BÖLÜM 12: NİKÂH

1960 Kelimeler
~ NİKÂH ~ Arslan, beni ve oğlumu beş yıldızlı, lüks bir otelin en üst katındaki süite bıraktığı gibi tek kelime etmeden çekip gitmişti. Neden bizi buraya getirdiğini ve neden tek kelime etmeden çekip gittiğini anlamış değildim. O kurnaz aklından neler geçtiğini bilmiyorum ama eğer niyeti oğlumu benden koparmaksa, karşısında beni bulacağı kesindi. Gerçi ona gücüm yetmezdi ama ben bir anneydim; evladı için her zorluğa göğüs gerebilecek bir anne. Arslan’ın gidişinden yalnızca on beş dakika sonra, orta yaşlarında bir kadın içeri girdi. Yanında bebek bakım ürünleri ve temiz kıyafetler getirmişti. Muhtemelen Arslan, bunları getirmesi için ona talimat vermişti. İyi... Kırk yılda bir bile olsa en azından bir işe yaramıştı, keza üzerimdeki ıslak kıyafetlerle daha fazla kalamazdım. Kadının getirdikleriyle önce oğlumun bezini ve kıyafetlerini değiştirdim. Sonra kadına, oğluma biraz göz kulak olması adına ricada bulunarak duşa girdim. Kısa bir duşun ardından, benim için getirilen temiz kıyafetleri giydim. Saçlarımı kuruladım, dişlerimi fırçaladım ve banyoda fazla oyalanmadan çıktım. Berjerde dalgın bir şekilde oturan kadın, çıktığımı fark edince hemen ayağa kalktı. "Başka bir isteğiniz yoksa çıkabilir miyim?” diye nazik bir ifadeyle sordu. Beni önemli biri zannediyordu herhâlde. Gerçi Arslan’ın bizi buraya getirmiş olması, böyle zannetmesini normal kılıyordu. Dudaklarımda yer edinmiş küçük bir tebessümle "Yok, her şey için teşekkür ederim." dediğimde sorun değil dercesine gülümsedi ve suitten çıktı, böylece oğlumla bir başıma kaldım. Yatağın ortasında, güvenlik amacıyla iki yanına konulmuş büyük yastıkların arasında yatan oğlumu görünce, istemsizce tekrar gülümsedim ve bana hayat veren yavruma doğru birkaç adım attım. Küçücük hâliyle öylesine tatlı görünüyordu ki… O, benim tatlımdı. Yatağa, biricik oğlumun yanına uzandım ve Umut’un yanağını elimin tersiyle nazikçe okşamaya başladım. "Seni kimselere vermeyeceğim. Her ne pahasına olursa olsun vermeyeceğim. Gerekirse tekrar kaçarız," diye fısıldadım hüzünle. Oğlumun üzerinde hiçbir hakları olmayan o pisliklere, umudumu asla yem etmeyecektim. Nedensiz bir huzursuzluk yüreğimde yer edinirken, dalgın bakışlarla Umut'a bakıyordum. Bir an Arslan’ın arabadaki son sözleri aklıma üşüşmüştü. Resmen, kendi çapında oğluma isim koymuştu: Kılıç. Oğlumun üzerinde hiçbir hakkı yoktu ama yine de utanmadan oğluma isim vermişti. Öz babası olması, utanmaz olduğunu değiştirmezdi. Oğlum Kılıç değildi, Umut’tu. O, hayatımın kılıcı değil, umuduydu. ♧ARSLAN♧ Şehla farkında değildi belki ama pencerenin yansımasında göğsünü görmüş ve nedensizce etkilenmiştim. Her zaman yetişkin kadınları tercih etmişken, böylesine narin, ufak tefek bir bedenden etkilenmem, beni kendimden utandırmıştı. Evet, Şehla reşitti ama her ne kadar reşit olsa da, gözümde bir çocuktan farksızdı. Ve ben... buna rağmen ondan etkilenmiştim. Aslında onu altıma aldığım o gece, birlikte geçirdiğimiz o anlardan böylesine derin bir haz almasaydım, belki şu an o’ndan bu denli etkilenmezdim. Gerçi o'ndan delicesine etkilenmem bir nevi kaçınılmazdı, sonuçta kim olsa aynı şekilde etkilenirdi. Ama ben... ben kolay kolay etkilenen biri değildim. Lânet olsun! Sırf bu karışık hislerim yüzünden, onu sorguya bile çekemedim. Zira ona her baktığımda, aklıma arabadaki o yansıması geliyordu. Oysa öğrenmem gereken çok şey vardı. Bebeği bunca zaman nasıl saklamıştı? İlaç kullandığı hâlde nasıl olmuştu da o bebek doğmuştu? Annemle arasında ne geçmişti? Ama ben... tüm bunları bir kenara bırakmış, elimdeki alkol şişesinden kendime bir bardak daha dolduruyordum. Her şeyi unutmak istiyordum. O görüntüyü, aklımın kıyısına kazınmış o anı… düşünmekten başıma saplanan ağrıyı susturmak, birkaç dakikalığına bile olsa huzur bulmak istiyordum. Ne diye bu kadar etkilenmiştim ki zaten? Üstelik... bir çocuktan farksız olan birinden. “Efendim, istediğiniz nikâh defteri hazır.” Haydar’ın sesiyle düşüncelerimden sıyrılırken, Şehla’nın gözümün önüne kazınan ve sikimi taş kesen o erotik görüntüsünü de böylece rafa kaldırdım, barın üzerine bırakılan nikâh defterine kısa bir bakış attım. Yaklaşık iki saattir bu belgelerin çıkmasını bekliyordum. Elimde Şehla’nın kimliği ve tüm kişisel bilgileri olduğu için işlemler sandığımdan da hızlı ilerlemişti, tabii bunda devreye giren yüklü miktardaki para da etkili olmuştu. Viski bardağından büyük bir yudum aldıktan sonra defteri açtım. İç kapağında yer alan vesikalıklarımızı görünce nedensizce sırıttım, çünkü beni kendi oyunlarıyla alt etmeye çalışan annemle Yıldız’ın surat ifadelerini düşünmekten kendimi alamıyordum. Oluşacak surat ifadeleri için Şehla'yla evlenmeye değerdi. Artık beni aptal yerine koymadan önce bir değil, bin kere düşünürlerdi. İnat etmiştim, anneme inat olsun diye. Defterin arasından çıkan kalemi hiç düşünmeden elime aldım ve bana ait olan bölmeye imzamı attım. Ardından, Şehla'ya da imzalatmak üzere en üst kattaki suite doğru yöneldim. Sevmediğim ve sanırım hiçbir zaman da sevmeyeceğim Şehla'yla, sırf annemin inadına evlenmeye kararlıydım. Evlilikten kısa bir süre sonra, yani oğlum Kılıç sütten kesilir kesilmez, Şehla'yı tüm medya karşısında bir kazaya kurban gitmiş gibi gösterecektim. Ne de olsa, kız kardeşimin ve doğmamış yeğenimin katiliyle bir ömür geçiremezdim. Şehla’yı boşayıp yaşatmak yerine öldürmeyi tercih ediyordum. Çünkü zamanı geldiğinde, oğlumu elimden almak için karşıma çıkacağından emindim ve buna hiç gerek yoktu; sonuçta ne yaparsa yapsın onu benden alamazdı. Bu yüzden hem kendisini hem de beni yıpratmasının anlamı yoktu. Ne ara bu kadar vicdansızlaştım? Bir anneyi evladından ayıracak kadar nasıl karardım ben? Öfkemden doğru düşünemiyordum, lânet olsun! V.I.P asansörün hemen karşısında bulunan suite giriş yapmak için kartı okuttum, kapı açıldığında içeri girdim ve kapıyı arkamdan kapatarak gözlerimle Şehla’yı aramaya başladım. Salonda değildi. Yatak odasında olabilir düşüncesiyle o odaya girince, oğlumla Şehla'yı gördüm. Yatakta, daha dün varlığından haberdar olduğum oğlum Kılıç, iki büyük yastığın arasında huzurla uyuyordu. Şehla ise başını yastığa yaslamış, Kılıç'ın elini tutmuş bir hâlde huzursuzca uyuyordu. Huzursuzdu... Oğlundan olacak diye korkuyordu Asla… Asla onları ayırmayacaktım. Gerekirse Şehla’yla bir ömür boyu evli kalırdım ama bir anneyi evladından koparmayacaktım, buna vicdanım el vermezdi. Ben o kadar da vicdansız değildim. Evet, Şehla kız kardeşimin ve doğmamış yeğenimin vebalini taşımış olsa bile böyle bir acıyı hak etmiyordu. Hem kim bilir, belki de suçsuzdu. Bu ihtimalin içimi kemirmesine engel olamıyordum. Şehla’yı suçlu ilan eden kanıtlar vardı, evet. Ama içimde bir ses, inatla ve ısrarla onun masum olduğunu haykırıyordu. İçime o kuşuyu sızdıran Şehla'nın gözleri… ‘Gözler, kalbin aynasıdır,’ derler. Gerçekten öyle mi? Şehla ile Kılıç’ın yataktaki o saf, dingin görüntüsü karşısında istemsizce tebessüm ederken sessizce yanlarına doğru yaklaştım. Elimdeki nikâh defterini usulca yatağın üzerine bıraktım ve nedense içimi ısıtan bu manzarayı izlemeye koyuldum. Gözlerim Kılıç’ta değil, daha çok Şehla’daydı. O kadar masum, o kadar duru bir güzelliği vardı ki… Suat denen herifin bu kıza neden âşık olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum. Şehla’nın uzun saçları yastığın üzerine dağılmışken, bir tutamı ay gibi parlayan yüzüne düşmüş ve böylece güzelliğine gölge katmıştı. Dayanamadım… İçimdeki dürtüye karşı koyamayarak, yanağına düşen o tutamı nazikçe geriye doğru ittim. Tam o anda, birden irkildi. Gözlerini açar açmaz beni karşısında görünce ürktü ve yatakta hızla geriye doğru süründü. Benden korkuyordu. Bunu gözlerindeki dehşetten, hızlanan nefes alışverişinden ve alnındaki boncuk boncuk terden anlayabiliyordum. Gerçi ne zaman korkmadı ki benden, bugün korkmasın? ♧ŞEHLA♧ Normalde uykum o kadar da hafif değildir. Ama son zamanlarda diken üstünde olduğum için, en ufak bir dokunuşta ve seste uyanabiliyordum; tıpkı şimdi olduğu gibi. İri cüssesiyle karşımda öylece dikilirken, ona korku dolu gözlerle bakıyordum. Neden bana dokunmuştu? Yoksa yine aynı şeyleri mi yaşatacaktı bana? Bu acıya dayanamazdım... Hem de hiç dayanamazdım. Kâbusum olduğu o gece, ruhuma açtığı yaralar, çektiğim acılar, yediğim dayaklar hâlâ da ruhuma acı verirken bir başka acıya daha katlanamazdım. Keskin bakışları üzerimdeyken, aramızda oluşan gerilimi dağıtmak istercesine boğazını temizledi ve yatağın üstündeki kırmızı defteri göstererek “İmzala,” dedi derin sesiyle. Kaşlarım çatılırken ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Neyden bahsediyordu? Daha doğrusu neyi imzalamam gerekiyordu? Yoksa... oğlumla mı ilgiliydi? Umut’u benden koparacak mıydı? Oğlumun üzerinde hiçbir hakkı bulunmadığı hâlde… Aklımda yılan misali kol gezen dehşet verici düşüncelerle, korkuyla yutkundum. "Ne?" diye fısıldadım. "Neyi imzalamam gerekiyor?" "Bir ömür karım olman için gereken belgeyi imzalayacaksın, o kadar." diye tüm ciddiyetiyle, gayet normal bir tonda beni cevaplarken neye uğradığımı şaşırdım. Karım mı? Ben yanlış mı duydum, yoksa gerçekten de “karım” mı dedi? Ne karısından bahsediyordu? Hayır, hayır, kesinlikle yanlış duydum. "Nn-ne saçmalıyorsun?" "Şehla beni uğraştırma da belgeleri imzala!" Tüm bunlara tahammül edemiyormuşcasına tısladığında korkuyla irkilmiş, dehşete kapılmıştım. Ne diyordu bu adam böyle? Sanki benden normal bir şey istemiş gibi konuşması ve hemen kabullenmemi beklemesi… Akıl kârı değildi. "Ss-sen iyi değilsin." diye kendimi buna inandırmak istercesine fısıldadım. İyi olmadığını ve ne istediğinin farkında olmadığını düşünmek ve inanmak istiyordum. "Ne istediğinin farkında değilsin." "Gayette farkındayım." diye kendinden emin tok sesiyle karşılık verince, bir an odadaki oksijen ciğerlerime ağır geldi. "Şimdi imzala!" diye tısladığında ise yatağın üzerindeki defteri eline aldı ve imzalamam için yüzüme fırlattı. Kâbustayım. Hem de büyük bir kâbus. Birazdan uyanacağım ve bu kâbustan sonsuza dek kurtulacağım. Evet, kurtulacağım. Uykumdan yeni uyandığım için kendimde değilimdir diye düşünerek gözlerimi kapattım ve bir süre öylece durup nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Arslan’ın benden istediği şey… doğru değildi. Zaten benden böyle bir şeyi isteyecek biri de değildi; çünkü o, benden ölesiye nefret ediyor. Kâbustayım. "Gerçeklerden bu şekilde kaçamazsın, Şehla." İçimi ürperten sesi kâbusta olmadığımı haykırırken, gözlerimi açtım ve karşımda dikilen şeytana baktım. "Müstakbel kocanı bekletme de imzala," dedi canımı yakmak istercesine. Ne kocası? Ne evliliği? Her şeyi geçtim… benimle ne diye evlenmek istiyordu? Asla… Asla onunla evlenmeyecektim. Ne ara aktığını bilmediğim lânet gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken "Saçmalıyorsun," diye titreyen sesimle mırıldandım ve yataktan çıkmak için harekete geçtim. Buradan bir an önce gitmem gerekiyordu, hem de çok uzaklara; beni ve oğlumu kimsenin bulamayacağı bir yere. Arslan'ı görmezden geldim ve oğlumu uyandırmamaya dikkat ederek onu kucağıma alacağım sırada ben daha ne olduğunu anlamadan, Arslan canisi kolumdan sertçe kavrayıp beni oğlumdan ittirircesine uzaklaştırdı. "Ne bu şimdi!? Oğlumu alıp gidebileceğini mi sanıyorsun!?" diye yüzsüzce tısladığında üzerime doğru gelmişti. İstemsizce birkaç adım gerilerken "O senin oğlun değil, benim oğlum!" dedim üstüne basa basa. "Oğlumun üzerinde hiçbir hakkın yok!" diye öfke dolu benliğimle tısladım. Utanmadan ‘oğlum’ demesi kanıma dokunmuştu, çünkü Arslan hiçbir hakka sahip değildi. Zira oğlumu dünyaya getirebilmek için bütün acıları ben çektim, o değil. "Onu doğurmadan önce düşünecektin!" derken üzerime doğru geldi ve bir anda kollarımı pençeleri arasına alınca alkol kokusu burnuma ilişti. Alkol kokuyordu… korku dolu geçmişimi bana hatırlatıyordu. "Onu zamanında benden saklamasaydın..." dedi ve sanki aklına bir şey gelmiş gibi bir anda sözünü kesti. "Ya da ilacı içmiş gibi yapmasaydın tüm bunlar olmayacaktı! Şimdi cezanı çek!" diye yarım kalan sözlerine devam ettikten sonra bedenimi yatağın, tam defterin üzerine atmıştı. "İmzala!" Kendi elleriyle ilacı bana zorla içirdiği hâlde, içmediğime dair benden şüphe mi duyuyordu? Bu asılsız suçlamanın açıklamasını nasıl yapacaktım şimdi? Ne dersem inanmazdı ki… Tıpkı üzerime atılan iftira gibi. Sağ alt kirpiğimde asılı kalan gözyaşı damlası yanağımdan süzülürken "Bb-ben içtim…" diye fısıldadım sadece. İçmiştim, o ilacı içmiştim; hem de iki tane. Ama ne var ki… kusmuştum. Bunu dersem inanır mıydı? Hayır, inanmazdı. İçim kan ağlarken, zihnim yine geçmişe dalıp gideceği sırada Arslan bir anda saçlarımdan tuttu ve beni kendisine çevirdi. "Madem içtin, bu piç niye oldu lan!?" diye nefret dolu benliğiyle tıslarken, çene ve bakışlarıyla Umut'u göstermişti. Saçlarıma acımasızca asılmış eline tutundum, ardından gözyaşları içerisinde "Bb-bilmiyorum." diye nefes nefese kalmış bir hâlde fısıldadım. Canımı yakıyordu. Beni kaale almayıp gözlerimin içine daha bir nefretle bakarken, pençeleri arasındaki saçlarımı çekebildiği kadar çekti. "Amcığını başkasına siktirdin diyeceğimde, DNA bunu göstermiyor!" diye öfke dolu benliğiyle nefretle tısladığında çim yanmıştı; nefretinden değil, düştüğüm konumdan. "Niye benden sakladın, Şehla? Niye?" diye bu defa isyan edercesine konuştu ve saçlarımı ittirircesine bıraktı. Onun aksine durgun bakışlarla baktım ona. "Söyleseydim ne değişecekti?" diye sessizce mırıldandım. "Beni kendi tutsaklığından men edecek miydin?" diye sordum acıyla haykıran sesimle. Çok yoruldum artık. Sebebsiz yere acı çekmekten çok yoruldum. Her biri günahıma giriyordu. Gözleri kısa bir an Umut'a kaydı ve tekrar bana döndü. "Aldırtacaktım," dedi acımasızca. Ama sesindeki karasızlığı bir an bile olsa sezmiştim. "Duydun mu beni? Aldırtacaktım!" diye nefretle tısladı ve bir anda üzerime gelerek çenemden sertçe kavradı. "Böylece ne anam bana oynardı ne de senin gibi bir kaltakla evlenmek zorunda kalırdım!" diye hayvan gibi kükrediğinde Umut'un içimi yakan ağlayışları odayı doldurmuştu. Korkmuştu benim oğlum. Çenemden sertçe ittirerek "Sustur şunu!" diye tısladı. "Ben gelene kadar da gereken yeri imzala, yoksa andım olsun ki Kılıç'ı yanıma alır, seni de acımadan sike sike gebertirim!" diye acımasızca tehdidini ettikten sonra ardına dönüp odayı terk etti. Oğlumu gerçekten de benden koparır mıydı? O acıyı bana yaşatır mıydı? Gerçi… tecavüzcü bir şerefsizin bu acıyı yaşatması çocuk oyuncağıydı. Ne yapacaktım şimdi ben Allah'ım? İmzalayamazdım… hayatımı kendi ellerimle karartamazdım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE