Cemre Ateş’siz geçen üçüncü günümdeydim. Aslı ile paylaştığımız evimdeki odamda yatağıma uzanmış onu düşünüyordum. Üç gündür yaptığım tek şey buydu zaten; düşünmek. Bol bol düşünmüştüm, herhangi bir sonuca vardığımı söylemezdim. Keşke söyleyebilseydim. Ancak hala karmakarışık haldeydim. Belki darmaduman diye nitelendirmek daha doğru olurdu. Çünkü geçmişim, geleceğim ve bugünümden oluşan bir bermuda üçgeninin arasında kalakalmıştım. Göğüs kafesimde atmaya devam kalbimi en çok acıtansa Ateş’ten uzak kalmaktı. O hastane odasından çıkarken attığı son bakışlarının izi hala duruyordu üzerimde. O bakışlarında acıya dair her şey vardı; hayal kırıklığı, perişanlık, pişmanlık… Hafızam yavaş yavaş geri gelmeye başlamıştı. Sırasıyla başıma gelenleri düşündüğümde Ateş’i bir yere koymay

