Lizge’den…
Kimine göre sıradan, kimine göre muhteşem, kime göre iğrenç birşeydi öpüşmek... Ama benim için tarif edilemesi imkânsız bir duyguydu. Böyle insanın içinde tuhaf şeyler oluyordu sanki. Öptükce öpesi geliyordu o dudaklari... Çektikçe içine çekesi geliyordu insanın o mis kokan nefesi. Fakat bu düşüncelerimi, daha doğrusu dünkü düşüncelerimi şu anda yerle bir etmişti bu adam. Dünkü öpücükle ayakları yerden kesilen ben, şu anki öpücükle kendimi sürtük gibi hissetmiştim. Öyle bir öpüyordu ki öpmüyor resmen parçalıyordu. Ne kadar kendimden uzaklaştırmaya çalışsamda, koca gövdesi bir gram bile yerinden kıpramıyordu.
"Bırak beni piç kurusu." dedim ellerimle itmeye çalışarak. Ama boşunaydı. İzbandut gibi adamdan küçücük cüssemle kurtulamazdim.
"Sana bırak beni dedim, aşağılık şerefsiz…" diyerek Şansımı bir kez daha denedim.
"Öp beni... lütfen... bir kere…" Kulağıma fısıldadığı sözlerle birlikte ellerini parmaklarımın arasına geçirip duvar dayamıştı. Gözlerim dolmuştu, bunu burnumun yanmasından anlıyordum. Niye ağlıyordum, neye ağlıyordum hiçbirinin cevabını bilmiyordum şu an.
"Lütfen... lütfen bırakın beni." dediğimde dudaklarımda dünkü öpücüğün aynısı yer etmişti. Ama ben bu sefer buna kanmayacaktim.
"O ağzınızı üstümden çekmezseniz eğer, kadınları becerip bir kenara atmaya yaramaktan başka bir bok olmayan aletinizi mahvederim Baran Bey!" dedim sessiz ama duyacağı şekilde.
"Emin misin Lizge?" demişti. Sakin görünmeye çalışıyordu ama gözlerindeki öfkeyi anlayacak kadar tanımıştım onu.
"Bana cevap ver Lizge." Benim bağırıp çağırmam gerekirken bu adam niye bağırıyordu?
"Peki, öyle olsun Lizge." deyip konuşmama fırsat bile tanımadan kapıyı kırarcasına çarpmış, bende öyle arkasından ağzı açık mal gibi kalmıştım. Ne yapmak istemişti? Amacı neydi bir türlü aklım almıyordu. Peki giderken burnundan solumasina ne demeliydi?
***
Bir önceki gün olanlara bir anlam veremediğim gibi işime de kendimi veremiyordum. Yaptığım çizimleri, yazdığım eksikleri tekrar edip yazmaktan beynim durmuştu sanki. En iyisi şirkete uğrayıp ordanda eve geçmekti.
Yarım saat sonra şirkete girdiğimde bedenimde nedenini bilmediğim bir ürperti vardı. Hadi ama kimi kandırıyorum bunun nedenini gayet iyi biliyordum. Yürüyen ego yığını ile karşılamaktan deli gibi korktuğum için böyleydim ben.
"Aaaaaa... Merhaba Lizge Hanım nasılsınız?" diyen sese döndüm. Bu Baran Bey’in sekreteri Nilay'dı.
"Merhaba canım nasılsın?”
"Teşekür ederim Lizge Hanım. Sizi görünce selam vermeden geçmek istemedim." Karşımdaki tatlılığa baktığımda biraz telaşlı olduğunu farketmiştim.
"Telaşlı gibisin, bir sorun yok değil mi?"
"Bir sorun yok Lizge Hanım... Tabii Baran Bey’in kırmızı görmüş boğa gibi ortada dolanmasını saymazsak." demişti gülerek. Gülmek bu kıza yakışıyordu.
"Ooo hanımlar keyfiniz bol olsun... Hayırdır ne bu neşe?" Diyen sese döndüm. Bu adamı daha öncede görmüştüm.
"Gülmek için izin alacağımızı bilmiyorduk Selim Bey." demişti Nilay.
"Kız Nilay, ne bu sinir? Yoksa hâlâ bana kızgın mısın?" Acaba bu ikilinin derdi neydi?
"Bir şartla sizi affederim, eğer Lizge Hanım ile beni yemeğe çıkartırsanız bu mevzuyu burada kapatabiliriz." deyince ağzım açık bakakalmıştım. Bu kız benim adıma niye konuşuyordu ki şimdi?
"Emrin başım gözüm üstüne Nilay. Bu akşam benim restorana gelin ve mükellef bir masa kuralım ha ne dersiniz kızlar?"
"Sonra hesabı bize kakalayıpta bir maaşımdan etmeyecekseniz neden olmasın?” Nilayın bu sözleri üstüne gülümsemiştim...
"Tamam o zaman mekanı biliyorsun Nilay. Şimdi ben kaçar Baran beni bekliyor." demiş ve üst kata çıkmak için asansöre yönelmişti.
"Kusura bakma Lizge Hanım, biraz emrivaki oldu ama kızmayacağinizi düşündüm." demişti en masum haliyle.
"Sorsan da iyi olurdu, belki akşam bir programım var.” dedim sakince.
"Üzgünüm Lizge Hanım bunu düşünemedim." demişti utanarak.
"Neyse olan oldu, akşam kaçta gidelim."dedim. Daha fazla üzülmesini istemiyordum.
"Gerçekten mi?”
"Evet canım. İstersen şöyle yapalım bana sana ulaşacağım bir numara ver ordan haberleşelim olmaz mı?"
"Tabii ki olur Lizge Hanım." deyip benim takozdan daha takoz bir telefon çıkarıp beni çaldırmasını izledim. Bu kız göründüğü gibi bir kızdı belli... Yani içi dışı bir olanlardan…
Bilgisayar ekranına bakmaktan zamanın nasıl geçtiğini bile farketmemiştim. Etrafa göz gezdirdiğimde akşam olmak üzereydi. Hemen oturduğum yerden kalkıp bir güzel gerindim ve çantamı alıp hızlı adımlarla şirketten çıktım.
Eve geldiğimde kirlenmiş kıyafetlerimi sepete atıp önce güzel bir duş aldım. Daha sonra banyodan çıkarak yemek için giyeceğim kıyafetlerimi ayarladım. Nilay’ın konuşmasına bakılırsa lüks bir yerdi, bu yüzden azıcık özen göstermek fena olmazdı. Elimdeki elbiseyi dolabın açma yerine asarak şöyle bir göz attım. Üstü gömlek üzerine işlenen siyah dantel güpürleri olan jile elbisem vardı. Yakası ve bilek kısmı ise renkli boncuklarla bezeliydi. Güzeldi. Hem de çok güzeldi. Azıcıkta pahalıydı ama olsun. Gerçi kimine göre bir iç çamaşırı parası bile değildi, ama bana göre pahalıydı. 75TL, yani nerden baksan annemin bir aylık bez masrafı kadardı…
Daha fazla düşünmeyi bırakıp mutfağa geçtim. Dolaptan dünden arta kalan çorbayı ocağa koyup, yanına az bir salata yapmaya başladım. Ali içinde buzluktan hamburger malzemelerini çıkarıp pişirdim, tam onun istediği şekilde yapıp masaya koydum.
"Hadi tatlım, bak ne var masada?" diye bağırırken bir yandan da annemin çorbasını tepsiye koyuyordum.
"Hamburger." deyip açkurt gibi masaya oturan kardeşime gülerek annemin odasına ilerledim.
"Annemm. Hadi oturda yemeğini yedireyim." dedim gülerek ve zorda olsa kalkmaya çalışan kadına yardım ettim. Tüm işleri halledip, bulaşığıda makineye dizdikten sonra hemen odama geçtim. Üzerime giydiğim elbise ile şöyle bir kendime baktım aynada. Açık bir tarafım olmamasına rağmen güzel görünüyordum... Ya da ben öyle zannediyordum. Açıkçası moda ile pek aram yoktu. Hoş olmasınada zaten imkânım yoktu. Bu tarz şeyler için para gerekliydi, o da zaten bende olmayan bir şeydi.
Aynanın karşısına geçip şöyle bir kendime baktığım da tek eksiğim saç ve makyajdı. Saçlarım zaten düz olduğu için şekil vermeye gerek yoktu. Açık bırakmam yeter de artardı bile... Makyaja gelirsek. İşte bu benim hiç anlamadığım bir konuydu. En iyi bildiğim şey rastgele dolgun dudaklarima bir ruj sürmekti... Üzerimdeki elbiseye hangi renk makyajın yakışacagini düşünürken en sonunda pastel tonlarda karar kıldım. Önce işaret parmağımla göz kapaklarımın üstüne sürdüğüm toprak rengi farı gelişi güzel yaydım. Hafiften alınmış kaşlarımla neredeyse bir bütün olmuştu sanki. Aman yarabbi ne iğrenç bir şey olmuştum böyle. Ama gördüğüm kadarıyla şirketteki tüm kadınlar böyle makyaj yapıyordu... Daha fazla zırvalamadan dudaklarima da fazla belirgin olmayan bir ruj sürdüm, ardından gür kirpiklerimi rimel ile taçlandirdim. Makyaj yönünden emin olamasamda kıyafetim fena değil gibiydi. Son olarakta krem stilettolari giyince tam olmuştum. Boşuna demiyorlardı kıyafeti ayakkabı tamamlar diye.
Saate baktığımda az bir vakit kaldığını farkedip acele ile vestiyerden küçük çantamı alıp evden çıktım ve bir taksiye atladım. Nilay ile mesajdaki adreste buluşacagimiz için telefondaki adrese bakıp şoför amcaya söyledim. Hayatımda ilk kez dışarıya bir arkadaşla çıkmanın keyfi vardı sanki üstümde. Hem de işin maddi tarafını düşünmeden.
Nihayet restorantın önüne gelip taksiden indiğimde buranın Ali ile geldiğim yer olduğunu farketmiştim. Yüzümü buruşturup girişte beni bekleyen Nilay’a yürüdüm. Onu spor bir şekilde gördüğümde kendimden utandım. Galiba fazla abartmıştım.
"Lizge Hanım muhteşem görünüyorsunuz." diyen kıza gülümseyip konuşmaya başladım..
"Teşekkür ederim canım ama senin bu kadar rahat bir kılıkla geleceğini bilsem emin ol bu kadar hazırlanmazdım." dedim dudaklarımı büzerek.
"Çaktırmayın Lizge Hanım tam çıkacağım vakit annem okuyup üflerken yanlışlıkla üflediği suyu üstüme döktü. Malum yedekte fazla yok o yüzden böyle geldim.” Bu kız hayat dolu, bıcır bıcırdı. Şöyle üstüne bir göz gezdirdiğimde yırtık bilekte biten bahçıvan pantolon ve ona uygun beyaz bir spor ayakkabı giymiş saçlarına da çiçekli bir bandaj geçirip sırt çantasını omuzlamıştı.
"Şu an kıskançlıktan geberiyorum Nilay harikasın."
"Ay teşekkür ederim lizge hanım "demişti ve ufaktan bir sevgi gösterisi yapmıştı. .
"Hadi geçelim ve yüzyılın yemeğini mideye indirelim. Bir daha nah buluruz böyle bii… Şey... Kusura bakmayın Lizge Hanım öyle demek istemedim." diyen kızın aslında ne demek istediğini çok iyi anlamıştım.
"Bencede Nilay. " deyip kolundan tutarak içeri girdik. Etrafa kısa bir göz gezdirdiğimde elit tabaka diye tabir ettikleri insanların çoğunlukta olduğunu gördüm. Kimisi erkek erkeğe yemek yiyor, kimisi de kız arkadaşlarıyla.
"Kızlar hoşgeldiniz." diyen sesle etrafı incelemeyi bırakıp Selim Bey’e baktık.
"Hoşbulduk ve karnımız aç Selim Bey… Mümkünse hemen açlığımızı giderirseniz memnun kalırız." diyen Nilay’a çaktırmadan bir cimcik atmıştım.
"Yuh be medeniyetsiz... Hadi on iki numaraya geçin şef sizin için özel şeyler gönderecek. Ben daha sonra uğrayacağım."
"Tamam Selim Bey içecek yollamayı da sakın unutmayın." Bu kız ne arsız bir şey çıkmıştı böyle.
"Tamam Milo tamam… Allah için bi sus." demişti gülerek ve yanımızdan ayrılmıştı. .Bize söylenen masaya geçtiğimizde dayanamayarak hemen konuşmaya başladım. .
"Neler oluyor Nilay, Selim Bey ile bu tarz konuşmana anlam veremiyorum açıkçası…" dedim şüpheli gözlerle. .
"Aman Lizge Hanım ne olabilir, pis zampara yaşına bakmadan bana yürüdü. Tabii boşa kürek salladı. Sonrada o taraklarda bezim olmadığını anlayınca özür felan diledi. Bende bu fırsatı sonuna kadar kullanıyorum. Olan bu yani…"
"Aferin sana." dedim ve garsonun sohbet sırasında bıraktığı mezelerden her Türk evladı gibi tırtıklamaya başladık. Ondan sonrası zaten ziyafetti; etler, salatalar, adını bilmediğim bir sürü şey daha...
"Of resmen mide fesadı geçireceğim." deyip karnını sıvazlayan Nilay’a baktım.
"Çok yedik çok. Bunları eritmek için bir hafta aç kalmalıyız." dedim gülerek. O sırada yan masada ki gençten bir çocuğun Nilay’a baktığını farkettim. Tipinden zengin olduğu belliydi.
"Nilay görünen o ki göz kamaştıran bir ben değilim." dedim yan tarafı işaret ederek. Fakat gösterdiğim yere bakma zahmetinde bile bulunmamıştı.
"Onların aklı şeyinde çalışıyor Lizge Hanım, bu yüzden bakmaya bile değmez." demişti fakat tam cevap vereceken kapıdan giren ikiliye gözlerim takılmıştı. Kırmızılar içinde esmer bir kadın ve el ele içeri tüm yakışıklılığı ile içeri giren Baran Bey.
Baran’dan…
Öyle sinirliydimki içimdeki bir şeyleri kırıp parçalama isteğinden korkuyordum. Odanın içinde dolanırken en son dayanamayıp konsolun üstünde küçüklüğümden beri topladığım tahta arabaları devirdim. Ama bu bile sinirimi geçirmiyordu. Sahi neydi beni bu denli çıldırtıp, kuduz köpek misali etrafa saldırtan şey? Neydi bu denli canımı yakan? Reddedilmek mi yoksa gerçekleri bir kez daha ondan duymak mı?
Ben... Koskoca Baran Demiroğlu şu düştüğüm duruma bak. Küçük kızdan alınamayan bir öpücük için resmen ortalığı yıkmıştım. Ama bu böyle kalmayacaktı. Bu saatten sonra emanet olup olmaması umrumda bile değildi. Onunda diğer kadınlardan farkı yoktu. Tek dertleri becerilmek ve bunun her dakikasından zevk almaktı. Peki bunun derdi neydi de bu kadar basit bir şeyi zora sokuyordu.
Elimdeki telefondan esmer güzelin numarasını bulup hiç düşünmeden tuşladım. Daha birinci çalışta hemen açılmıştı. Başında mı bekliyordun mübarek diyerek konuşmaya başladım.
"Aylin." dedim sert bir şekilde. Her zaman ona karşı bu tutumumu sevmişti, buna yatakta dâhil.
"Efendim Baran."
"İstanbul'da isen bu akşam buluşalım. Daha sonrada bir yerlere gider içeriz." dedim.
"Olur tabii ki mekan neresi?"
"Her zaman nereye gidiyorum Aylin."
"Tamam… Sakin ol sekiz gibi hazır olurum. Ama istersen erken gelebilirsin." demişti şuh bir şekilde.
"Saat sekizde Selim’in retoranında bekle beni." deyip cevap vermesini beklemeden kapadım. Tüm hıncımı Aylin’den çıkarmalıydım ve biliyordum ki o da bunu seve seve kabul ederdi.
Saat sekiz gibi restoranın önünde beklerken nihayet Aylin gelmiş ve tüm seksiliği ile arabadan inmişti. Esmer tenine geçirdiği kırmızı elbise ve muhteşem göğüs dekoltesiyle harika görünüyordu.
"Hoş geldin"dedim tek yanağından öperek.
"Merhaba Barancığım nasılsın?"
"Açım." deyip daha fazla uzatmadan elinden tutarak içeri girdim. Şöyle bir baktığımda tüm masalar doluydu. Ama benim için problem değildi. Demiroğlu farkı her yerde kendini gösterirdi. Tekrardan etrafa baktığımda az ilerde tüm güzelliği ile bana bakan Lizge'yi farkettim. Giydiği kıyafet ile bambaşka biri olmuştu. O her zaman ciddi giyinen ve makyaj yapmayan bir kadındı. Peki bu makyaj ve mini elbise de neydi?
"Rezervasyon yaptirmamış mıydın?" diyen ses ile yanımdaki kadına döndüm. Ben az önce bu kadınamı güzel demiştim!
"Hoş geldin dostum, hayırdır geleceğinden haberim yoktu." Bu sikik Selim’in sesiydi. .
"Lizge Hanımlar ne zamandır buradalar?" dedim tavrımdan ödün vermeden.
"Kim, kızlar mı? Onlar benim davetlim. Nilay’a bir özür borcum vardı biliyorsun."
"O zaman bir merhaba diyelim değil mi?" diyerek yanımdaki esmerin eline daha çok yapıştım ve Lizge’nin gözlerinin içine bakarak masaya yürüdüm.
"Lizge Hanım?" dedim hayırdır, ne bu halin der gibi. Karşımdaki kadın uzun bir duraksamadan sonra nihayet boğazındaki gıcığı gidererek konuşmaya başlamıştı.
"İyi akşamlar Baran Bey."
"Sana da iyi akşamlar Nilay." dedim onun konuşmasını görmezden gelerek.
"Hoş geldiniz Baran Bey." demişti Nilay.
"Bu tatlı hanımlar kim canım, beni tanıştırmayacak mısın?”
“Bu tatlı hanımlar benimle çalışıyor Aylin, Lizge Hanım İnşaat mühensizi ve şantiye şefimiz. Yani yeni inşaatımızın her şeyinden sorumlu, Nilay’da benim kahrımı, nazımı, sinirimi çeken kişi sağ kolum, yani asistanım.” Bu sözleri söylerken karşımdaki kadınları incelemiştim ama özellikle Lizge’yi.
Madem Aylin kızları tanıdı, kızlarda Aylin’i tanımalı. "Hanımlar siz sormadınız ama ben sizi Sevgilim Aylin’le tanıştırayım."
Bunu söylediğim de Lizge’nin yutkunması gözümden kaçmamıştı, başını önündeki tabağa eğmişti. Nerdeyse ağlayacak gibiydi. Zaten amacımda bu değil miydi? Neler kaçırdığını görsün istiyordum ve bunu da başarmıştım sanırım. Keyifle az önce eğdiği başını kaldırmasını izledim. Taki başını kaldırıp hiçbir şey olmamış gibi davranıp konuşmaya başlayıncaya dek...
Bir süre derin nefesler aldığını anladım. Ardından kafasını kaldırıp dolu dolu gözlerle bana baktı. Sanırım ağlayacaktı, tam da benim istediğim gibi. Beni red ederek neler kaçırdığını görsün istiyordum ve bunu da başarmıştım sanırım. Yavaşça önündeki bardağa uzanıp suyu içti ardından yüüne keyifli bir tebessüm yerleştirdi. Ve bana dönüp;
"Baran Bey, çok şanslısınız gördüğüm kadarı ile harika biz kadınla birliktesiniz. Sanırım düğün yakındır. Tebrikler.” dedi.