12.Bölüm

1676 Kelimeler
Lizge’den… Kapıdan girdiğinden beri bakıyordum... Öylece... Bir kere bile gözlerimi kırpmadan. Kırpınca kaybolacak korkusundan. Masaya geldiklerinde gözlerimi kahve gözlerinden hâlâ çekmemiş, çekmemiştim. Neden hapsolmuştum ki o gözlere? "Bu da sevgilim Aylin!” İşte bu sözler ateşe vermişti içimi, yakmıştı yüreğimi. Ne sanmıştım ki, iki kez öptü diye, alnımdan öpüp helalimsin demesini mi? Hem ben ne saçmalıyordum! Dik durmalıydım bu şeref yoksunu ego yığınınin karşısında. Eğmemeliydim başımı, çünkü ben hiç bir zaman başımı yere eğmemiştim. Bu adama güçlü olduğumu göstermeli, en azından belli etmeliydim. Başımı kaldırdım ve pişmiş kelle gibi sırıtan adama baktım. "Baran Bey, çok şanslısınız gördüğüm kadarı ile harika biz kadınla birliktesiniz. Sanırım düğün yakındır. Tebrikler.” dedim gözlerimi ayırmadan ve değişen yüz ifadesini zevkle izledim. "Teşekkür ederim hayatım ama biz evlenmeyi düşünmüyoruz." demişti adı Aylin olan kadın. . "Öylemi Aylin Hanım ne mutlu size." dedim alaylı bir şekilde. Karşımdaki esmer kadına şöyle bir göz attığımda güzel oldugunu farketmek içimde tarifi olmayan, daha önce hiç tatmadığım, yaşamadığım bir duyguyu gün yüzüne çıkarmıştı. Kıskançlık! "Bende memnun oldum Aylin Hanım. Baran Bey’in asistanı olarak tebrik ederim." diye araya giren Nilay’a içten içe minnet duydum. . Aylin, "Ah, teşekkürler şekerim." deyip yanındaki adama iyice sokulmuştu. "Hadi sevgilim masamıza geçelim." Derdi neydi bu adamın? İçim yana yana esmer yüzüne baktım. "Size afiyet olsun Baran Bey, bizde kalkalim zaten. Geç oldu, sizde biliyorsunuz ki şirketinizde çalışan bu personelin yarın mesaisi var." dedim ve ona aldırmadan yavaşça ayağa kalktım. Nilay da bir şeyleri anlamış olacakki sessizce bana eşlik etti. "Kızlar, hayırdır erkenden… Yoksa gidiyor musunuz?" sorusu Selim Bey’den geldi. Yanımıza ne zaman geldiğinin farkında bile değildim. "Her şey için teşekkürler Selim Bey. Yemekler mükemmeldi, fakat yarın mesai var bu yüzden geç kalmayalım." dedim gülümseyerek. . "Hadi ama Lizge. Hem bak patronun da burda " "Teşekür ederim fakat patronumu da sevgilisinin yanında rahatsız etmek istemeyiz değil mi Nilay?" "Evet Selim Bey, her şey için teşekkürler." diyerek bir kez daha onaylanmıştı beni. "Tamam, teklif var ısrar yok." Ellerini teslim olmuş gibi havaya kaldırıp söylediği bu sözlerin ardından çantalarımızı alıp restoranın çıkışına doğru yol aldık. Dışarıya çıktığımızda temiz havayı içime soluyup şöyle etrafa bir göz attım taksi için... "Birazcık yürüyelim mi Lizge Hanım?" Aslında iyi fikirdi… En azından kafamdaki boktan düşüncelerden azda olsa kurtulurdum. Sessizce yolun karşı tarafına geçip yürümeye başladık. Ne onun ağzından bir söz çıkıyordu ne de benim... "Sormayayım diyorum ama göbeğim çatladı, Baran bey ile aranızdaki sorunne?" deyince hafifçe gülümseyip omuz silktim. "Ne olabilir ki Nilay?" dedim inanmasını umarak. "O gözlerdeki acıyı nerde görsem tanırım ben Lizge Hanım." demişti kafasını eğerek ve tekrar konuşmaya başlamıştı. . "Yaşadım çünkü… aynı acıyı bende yaşadım." deyince olduğum yerde durup öylece ona baktım. "Anlatmak ister misin?" dedim bir abla edasıyla. "Tabii ki anlatmak isterim. Sonuçta o utancı ben yapmadım, yaşatmadım." deyip etrafa bir göz attıktan sonra eli ile gösterdiği banka geçtik. "Babam öldüğü zaman annem ile yalnız kaldık. Malum geçim meselesi, Ee birde üniversite okuyunca durumlar dahada zorlaşıyor. Sonra bir gün anneme bir haber geldi, maddi durumu iyi olan birisi annem ile evlenmek istiyormuş. Annemde buna olumlu baktı, zaten sonuç olarakta evlendiler. Taşınma, alışma evresi derken, apartmandaki yan komşunun oğlu ile aynı okulda olduğumu öğrendim. Fakat bu sürede üvey kardeş meselesi var. Serap, güzel alımlı bir kız ve benim gibi para derdi olmayan birisiydi. Derken komşunun oğlu ile çıkmaya başladım. Belki yalnızlığım da hep yanımda olduğu için, belkide ona âşık olduğum için bilmiyorum ama bir dakika bile düşünmeden kabul ettim. Mutluydum sanki... Yani o elimi tuttuğunda, yanağıma ufacık bir buse bırakıp geri çekildiğinde, gülerken onun izlemekten kısacası her şeyden… Ta ki o siktiri boktan güne kadar…" demiş ve usulca akan gözyaşlarıni silmişti. . "Anlatma gibi bir zorunluluğunun yok tatlım, istersen kalkalım." diyerek omzunu hafifçe sıktım. "Bir gün aradığım halde telefonlarıma cevap vermemişti. Merak ediyordum, sınıfına gittiğimde arkadaşları biraz rahatsız olduğunu ve eve gittiğini söylediler. Bende hemen bir taksiye atlayıp eve geçtim. Asansörü beklemeden hemen üçüncü kata çıkmıştım ki kapıda annesiyle karşılaştım. Kısa bir merhabadan sonra evde olduğunu öğrendim, tabii bu arada anahtarı paspasın altına koyduğunu görmüştüm. En iyisi bir nane limon yapmak için önce kendi evimize geçtim. Yaklaşık on dakikanın ardından elimde bir fincan nane limon çayı ile birlikte sessizce içeriye girdim. Hatta hemen çıkmak için kapıyı bile kaptmamıştım. Anahtarı yerinden alıp sessizce kapıyı açtım, odasının kapısına geldiğimde içeriden anlam veremediğim sesler geliyordu... Bu sesler korkmama sebep oldu, hızla kapıyı açtığımda çıplak bir vaziyette üzerinde oturmuş zıplayan üvey kız kardeşim Serap ve buna gözleri kapalı garip sesler çıkararak eşlik eden erkek arkadaşımı gördüm." Aman yarabbim, bu şaka mıydı? "Sonra ne yaptın?" dedim merakla. "Ne yapacaktım Lizge Hanım? Oturup ağlayacak halim yoktu ya... Yatağın dibine kadar girip kondom kullanmayı unutmayın bari diye bağırıp, sıcak çayı üstüne döktüm ve çıktım." demişti kahkaha atarak. Allah aşkına az önce gözünden akan yaşları silen Nilay değil miydi? "Hadi ama bakma öyle. Aldatılmak her kadının gururuna dokunur. Benimde azıcık dokunmuştu." Haklıydı sanırım. Dudaklarma dokunan ilk adamı bugün bir başkasının elini tutarken gördüğümde benimde hissettiğim duygu bu muydu? Aldatılmışlık! "Eeee sıra sende…" Bu soru üstüne dürüst mü olmalıydım, yoksa yalan mı söylemeliydim? Ama yalan söylemek istemiyordum. En azından kötü bir sonla bitsede o bu duyguları yaşamıştı. "Beni öptü!" dedim utanarak. Yaptığım yanlışı yüzüme vurur diye korkumdan bakmıyordum bile... "Bunu zaten tahmin etmiştim.” "Neeee?" dedim şaşırarak. Bu kadar belli ediyor olamazdım değil mi? Bu imkânsızdı ya da ben öyle zannediyordum. Nilay, "Bunun gibiler bize bakar mı Lizge Hanım? Kadını görmediniz mi? At gibiydi Maşallah tampon desen yerinde, ikimiz bir araya gelsek anca onun yarısı ederiz. Onlar gibileri dururken kim bizi ne yapsın?" demişti gülerek. "Tampon derken?" dedim anlamayarak. . "Arka taraf Lizge Hanım arka taraf, totiş, popo, kıç, göt = tampon!" derken hâlâ kahkaha atıyordu. . " O kadar güzellikten sadece orası mı dikkatini çekti Nilay?" dedim azarlar gibi. "Ay ne dikkatimi çekecek. Görülmeyecek gibi değil maşallah, kadında bunun farkında demek ki görmedin mi erkeklerin nasıl baktıklarını?" "Neyse hadi kalkalım, yarın iş var." deyip oturduğumuz banktan hemen ayağa kalktım. Bu sırada yavaşça bileğimden tutup konuşmaya başlayan Nilay’a ne oldu der gibi bir bakış attım. "Misafirine hoş geldin diyin Lizge Hanım. Belli ki habersiz gelmiş ama olsun... Sen onu başköşede misafir et, ne olursa olsun. Çünkü bu insanın başına hayatta bir kez gelir." demişti gözümün içine bakarak. Ben ise ne demek istediğini anlamış ama anlamamazlıktan gelmiştim. Yoldan taksi çevirip bindik. Taksiden indiğimde hâlâ kafamda Nilay’ın söyledikleri vardı. Düşünmem gereken daha önemli şeyler varken kafamın içinde sadece konuşmamız dönüyordu. Kafamdaki deli sorularla normal standartlarda olan ama benim için lükse kaçan apartmanın girişine geldiğimde çalan telefonumla kendime gelip çantamı karıştırmaya başladım. Mübarek çantada bir ben yoktum. Su şişesi, kadınların olmazsa olmazı ped, diş fırçası, kâğıt mendil… Sonunda telefonu bulmuş, numara tanıdık olmasada cevaplamıştım. . "Alo!" dedim sakince. "Telefonunu bu kadar geç açmana sebep olan o çantada ne var çok merak ettim." diyen sesle şöyle bir etrafıma göz attığımda, gecenin karanlığında simsiyah son model arabasına yaslanmış adamı görmemle birlikte elimdeki telefonu yavaşça kulağımdan indirip, sakin adımlarla yanına ulaştım. . "Hayırdır Baran Bey?" *** Baran’dan… Ardına bakmadan gittiğinden beri ne yediğimden bir şey anlamıştım ne de içtiğimden. Karşımdaki kadın bir şeyler anlatıyordu fakat ne dediği zerre umrumda değildi. Yemek boyunca dişlerimi sıkmaktan başıma ağrılar girmeye başlamıştı. "Kalkalım mı hayatım?” Tabii kalkalım, fazla bile kalmıştık zaten. "Tamam." dedim net bir şekilde. Elimle garsona gel işareti yapıp hesabı ödedikten sonra kapıya yöneldim, arkamdaki kadının peşimden koşar adım gelmesine aldırmayarak. "Bana gidelim mi?" diyen kadına baktım. "Tamam." dedim duygusuz bir şekilde. Sanki lugatımda bundan başka kelime yok gibi. Siyah arabama atlayıp gazı kökledigimde aklımdaki tek şey yine oydu. Nasılda güzel olmuştu öyle, peki o kıyafeti nerden bulmuştu? Ya o giydiği ayakkabıya ne demeliydi, incecik bileklerine öyle yakışmış, öyle sexsi duruyordu ki insanı ayakta günaha sokuyordu. Olmadık yerde olmadık şeyler düşündürüyordu. "Neyin var?” Neyim yoktu ki? Sinirliydim, başım ağrıyordu, Lizge’yi düşünmekten beynim sikilmişti... Onun o hiç görmediğim yüksek topuklu ayakkabıların üstünde görmek bazı bölgelerimde ayaklanmaya sebep oluyordu. Neyim yoktu ki? "Yok bir şey." dedim. Sebebini bir türlü anlayamadığım bir şekilde hala agrasiftim. "Neyse ben senin sinirini nasıl alacağımı çok iyi biliyorum." demişti gaza bastığım sağ bacağımı okşayarak. "Bugün çok yorgunum Aylin başka zaman." dedim ona bakmadan. "Hadi ama Baran… Sorun ne? Çalışanlarına beni sevgilim diye tanıtıyorsun, sonra da başka zaman diyorsun." demişti sesini yükselterek. "Aylin, konumuz şu an bu değil. Lütfen yorgunum, sonra konuşalım." dediğimde çoktan evine gelmiştim bile. Kırmızı mini elbisesiyle arabadan inişi seyrettim, tabii seyrettiğim tek şey arabadan inişi değildi, Altın da yok denecek kadar minicik olan tangasını da görmüştüm. "Gelmemek konusunda kararlı mısın Baran?" "Evet, sonra ararım seni, hadi iyi geceler." dedim ve ardıma bakmadan gideceğim yere doğru yol aldım. Yarım saat kadar süren yolculuktan sonra olmak istediğim yerdeydim. Peki ne bok yemeye gelmiştim? Kafamı kaldırıp karşımdaki eski binaya baktım. Buraya neden geldiğimi anlamamıştım. Ama tahminlerim vardı. Reddedilmek hem de aynı kişi tarafından iki kere… Aynı zamanda acı gerçekleri yüzüme tokat gibi vurması. O da yetmezmiş gibi hakaretler. Ama bunların yanında bambaşka bir istekte vardı. Onunla sevişmek. Tadına bakmak... Teninde soluklanmak… Bunları düşünürken duyduğum sesle elimdeki sigarayı atıp ayakucuyla ezdim ve arabadan inen kıza baktım. Muhteşem görünüyordu. Makyajı, saçı, dudağına sürdüğü ruju ile harikaydı. Dalgın olduğunu farkedip keyifle Nilay’dan aldığım numarayı çevirdim. Çaldı… çaldı... çaldı ve nihayet karşı taraftan cevap geldi. "Alo." demişti baştan çıkaran sesiyle. Bir dakika… Bu kadının sesi ne zamandır baştan çıkarıcı geliyordu... oysa hakaretleri bir bir sıralarken hiçte böyle değildi? "Telefonunu bu kadar geç açmana sebep olan o çantada ne var çok merak ettim." dedim yakınında olduğumu belli ederek. Sonunda da beklediğim olmuş, beni farketmişti. Yavaş adımlarla yürüyüp, salına salına yanıma yaklaşan kadına baktım. Dimdikti her zamanki gibi… "Hayırdır Baran Bey?” "Bu ne sinir Lizge Hanım." dedim tekrardan arabama yaslanarak. "Estağfurullah Baran Bey, sadece merak ettim." demisti o güzel ağzıyla. "Çok merak iyi değildir." dedim gözlerimi gözlerinden ayırmadan. "Neyse Baran Bey söyleyeceğiniz önemli bir şey yoksa ben gideyim. Hem siz de sevgilinizi bekletmeyin." demiş ve gitmek için cevap vermemi bile beklememişti. Yine ve yeniden... Bu değil miydi zaten beni kudurtan, ar damarımı çatlatan, insanlıktan çıkaran. "Kendine ve bana karşı konuşmana dikkat et Lizge. Bir daha ki sefere uyarmam." dedim tıslayarak. "İyi geceler Baran Bey.” demesiyle bileğinden sert bir şekilde tutup konuşmaya başladım. "Hazırlan, yarın iş için üç günlüğüne Diyarbakır'a gidiyoruz."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE