19.Bölüm

1787 Kelimeler
Lizge’den… "Bir sorun mu var hayatım?" Aslında bu cümledeki tek sorun, korkulu gözlerle karşımda duran yakışıklı adamın bana hayatım demesiydi. Hayatım! Sahi kulaklarım yanlış duymamıştı değil mi? Ne yapacaktım şimdi? Ne vecap verecektim? Tek sorun kendini bilmez bu izbandut herifin bana laf sokması desem yemeğin iptal olma olasılığı yüzde kaçtı acaba? Yok yok... En iyisi hiç birşey olmamış gibi davranmak. En azından sinirlenmez, kırk yılda bir özene bezene hazırlandığım yemeğin iptal olma olasılığı hiç kalmazdı. Yoksa kalır mıydı? Derin bir nefes aldım ve bozuntuya vermeyerek az önce it dalaşı yaptığım, ne idüğü belirsiz çam yarmasına hafifçe gülümseyip zarif adımlarla az ileride kaşlarını çatmış bir şekilde gözlerini bizden ayırmayan Baran’ın yanına ilerledim. Krem rengi rugan stilettolarımı, kahverengi el yapımı olduğu yüz metreden belli olan ayakkabılarının ucuna denk gelecek şekilde durdum ve kahve harelerin içine bakaraktan aramızdaki sessizliğe bir son verdim... "Hoş geldin." dedim gülümseyerek. Onu ne zaman görsem hep gülesim geliyordu. "Kimdi o?" Beklediğim cevap bu değildi. Gerçi ben ondan beklediğim hangi cevabı almıştım ki. "Tanımıyorum." dedim yüzümün asıldığını belli etmeyerek. O tek kelimelik cevaplar veriyorsa bende aynı şekilde karşılık verecektim. "Ne konuşuyordunuz?” "Ahhh! Önemsiz bir konu sadece iyi akşamlar dedi o kadar." dedim sakince. Yine kırılmıştım sabahtan bu yana olduğu gibi. "Tamam her neyse, hadi binelim arabaya." Şu an yemeğin bir önemi kalmamıştı. İçimde uçuşan kelebeğin kanadını kırmıştı bir kere. "Acaba gitmesek mi?" dedim sessizce. Dokunsan ağlayacak durumdaydım, ama bunu asla Baran’ın karşısında yapmayacaktım. "Ne demek gitmesek mi? Bin şu arabaya beni çileden çıkarma Lizge." Sinirliydi, bunu nabzının hızlı bir şekilde atmasından çok iyi anlıyordum. "Peki." dedim. Fazlasıyla sakindim, sanki her şey çok doğalmış gibi. O şoför koltuğuna geçerken ben arka koltuğa geçmiş düşüncelere dalarken, arabanın hareket etmesini bekliyordum. " Öne geç Lizge!" "İyiyim böyle." dedim ruhsuz gibi çıkan sesimle. Keşke gitmeseydik, üzülmüyordum ne yaptığım hazırlığane de kuaföre verdiğim paraya. En azından kendi güzelliğimi görmüştüm. Gerçi o para annemin bir aylık bez masrafını karşılardı ya neyse, sağlık olsun. Şu saatten sonra yapacak bir şey yoktu artık. Usul usul arabadan indim ve eteğime dikkat ederek ön tarafa geçtim. Dizimden bir karış aşağıda olan elbisem oturunca hafif yukarı çıktığı için bacaklarımın üstüne hemen çantamı koydum ve camdan dışarı bakmaya başladım. "Neyin var senin?" demesiyle ona döndüm ve "Hiçbir şey." dedim ve tekrar camdan tarafa döndüm. "Bana bak Lizge, siktiğimin camına değil!" diye birden bağırmasıyla korkup, irkilsemde belli etmemeye çalıştım. "Bana bağırma!” dedim ellerimle oynayarak... "O zaman sende cevap ver." dediğinde yavaş yavaş bende sinirleniyordum... "Söylesene Baran, sen benim hangi soruma cevap verdin." dedim yalandan gülümseyerek. O ise sadece yüzüme bakmış, her zaman olduğu gibi cevap vermeden arabayı çalıştırmış ve yol almaya başlamıştı. Ellerimin, yüreğimin titremesine engel olmaya çalışıyordum. Neden böyleydi ki bu adam? Neden duygusuz, acımasız? Arabanın durmasıyla düşüncelerimden çıkıp etrafa baktığımda son derece lüks bir restoranın önünde durduğumuzu gördüm. Yanımdaki adama aldırmadan emniyet kemerimi çözüp aşağı indim. Sonuçta ondan kapımı açıp ellerimden tutarak indirmesini beklemiyordum. Bana cevap vermeyen adam sonuçta bu centilmenligi göstermezdi öyle değil mi? Tüm yakışıklılığı ile yanıma gelip hiçbir şey olmamış gibi elimi tutan adama aslında söyleyecek çok şeyim vardı, fakat onun davranışları bunu engelliyordu. Aslında şu hayatta en iyi cevap sessizlikti insanoğluna karşı. Tabii anlayana. Restauranta girdiğimizde kapıda bekleyen garson hemen bize ayrılan masayı göstermişti. Yavaş yavaş gösterilen yere ilerlemeye başladığımızda şöyle etrafa baktım ve dedimki iyi ki de kuaföre gitmişim. Bize ayrılan masaya geldiğimizde Baran’ın kafasına taş düşmüş olacak ki sandalye mi çekmiş, oturmamı beklemişti. Daha sonrada tüm yakışıklılığı ile kendi sandalyesine geçmişti. Bakılan menü ve verilen sipariş ile sonunda masada yalnız kalabilmiştik. Aramızdaki sessizlik korkutucuydu. Oysa ne hayaller kurarak hazırlanmıştım. Sırf bunun için anneme bile yalan söylemiştim. Peki değer miydi can taneme yalan söylemeye? "Bu anlamsız sessizlik nereye kadar sürecek Lizge?” diyen sesle kendime gelip ona baktım. Öyle yakışıklıydı ki bakarken bile kalbim avuçlarımda atıyordu sanki. Ben ne ara bu adama âşık olmuştum hala anlamıyordum. "Çok güzel olmuşsun." Evet güzel olmuştum. O kadar parayı rahmetli ebem verseydi o da güzel olurdu diye düşünürken hafifçe gülümseyip konuşmaya başladım. "Teşekkür ederim." dedim. Ne kadar kırgın olsam da onun beni güzel bulması hoşuma gitmişti. "Sessizlik yakışmıyor sana." dediginde tam cevap verecektim ki garsonun siparişleri getirmesi ile ikimizde susarak yemeğimizi yemeye başladık. Utanarak yemeye çalıştığım her lokma boğazıma dizilmişti. Bu da yetmezmiş gibi tadı tuzu olmayan yemekleri yemekte cabasıydı. Allah aşkına bu yemekler için mi bu restorant tıklım tıklım doluydu. Hafifçe haşlanmış, fakat bana göre sadece kaynayan suya atılıp çıkarılmış brokoli, yanında havuç, onun yanında ise büyük, kalınca bir et parçası bu pişmemiş eti nasıl yiyor bu insanlar! "Beğenmedin mi?" Ne yani bunu farketmiş miydi? "Şey… yok beğendim gayet güzel." dedim oysa külliyen yalandı... "Tamam... Beğenmediysen zorlama, başka bir yere gideriz." dediğinde mal gibi yüzüne bakakalmıştım. Başka yere gideriz mi demişti o? "Hayır, gerçekten gerek yok Baran. Düşündüğün için teşekür ederim." dedim hafifçe tebessüm ederek... "Sesimi yükselttiğim için üzgünüm Lizge." demişti çatalı ağzıma götürürken. Beklenmedik anda beklenmedik şeyler yapmak ya da söylemek bu adamın geninde vardı sanırım. "Önemli değil dersem inanır mısın Baran? Ama ben sana yalan söylemeyeceğim. Bana bağırmandan, sesini yükseltmenden hoşlanmıyorum çünkü bu bana babamı ve arkasından acımadan gelen dayağı hatırlatıyor. Bunun için bana bağırma." dedim gözlerimi gözlerinden ayırmadan. O ise yine beklenmedik bir şey yaparak ayağa kalkmış, bir elini bana uzatmış ve kalkmama yardımcı olmuştu. "Teşekür ederim." dedim sessizce. Utanmıştım. Ellerimi öyle güzel tutuyordu ki tarifi olsa da anlatsam keşke. "Ooo Baran Bey nasılsınız? Oğlum nerdesin lan?" diyen sesle kendime gelip Baranla muhabbete girişen adama ve yanındaki kız arkadaşına baktım. Simsiyah saçı ve koca dudağı ile bir garip duruyordu sanki. " İyiyim de asıl sen nerdesin?" demişti gülerek. Sevdiği bir arkadaşı olduğu belliydi. "Londra’daydım... Biliyorsun oradaki şirketin başına geçmek zorunda kaldım." Vay be! Biz yemeğe çıkınca deli gibi sevinirken elalem Londra’larda şirket yönetiyor. "Eeee bu işler böyle Tolga Bey, yemeğe mi geldiniz?"demişti Baran... "Evet, Yeliz burayı pek bir seviyormuş. Bilirsin böyle yerler bana göre değil." demişti tiksinircesine. "Anlıyorum." demişti Baran... "Eeee bu güzel hanım kim?" İşte bu sorunun cevabı can kulağıyla dinlenirdi. Gerçi yine cevap vermezdi ya neyse. "Tolgacığım bu güzel hanım sevgilim, tanıştırayım Lizge." deyince titreyen ellerime aldırmayarak bana uzatılan eli tuttum. "Tanıştığıma memnun oldum Tolga Bey.” dedim kibarca... "Bende Lizge Hanım." demiş ve Baran’a doğru dönerek tekrar konuşmaya başlamıştı. "Lan şerefsiz bir sevgilin var bunu en son duyan benim öyle mi? O göt Selim bile benden önce duymuştur kesin." "Emin ol dostum sen ondan önce duydun." demişti Baran omzuna vurarak. "Oh iyi bari...B u sefer ben onun beynini sike-Şey neyse ben seni tutmayayım görüşürüz yine." "Tamam Tolga, o dediğini yaparken bende yanında olmak istiyorum. Bakalım Selim Efendi ne yapacak?" deyip son kez tokalaşarak ayrılmışlardı. Sonra bana dönüp "Hadi bir an önce karnını doyuralım." deyince içim bir hoş olmuştu. Unutmamıştı demek, kafamla onaylayarak adımlarına ayak uydurdum ve restoranttan dışarıya çıktım. Bu sefer ön tarafa isteyerek oturdum. Kırgınlığım geçmemişti, ama hafiflemişti. Hele ki sevgilim diye tanıtmasından sonra. "Nereye gidelim?" diye sormuştu son model arabasını çalıştırırken. Nereye gidebilirdik ki. Yeterki karnımı doyuracağım bir yer olsun. "Şey... Ekmek arası yapan bir yer bile olabilir." dedim çekinerek. "Tamam."demişti bana dönmeden. Nereye gittiğimizi bilmiyordum gerçi pek önemi yoktu Baran yanımda olduktan sonra. Aradan geçen kısa bir zaman sonra deniz kenarında bir yerde durmuştuk. Yakamozlar gecenin gerdanlığı gibi parlıyordu, çok güzeldi. En iyisi yakından bakmak diyerek kapıyı açmaya yeltenmiştim ki Baran’ın kendine çekip dudaklarıma yapışmasıyla neye uğradığımı şaşırmıştım. "Bana hâlâ kızgın mısın?" demişti öpmeyi bırakıp saçlarımı okşayarak. "Sadece kırgınım." dedim burnunu burnuma değdirirken ne kadar konuşabildiysem artık. "Kırılma... Ben çok kırarım, yakarım, ağlatırım ama sen buna kırılma bebeğim. Sen kırılınca şuram acıyor çünkü " *** Baran’dan… Onu ilk gördüğümde gözlerime inanmamıştım. Bu kadının benim yaklaşık üç dört saat önce bıraktığım kadınla alakası yoktu. Tamam... Lizge zaten güzel bir kadındı. Fakat bu değişim kabul edilebilir bir şey değildi. Tam arabadan çıkıp yanına ilerlediğim sırada bir adamla konuştuğunu görmüştüm, benim boylarımda bir adamdı. Yakışıklı ve bakımlıydı, ayrıca paralı olduğu besbelliydi. İyi de Lizge bu adamla ne konuşuyor olabilirdi ki? Bedenimin gerilmesine aldırmayarak bir iki adım ilerledim ve Lizge’nin elinden tuttum. Daha doğrusu çekiştirdim! Sinirlenmiştim, kimdi o adam. Hem Lizge niye bu kadar güzel olmuştu ki? Kolay kolay gerilmeyen bedenim Lizge’nin yanında Tanıyamadığım sinyaller veriyordu. Bu da Lizge’ye eksi olarak geri dönüyordu. Biliyorum sinirimi ondan çıkarmamaliydim, farkındayım fakat olmuyordu işte. Kısa cevaplar ve birkaç tartışmadan sonra yemek yiyeceğimiz yere gelmiştim. Arabadan beni beklemeden inmesine şaşırmamıştım aslında. O hep böyleydi; asi, dik başlı ve açiksözlü... Öyle güzeldi ki; giydiği elbise, ayakkabısı, saçı, makyajı ve öpmeye doyamadığım dolgun dudakları. Hangi ara bir kadında ilk başta kıyafetine bakar olmuştum ben Allah aşkına! Ben ki bir kadında önce göğüse, kalçaya ve bacak boyuna bakardım… Ellerinden tutarak restorana girdim. Girdim girmesine de Lizge’ye dönen bakışlarla yine kırmızı görmüş boğaya dönmüştüm. Zaten sıkıldığım ve Lizge’nin doğru düzgün yemek yemediğini gördüğüm için daha fazla durmamış, onun şaşkınlığına aldırmadan tekrardan huzur bulduğum ellerini tutarak ilerlemeye başlamıştım ki bizim Tolga’yı görmüştüm. Kısa bir hoş beş muhabbetinden sonra nihayet beklediğim soru gelmişti. Tabii Lizge’nin bakışlarının da gayet farkındaydım. İşin aslı onun benim sevgilim olmasından gurur duyuyordum. Bunu ona itiraf edemesemde kendime çoktan itiraf etmiştim. "Sevgilim Lizge!" derken ağzımdan bir daha çıkmıştı sanki. Ne oluyordu bana Allah aşkına! Ne oluyor bilmiyordum fakat Lizge’nin gözlerindeki ışığı görmüştüm ya gerisi yalandı. Şimdi ise kokusunu içime çeke çeke öpüyordum onu, kırgınım demişti. Haklıydı aslında; onu anlıyordum fakat her şey için çok erkendi. "Hadi, ben seni mideye indirmeden inelim." dedim gamzesini son kez öperek. Onu gençken sürekli geldiğim köfteciye getirmiştim. İki küçük sandalyeye oturup, ekmek arası köfte söylediğimde karşımdaki kadının açılan bacaklarından rahatsız olduğunu çok iyi anlamıştım. Bu manzara benim için çok güzel ve baştan çıkarıcı olsada onu rahatsız ettiğim için bende rahatsız oluyordum. Ayağa kalkıp üzerimdeki ince cekedi çıkarıp hemen bacaklarının üstüne koydum. Tabii bu sırada beni benden alan tenine bir öpücük bırakmayıda ihmal etmemiştim. "Be-ben teşekür ederim Baran." demişti utanarak. "Önemli değil… Hadi soğutma." dedim gelen yemekle birlikte. O yemeğini yerken utanmasın diye bende telefonumu elime alıp sosyal medyada, iş dünyasında ne var ne yok bakmaya ve bundan sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım. "Teşekür ederim Baran, hayatımda yediğim en güzel köfteydi. Yapanın da ellerine sağlık gerçekten çok güzel olmuştu." demesiyle başımı kaldırıp ona gülümsedim. Yaklaşık on dakika falan takılmıştım oda bu zamanda yemişti demekki. "Afiyet olsun."deyip ayağa kalktım ve hesabı ödedim. Geriye döndüğümde elinde ceketimle beni bekleyen Lizge’yi bulmak içimi bir tuhaf yapmıştı. "Teşekkür ederim." dedim elinden alarak. Bir elimle onu kendime çekerken diğer elimle ceketi tutuyorum. En son ne zaman böyle bir kadınla el ele dolaşmıştım inanın hatırlamıyordum bile. "Teşekür ederim, her şey için." demişti gözlerime bakarak. O gözler öyle bir bakiyordu ki sanki içimdeki her şeyi giderecek gibiydi ve bu durum beni korkutuyordu. Yavaşça sarıldım, önce saçlarına, sonrada gamzesine ufaktan bir öpücük bıraktım. Daha sonra ise kimseye aldırmayarak iştahla dolgun dudaklarını ısırarak öpmeye başladım. Ne kadar doymasamda burda kesmek zorundaydım ya da değildim bilmiyorum. Burnuna öpücük kondurup, nasıl tepki vereceğini bildiğim halde söylemeye karar verdim. "Bana geçelim mi?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE