13.Bölüm

1916 Kelimeler
Lizge’den… Karşıma geçmiş ne saçmalıyordu bu adam? Ne Diyarbakır’ından bahsediyordu? "Canımı acıtıyorsunuz Baran Bey!” dedim acımadan sıktığı koluma bakarak. "Umrumda mı sanıyorsun? Hazırlan yarın gidiyoruz." deyince ne yapacağımı şaşırmıştım. Hazırlan diyordu… Gidiyoruz diyordu... Hem de dönmemek üzere ardımda bıraktığım yere... "Bakın Baran Bey, ne için gidiyoruz, orada ne yapacağız? Bunları bana daha önce söylemeniz ya da asistanınız aracılığıyla bilgilendirmeniz gerekmiyor muydu? Planlarım var. Benim yerime başka biri size eşlik edebilir." Dedim gözlerimi kahvelerinden ayırmadan. "Burda anlaşılmayan bir konu var galiba Lizge Hanım. Burada patron benim ve sen benim çalışanımsın. Ona göre yerinizi bilin ve size maaşını ödeyen bu adama düzgün davranın!" Doğru ya bu adam benim patronumdu. Acımasız, duygusuz, erkek orospusu olan piç patronum. Ve bende onun çalışanı. "Baran Bey, ben yerimi çok iyi biliyorum, bilmesem bile siz bunu çok iyi anlatıyor ve sürekli hatırlatıyorsunuz. Burada anlatmak istediğim neden daha önce haber veremediğiniz. Ve lütfen sizden rica ediyorum kolumu bırakın artık." dedim sakin kalmaya çalışarak, ama bu adamın emrivakileri karşısında bu tavrım gitgide zorlaşıyordu. "Sabah sekiz de hazır ol, emin ol uçağı kaçırma sebebim olmak istemezsin." demiş ve kolumdan ittirerek nihayet bırakmıştı. "Yeter Baran Bey, ben sizin sürekli itip kakabileceginiz oyuncaklarınızdan değilim. Gelemem nokta. İster kovun, isterseniz sövün. Hayatıma sizin söylemlerinizle yön vermiyorum ben, yapmam ve bakmam gereken sorumluluklarım var benim." dedim en sonunda patlayarak. "Bunları beni alakadar etmiyor Lizge, yarın sekizde hazır ol." deyip söz hakkı bile tanımadan giden adama baktım. Gerekçelerimi bile dile getirmemiştim oysa… Azıcık dinleseydi güzel bir şekilde durumu izah edebilirdim. Ama o her zamanki gibi beni adam yerine koyup dinlememişti bile! Hoş o ne zaman adam yerine koymuştu ki beni? Kafamda milyon düşünceyle eve çıkıp odama geçtim ve çantayı yatağa fırlatıp bir o yana bir bu yana dönmeye başladım. Ne kadar dönsemde işin içinden çıkamıyordum. Ben ne yapardım. Annemi, Ali'yi kime güvenip bırakıp giderdim. Kim bakardı yatalak, altından alınan kadına. En iyisi Baran Bey’e güzel bir dille anlatmaktı. Tüm cesaretimle elimdeki telefondan tanımadığım numaranın üstüne bastım ve beklemeye başladım. "Hayırdır Lizge Hanım bu vakitte?” Güya bana laf çarpıyordu Beyefendi. Ama onun ağına takılmayacaktım. "Baran Bey lütfen benim yerime diğer arkadaşlardan biri gelsin." dedim sakin kalmaya özen göstererek. "Sebep?" Bir sebebim olmasa bu adama bu kadar dil döker miydim zaten? "Baran Bey emin olun geçerli bir sebebim olmasa bu konuda ısrar etmezdim." dedim anlamasını umarak. Ama bu sadece bir beklenti tabii... "Sebep dedim Lizge Hanım, sadece sebep?" Az önce beni anlamasınımı beklemiştim, bu adam bozuntusu, yürüyen egodan bunu beklemek bile gerçekten çok ayıptı. "Annem rahatsız Baran Bey ve bana bağlı bir şekilde yaşamını sürdürüyor." dedim bir solukta. En sonunda söyletmişti ve ben şimdi ne diyeceğini gerçekten çok merak ediyordum. "Ben hallederim, sabah söylediğim saatte hazır ol yeter." demiş ve daha fazla konuşmadan suratına kapatmıştı Baran Bey. Hallederim demişti. Peki, güvenilir miydi bu adama? Tabii ki hayır! En iyisi saatin geç olmasına aldırmadan Ayşe teyzenin kapısına dayanmaktı. Yavaş adımlarla ilerleyip kapıdan çıktım ve karşı komşumuz Ayşe Teyzenin kapısını çaldım. Umarım bu saate uyumamıştir, gerçi uyumayıp ne yapsın yaşlı kadın, ben bile erkenden tavuk gibi tünüyorsam, Ayşe teyze yatmıştır diye düşünürken kapının açılması ile şaşırmıştım. .Basma pijamalarıyla öyle tatliydı ki. "Lizgemm. .Hayrolsun kızım, kötü bir şey yok değil mi?" diyen beyaz saçlı kadının pamuk gibi elini öptüm ve konuşmaya başladım. "Ayşe teyzem bu vakitte rahatsız ediyorum ama bir sorunum var." dedim yalvarırcasına. "Söylesene kızım annene mi bir şey oldu yoksa? Aman yarabbi hemen ambulans çağır." Karşımda ne yapacağını şaşırmış kadına gülmemek için kendimi zor tutuyordum. "Ayşe teyzem telaşa kapılma annem uyuyor. Benim yarın iş için üç günlüğüne şehir dışına çıkmam gerekiyor fakat annemin durumunu biliyorsun. Patronum bu konuda yardımcı olacak birilerini yollayacak anladığım kadarıyla ama ben..." dedim yutkunarak ve devam ettim "…ben kimseye güvenemem Ayşe teyze. Hem… hem… şey... annem utanabilir biliyorsun. Ben bile zorlanıyorum altından alırken." dedim sessizce kafamı eğerek. Allahım bu nasıl bir acıdır ki söylemeye bile dilim varmıyordu. Annem, cantanem, her şeyim… Biliyordum ki kahroluyordu ama yaradan bunu uygun görmüş ise bize isyan etmek değil, nefes aldığı için şükretmek düşüyordu. "Sen kafana bunu mu takıyorsun Lizge? Kafanı kırarım senin, hem o nasıl söz? Tabii ki bakarım. Hatta üç gün boyunca sizde kalırım. En azından bu sürede ben de yalnız kalmam." demişti üzülerek. Kocasını genç yaşta kaybetmiş, onun üstünede hiç evlenmemişti. Bir de Amerika’da doktor olan bir oğlu vardı ama şimdiye kadar geçen sürede hiç görmemiştim. "Sana güveniyorum Ayşe teyzem… Ama beni de anla…" dedim ellerini sıkarak. "Anlamaz mıyım kuzum. Hadi git yat ki sabaha dinç olasın. Ben de erkenden gelirim." "Tamam Ayşe teyze. Baran bey bu konu ile ilgileneceğini zaten belirtti ama ne olur ne olmaz sen yalnız bırakma onları." "Çok konuşma. Hadi bakalım." deyip yanaklarını öptüm ve iki adımda eve geçtim. Öncelikle odama geçip küçük bir valiz çıkardım. İki pantolon, üç gömlek, birkaç iç çamaşırı, günlük giymek için tişört ve pijama koydum. Daha sonra kısa bir duş alarak yatağıma uzandım. Düşünmek istemiyordum çünkü ne kadar düşünsem de bana ne olduğunu anlamıyor işin içinden çıkamıyordum. Tüm uykusuzluğuma rağmen kurduğum saatin çalmasını beklemeden yataktan kalktım ve giyindim. Mutfağa geçtiğimde aklımdaki tek şey Baran Bey’in söyledikleriydi; ilgilenirim demişti. Sahi ilgilenir miydi? Diye düşünürken kapının çalması ile irkilip kendime geldim ve hemen kapıya koştum. .apıyı açtığımda Ayşe teyzeyi beklerken hiç bilmediğim bir suretle karşılaşmış ve şaşırmıştım. "Merhabalar efendim, Baran Bey tarafından gönderildim anneniz ile ilgenmek için." deyince önce şok olmuş, sonrasında ise önceki düşüncelerimden dolayı utanmıştım. "Buyrun hoş geldiniz. Kusura bakmayın biraz şaşırdım." dedim içeri geçmesine müsade ederek. Gereken tüm açıklamayı yapıp saate baktığımda evden çıkmam gerektiğini anlayıp valizimi ve çantamı aldım. Kısa bir vedalaşmadan sonra hemen merdivenleri indim. Hemen taksi bulmali ve Baran Bey’in ağzına laf vermemeliydim. Nihayet sekize yirmi kala hava alanına gelmiş nefes nefese etrafıma bakıyordum. .Açıkçası ne yapmam gerektiğinden emin değildim. Çünkü daha önce bir kere uçağa binmiştim onda da yanımda Demir Ağa ve Azra abla vardı. Korkularım gün yüzüne çıkmaya başlarken duyduğum sesle ile hem sevinmiş hem de ne yapacağımı bilememiştim. "Önden buyrun Lizge Hanım.” **** Baran’dan… Hava alanin içinde ürkek ceylan gibi etrafına bakan kızı görmemek imkansızdı. Yüzün de bir gram makyaj olmamasına rağmen çok güzel görünüyordu. Güzel ve korkak... Dünkü telefon konuşmasından sonra hakkında kısa bir araştırma yapıp, dosyasını gözden geçirmiştim. Dicle Üniversitesi mezunu hem de birincilikle, Down sendromlu bir kardeş ve bakıma muhtaç bir anne. ANNE... Ne garip bir kelime... Beni hayattan soğutan, hatta iğrendiren… "Önden buyurun Lizge Hanım!" dedim gür sesimle. Bundan sonra ona asla taviz vermeyecektim. Ta ki kendi ayakları ile bana, yatağıma gelene kadar. Kimliğini istedim ve tek kelime etmesine izin vermeden kimliğini alıp check in bankosuna gidip işlemleri hallettim. Uçağa bindikten sonra küçük valizi ve bilgisayar çantasını yerleştirip yerime oturduğumda ondan tarafa bilerek bakmıyordum. "Oturun Lizge Hanım!” dedim. Çünkü ona uçak bileti hakkında bilgi verememiştim. Hoş herşey aceleye gelmişti zaten. Ağzımdan birden çıkmıştı planda olmayan bu gezi. "Baran Bey planlarınızdan bahsederseniz bende kendimi ona göre ayarlarım." diyen kadına bakma gereği duymadım. Aslında bakmak istiyordum ama gözlerim istemeden de olsa dudaklarına kayıyor, bu da sinir sistemimin bozulmasına sebep oluyordu. "Ben ne yapıyorsam sizde onu yapın." dedim ve önümdeki dergilerden birini alarak konuşmanın burada bittiğini belli ettim. İki saat sonra Diyarbakır havaalanına inmiştik, alandan bizi almaya gelen araba ile konağın yolunu tuttuk. Aylar sonra babamı, ikizleri görmek içimde ufak bir heyecan yaratıyordu. Yanımdaki kadın bu durumdan pek memnun olmasada yapacak bir şey yoktu. Burada ben ne dersem o olurdu. Kulaklarıma gelen fermuar sesiyle ona baktım, ama o bakttığımın bile farkında değildi. Dudaklarının etini çiğnemek ve ayaklarını sallamak ile meşguldu. Elindeki telefona hızlıca bir şeyler yazıyor, kendi kendine söyleniyor ama ne dediğini anlamıyordum. İyi de bu kız gülerek kime ne yazıyordu? Yoksa sevgilisi mi vardı? Bu düşünce bedenimin gerilmesine sebep olmuştu. "Sevgiline iyi olduğunu bildirdiysen inelim artık." deyip konağın kapısında duran arabadan hemen indim arkada bıraktığım ağzı açık Lizge’den habersiz. "Hoş geldiniz Baran Ağam." diyen korumalara bir baş selamı verip konaktan içeri girdim. Kapıdan ardıma baktığımda dolu gözleriyle öylece bekleyen Lizge’yi gördüm. Beni görünce derin bir nefes almış ve konağa adım atmıştı.. "Hoş-hoş geldiniz Baran Ağam." diyen sesle evin çalışanına döndüm. "Hoş buldum abla, babam yok mu?" "Yok Ağam, olsaydı gider miydi Azra kızıma?" anlaşılan o ki babam yine üçüzlere ve biricik kızına dayanamamıştı. "Tamam abla biz şimdi oraya geçeriz sen misafire bir oda hazırla." dedim ve valizleri adamlara verip arabaya geçtim. Lizge’nin de arkaya oturması ile Ateşoğlu konağına doğru yol aldım. "Baran Bey nerede kalacağım konusunda keşke fikrimi bir sorsaydınız." Aynadan arkada oturan kadına baktım. Gözleri resmen meydan okuyordu. Acaba yatakta da böyle miydi? "Sormadığıma göre sorun yok." dedim bir daha konuşmamak üzere gazı kökledim. Konağın önüne geldiğim de hafifçe gülümseyip arabadan indim ve Lizge’nin kapısını açtım. "Hoş geldiniz Ağam." "Babamlar içerde mi?" "İçeride ağam haber vereyim." deyince omzuna dokunup onu durdurdum. "Gerek yok." deyip kapının açılmasını bekledim ve içeri girdim. Gördüklerim bende gülme isteği uyandırsada buna engel oldum. Ateşoğullarının Nazlı çiçeği kazık kadar boyu ile kaleye geçmiş top tutmaya çalışıyordu. "Misafire hoş geldin demek yok mu Demir Ağa?" dediğimde konaktaki tüm başlar anında bana dönmüştü. "Dayı, anneeeee koş dayım gelmiş." diye bağıran her zaman ki gibi Nazlı’ydı. "Hoş geldin dayımmm." deyip boynuma atlamıştı deli kız. Bu kız akıllanacaktı bizde görecektik. Ölme eşeğim yaz gelsin. "Hoş buldum dayısının gülü." deyip sıkı sıkı sarıldım. “Lizge Ablacım, sen de hoş geldin. Vaaay bu ne güzellik abla İstanbul yaramış sana belli." diyen Nazlı şimdiden Lizge’ye yapışmıştı. "Hoş bulduk canım nasılsın?" demişti Lizge.    "İyi,iyi camış gibi maşallah." demişti Mirhan bana sarılarak. Mirhan, Mirza, Nazlı derken en son babamla hasret gidermiştim. Yaşadıklarıma tek şahitlik eden oydu. Zaten bu sebeple asla ısrar etmezdi bazı konularda. "Sen nasılsın kızım alışabildin mi?” diye sormuştu Demir Ağa. "Teşekür ederim Demir Amca, her şey yolunda.” "Dayı ya, hadi kalk bu iki öküz benimle dalga geçiyor, kalkta şunlara gösterelim kim kimi yeniyormuş." diyen Nazlı’ya bakakalsamda bozuntuya vermedim. "Tamam ben üstümü değiştireyim, Azra kıymetli kocanın kıyafetlerinden ver bir zahmet." diye mutfakta yemek hazırlığı yapan ablama bağırdım. Dakikalar sonra Cihan’ın gri şortu, ona uygun bir tişört, kırmızı bağcıklı spor ayakkabı giymiş aşağı iniyordum. Gözlerim Nazlı ile sohbet eden Lizge’ye takıldı. Öyle güzel gülüyordu ki bu yönünü bana göstermemesi her seferinde canımı sıkıyordu. "Hadi bakalım kim benim prensesimi üzüyormuş görelim." deyip oyunu kurdum. Tam bu sırada; "Dur bakalım bensiz oyun mu olur Baran Ağa?" diyen Cihan Ağa ile tüm gözler ona dönmüştü. Tabii bu arada oyunun düzenide bozulmuştu. "O zaman Lizge de oyuna girsin." dedim. Neden dediğimi ben bile anlamamıştım açıkçası. "Be-ben mi?” "Evet Lizge Abla, hadi lütfen kırma bizi." diyen Nazlı ile azıcık düşünmüş sonuç olarakta kabul etmişti. Yaklaşık on dakika sonra merdivenlerden mavi üstüne bol gelen tişörtü ile aşağı inen Lizge ile nihayet oyun başlamıştı. Başlamıştı başlamasına ama soluğu götten alıyordum resmen. "Hadi Lizge Abla, at şunu Allah aşkına kıç kadar yerde oynuyoruz zaten." diyen Nazlı’ya gülümseyerek bana gol atmaya çalışan Lizge’ye baktım. O gol atacakta ben görecektim. "Atsana neyi bekliyorsun Lizge Abla?" Nazlı’nın bir kez daha bağırmasıyla iyice hırslanan Lizge sonunda topa vurmuş, vurduğu gibide burnuma isabet etmişti. Aman Allah’ım burnumdan akan sıcaklık kan olamazdı değil mi? Kafamı kaldırıp karşımda kahkaha krizine giren ikiliye baktım. Çok mu komikti? Hay sikeyim böyle işi! "Da-dayi sen... sen iyi misin?" deyip anında yanıma çöken ikiliye baktım. "Nazlı sen… sen git batikon, matikon birşeyler getir."demişti Lizge. "TamamLizge Abla." deyip koşmuştu Nazlı. "Aman be dayı kedi şeyini görmüş yara sanmış hesabı oldu Ha." deyip arkasını dönüp giden üçlüye baktım. "İyi misin?" diyordu Lizge, korktuğu gözlerinden anlaşılıyordu. Küçük elleri ile çenemden tutup burnumu havaya kaldırırken dokunduğu her yer yanıyordu sanki. "Özür dilerim." demişti fısıltı gibi çıkan sesiyle. Çenemdeki eli iri avuçlarımın arasına alarak bende sessizce konuşmaya başladım. "Üzülme…"dedim etrafa bir göz atıp kulağına yaklaşarak devam ettim, "Benim canım acısın. Ama sen sakın üzülme!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE