Hayatta birer matematik aslında. Her şeyin bir eşitlemesi var.
****
Kol kola birbirlerine sarılarak ikili sınıfa girdiler. Sena mutluydu. Ve mutluluğu yüzünden okunuyordu. Nasıl okunmasındı. Dün onun için öyle güzel geçmişti ki Sena gülümsemek istiyordu. Barın ile var mıydı bir şansları; bilmiyordu. Yine de umut etmek istiyordu. Dün ona umut olabilir miydi? Dokundu Sena göğsündeki güle. Sınıfa girmiş ve sırasına otururken. Gül bir bahçe demekti. Yetişmesi için toprağa ve kökünü salabileceği alan isterdi. Sena da böyleydi. Aşk öyle her gönülde açıp işlemezdi. İmtiyaz isterdi. Farklılık görmek isterdi. Barın onun için imtiyazları olan biriydi. Farklılık deseniz kalbine işlemesi yeterdi. Güldü Sena. Büyüdükçe değişseler de küçükken öyle değillerdi. İlmek ilmek işleyen Barın çocukluktan bu yana sevdiği ve bağlı olduğu topraktı. Sena ondan başka toprak tanımamıştı. Kalbi bu yüzden ona karşı açılmıştı. Barın öylesine ruhuna ruhuna işlemişti ki farkını da o zamanları anlamıştı. Yokluğu onu kendisine getirmişti. Solmamıştı ama yokluğunu hep hissetmişti. Bir adamın gidişiyle onu nasıl sevdiğine şahit olmuştu. Uzaktan hep erkek takip ederdi. Sena gül gibi onu uzaktan seyre dalmıştı. İnstagramdan olsun Barın'ın tüm sosyal ağlarına takip atmıştı. Abisiyle her konuştuğunda içi içine sığmayarak Barın'dan haber almıştı. Farklı şehirde olsalar da abisi Barın ile hep konuşuyordu. Sena da Tarık abisi olsun Barın olsun soruyordu. Bazen bildiği şeyleri bazen bilmediklerini. Ama kökü hiç Barın'dan ayrılmamıştı. Sena ondan başkasında hiç gözlerini açmamıştı. Bu sevda bazı zamanları ağır gelse bile göğsündeki gül gibi onu kalbinde taşımıştı. Şuan gülün üç yaprağı mevcuttu. Gülün üzerine dökülen her gül yaprağının bir anlamı vardı.
Her şey güzel hoştu da tek sorun şuydu. Dün çok geç eve döndüklerinden uykusu vardı ve işe bakın ilk ders matematikti. Ona bu haberi yolda veren Cantekin'di.
İlk ders matematik olduğu için Sena itiraz istemiyordu ve kesinlikle uyuyacaktı. Buna Cantekin de umarım mani olmazdı. Dün çok güzeldi. Sena dün eve geç gelseler de yaşananları düşünmekten gözüne uyku girmemişti. Uyuyamamıştı. Düşünmüş durmuştu. Barın'ı, anı ve dahasını. Odasının balkonunda sabah etmişti. Yeni bir güne, bu yüzden de uykusuz başlamıştı. Olsundu. Şimdi uyurdu ve uyuyacaktı da.
Arka sırayı Sena boştan yere kiralamamıştı. Bu günler için arka sıra kimseciklerin değil Sena ve Cantekin'indi. Cantekin derste uyurken onu kimse görmesin diye saklardı. Cantekin'in yanağına usulca yaklaşıp bir buse kondurdu. Öpücüğü tüy gibi dokunmuş ve hemen geri çekilmişti. Barın'daki tabloyu yaşadıktan sonra Sena öpüp geri çekilmeye dikkat ediyordu. Onun daha bir şey söylemesine fırsat vermeden üzerindeki kapüşonunun şapkasını kafasına çekti. Ortam uyumak için şimdi tam olmuştu.
Sena hava sıcak ya da soğuk olsun yanında bazen ince bazen kalın kapüşon taşırdı. Tamam şuan bariz yalan söylüyordu. Yanında kapüşon taşıyan o değil Cantekin'di. Üzerindeki kapüşon ona aitti. Onu çok güzel gizlediği ve bazen üşüdüğü ya da sırtına çıktığı için bir yeri görünmesin diye Cantekin yanından ayırmazdı. Yaz kış çok ince giyen Cantekin'in kapüşona ihtiyacı olmazdı. Arabası olsun diğer yerlerde hep yanında kapüşon taşırdı. Bunu yapma sebebi Sena'ydı. Sena ona minnettardı.
Cantekin uyuma hazır kızın haline itiraz etmedi. "Uyu güzellik." diyebildi. Sena gözleri kapalı onun şefkat içeren sesini işitmişti. Yüzü güldü ve istemsiz dudakları kıvrıldı ama Cantekin bunları görmedi. Şapka ile yüzü kapalıydı.
Cantekin geriye yaslanmıştı. Bunu çıkan seslerden anlıyordu Sena. "Benden hatta Volkan hocadan kaçabilirsin." Sena'nın Volkan hocayla bir derdi yoktu. Ama onun alanını düşününce gülümseyen suratı ekşi bir şey yemiş gibi tuhaf bir hal aldı. Cantekin devam etti. "Barın'dan nasıl kaçacaksın?"
Aklından hiç çıkmayan isim kalbini sızlattı. Barın onun içine içine öyle işlemişti ki kalbi güm güm diye atmaya başlamıştı. Barın onun için Pi sayısıydı. Pi (π) sayısı, bir dairenin çevresini (2πr) çapına (2r) böldüğümüzde elde ettiğimiz orandı. Bir dairenin büyük veya küçük olmasıyla değişmeyen π sayısı, her daire için sabit bir sayı olduğu gibi yaklaşık olarak 3,14'e eşit kabul ettiğimiz irrasyonel π sayısının gerçek değeri aslında sonsuz uzunluktaki sayılardan oluşurdu. Kalbi işte onunla çarpıldığı için Sena kendini irrasyonel bir ifade gibi hissediyordu. Eşit oldukları bir denklem olmasa bile çarpımından çıkan ifade onun şüphesiz kalbiydi. Tomurcuk gibi onda açmıştı. Kokusundan tutunda gülüne kadar ait olmayı ve ona ait olmayı çok isterdi.
Cantekin doğruyu söylüyordu. Sena herkesten kaçardı ama Barın ondan kaçmasına izin vermezdi. Hatta hocadan da kaçsa Sena'nın Barın'dan istese de kaçışı yoktu. Barın geldiğinden beri onlara kök söktürmüştü. Sena'nın yüzünden Cantekin'in de başı yanıyordu. Sena'ya söz dinleten Barın olunca Cantekin de onunla birlikte oluyordu ve ister istemez başı yanıyordu. Kurunun yanında yaşta yanar sözünün tam hakkını veriyorlardı ikisi birlikte. Barın onlara göz açtırmıyordu. Cantekin Sena'yı bildiğinden ses etmiyor ve Sena'da konu matematik bile olsa susuyordu. Sena gül gibi açacak zamanı bekleyerek matematik bile işleseler susuyordu. Gül de bülbül gelince susamamış mıydı...
Sena Volkan hocanın sesini duydu. Öylesine uykusu vardı ki masaya kafasını koyar koymaz aslında uykusu derinleşmişti. Volkan hocanın selam verdiğini hatırlıyordu ondan gerisi çok yoktu. İstatistikteki aritmetik esaslar ninni gibi onu uyutmuştu.
İki saatlik dersin sonunda Sena epey uyumuştu. Cantekin onu zorla uyandırmıştı. Genel de Sena bu kadar derin uyumazdı. Demek ki dün uykusunu çokta iyi alamamıştı diye düşünerek iki saat aralıksız uyumasına da çok karışmamıştı. Sonrası kafasına çektiği kapüşonda yüzünü aralamış ve yüzüne baktığında uyandırma ihtiyacı hissetmişti. "Güzelim. Hadi ders bitti. İstersen biraz toparlan." saçları arasına ufak buseler kondurarak ve azcıkta endişelenerek onu uyandırmıştı. Korkutmak istemiyordu. Sena uykusu derin dalmışa benziyordu. Fen bilimleri bilgisi genişti. Bir insana öylece dokunulmayacağını ve uyandırılmayacağını biliyordu. Bu onda travma bile olabilirdi. Kaldı ki Sena onun için normal biri değildi.
Sena uyurken uykusunda kabus görüyordu. Cantekin'in sakin çıkan sesi karanlığın içinden çekip çıkarmıştı. İlk onu görmek yüreğine çöken kara karabasanları kaldırmıştı. Sakin sesi ise kalbini yatıştırmıştı. Yine de uyku da gördüğü karanlık boğazına sarılı gibiydi.
Ekmek filan mı vardı acaba oturdukları sıranın altında? Olur mu olurdu. Olmaz değildi. Çarpılmasaydı, Allah korusun. Sena eğilip sıranın altına baktı. Epey görmüş olduğu kabustan korkmuştu. Ufak ekmek tanesini görse öpüp başına koyacaktı.
Okulun hizmetlisi Azize hanım obsesif kompulsif hastasıydı. Bırakın ekmek parçacığını toz zerresi bile yoktu.
"Korkuttum mu seni?" Cantekin'in sesi endişeli çıkmıştı. Korkutan onu o değildi. Gördüğü kabus yalnızca çok etkilemişti. Kendisini çok çabuk toparlayamıyordu. Karanlık sanki hala arkasındaydı. Oysa duvar vardı. Arkasından gelen karanlık etrafını saracak ve boğucu havası boğacak gibi tedirgindi. Bir rüya nasıl boğazına yapışıp nefesini keserse Sena da kendisini boğuluyor hissediyordu. Öyle gördüğü kabusun etkisindeydi.
Rüyanın hemen tesirinden çıkamayacağı için ortam değiştirmek istiyordu. Biraz yüzüne su serpse bence Sena iyi olacaktı. Mahmur ve uykulu gözlerle Cantekin'e baktı. Sonra yavaşça kalktı ayağa. Konuşacak hali bile yoktu. Dudakları açılmış bir şey diyemeden örtülmüştü. Dudakları kurumuş ve sanki konuşmakta zorluk çekiyordu. Ama işte cevap bekleyen Cantekin için kendisini zorlayarak konuştu.
Cantekin'e lavaboya gideceğini ve geleceğini söyleyip sınıftan çıktı. Hala uykuluydu. Uykusunu Sena aldığı çok söylenemezdi. Dinlenmek için yattığı uyku ona boğucu hava ve içini daraltan hava olarak dönmüştü. Tüm bunlara rağmen dün yaşananlar etkisini hala onda koruyordu. Barın'ın büyüleyici sesi kulaklarında çınladı ve gözlerine bakarak söylediği şarkı sözleri aklına düştü. O an için Sena şarkı da söyledikleri ve tavrına büyülemişti. Barın ona bakarak unutulmaz bir anı yaşatmıştı. Unutamazdı dünü Sena. Hayal kadar güzel ve serap kadar özeldi dün. Güzel günün ardından ise bu kabus doğruyu söylemesi gerekirse hiç iyi olmamıştı. Abuk subuk bir rüyaydı. Ne gördüğünü bile doğru düzgün hatırlamıyordu. Onu etkilemiş mi etkilemişti. İliklerine işleyecek kadar onda ürpertici etki bırakmıştı.
Tuvalete girdi ve belli ihtiyaçlarını gördükten sonra lavaboda ellerini yıkamak için çıktı. Avuçlarına değen su onu rahatlatmıştı. Uyku mahmuru olduğu için avuçlarındaki suyu yüzüne çarptı. Lavabonun hemen önüne dizayn edilmiş aynaya baktı. Bakımsız bir kız değildi Sena. Ayda bir düzenli kuaföre giderdi. Harçlığının çoğu kuaförüneydi. Aylık bakımını eksik etmezdi. Bu yüzden saçları hep bakımlı ve canlılardı. Saç uçları karamelimsi üst kısımlar ise saçlarının sarıydı. Arasında da sarının bir ton koyusu bal sarısı vardı. Kendi saç rengiydi. Boya filan değildi. Kuaförü, saçlarını her gittiğinde Sena'nın öve öve bitiremezdi. Özenle önce saçını tarar ve altın bunlar diyerek bakımını yapardı. Kendi ten kokusu Sena'nın dumanda tüten kahve çekirdeği gibi olduğundan saçlarının kokusu da ona yakındı. Kuaförü kullandığı saç şampuanlarında ona özel şampuan seçerdi. Bu yüzden saçlarında kahve ve vanilya arası etkileyici bir koku mevcuttu.
Ellerini pantolonunun iki yanına sürüp çektikten sonra Sena kurumasını sağlamıştı. Aynada birbirine karışmış saç uçlarını düzeltti. Biraz şekil verip üst taraflarını da saçlarının düzelttikten sonra gelişi güzel bıraktı. Kendi doğasında olmalarını saçlarının seviyordu Sena. Diplerine çok dokunmadan üstten şekil vermişti. Toparlanmıştı. Dağınık ama düzgün duruyordu. Dudaklarına baktı.
Makyaj yapmazdı Sena. Doğal güzelliği sevenlerdendi. Bu yüzden doğal olan güzelliğine yatırım yapıyor ve makyaj gibi bir derdi olmuyordu. Ama biraz dudaklarına bir şeyler sürse fena olmazdı. Okul çıkışı Cantekin'le kozmetik dükkanına uğrayacaktı. Dudakları için bir şeyler bakıp alırlardı. Canlı sanki daha güzel dururlardı. En çok o dudaklar Cantekin'e değiyordu. Sena güldü. Kesinlikle o kozmetik dükkanına Cantekin'le gitmesi gerekiyordu.
Sena tuvalette çok fazla durmamıştı aslında. İşi bittiği için hareketlenmişti. Tuvalet kapısına yönünü döndüğünde Sena iç güdüsel aynaya baktı. Ne görmeyi bekliyordu bilmiyordu ama aynada gördüğü sima ile donup kalmıştı. Hemen ardından sahici bir hareketlik hissetti. Gözleri aynada donup kaldığında arkasındaki kişi de onu kendine getirmek ister gibi konuşma ihtiyacı hissetmişti.
"Nasılsın," dili damağına çarpınca cıkcıklamasını işitmişti. Kulakları yanlış duymak istiyordu. Hemen ardından onu iliklerine kadar korkutan vurgu dolu isimlendirmesini duydu. "Yavru ceylan."
Sena ne diyeceğini bilemeyerek yutkundu. Tehlike şuan tam da arkasındaydı. Barın'ın sözleri geldi aklına. Tekin birine benzemiyor demişti. Üstelik neden bizden gizledin diye kızmıştı. Her ne olursa olsun onlarla konuşmasını ve kimseye güven olmayacağını Barın üstüne bastırarak söylemişti. Sena pişmandı. Dün ki çocuğu bile burada görmek isterdi ama aynada gördüğü sima asla.
"Senin burada ne işin var?" arkasındaki kişi Cantekin'le kavgalı olan Engin'di. Okuldan atılmıştı. Sena onu epeydir görmüyordu.
Engin sanki onun aklından geçen düşüncelerini okumuştu. Yüzündeki sırıtış bunu doğruluyordu.
Sena anlık ürpertiyle titredi ve etrafına baktı. Kaçmak istiyordu. Çünkü onunla burada yalnız olmak bile korkutuyordu. Engin ona takıktı. Cantekin ile davası ise bambaşkaydı.
"Bu sefer seni kimse elimden kurtaramaz, yavru ceylan." yavru ceylan demesi boşuna değildi. Okuldan atılmasına sebep onu yerli yersiz imalarıyla korkutması ve başka davaları vardı. Cantekin bu yüzden onunla kavga etmiş ve işin sonucu Engin için kötü bitmişti. "Burada ikimiziz, biliyorsun değil mi?"
Öyle miydi? Keşke öyle olmasaydı.
"Aşığın nerde Sena? Umarım bugünde gelip seni benim ellerimden kurtarır."
Cantekin... Sena onu sınıfta bırakmıştı.
*********
Bölüm sonu.
Bölüm için duygu ve düşüncelerinizi alabilirim.:)))