMA
KANAL URFA HABER KALP ve KURŞUN Kalp bir öğretmen, kurşun ise bir askerin sevdası Urfa’nın kadim surları arasında yeşeren bu aşka tanıklık ediyoruz. Öğretmen Elif Aslan ile asker Mete Karahan'ın yolu, bir görev esnasında kesişti; ardından gelen tehlike ve koruma görevi, ikilinin kalplerini birbirine sarstı. Şimdi ise “Kalp ve Kurşun” başlığıyla tüm şehir, bu aşkın yanında… Mete’nin Urfa Kalesi’nde diz çökerek yaptığı evlilik teklifi, Elif’in gözyaşları ve “Evet”’i, Urfa semalarında yankılanan mutluluğun adı oldu. --- STAR HABER KALP ve KURŞUN: BİR ÖĞRETMEN BİR ASKERİN SEVDASI Urfa Karaköprü’deki bir anaokulunda öğrencilerine sevgiyle dokunan Elif Hanım ile, bölgedeki altın kaçakçılarını çökertirken hayatını riske atan Mete Yüzbaşın’ın öyküsü, artık magazinin değil; tarihin sayfalarında yer alacak bir sevda masalı. Göbekli Tepe’ye, Urfa Kalesi’nden kubbe evlere uzanan bu hikâye, “Kalp bir öğretmen, kurşun bir askerin sevdası” olarak anılıyor. --- ANADOLU AJANSI KALP VE KURŞUN: SEVDANIN EN GÜÇLÜ CEPHESİ Modern Türkiye’nin topraklarında, kalemle silahın dostlukla sevdalanması… Elif Aslan, Down sendromlu öğrencisi İsmail’le kurduğu yürek bağı kadar saf; Mete KARAHAN, görevde gösterdiği cesaret kadar kararlı. Görevden arta kalan anlarını paylaştıkları her an, “Kalp ve Kurşun” adı altında buluştu. İki genç, Urfa’nın tarihi dokusunda aşk ve sadakatin en somut örneğini veriyor. Kim bilir; belki de sevda, en zor anlarda bile kurşun deliklerine sızan ılık bir kalp gibi… ☆~ ANTALYA - URFA HATTI: ABLASINA AŞKIN PEŞİNDEN GİDEN BİR KARDEŞ ~☆ Elif'in annesi Antalya'ya hemşire kızı Ela'yı ziyarete gitmiştir.. Antalya’da sabah çayı içilirken, evin salonundaki televizyondan yankılanan haber sesi, Elif’in annesini ve kardeşi Ela’yı bir anda yerinden zıplattı. Televizyon spikeri: Urfa Kanalı "Kalp bir öğretmen, kurşun bir asker… Şanlıurfa’da görev yapan öğretmen Elif Aslan ve kahraman asker Mete Karahan'ın dillere destan aşkı, Urfa Kalesi’nde yapılan görkemli evlilik teklifiyle resmiyet kazandı…” Ela, çayı masaya bıraktı. Gözleri bir anda büyüdü. — “Ne?! ABLAM MI?! O TEKLİFTEKİ… ABLAM?!” Anne ise ağzını eliyle kapatmış, gözleri dolmuş halde ekrana kilitlenmişti. Elif’in yüzüğü parmağına geçirirken çekilmiş görüntüsü tam o an tekrar veriliyordu. — “Ayyy Elif’im… Kızım bunu neden bize söylemedin?!” Ela yerinden bir anda fırladı. — “Ben dayanamam! Bu kadarını telefondan öğrenmek bana yetmez. Hemen gidiyorum. Bilet alacağım. Bu efsane aşka ben de şahit olacağım!” Annesi arkasından seslendi: — “Bak kızım, olur da Elif orada görevdeyse sakın rahatsız etme. Komutan falan varsa düzgün konuş, olur mu?” Ela gözlüklerini burnuna yerleştirip başını havaya kaldırarak ciddi bir ifadeyle cevap verdi: — “Anneciğim, ben öğretmen çocuğuyum. Aynı zamanda askerin baldızı olmaya hazırlanıyorum. Protokol benden sorulur, üstelik babama söyle sende benimle gel... beraber gidelim de, hem belki babamda Urfa’ya gelir ha ne dersin” --"Ay yok kızım şimdi gelir baban oğlanı darlar, Elif mahcup olur ne gerek var biz büyükler ağır olmalı önce asker bey gelip tanışmalı bizimle... Taş yerinde ağırdır kızım sen biletini alınca bana'da İstanbul biletini al baban gözümde tütüyor... Ne diyordu yüzüğü takınca sevdiceğimmi? bende acil babana bulayım böyle birşeyler." diyip beraber kahkaha attılar... --- ☆~ URFA - KIŞLA ÖNÜ ~☆ Elif o gün Mete ile birlikte kışlada belgelerle ilgileniyor, timin yeni planlamaları üzerinde çalışıyordu. Birden dış kapıda bir hareketlenme oldu. Nizamiyedeki asker içeri telsizle haber verdi: — “Komutanım, dışarıda bir hanımefendi var. Elif öğretmenle görüşmek istiyor. Kimliğini gösterdi, Elif Aslan’ın kız kardeşiymiş. İsmi Ela Aslan.” Elif bir an durdu. — “Ela mı?! Ah unuttum geleceğini söyledi kışlada oluruz sen Urfa’ya varınca dedim!” Mete hafif gülümsedi. — “Tahmin yürüteyim mi? Haberleri görüp gelmiştir.” --"Evet öyle oldu şimdi bu bizim raporu ne yapcaz Ailemin haberi yok durumlardan raporu yazıp Albaya vermem lazım bugün." Mete gülerek: "Kerem'in olduğu bölgeye götürsünler işimiz bitince bizde yanlarına gideriz yada onlar gelir ne dersin? balım"... --"Yaaa sevdiceğime ne oldu? hem balımı Kerem yapay zekasına söylüyor" diyip burnunu kırıştırdı... Mete kapıdaki askerlere talimat verdi ve askerler Ela’yı Kerem’in yanına götürdüler... ☆~İLK KARŞILAŞMA~☆ Gökyüzü bulutlu, hafif bir rüzgâr toz bulutlarını savururken, Ela’yı dört asker tozlu arazi boyunca götürdü.Kulakları kocaman kulaklıklarla neredeyse tamamen kaplı; kulaklıklarından yayılan yüksek tempolu müzik, motorun uğultusunu bastırıyordu. Askerlerden biri elindeki telsizi kapatırken, diğerleri kulübeye işaret ederek fısıldadı: — “Komutanımız o kulübede, er askerlere tatbikat yaptırıyorlar hanımefendi. Orada bekleyin lütfen.” Ela başıyla tasdik edip kulaklıklarını sıkıca yerleştirdi. Askerler “Komutanımız şu kulübede,” deyip alaycı bir selam çaktılar ve askeri jipin gıcırtılı tekerlek sesleri arasında uzaklaşarak kayboldular.Bozkırın ortasında, rüzgâr savurduğu toz bulutlarının arasında askerî jipin uzaklaşmasıyla Ela tek başına kaldı. Koca kulaklıklarını kulağına takıp müziği son ses açtı; davul zurnanın karıştığı ritm, gölgelenen kulübeye doğru adımlarını hızlandırdı.Ela, kulaklıklarından yükselen ritme kendini bırakarak ağır ağır kulübeye doğru yürüdü. Toz, bileklerine kadar çoraplarını kirletirken, kalbinin heyecanla çarptığını hissediyordu: “Acaba ablam nerede? Komutanla'mı birlikte?” Kulübenin ahşap penceresine yaklaşırken, içeriden yankılanan bir ses duyuldu: — “Orda dur! Yaklaşma! Sana diyorum DURRRRRR!” Ela irkildi; ilk önce müziğin sesiyle karıştırdı ama ses daha da yükselince kulaklığını çıkardı.Ela, ellerini havaya kaldırıp ellerini beline götürdü: — “Bekleyin, ben… sen kimsin burada ne işin var?!” Kulübenin küçük, tozlu penceresinden içeri baktığında, üniformasıyla Kerem’in yüzündeki öfke ve şaşkınlığı gördü. Kerem bağırıyordu: — “Orada dur! Yaklaşma, dur sana diyorum! Bu kız kim, burada ne işi var? Durrrr, durrrr!” diye bağırmaya devam ediyordu.. Ela, telefonunu çıkarıp Elif’i arayacakken ayağının altından “birşey” bir ses geldi RAKKK; hafif çamur kabarcığı patlamıştı. Diz çöküp baktı: “Neyi kırdım ben şimdi?” derken, Kerem’in camdan havaya sallanan eli ve “Dur, sakın gelme kıpırdama sakın ayağını oynatma!” diye bağıran sesi arasında kaldı. Panikle kulaklığını çıkardı. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi: — “Korkuyorum!” diye mırıldandı. — “Bir şeye bastım!” Kerem pencereden aşağı atladı, Ela'ya doğru koşarken sağa sola sallandı: tozlu toprağa battı.. — “Dur sakın ayağını kaldırma! Durrr diyorum!” Ela'nın yanına geldi... Ela’nın saçlarına baktı; güneşin ışığında kızıl tonları belirginleşiyordu. O anda aklına Elif’in sözleri geldi: KIZIL GÜZELLİK bu olsa gerek Ateşe yazılmış Aşk.” Kerem usulca yaklaştı, kamuflaj gözlüğünü çıkardı ve eğilerek fısıldadı: — “Sen kimsin kızım? Burada ne işin var?” Ela, gözleri dolu dolu Kerem’e baktı: — “Elif ablam burada diyorlardı. Askerler beni buraya bıraktı…” Ela "o ne ayağımın altındaki mayınmı?" diye sordu.. Kerem "ne yazıkki evet ama şanslı güvendesin benimle karşılaştın. Ela> Gözlerini açarak "Benimle dalgamı geçiyorsun?" Kerem alaycı bir gülümseme ile "Dalga geçmiyorum patlama'na asla izin vermem Kızıl Güzellik. Ela’nın gözleri açıldı Kızıl güzelliğemi kızayım ayağımın altındaki mayınamı yoksa Mete ile Elif’e mi? diye isyan etti...Sonra dönüp Kerem’e gerçekten patlamaz değilmi? diye sordu... Kerem "gerçek söylüyorum 😄 ama patlasa Bile düşünsene tek ölmeyeceksin yanında seni cennete götürecek bir şehit olacak. Elanın gözleri daha açıldı. Kerem "yavaşça sol ayağına ağırlık ver ama yavaşça" dedi. Ela’nın ayağı istemsizce kayarken Kerem hızlıca Ela’nın ayağını tuttu."Kızıl güzellik sana yavaş dedim Şehit olacağım ama şimdi değil en azından bugün değil. Timdekiler bomba imhacısı Can'a haber verdiler. Can görev için diğer birliğe gitmişti, telefon ile anlatayım siz halledin dedi Can, çünkü başka bomba imha ekibini bekleyene kadar Ela düşüp bayılanilirdi.... Kerem kamuflaj kaskını kaldırıp toprağı parmaklarıyla kazdı; kulaklarındaki adrenalinle nöbetçi edasıydı: — “Söyle bana, sarı mı? kırmızı mı?” Ela gözlerini kocaman açtı: — “Sarı… Mavi… Asla sarı-kırmızı olmaz!” Kerem gözlerini şaşkınlıkla kırptı: — “Delimisin kızım? Bombanın teli sarıyı mı keseceğim, kırmızıyı mı? Hem sen fenerlimisin bu kırmızı saçlarla— hiç yakıştı mı sana Fener?” Ela, kaşlarını çatıp ellerini beline koydu: — “Bombayı bilmiyorsan sus da bileni çağır! Toprak Bey… ikimiz de ölücez daha düğün var, göremicem!” Kerem kulaklarını hafifçe çekiştirerek homurdandı: — “Toprak ile uğraştığım için ‘Toprak Bey’ diyemezsin! Adım Teğmen Kerem!” Ela, çatısındaki toprak zerreleriyle dalga geçercesine dudak büktü: — “Aaaaa, isimliğinde Toprak yazıyor; Toprak Bey.” Kerem bir an duraksadı, sonra sesi kısılıp sertçe: — “Hay senin Bey’ine de Toprağına da! Dur inadına kırmızıyı keseceğim!” Ela kahkahasını zor tuttu: — “Gör bakalım! Toprak Teğmen, kırmızı tel bombayı nasıl patlayacak.” Kerem, cebinden küçük bir pens çıkarıp tel halkalarına doğru uzandı; gözleri Ela’dan bir saniye olsun ayrılmadı: — “Kızıl güzellik… bilmiyorsan ben anlatayım: Kırmızı hayat demek, mavi yalan… Senin kılavuzun benim karargâhım!” Ela sol ayağını kaldırıp geri çekerken, sesi titreyerek: — “Sarıyı kes yoksa diğer ayağımı kaldırırım patlarız... Hem senin komutanlığın, hem benim kırmızı saçlarım yok olur…” Kerem keskin bir nefes alıp telin üstünde elini durdurdu: — “Bir… İki… Üç… şimdi ne yapacaksın?” Ela korkuyla gülümsedi, yüreğinin derininden gelen cesaretle bağırdı: — “Sen… kesmeeeee! Diye haykırdı...Çünkü o kırmızı değil, bu sarı tel!” O anda Kerem’in eli havada durdu, gözleri Ela’nın içten bakışlarında yumuşadı. Bombanın telleri değil, kalplerinin bir araya gelişiydi belirleyici olan… Kerem’in elindeki pensi, titreyen teline tam değmek üzereydi. Bir an duraksadı; Ela’nın gözlerindeki öfke ve korku bir arada çarpıyordu. Bozkırın sert rüzgârı kulaklarında uğuldayıp, kulübenin tahta duvarları gerçeği yansıtıyordu: bir yanlış tel, her şeyi yok ederdi. Derin bir nefes aldı, kararlı bir sesle fısıldadı: — “Sarı da mavi de değilsin sen… Senin teline dokunmayacağım.” Ayağının altındaki toprak çamuruyla karışık cızırtı yaptı. Kerem, pensi yavaşça sarı telin üzerinden kaldırdı ve kırmızı tele doğru yöneltti. Ela, bir an umutla gerildi; yüzünde beliren gülümsemeyi rüzgâr savurup götürüyordu. — “Hazır mısın?” diye sordu Kerem. Ela başını usulca salladı; kalbi göğsünde bin kurt gibi koşuyordu. Kerem parmağını kırmızı telin hemen yanına koydu, bir an için durduktan sonra keskin bir “çıtır” sesiyle teli kesti. Kırmızı tel ikiye ayrıldı, elinde kalan pensi hafifçe sallandı. Tam o anda kulübenin karşıdında sessizlik çöktü. Sarı tel orada dimdik bekliyor, ama kırmızı tel artık kopmuştu. Kerem, yavaşça pensi cebine soktu ve Ela’ya döndü: — “Artık güvenliğini sağladım. Bu kabloyu kestiğimde asıl bağı kopardım: korkunun telini.” Ela, gözlerinde biriken yaşlarla Kerem’e baktı. Rüzgâr, kırmızı saçlarını savururken dudakları titredi: — “Sen… beni kurtardın.” Kerem yana doğru eğilip hafifçe gülümsedi; gözleri bir anda sıcak bir ateş gibi yandı: — “Sen de beni… inadınla kurtardın.” Bozkırın sessizliği, iki yürek atışı arasında durdu. Kerem, pensi bıraktı, başını salladı: — “Ateşe yazılmış bir güne yakışır doğrusu ölümden döndük kıl payı kızıl güzellik".. Ela, ilk kez gülümsedi; korku yerini hafif bir zafer hissine bıraktı. Bozuk arazi, bu deli dolu ikilinin çekişmesine tanıklık ederken, Ela'nın telefonu yerde çalıyordu.. Ekrandaki isim ELİF ABLOŞ tu.... Ela telefonunu açıp abloş neredesiniz? koca kışlada neler başıma geldi bir bilseniz..... ☆~ Elif ile buluşma ~☆ Elif kapıya koştu. Gerçekten de Ela, sırt çantasıyla, nefes nefese, heyecanla bekliyordu. Ablasını görür görmez bağırdı: — “Elif! Evleniyor musun gerçekten?! O diz çöküş, o yüzük, o kurşun başlıklar falan... Gerçekti yani?!” Elif kahkaha attı ve sarıldı kardeşine. — “Ne çabuk geldin sen?!” Ela gülerek sordu: — “Mete nerede? Komutan eniştemiz nerede?!” O sırada Mete yanlarına yaklaştı. Tertemiz üniformasıyla, gülümseyerek: — “Merhaba Ela, hoş geldin. Kışlamıza şeref verdin.” Ela başını iki yana sallayıp hafif iğneleyici bir gülümsemeyle: — “Vay be... Televizyonlardan gördüğüm damat adayı gerçekmiş. Ama söyleyeyim, ablamdan kolay kolay onay alamazsın. Aile mülakatımız zordur.” Mete göz kırptı. — “İlk sınavdan geçtim sanırım. Çünkü Elif kalbini çoktan verdi.” Elif kızardı. Ela ise kahkahalarla ikisini izledi. — “Ay ben buraya düğün hazırlıklarını organize etmeye geldim. Hadi beni Mete’nin Annesi ile tanıştırın artık.” Elif gözlerini devirip Mete’ye baktı. — “Hazır ol. Bu kız, Urfa’yı başımıza düğün salonu yapar.” Mete gülümseyip başını eğdi. — “Senin ailense, ben razıyım.” Kerem: araya atlayıp: >"Senin baldız ile ortak bir şey bulduk sarı tel.Başımıza ve Komutanlığa neler açtı bu kızıl bir bilseniz hadi kahveyi kim yapıyor? inciğini cinciğini içerken anlatayım.... 😄 Urfa’nın kavurucu sıcaklığında, Haliliye’nin tozlu sokaklarında ve Suriye sınırının ötesinde geçen, kalpten gelen bir çağrının, topraktan yükselen bir sevdanın öyküsüdür. Aşk, bazen bir mermi kadar keskin, bazen bir iğne kadar derindir.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Sessiz Çığlık

read
10.6K
bc

İNFAZ

read
4.9K
bc

KIRMIZI DOSYA : AŞK +18

read
27.7K
bc

Askerin Gelincik Çiçeği

read
34.9K
bc

Askerin Yaralı Gelini

read
29.2K
bc

KIZIL ŞEYTAN (BERDEL) TAMAMLANDI

read
14.8K
bc

KARŞI KOMŞUM Bİ ROMEO

read
7.5K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook