2.BÖLÜM

1583 Kelimeler
Lizge’den… Sofranın başında öylece karşımda dikilen adam ve kadına bakıyordum. Yediğim lokmalar boğazıma dizilmişti sanki... Kimdi bu? Derin bir nefes alıp elimdeki ekmeği yavaşça tepsiye koydum ve ayağa kalktım. Benimle birlikte kalkmaya yeltenen Ali’nin ise omzuna elimi koyarak otur anlamında kafamı salladım. "Hoşgeldin baba." dedim ve istemeyerek yanındaki kadına çevirdim bakışlarımı. Başındaki yazmayı anlayamadığım bir biçimde tepesinde toplamış, kaşları ipincecik orantısız bir şekilde alınmış, koca göğüslü tombul bir kadındı. "Bitti mi?" dediğinde onu incelemeyi bırakıp bakışlarımı ne idüğü belirsiz kadına çevirdim. "Anlamadım." dedim sakince. . "Dedim ki beni incelemen bittiyse bir sofra kur zahmet olmazsa." demişti ağzındaki sakızı patlatarak. Gözlerimi karşımdaki yaratıktan çekip babama baktım ve konuşmaya başladım. "Kim bu kadın baba?” Aslında kim olduğunu ve bu eve ne maksatla geldiğini az çok tahmin edebiliyordum. Ama bu gerçeği birde babam denilen beş para etmez adamdan duymalıydım. Sessizliğiyle sabrımı zorlayan babama bir kez daha aynı soruyu sordum. "Kim bu kadın baba?" "Çok mu merak ettin? O zaman tanıştırayım bu kadın senin cici annen." demişti ağzını yayarak. Sinirden gözüm seğiriyordu, hangi adam karısına, evlatlarına bunu yapardı. Hele karısı hala hayattayken... "Hadi kazık gibi durma orada. Karnımız aç birşeyler hazırla reçelden de koymayı unutma ki ağzımız tatlansın." demişti babam. Yan odada yatan yıllar yılı yoldaşı olan kadından utanmadan. "Sen... sen ne dediğinin farkında mısın baba?" dedim tüm soğukkanlılığımla. "Evet, gayet farkındayım, sana bize yemek hazırla dedim." demişti üstüne basa basa. Tüm bu umursamazlığa dayanamayarak iki adımda burnunun dibine geldim ve konuşmaya başladım; "Bu eve utanmadan getirdiğin nedüğü belli olmayan şu kadın hazırlasın sana zıkkımlanacağını." dedim dişlerimin arasından. Dilimin cürmünü elbette çekecektim bundan adım gibi emindim ama olsun... "Aaaaaa o güzel ağzına yakıştı mı şimdi bu kötü laflar tatlım?" diyen kadına baktım tiksintiyle. O da bu gözlerimdeki nefreti ve tiksintiyi farketmiş olacak ki bir adım geri basmıştı. "Bana bak kadın, kimsin nesin bilmem…" dedim ve arkamı dönerek yerdeki tencereye uzandım. Daha sonra gözlerinin içine bakarak konuşmama devam ettim. "…ama bildiğim tek şey bu evde senin gibi namusu beş para etmezlerin midesine inecek aş yok. " dedim ve yemeği beton bozması mutfak lavabosunun içine boşalttım. . "Lizge... lan sen kimsin de babana karşı geliyorsun ha!" deyince sesimi yükselttim. "Yeter. ...yeter be adam yıllardır yetmedimi çektirdiğin? İçerideki kadından, sana iki evlat veren kadından utanmıyorsan Allah’tan utan. Hangi cesaretle koluna böyle bir kadın takıp bu eve getirirsin." dedim akan gözyaşlarıma aldırmadan. "Şimdi yanındaki orospuyu al ve bu evden defol. " dememle birlikte kafamın tahta rafın kenarına vurması bir olmuştu. "Sen kimsin de benim evimden beni kovarsin lan!" deyip aynı yere vurmuştu. Yüzüme yayılan sıcaklıkla kanadığını anlasamda asla o kadinin karşısında eğilmeyecektim. “Otuz  yıldır sana yoldaşlık yapan kadın yan odada bizi duyuyor. Bu muydu benim annemin hakettiği. Karşısına bir orospuyla çıkmak mı? Peki ya biz… hiç mi acı mıyorsun? Bizler senin evlatlarınız ba-" sözümü bitirmeden yediğim tokatla bu sefer yerde duran sofranın üzerine düşmüştüm. İşaret parmağını tehdit edercesine sallayıp konuşmaya başlayan adama döndüm, ondan iğreniyor, nefret ediyordum. "Daha fazla dayak yemek istemiyorsan sofrayı kur." demiş ve utanmadan yanındaki kadının beline elini koyarak annemin kaldığı odaya yönelmişlerdi. İşte bu olmazdı, annem gözleriyle bu iğrenç tabloyu görmemeliydi. "Reçel yok! " dedim sonunu bile bile. Annemin bir kez daha yıkılışına şahitlik edemezdim. "Ne demek yok lann!" demişti bağırarak. "Yok işte, bitti bak bomboş." dedim elimdeki boş kavanozu göstererek. "Bomboş öyle mi? Ben sana demedim mi bu zıkkım bitmeyecek yemeyeceksiniz diye… Ne bok yemeye bitirdiniz lan ozaman!" demiş ve ardı ardına vurmaya başlamıştı. Ne yediğim tokat ne çektiğim acılar ne de fakirlik bunlar beni hiçbir zaman yikmamişti. Ama başka bir kadının bu eve gelmesi ve annemin bu duruma canlı canlı şahit olupta bir şey yapamaması… işte bu beni yıkmış, yüreğimi yakmıştı. Ağzımdaki kan tadına aldırmadan kafamı kaldırdım ve sinirden deliye dönen babama baktım. "Reçel mi istiyorsun? Bundan sonra bunu yanındaki karı düşünsün. Çocuklu bir eve gelmişse her şeyi göze almış demektir." Dedim ve elimdeki kavanozu yere fırlattım. "Al sana reçel baba. Afiyet olsun.” deyip Ali'nin elini tutarak annemin yattığı odaya ilerledim ama babamın belindeki kemeri çıkardığını görmüştüm bile. "Babaya karşı gelmek haa. Sana yıllardır öğretemedim herhalde. "deyip acımadan belime, sırtıma bacaklarıma vurmaya başlamıştı. Bu sırada Ali daha fazla dayanamamış olacak ki önüme geçmiş ve bir kaç kemer darbesine maruz kalmıştı. Gözüm çürümüş tahta kapının pervazına dayanmış, ağzındaki sakızla film izler gibi olanları izleyen kadını gördüğünde işte o zaman insanlığımdan çıkmıştım. Odanın içinde göz gezdirdiğimde duvarın dibinde duran cam sürahi gözüme takılmıştı. Saniyeler içinde kalkıp hala Ali'ye vurmakla meşgul olan babama döndüm. "Yeter !" diye bağırdım avazım çıktığı kadar. Vurmayı bırakıp inanamaz gözlerle bana bakan adama elimdeki sürahiyi gösterip konuşmaya devam ettim. "Allah şahidimdir ki birdaha kardeşime vurursan beynini parçalarım ve bundan asla pişman olmam." "Sen mi?" demişti dalga geçercesine. O dalga geçtiğimi sanabilirdi ama ben sanmıyordum. Elimdeki sürahiyi babamın gözlerinin içine baka baka bıraktım ve parçalanmasıni bekledim. Daha sonra eğilip en büyük parçasını aldım ve ayağıma batan cam parçalarına aldırmadan babama yürüdüm. Gözlerindeki korkuyu görüyordum. Benden böyle bir şey beklemiyordu. Ama bilmediği bir şey vardı; insanoğlu sevdikleriyle sınandığı zaman, hele ki bunu gözünün içine baka baka yaptıkları zaman insanlıktan çıkardı. İşte şu anda bende insanlıktan çıkmıştım. "Defol! Yanındaki orospuyu da almayı unutma! Yoksa olacaklardan zararlı çıkarsın.” Dedim ve elimdeki cam parçasını tehtid edercesine salladım. Bir süre yüzüme baktı ve nihayetinde ağzını açtı; "Bu böyle kalmayacak ve anandan doğduğuna pişman olacaksın. " "Ben anamdan doğduğuma değil senden olduğuma pişmanım." dedim gözlerinin içine bakarak. Sonuç olarak yüzüme tükürmüş ve yanındaki yellozuda alıp gitmişti. Kapanan kapının ardından ne kadar dikildim bilmiyordum ama şalvarimin çekilmesiyle azda olsa kendime gelmiş ve girdiğim düşüncelerden çıkmıştım. Arkamı döndüğümde ağlamaktan gözleri kızarmış kadına baktım. Çaresizdim. Keşke elimden gelseydi de bunları yaşamasaydı. Dayanamayarak gözlerimi kaçırıp Ali'ye baktığımda gözlerinde birikmiş boncuk tanelerini gördüm. "Acıdı." demişti kardeşim. Benimde canım acıyordu ama kardeşimin ağzından dökülen sözlerle canım daha çok acıyordu. "Öperim geçer canım." dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. Acının tarifi yoktu hele çaresizliğin hiç yoktu. "Gidelim, yine gelecek. " Kollarımın arasına aldığım kardeşimin gerçekleri söylediğini biliyordum bilmesine de elimden hiçbirşey gelmiyordu. Yapmak istediğim şey annemi ve kardeşimi alıp buralardan kaçıp gitmekti... Ama bunun içinde para gerekiyordu ve bu da bende olmayan birşeydi. Aklıma tarlada kulak misafiri olduğu konuşma geldi..."Demir Ağa kapısına gideni boş çevirmezmiş…” Evet, bunu yapacaktım, hayatımda bi kere de olsa başımı eğip yardım isteyecektim. *** Kalabalık bir şekilde yenen akşam yemeğinden sonra konağın terasında bol köpüklü kahve keyfi yapıyorlardı. Sohbet, Muhabbet, gırgır, şamata hat safhadaydi. Üçüzler, Demir Ağa’nın güzeller güzeli kızı Azra, oğlu Baran, damadı Cihan… "Eeee bu yıl okul bitiyor sarı civciv ne okumayı düşünüyorsun."demişti. Baran’ın kendisi gibi yakışıklı, esmer arkadaşı Selim Karaca... "Benim adım Nazlı Selim Amca! Ne olacağım konusuna gelince sizin gibi kasıntı olmayacağım orası kesin." demisti Nazlı bilmiş bilmiş. "Nazlı çok ayıp kızım.” Azra artık kızının patavatsızlıklarına dayanamıyordu. Aslında göz bebeği biraz açık sözlüydü okadar... "Ben büyüyünce Baran Dayım ve Selim Amcam gibi olacağım hem başarılı hem de çapkın." demişti Mirhan. Nazlı dayanamayarak kendisinden sekiz dakika büyük beyinsiz kardeşinin ensesine birtane patlatmıştı.. "Boyoyunca boron doyoso göbö olocokmoş !" diye ağzını eğen Nazlı konuşmaya ara vermeye pek niyetli değildi. . "Seni gerizekalı şu anda onları bile geçmiş durumdasın. Bıktım sümüklü kızların ağlayarak yanıma gelip barıştır diye yalvarmalarından. Hayır, yani bu kızların derdi ne anlamıyorum. Kız dediğin biraz oturaklı, ağırbaşlı olur aaaaa bu ne bee? O ne öyle vıcık vıcık ağlamalar." demişti en son kahvesinin telvesini yalayarak... "Diyene bak utanmasa fincanı parmaklayacak. " "Dikkat et seni bu parmaklarla harita gibi çizmeyeyim Mirhan." demişti Nazlı. "Siz... ikiniz... başımı ağrıtıyorsunuz."demis ve dik dik kardeşlerine bakmıştı Mirza. Onlar bu hayattaki her şeyiydi ama bazen çekilmez oluyorlardı... *** Baran’dan… Akşamdan beri kedi köpek misali didişen yeğenlerime bakıyordum. Öyle komiklerdi ki hiç gülmeyen Selim bile bu duruma kayıtsız kalamamıştı. Ortam ne kadar güzel olursa olsun ortada koca bir sorun vardı ve benim bunu dile getirmem gerekiyordu . "Sizler le bir şey konuşmam gerekiyor. " dediğimde ortalarda dolanan muhabbet bıçak gibi kesilmiş tüm kafalar bana dönmüştü. "Baba biliyorum buraya 3 günlüğüne geldim. Çok erken biliyorum ama yarın işlerimin başına dönmeliyim." Biliyordum bu babama haksızlıkti ama olmuyordu işte. . Hep birlikte yükselen itiraz sesleri arasında sadece bir kişi sesiz kalmıştı. O’da ne yaparsa yapsın hep arkasında duran kız kardeşi Azra Ateşoğluydu... "Kaç gibi gideceksin. Ona göre sac böreği yapayım sana." dediginde minnetle ona güldüm. "Neden bu kadar erken evlat." diyen babama döndüm. "Baba biliyorsun işlerin başına üç günlükte olsa yardımcımın geçmesinden hiç memnun değilim ve içim rahat değil." dedim sakince. Umarım attığım yalana inanmıştır, çünkü burada kalmak istemiyordum. Lanet olası konak bana geçmişi hatırlatıyordu. "Sen bilirsin evlat nasıl istersen... Bu gecelik benden bu kadar, yaşlı kalbim uykusuzluğa dayanamıyor." deyip gülümseyerek ayağa kalkmıştı. Bunu fırsat bilerek Selim’e kaş göz işareti yapıp bende ayaklandim. Eeee odadaki biralar içilmeliydi değil mi? "Bizden de bu kadar herkese iyi geceler. " demişti Selim. Kaş göz işareti yapan can dostunun ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Anlaşılan o ki gece uzun olacaktı... Ah birde yanlarında kadın olsaydı daha iyi olurdu ama olsun. "Sizede iyi geceler. "demişti Cihan, Demir Ağa ve Baran’ın gidişini fırsat bilerek kokusuna doyamadığı karısını kollarına almıştı. "Hadi çocuklar bizde yatalım geç oldu."demişti Demiroğulları’nın Hanım ağası. "Bende gram uyku yok. Biraz nette ta-" Nazlı’nın cümlesini yarıda kesen şey konak kapısının bu vakitte çalınmasıydı. Şaşkınlıkla birbirine bakan Ateşoğlu fertleri aslında yalnız değildi. Odasına girmek üzereyken konak kapısının alacaklı gibi çalınmasını duyan Baran hem korkmuş, hem telaşlanmıştı. Biliyordu ki bu vakitte çalınan kapı pek hayra alamet değildi. Gelenin kim olduğunu rahatlıkla görebileceğim bir yere geçtim ve Ateşoğlu çiftinin açtığı kapıya baktım. Uzun boylu, zayıf bir kadın vardı kapıda. Kim bilir ne derdi vardı. Neyse diyerek odamın yolunu tuttum ortada bir sorun varsa halledileceği kesindi. Bizede Selim’le keyif yapmak farz olmuştu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE