14.Bölüm

1458 Kelimeler
Lizge’den… Korku… Heyecan... Buraya geldiğimden beri yaşadığım duyguların kısa bir özeti aslında bu ikili. Korkuyordum çünkü geçmişte yaşadıklarım bir bir zihnime düşmüştü. Yediğim dayaklar, aç kaldığım günler, uykusuz kaldığım geceler. Hangi biri dile gelirdi ki. Heyecanlıydım, aylar sonra memleketime geldim, güzelim toprak kokusunu içime çekeceğim için ve en önemlisi yanımda bakmak için ölüp bittiğim, ama gururuma yediremeyip bir kez bile yüzüne bakmadığım adam için. Uçağa bindiğimdem beri ukala tavırları canımdan bezdirmiş, iyice çileden çıkmama sebep olmuştu. .Ateşoğulları’nın konağına geldiğimizde ise tavırlarında hiçbir değişiklik olmamıştı. Ama sonunda elime bir fırsat geçmişti. Tabii onuda kullanabilirsem. Oyun esnasında sürekli dalga geçmesi, kendini bir bok sanması, kadınları beceriksiz ilan etmesi bende bardağı taşıran son damlaydı. Karşı karşıya geldiğimizde hedefim belliydi. Yürüyen egonun küçük alet edevatini bir haftalık tatile gönderecektim, ama hiç birşey umduğum gibi olmamış, sinirle attığım top burnuna denk gelmişti. Sonrasında ise Nazlı ile beni bir gülme krizi tutmuştu. Baran Demiroğlu’nu bu halde gördüm ya ölsemde gam yemem derken Nazlı’nın çığlığı ile kendime gelmiş ve gördüğüm görüntü ile gözlerime inanmamıştım. Kendime gelip iki adımda yanına gittim ve dizlerime batan taşlara aldırmadan yere çökmüştüm. Öyle çok kanıyordu ki Nazlı’yı hemen bir şeyler bulması için yolladım. Boğazım düğümlenmişti, sanki kalbimi cayır cayır yanan bir ateşin içine atmışlardı. Kim bilir canı ne kadar yanıyordu? "İyi misin?" dedim gözlerinin içine bakarak. Hala feci derecede burnu kanıyordu. Sonunu düşünmeden ellerimi çenesine koyarak azıcık havaya kaldırdım. "Özür dilerim."dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. Onu böyle görmek beni derinden etkilemişti. Oysa sadece burnu kanamıştı. "Üzülme.” Duyduğum sesle kafamı kaldırıp karşımdaki adama baktım. Üzülme diyordu. Demekle oluyormuydu sanki. Ben kendimle iç savaş yaşarken usulca yanıma sokulan adamı son anda farketmiştim. "Benim canım acısın. Ama sen sakın üzülme." Öylece kaldım, dondum, yerimden bile kıpırdayamadım, kıpırdamayı bırak nefes bile alamamıştım. Zaman durmuştu, daha doğrusu her şey durmuştu benim için. Sahi ne zamandır hasret kalmıştım birinin beni düşünmesine? "Şşş... ağlama... geçecek."deyip yavaşça avuç içlerimden öpen adamın sesiyle az da olsa kendime gelmeye çalıştım... Ağladığımdan bile haberim yoktu. "Be-ben gerçekten çok üzgünüm. Böyle olsun istememiştim." dedim zorla konuşarak. "Tamam, önemli değil Lizge sa-” "Geldim, geldim… al Lizge Abla" diyen nazlı ile cümlesini tamamlayamamıştı Baran Ağa. "Tamam canım ver.” deyip ellerimdeki titremeye aldırmadan burnuna tampon yapmaya başladım. "Yani dayı utanmasan Lizge abladan gol yiyecektin.” deyip katıla katıla gülerek söylemişti Nazlı bu sözleri. "Tamam Nazlı kes istersen." Diyen adama çevirdim gözlerimi. Az önceki iç gıdıklayan sesinden eser kalmamıştı. İşlerimi halledip ayağa kalktığımda, ellerimi uzatarak ona yardımcı oldum. Ne kadar da yumuşaktı elleri. İnsan da sürekli dokunma hissi uyandırıyordu. "Haydi bakalım önce duşa, sonrada sofraya." demiş ve bana doğru yaklaşarak devam etmişti Azra Abla. “Tatlım sen misafir odasına git, orada rahat edersin. Hem kıyafetlerin yatağın üstünde.” demesiyle yavaş adımlarla bana gösterilen odaya ilerledim. Aklımdaki tek şey Baran’ın kulağıma fısıldadıkları ve tenine dokunduğumda hissettiğim duygulardı... Allak bullak olan beynimle kısa bir duş almış, ardından hazırlanarak hemen aşağı inmiştim. Kahkahalar eşliğinde yemek yenen masasına ilerlediğim sırada ne kadar mutlu bir aile olduklarını düşündüm. Neyimiz eksikti de biz böyle olamamıştık? "Gel canım... Hadi Baran’ın yanına geç ben de tabağına yemek koyayım." diyen Azra Ablanın sesi ile mecburen gösterilen yere geçtim ve utana sıkıla tabağımdaki yemekleri yemeye başladım. Başladım başlamasına da yediğim her lokma boğazımda kalıyordu sanki. Neden böyle oluyordum ki? Yemek esnasında hiç sesim çıkmamış, sadece bu güzel ailenin sohbetini dinlemekle yetişmiştim. Azra ablanın kocasına, çocuklarına, kardeşine ve babasına olan aşkını zaten anlatmaya gerek yoktu. Bunu her hareketinde, her konuşmasında belli ediyordu. Keşke dedim, keşke benimde böyle bir ailem olsa. Kötü zamanlarımda bile desteğini esirgemeyecek bir kocam olsa, evlatlarım olsa... "Azra biz kalkalım, malum yarın erken bir saatte önemli bir toplantı var, zaten yol yorgunuyuz." diyen Baran Bey’in sesiyle kendime gelip yanımdaki heybetli adama baktım. Niye hep ona bakma isteği duyuyordum bilmiyorum, ama baktıkça bakasım kemikli yüzüne dokunasim geliyordu. Derken bacağımda ufaktan bir dokunuş hissetmiştim. Aman Allah’ım neydi bu? Gözlerim hemen ellerinin nerede olduğuna kaydı. Masanın üstünde gördüğüm ellerle utançtan kimsenin görmemesini umarak kafamı eğdim. Ben ne zamandır bu kadar basit şeyleri yanlış anlar olmuştum. Allah’ım sen aklıma mukayet ol. "Tamam Baran sen gidebilirsin, fakat Lizge burda kalacak." Azra ablanın kendinden taviz vermeyen sert sesi ile kendime geldim ve kafamı kaldırıp karşımdaki kadına gülümsedim. Öyle güzel bakıyordu ki.. İnsan o yeşil gözlere bakmaya doyamıyordu. "Hayır." demişti Baran Bey... "Ne demek hayır, burada yaşamadığın için adetleri unuttun herhalde Baran!" Ortam gerilmeden olaya hemen el atmalıydım. "Baran Bey izninizle burada kalmak istiyorum." dediğimde sinirden kuduruyor gibiydi. "Pekala, sabah erkenden alırım sonra toplantıya geçeriz.” demişti gözlerini ayırmadan. "Yaşasın Lizge Abla, desene bugün dedikodunun ve dayımın çapkınlıklarının dibine vuracağız.” İşte gerçek bir kez daha yüzüme tokat gibi çarpmıştı. Sevdiği insanın çapkın olmasını başkasının ağzından duymak ne acı bir şeydi böyle. Hangi kadın kabul ederdi bunu? Bir dakika… ben… ben ne demiştim az önce? Sevdiğim insan mı? Hayır... hayır... Bu olamazdı, olmamalıydı! Olması imkânsızdı. Hayatta ki en olmayacak kişiye âşık olamazdım değil mi? *** Baran’dan… Bu kadını tanıdığımdan beri sinir hastası olmuş çıkmıştım. Bana ne oluyordu böyle bir türlü anlamıyordum. Ben ki kadınların ne düşündüklerini asla kafaya takmayan bir adamdım, ama bu kadın allak bullak ediyordu beni. Düşüncelerimi, seks hayatımı kısacası her şeyimi! Sahi ne zamandır seks yapmıyordum? Bu düşüncelerle ne zaman konağa geldim hiç bilmiyordum. Arabadan inip kapıyı kapattım ve korumaya anahtarı fırlatarak garaja çekmesini işaret ettim. Odaya girdiğimde ilk iş kendimi banyoya atmak oldu. Soğuk bir duş beni anca paklardı. Buz gibi su vücudumdan aşağı yol alırken aklıma gelen görüntü ile gülümsedim. Bilerek bacağına sürtündüğümde nasılda kızarmış, utanmıştı. Sonra aklıma burnum kanadığında verdiği tepki geldi. Ağlamıştı... Ufacık bir şey için ağlamış, özür dilemişti fısıltıdan ibaret sesiyle... O anda dudaklarını içime çekmemek için kendimle ne çok savaş vermiştim öyle. Ama eninde sonunda o dudakları emmekten bereleyecek, her seferinde gözüme takılan o uzun bacaklarını belime dolayacaktım. Buna adım gibi emindim. Aklıma gelen düşüncelerle aletim dimdik olmuştu. Hay sikeyim böyle işi! Resmen ergen çocuklara çevirmişti bu kadın beni. Hemen duştan çıkıp kendimi çırılçıplak yatağa attım, nasıl olsa odaya kimse girmezdi. Ne zaman burada yatsam aklıma hep annem gelirdi. Soğukluğu, vurdumduymazlığı, ilgisizliği… Oysa daha hiçbir şeyden haberi olmayan küçük bir çocuktum. Ama ne zaman büyüdüm, gerçeklerle yüzyüze geldim işte o zaman kadınlar benim için bitmişti. Sadece yatakta işimi görür sonrasında siktir olup giderdim. Allah aşkına annem annemken bile soluğu başkasının altında almış ve beni hiç düşünmeden bu cehennem çukurunda bir başıma bırakıp gitmişti. Annem böyle yaparsa diğerleri neden yapmasın? İşte bu düşünce çok saçmaydı. Bunu biliyor fakat korkularıma ve önyargılarıma engel olamıyordum. Ne zaman uyuduğumun bile farkında değildim. Çalan telefonun iğrenç sesiyle uyandığımda saatin kaç olduğunu bilmiyordum. "Ne var?" dedim kim olduğuna bile bakmaya gerek duymadan. "Baran Bey toplantının erken olduğunu belirttiniz fakat kaçta olduğunu söylemediniz." duyduğum sesle azda olsa kendime gelmiştim. . "Saat kaç?" "Saat yediye on var Baran Bey." "Tamam Lizge buçuğa kadar hazır ol, kapıdan alırım." deyip her zamanki gibi bir şey demesine fırsat vermeden telefonu kapadım. Çarşafı üstümden atarak çıplak bedenime aldırmadan dolaba yöneldim ve içinden ne giyeceğime bakındım. Aslında önemli bir toplantı yoktu sadece her hafta gerçekleştirilen rutin toplantılara katılacaktım. Bakalım burada işler nasıl yürüyormuş. Sonunda beyaz bir gömlek, lacivert ceket ve klasik kot pantolon da karar kılmış ve hemen giyinmiştim. Parfümü sıktıktan sonra cüzdanımı alarak hemen aşağı indim ve arabama atlayarak Ateşoğulları’nın konağına doğru yol aldım. Kısa bir süre sonra konağın önüne gelmiştim fakat ortada kime yoktu. Tam aşağı inip kapıyı çalacakken olduğum yerde dona kalmıştım. Neydi bu kızın derdi? Neden bu kıyafeti giymişti? Aklımdan geçenleri kaşlarımın çatılmasına sebep oluyordu. Bu kadar güzel olmamalıydı, bu haksızlık. Bacakların böyle sergilenmesinin âlemi neydi Allah aşkına? Ya o topuklu ayakkabılar… "Gidelim." dedim dişlerimi sıkarak. Ardındanda hemen sürücü koltuğuna yerleştim. "Sizede günaydın Baran Bey erken gelmişler bugün." dediğinde arkada oturan kadına baktım ve anında gözlerimin açıkta kalan buğday rengi bacaklarına kaymasına engel olamamıştim. . "Ne? Kim?" dedim çünkü ne demek istediğini anlamamıştım. Neyden bahsediyordu bu kadın? "Hey heyleriniz diyorum Baran Bey, erkenciler." Dalgamı geçiyordu yoksa bana mı öyle geliyor? Aldırmayarak şirkete doğru yol aldım, arabayı şirketin garajina çekip hemen aşağı indim ve Lizge’yi beklemeden zemin kattaki asansöre bindim. Lizge’nin de binmesiyle son katın numarasına bastım ve beklemeye başladım. "Daha kısası yok muydu?" dedim dayanamayarak. "An-anla-anlamadım." demişti kekeleyen kadın. "Elbisenin daha kısası yok muydu Lizge? Az göstermiş bu." dedim. Derdim neydi benim? Hayatımda bundan daha kısalarını giyenlerde olmuştu. "Bundan size ne Baran Bey?" dediğinde ise nerden geldiğini bile anlamadığım bir agrasiflikle onu asansörün camlı duvarına yasladım. . "Bana bak Lizge…" dedim çenesini sıkarak. "…eğer seni becermemi istiyorsan böyle giyinip vücudunu sergilemene gerek yok." dememle birlikte suratıma okkalısından bir tokat yemiştim. "Ben sizin boğazınızda kalırım Baran Bey! O mide benim gibi bir kadını kaldıramaz." Sözlerine aldırmadan ellerimi saçlarına daldırdım ve acımadan hayallerimdeki gibi öpmeye başladım. Öyle bir öptüm ki kanın bakırımsı tadı ağzıma geliyordu. Tüm çabalarına rağmen onu son kez zorla öpüp dudaklarımı kulağına doğru kaydırdım. "Bunun acısını çıkaracağım senden Lizge! Hem de öyle bir çıkaracağım ki aklın uçacak."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE