Gözlerimi açtığımda, tüm gerçekliğin üzeri beyaza boyanmış gibiydi. Işık, odanın her köşesini bıçak gibi kesiyor, tenime usulca değil, sorgusuzca dokunuyordu. Birkaç saniyeliğine ölmediğime inandırdım kendimi. Ama sonra kaburgalarımdan yükselen o tanıdık acı, hayattaydım dedirtti. Ve hayatta olmak… Şu anda bir lütuf gibi değil, ceza gibi hissettiriyordu. Etrafıma bakındım. Hiçbir şey tanıdık değildi. Beyazın bu kadar çok tonu olabilir miydi? Bileğimde damar yolu açılmıştı. Kolumda, eski şiddetlere sürülmüş kremler. Bandajlar. Yüzümdeki pansumanlar, başka birinin yüzüne aitmiş gibi yabancıydı. Yatağın başında bitmiş bir serum, sanki içime boşaltılmış sessizlikti. Üzerimde zarif olduğu varsayılan beyaz bir gecelik vardı. Temizliğin içine gizlenmiş bir delilik gibiydi bu yer. Kimsenin sesi

