7.BÖLÜM

1588 Kelimeler
Lizge’den… Oturduğum yerden saatlerdir karşı duvarda asılı olan tabloya bakıyordum. Kulaklarımdan gitmiyordu söyledikleri. Ne demekti kapının önüne koyarım? Ne zamandır gözyaşı döküyordum bilmiyorum… Yani bu hayatta en iyi yaptığım şeyi yapıyordum, derin bir nefes alıp ağrıyan gözlerimi kapatıp nerede hata yaptığımı düşündüm. Yaptığım her işi eksiksiz yapan ben nerede hata yapmıştım ki bu kadar sözleri işittim? Akan gözyaşlarıma dur demeden ayağa kalkıp sebilden bir bardak soğuk su aldım içim yanıyordu sanki. Bu sırada kapının çalması ile elimdeki bardağı kenara bırakıp tekrar masama geçtim ve ıslak gözlerimi silerek girmesini söyledim. "Merhaba Lizge Hanım ben Nilay, Baran Bey'in asistanıyım.” deyince oturduğum koltukta hafifçe doğruldum... "Buyrun Nilay Hanım konu neydi?" dedim güçlü görünmeye çalışarak. . "Efendim Baran Bey size bu dosyaları gönderdi, ayrıca kesin bir dillede bunları eksiksiz incelemenizi emretti." derken masanın üzerine bıraktığı dosyaları alıp ayağa kalktım. "Patronun nerede Nilay?" dedim bütün nefretimi içime atarak. .. "Odasında Lizge Hanım.” "Peki Nilay." deyip ardıma bakmadan asansöre bindim ve o lanet olası odaya adım atmak için dakikaları saydım. Sonunda kapı görüş alanıma girdiğinde kapıyı çalıp cevabın gelmesini beklemeden içeri girdim. Girdim girmesine de karşımda gördüklerimle keşke girmeseydim dedim... "Kapıyı çalmak görgü kuralı ise cevap bekleyip içeriye girmekte kurallar arasında, bunun farkında olmalısınız Lizge Hanım.” demişti Baran Demiroğlu. Resmen yiyişirken çalışanına hatta en olmayacak çalışanına yakalanmıştı. Az önceki gördüklerimi hafızamdan atmaya çalışıp Baran Bey’in gözlerinin içine baka baka elimdeki dosyaları masaya bırakıp geri çekildim. “Bunları bana yollama sebebiniz nedir Baran Bey?" dedim soğuk çıkan sesimle. "Bir kez daha gözden geçirmenin zararı olmaz değil mi?" "Bunları bir kez daha gözden geçirmeye gerek duymuyorum efendim, çünkü gereğinden fazla zaman ayırdım bu evraklara."dediğim de yanındaki sarışının bakışları dikkatimi çekmişti. Öyle bir bakiyordu ki sanki karşısında insan değil de böcek varmış gibi. "Mineciğim sen gidebilirsin, bugün mutlaka sana uğrarım.” demişti yanındaki sarışına. "Sözünü unutma bebeğim seni bekliyor olacağım." deyip utanmadan adamın dudaklarını öpmüş, yalayıp yutmuştu. Bunlar hangi gezegenin insanıydı ki böyle utanmadan ulu orta bir erkeği öpebiliyordu? Örfler, adetler neredeydi? Bize söylenenler, öğretilenler bu kız için geçerli değil miydi? Onun utanıp yerin yedi kat dibine girmesi gerekirken benim utanıp kızarmam normal miydi? Görüş alanıma kaliteli olduğu her halinden belli olan bir çift ayakkabı girince düşüncelerimden çıkıp yavaşça kafamı kaldırdım. Bu arada pantolonun jilet gibi ütüsünü, kumaşın kalitesini, ellerinin bakımlı olduğunu ve en önemlisi ardıç gibi ferah kokusunu da farketmemiş değildim hani… "Evet Lizge Hanım sizi dinliyorum; misafirinin yanında patronuna diklenecek kadar sizi çileden çıkaran olayı merak ediyorum.” demişti Baran Bey. İyide bu adam hangi misafirden bahsediyordu? Az önce orasını burasını mıncıklayarak birbirlerinin ciğerini söken kadından mı bahsediyordu yoksa? Büyük bir sırıtışla yüzüme bakan adama anlam veremesemde, gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum. Ben hayatım boyunca bana verilen görevleri fazlasıyla yerine getirmiş ve başımı öne eğdirecek hiç bir hata yapmamıştım. "Baran Bey, misafiniz olduğundan haberim yoktu. Kaldı ki olsaydı bile yine gelirdim…" dedim ve yutkunarak devam ettim. “…inceledigim dosyaları bana geri göndermeniz çok saç-" "Saçma öyle mi? Peki bugün olanlar neydi Lizge Hanım?" diye sözümü kesip esip gürlemeye başlamıştı bir anda. Bu adam fazlasıyla sinirlerimi bozsada sakin kalacaktım. "Efendim bakın bu olayda bende hatalıyım kabul ediyorum ama bu dosyalara tekrardan zaman ayırmam imkânsız. Zaten bu olayın dosyayla, çalışanların özgecmişleri ile bir alakası yok, eminim sizde bunun farkındasınızdır." dediğim de bir iki dakika sesiz kalmış ve tekrar ağzını açmıştı. "Bu evraklar tekrardan gözden geçilecek ister evde, ister burada. Hem neden bu konuda hala ısrarcısın anlamadım." Bu adam neden gerizekalı gibi davranmak zorundaydı acaba bir türlü anlamıyordum. "Peki Baran Bey evde son kez inceleyip yarın teslim ederim." desemde bunu yapmaya fırsatım olacak mı pek emin değildim. "Bu arada benim misafirimin ne tür bir kadın olduğu ya da beni nasil öptüğü seni ilgilendirmez, ayrica dudaklarima yiyecek gibi bakmana gerek yok, tadına bir kereye mahsus bakabilirsin." dediğinde sadece yüzüne baktım. Aslında önce ne demek istediğini idrak edemedim. Daha sonra kafamdan geçirdiklerimin aynısını nasıl bilebilecegi sorusuna takıldım. Evet bu adam nerden biliyordu benim düşüncelerimi? Yoksa... Hayır... hayır kafamdaki boktan düşünceleri sesli bir şekilde dile dökmüş olamazdım değil mi? "A-anlamadım! " dedim bozuntuya vermeyerek, oysa bal gibi anlamıştım demek istediğini. "Ne demek istediğimi gayet iyi anladın. Şimdi mesai bitmek üzere zaten sana dediklerimi unutma. Çıkabilirsin." demiş ve bilgisayar ile ilgenmeye başlamıştı. Söylediklerinin arasında en çok hangisi zoruma gitmişti? Kadınları aşağılaması mı, yoksa benide onun altına yatmak için can atan hemcinslerim gibi zannetmesi mi? Neydi canımı bu denli yakan? Sesimin titrememesi için dua ederek karşımda bilgisayardan gözlerini ayırmayan adama baktım ve konuşmaya başladım. .. "Bana iyi bakın ve iyi dinleyin Baran Bey! Ben Diyarbakırlıyım, o toprakların kızıyım. Sizce erkek orospusuna öpücük verecek göz var mı bende? Ama dur, sorduğum soruya ben cevap vereyim. Hayır yok. Şimdi iyi günler efendim." deyip titreyen bacaklarıma aldırmadan merdivenlere yöneldim. Dediklerimden pişman olacağımı bilsem de söylediklerini gururuma yedirememiştim. Peki şimdi ne olacaktı? Değer miydi o sözler için işten olma riskini göze almay? *** Baran’dan… Orada öylece dikildiğini biliyor, hissediyordum fakat kafamı bilgisayardan kaldırıp da bakmıyordum. Ta ki o sözleri duyana kadar. Dosyaları ona gönderdiğimde ufak çaplı bir tepki bekliyordum ama bu kadarını aklıma bile getirmemiştim. Bayan Bacak karşıma geçmiş resmen bana erkek orospusu demiş ve güzel kıçını sallayarak odadan çıkmıştı. Şaşkındım. Hayatımda ilk kez bir kadın tarafından orospu damgası yemiştim. Oysa bu kelime sadece kadınlar için kullanılır sanıyordum. Ahhh hadi ama kimi kandırıyorum, ben tam da Bayan Bacak’ın dediği tiptendim. Her gece ayrı kadın, farklı karakter, ayrı tende kendimi buluyordum. Canımı sıkanda zaten buydu. Bayan Bacak’ın haklı olması. *** Ne zamandır camın önünde dikiliyordum bilmiyorum, öylesine boktan düşüncelere dalıp gitmiştim ki kapının ısrarla çalışını daha yeni farkediyordum. Kim olabilir diye düşünmeme gerek yoktu muhtemelen saatler önce yatakta bıraktığım kadındı. Yavaş adımlarla yürüyüp kapıyı açtım ve yananılmadığım için kendimi bir kez daha tebrik ettim. "Gecenin üçünde kapımı alacaklı gibi çalmanın âlemi ne Mine?" dedim sakin kalmaya çalışarak. Bıkmıştım bu kadının her seferinde yırtık dondan çıkar gibi çıkmasından. "Kaç saattir seni arıyorum Baran o lanet olası telefona neden bakmıyorsun?" deyip davet beklemeden içeri giren kadının arkasından ya sabır çekerek kapıyı kapattım ve odaya yöneldim. Tek dileğim bir an önce gitmesiydi. "Derdin ne senin?" deyip ateş saçan gözleriyle ejderhayı andıran kadına baktım. "Benim bir derdim yok Mine, asıl senin derdin ne?” dedim ona aldırmayarak. "Derdim ne mi? Seni lanet olası, beni yatakta bırakıp gittin, bir de derdin ne diye mi soruyorsun?" "Yani tek derdin yatakta becerilmeden bırakılmak mı?" dedim gülerek. "Ben senin sevgilinim Baran!" diye bağırmasıyla artık bende sesimi yükseltmeye başlamıştım. "Sana daha kaç kez söyleyeceğim Mine? Seninle benim aramdaki tek şey karşılıklı haz ve orgazm… bunu anlamayacak kadar saf olmazsın değil mi? Bunu sana bu ilişkiye ilk başlattığımızda belirttim, sende bunu seve seve kabul ettin." dedim bağırarak. Odanın içinde bende dört dönüyordum artık. Ben ki kolay kolay sinirlenmezdim bile. "Sen tam bir orospu çocuğusun!" dediğinde beynim durmuştu sanki. Sadece beynim mi? Hayat durmuştu şu anda. On altı yıldır unutmaya çalıştığım gerçekler yüzüme kırbaç gibi bir bir vurmuştu. Oysa ki ne çok çaba sarfetmiştim unutmak için. "Geç oldu, şoför seni bıraksın." dedim buz gibi çıkan sesimle. "İstemem yolu biliyorum." demişti Mine kaşlarını kaldırarak. Anladığım kadarıyla beni diğer erkeklerle karıştırıyordu. "O zaman güle güle. Hem de bir daha görüşmemek üzere." dediğimde bir şey söylemek ister gibi ağzını birkaç kez açıp kapamış, en sonunda zor da olsa konuşmuştu. "Bak iyi değilsin, biraz ara verelim. Bak biz çok uyumluyuz, böyle kestirip atma. Tamam kabul ediyorum. Sinirden ne konuştuğumu bilmiyorum ama lütfen böyle kestirip atma, kızma bana." diyen kadına baktım. "Hayır sana kızgın değilim Mine. Bilakis söylediklerinde çok haklısın ben tam bir orospu çocuğuyum. Şimdi gidebilirsin, az önceki söylediklerim hala geçerli mümkünse görüşmeyelim.” dedim ruhsuzca. Ona bakmıyordum bile... "Özür dilerim lütfen." diye yalvarmaya başladığında ona aldırmayarak dev ekran televizyonu açıp zaplamaya başladım. Yaklaşık beş dakika daha sesiz kalıp bekledikten sonra nihayet gitmiş ve beni düşüncelerimle başbaşa bırakmıştı. Ayağa kalkıp İskoçya gezisinde özel olarak aldığım brendiyi bir bardağa doldurup İstanbul'un camdan yansıyan güzelliğine bakarak içmeye başladım ve gün boyu olanları düşündüm. Hangisi ağır basmıştı, Bayan Bacak’ın erkek orospusu demesi mi, yoksa Mine’nin söyledikleri mi? Kaçıncı bardağı yuvarladığımı hatırlamıyorum ama aklıma gelenler hiçte hayra alamet değildi. Gözlerimin önüne yıllar önceki görüntüler bir bir gelirken, kulaklarımdaki inleme sesleri hala dün gibiydi. Ne günah işlemiştimde cezanın en büyüğünü çekmeye mahkûm olmuştum. Lanet ettim birkez daha. Yaşadıklarıma, anneme, en önemlisi imrenipte yaşayamadıklarıma. "Lanet olsun anne! Beni bu durumda bırakıp gittiğin güne lanet olsun. Beni bir başıma bu savaşın içinde bıraktığın güne lanet olsun." deyip elimdeki bardağı yere fırlattım. "Bak anne bak... geride bıraktığın oğluna bak ne halde!" deyip etrafta ne varsa bir taraflara fırlatmaya başladım. "Neden ben? Neden? Sana ne yaptım da beni bu hale getirdin haaa neden?" deyip bağırıyordum. Bunca yıldır içime attığım ne varsa bir bir döküyordum. "Bak bana… Otuzaltı yaşındayım. Her şeyim var. Ama kimseye güvenim yok anne. Duyuyor musun beni kadın?” En son dayanamayarak dizlerimin üstüne çöktüm ve daha sonrada sırtımı cama yaslayarak oturdum. Ne kanayan elime aldırdım, ne de tane tane koluma düşen gözyaşıma. Gözlerimi kapatıp kafamı geriye yasladım. Neden böyle olmuştu ki? Neydi beni yıllar sonra bu duruma sokan, artık düşünmekten beynim durmuştu. En iyisi uyumaktı, uyku acıyı geçirmesede uyuduğum sürece unutmamı sağlardı değil mi? *** Siktiğimin zili ısrarla çalarken kafamda davullar çalıyordu sanki. İyi de sabahın köründe kapıma dayanan hangi sıfatsızdı acaba çok merak ediyordum. Yavaşça uyuya kaldığım koltuktan ağrıyan uzuvlarıma aldırmadan ayağa kalktım. Kalktım kalkmasınada kalkan uzuvlarım sadece ayaklarım değildi sanırım. Derken gördüğüm rüya aklıma gelince ağız dolusu bir Siktir çekip ağrıyan başıma aldırmadan kapıya yöneldim. Zar zor yürüdükten sonra nihayet kapıya varmıştım. Evin adresini bilen üç kişi vardı zaten. Mine birdaha gelmeyeceğine göre bu Selim olmalıydı. "Ne var seni sikik beyin-" Kapıyı açtığımda gördüğüm suretle lafımın devamını getirmemiştim. Ne işi vardı bu kadının burada? "Lizge Hanım?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE