8. BÖLÜM

1579 Kelimeler
Lizge’den… Dünden beri çıkmıyordu aklımdan. Bu adam kendini ne zannediyordu ki benimle bu şekilde konuşabiliyordu? Ya da ona bu şekilde konuşması için farkında olmadan yanlış bir hareket mi yapmıştım? Ama hayır... Her ne olursa olsun bir kadının kişiliğini tanımadan ona orospu muamelesi yapmak en adi şerefsizlikti benim gözümde. Peki haklı olduğum halde neydi uykumun kaçmasına sebep olan neydi sürekli aramızdaki konuşmayı düşünüp nerde hata yaptığımı bulmaya çalışmam? Şantiyedeki odamda koltuğuma yayılıp bunları düşünürken kapının tıklatılmasıyla kafamdakileri rafa kaldırıp hemen kendime çeki düzen verdim. Hayatımda ilk defa dizimden bir karış aşağı, annemin yatağa düşmeden önce arta kalan parçalarla diktiği rengarenk eteği giymiştim. Bacaklarımın görünen kısmıyla rahatsız olsamda açıkçası bunu belli etmiyordum. Oda kapısının tekrar çalınması üzere kafamdaki salakça düşüncelerden çıkıp kibar bir şekilde içeri buyur ettim. "Lizge kızım müsait miydin?” diyen Yusuf amcaya gülümseyip konuşmaya başladım. "Tabii Yusuf amca o nasıl söz?" deyip oturması için elimle koltuğu işaret ettim. "Kızım geçen günkü olaydan dolayı sana karşı mahcubuz. Böyle bir riski almayacak kadar tecrübeliyim ama işin içine yokluk, çaresizlik girince olmuyor be kızım." diyen adama baktım. Yokluğun nasıl bir şey olduğunu, çaresizliğin insanı nelere sürükledigini çok iyi bilirdim ben. "Yokluğun tadını iyi bilirim Yusuf amcam ama keşke kulağıma çıtlatsaydınız. En azından patrona uyduracak bir yalan bulurdum." dedim gülerek ve devam ettim. "Neyse olan oldu artık Yusuf amca. Bunları söylemek için gelmedin herhalde." "Benim hanım sarma yaptı, diğerlerinin hanımları da ufak tefek birşeyler koymuşlar soframizi beğenirsen beraber yiyelim kızım haa ne dersin?" "Allah derim Yusuf amcam başka ne denir buna?" diyerek çaktırmadan eteğimi çekistirerek ayağa kalktım ve Yusuf amca ile birlikte yemek yenen bölümün yolunu tuttuk. . Yemek yenen bölüme geldiğimde masalar kurulmuş, evden ne geldiyse masanın üzerinde yerini almıştı. Şöyle ne var ne yok diye göz gezdirdiğimde sarma, domates soslu kızartma, menemen, kek, açma börek ve daha birçok çeşit vardı. "Hoşgeldiniz Lizge Hanım " diyen çalışanlara hafif bir tebessüm edip konuşmaya başladım. "Hadi bakalım neyi bekliyoruz?" derken elimle hazırladıkları masayı göstererek ilerlemeye başladım... Yemekler yenilmiş, semaverde kaynatılan çay içilmiş, ardından herkes iş başı yapmıştı. Ben de bu sırada gerekli önlemleri alarak inşaat alanını gezip, gözüme takılan eksikleri not alıyor, büyük patrona bu notları nasıl ileteceğimi düşünüyordum. Aradan geçen bir saatlik aradan sonra nihayet odama kendimi atmıştım. Koltuğa yöneldiğim sırada çalan telefonumu farkedip hemen çantamda ki telefonu çıkardım ve telaşla kim olduğuna bile bakmadan açtım. Çünkü arayan kardeşimde olabilirdi. "Efendim."dedim korkarak. "Alo Lizge tatlım, benim Azra ablan " duyduğum sesle hem rahatlamış hem de meraklanmıştım. “Merhaba Azra Abla, kusura bakma biraz korktum. Kardeşimin aradığını sandım da." "Sorun değil canım nasılsın, nasıl gidiyor?" "Teşekür ederim abla çok iyiyim, siz nasılsınız? Özellikle sarı cadı." dedim hafifçe gülerek. "Biz de iyiyiz, Cihan oğlanlarla beraber işte, Sarı cadı da Dila Anamla çarşıya kadar gittiler." "Desene yine gezmelerde." dedim takılarak. "Evet canım aynen öyle. Şey Lizge, Baran şirkette mi?" dediğinde nerden geldiğini anlamadığım bir ürperti dolanmışti bedenime. Bu soruya ne denirdi ki şimdi? "Abla ben şantiyedeyim yani şirkette olup olmadığını bilmiyorum. Sekreterini ara istersen.” dedim sesimin titrememesi için dua ederek. "Aradım tatlım ama şirkette değilmiş. Aslında hiç yaptığı birşey değil ve bu beni tedirgin ediyor." Sesindeki merakı, korkuyu ben bile burdan farkediyordum. "Telefonunu aradın mı Azra Abla?" dedim odada dolanırken. "Beni telaşlandiran da bu ya Lizge telefonu kapalı, ev telefonunu arıyorum ona da cevap veren yok ve bu beni korkutuyor. Babam duysa kıyameti koparır." demişti üzgün çıkan sesiyle. "Peki yapabileceğim bir şey var mı?" diye sordum yapabileceğim bir şey olmadığını bile bile... "Şey Lizge… sana adresi versem acaba gidebilir misin?" dediğinde ise resmen donmuştum Ne yani dün erkek orospusu deyip kapıyı yüzüne çarptığım adamın evine mi gidecektim? Gitmemeliydim! Hayır demeliydim ama geçmiş gözümün önüne gelince olumsuz cevap veremedim. "Şey ... tamam abla sen bana adresi yaz varınca ben seni ararim." "Teşekür ederim canim. Teşekkür ederim, ben adresi yazıyorum hemen." Nitekim aradan geçen on dakikalık süre zarfında Baran Bey’in lüks dairesinin kapısının önünde zili çalmak için derin nefesler alıp kendimi cesaretlendiriyordum. Ama boşunaydı. Kalbim ağzımdan çıkmış avuçlarımın arasında atıyor gibiydi, yüzüm ise ateşten farksızdı. Neden böyleydim ki? Neden olacak dünkü söylediğim sözlerden sonra hiçbir şey olmamış gibi kapısına kadar gelirsem olacağı buydu. Yüzsüzlüğün daniskasıydı değilde neydi bu yaptığım? İşaret parmağım kapı ziline giderken adrenalin tavan yapmıştı. Zili çalıp açılmasını beklerken kısacık kesilmiş tırnaklarımla oynuyordum. Neden açılmıyordu bu lanet kapı? Acaba bir şey mi olmuştu? Yoksa Azra ablanın içine doğan hisler doğru muydu? Korkuyla tekrar zile bastım hatta elimi çekmeden üst üste basmaya devam ettim. Ta ki karşımda saçları dağılmış, göz altları morarmış, ellerinde kurumuş kanla karşımdaki adamı görene kadar. "Lizge Hanım?” Kulaklarım bana seslendiğini duysada, korkudan cevap veremiyordum karşımdaki adama. Elindeki kanı gördüğümde dilim tutulmuştu sanki. Gözlerim tüm vücudunda gezinirken, gözüme takılan hiçbir şeyin olmaması içime şu serpmisti açıkçası. "Lizge Hanım incelemeniz bittiyse sabahın bu vaktinde kapımı saçma salak çalma sebebinizi öğrenebilir miyim?" Ne diyordu bu Allahın angutu. "Lizge Hanımmmm!" diye bağıran adama bakıp sakin bir dille konuşmaya başladım. Korktuğumu bu adama belli etmeye gerek yoktu değil mi? "Öncelikle iyi günler Baran Bey. Ayrıca sabah değil öğlen, hatta ikindi çünkü saat 15.40" Dedim kibar olmaya çalışarak ama ağzımın yamulmasından ben bile rahatsız olmuştum. "Seni kapıma getiren ne?” Sanırım bu adamın da geninde kibarlık yoktu. Gözlerimi tekrar vücudunda dolaştırıp yüzüne çevirmiştim ki gözüme takılan şeyle tekrar gözlerimi aşağı çevirdim. O şişlikte neydi öyle? "Siktir! Lizge Hanım Buyrun içeri geçin bende kisa bir duş alıp geleyim." deyip kapıyı bile kapatmadan arakasını dönüp merdivenlerden çıkan adama baktım. Demek ki zenginlerinde bir takım problemleri vardı. Yaklaşık on dakikanın ardından beyaz bir tişört, lacivert bir şort ve hala saçlarından akan su damlacıklarına aldırmadan nihayet gelmiş ve karşımdaki her halinden pahalı olduğu belli olan kahve deri koltuğa oturmuştu. ... "Sizi dinliyorum." demişti hiçbirşey olmamış gibi... "Öncelikle elinize bakmama izin verin Baran Bey." dedim. Ciddi anlamda merak ediyordum elini. "Size ne Lizge Hanım?" Haklıydı bana neydi ki! İşte yine sinirlenmiştim. "Haklısınız Baran Bey, buraya Azra Abla sizi merak ettiği için geldim."  dedim ve sinirle ayağa kalkıp çantamı alarak konuşmama devam ettim. "Ama gördüğüm kadarıyla bir ayı kadar sağlamsınız. Size iyi istirahatler." dedim ve ardıma bakmadan kapıya yöneldim. "Sen ne kadar terbiyeli bir kızsın, önce erkek orospusu, sonra da ayı... Bu iltifatları neye borçluyuz acaba? " Bu adamın dediği sözlere aldırmamalıydım fakat o sözleri ben söylemiştim ve bu gerçek beni konuşma mecburiyetinde bırakıyordu. "Özür mü bekliyorsunuz, yoksa egonuzu yerden toplayıp kolye niyetine boynunuza takmamı mı?" dedim kendimden taviz vermeyerek. . "Sizden hiçbir şey beklemiyorum Lizge Hanım, sadece burada bulunmanız nedenini merak ediyorum." demişti Baran Bey. "Ablanız beni aradı, size ulaşamamış ve çok merak ettiğini söyledi. Adresinizi verip size gelip bakmamı rica etti." "Tabii sende hemen kabul ettin." diyen adama baktım. Ne kadar rahat ve umursamazdı. Karşısındaki üzülür mü, kırılır mı hiç düşünmüyordu. "Evet, kabul ettim. Azra Ablanın hatrı büyük bende." dedim kafamı kaldırmadan. .. "Ahhh tabii ya. Sana iş bulmuştu değil mi, daha doğrusu başıma atmış ve zorla şirketime sokmuştu, bana sormadan hem de!" Yutkundum… Sadece yutkundum... Demezler miydi yapılan iyilikler gün gelir insanoğlu tarafından tokat gibi suratına çarpılırdı. İşte benimde başıma gelmişti. "Haklısınız Baran Bey. Ne diyebilirim ki... Babanız, ablanız olmasaydı burada olmazdım. Bu yaşında hâlâ babasından dayak yiyen, annesine ve kardeşine bakmak için tarlalarda yövmiyeye giden biri olarak orada kalacaktım. Ama Allah razı olsun ki Demir Ağam yardımcı oldu, derece ile aldığım diplomamla çalışmamı istedi. Ve sonuç olarak burdayım." Dedim usulca akan gözyaşıma inat konuşma ya devam etmiştim. “Siz Baran Bey daha öncede dediğim gibi; erkek orospusu olup gece gündüz uçkurunuzu düşüneceğinize azıcık babanızdan adamlık nasıl olur onu öğrenseydiniz şimdiye evlat sahibi olurdunuz. Şimdi ne haliniz varsa görün." dediğim de burnunda soluyan adama baktım ve ardıma bakmadan bir kez daha kapıya yöneldim fakat kolumun aniden tutulup çekilmesiyle kendimi Baran Bey’in göğüs kafesinde buldum. "Bu güzel ağzın hakaret etmekten başka bir şey bilmez mi?" *** Baran’dan… Selim beyinsizini beklerken karşımda lizge yi bulmak, hele ki gece gördüğüm ergen rüyasından sonra bulmak beni dumura uğratmıştı... Korkulu gözlerle bana bakıp vücudumu incelerken tek bir şey için dua ediyordum, o da dimdik ayakta olan erkekliğimi görmemesi için. Fakat anlamsızca erkekliğime dikilmiş gözle duamin bir kere daha kabul olmadığını anlamıştım. Ahhh hadi ama benim hangi duam kabul olmuştu ki şu hayatta zaten. Ufaklık anlamsızca süzüldüğünü anlamış olacakki daha da belirgin hale geliyordu ve bunun sonu hiç iyi değildi. Zaten sonuç olarakta kendimi banyoya atmış, gördüğüm rüyadaki gibi üstümde hareket eden ve hareket ettikçe dolgun memeleri zıplayan bir adet Lizge ile kendimi tatmin etmiştim. Daha sonrası mı tabii ki kendimden iğrenmiştim... Şimdi ise dolmuş gözleriyle bana bakan kadının burnunun dibindeydim. Ne yaptığımı ben bile bilmiyordum. Açıkçası onu öyle savunmasız görünce sarılıp koklayasım gelmişti. Sahi… Ne güzel kokuyordu bu kız böyle. Pahalı birşey değildi bu besbelliydi ama çok hoş bir aroması vardı. Gözlerinin içine bakıp usul usul konuşmaya başladım. “Sana bir soru sordum Lizge!" Lizge… Dağ çiçeği... Koşulsuz, şartsız her mevsim açan çiçek, bunca zaman sonra ona ilk kez ismiyle hitap ediyordum ve bu isim ona Çok yakışıyordu. "Be-ben ne demek istediğinizi anlamadım."demişti titreyen sesiyle mavi gözlü güzel kadın. Evet güzeldi bunu inkar edemezdim. Hatta dolgun dudakları onu bambaşka bir şey yapıyordu. Yavaşça kahverengimsi saçını kulağının arkasına koydum ve saçlarının kokusunu çekerek kulağına fısıldadım. "Çok güzelsin." Kalbinin atışını, yüzünün kızarmasını zevkle izliyordum. Zaten her kadın karşımda böyle heyecanlanmaz mıydı? Gözleri dolmuştu. Ne yani onu öpmek istediğimi anladığı için mi ağlıyordu? Yoksa benden korkuyor muydu? Doğru… Benden korkmalıydı çünkü ben anamın oğluydum, kadınların çoğuyla işim sadece yataktaydı. "Seni öpmek istiyorum... hem de hemen." dedim güzel gözlerine bakarak... O ise ne demek istediğimi anlamamış gibi sadece yüzüme bakıyordu. Ne yani salak mıydı bu kız, anlamamış mıydı onu öpmek hatta becermek istediğimi. "Hadi Lizge izin ver bana."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE