Lizge’den…
Korkuyordum... Fakat korkularıma rağmen yapacak olduğum şeyden de geri kalmıyordum. Çünkü çaresizdim...
Çaresizlik... Öyle iğrenç bir duygu ki insanı her yola sürüklüyor sonunun ne olacağını düşünmeden hareket ettiriyordu...
Saatler önce bindiğim köy dolmuşunun penceresinden dışarıya baktığımda aklımdaki tek şey Demir Ağa ile ne konuşacağımdı. Ne diyecektim? Ne yapacaktım hiç bilmiyordum. Aslında korkuyordum. Ya beni yanlış anlarsa, diye düşünmekten kendimi alamiyordum... derken şoförün sesiyle kendime geldim.
"Demiroğulları’nın konağı ilerde bacım, buradan sapmadan direk gittiğinde karşına çıkar zaten."
"Tamam abi." deyip vakit kaybetmeden akşamın zifiri karanlığında konağa doğru ilerledim...
Karşımdaki devasa yapıya tabiri caizse ağzım açık bakıyordum... Kampüsün kantininde ders saatini beklerken izlediğim dizilerde ki evlere benziyordu. Ama gerçeği bambaşkaydı, insanlar bu evde birbirlerini bulabiliyor muydu acaba?
En sonunda önümdeki ihtişamlı konaktan gözlerimi ayırıp nerdeyse bizim iki göz evin bir odası kadar olan oymali kapıya baktım. Bu kapıyı çaldığımda hayatım değişecekti bunu çok iyi biliyordum. Bizim için tek çare buydu. Peki ayaklarım neden geri geri gidiyordu?
Derin bir nefes alıp tüm cesaretimle kapıyı çaldım ve beklemeye başladım. Heyecandan elim ayağım titriyor, bu cehennem sıcağında buz gibi terliyordum. Öyle ki kapının açıldığını bile farketmemiştim.
"Buyrun?" diyen bir ses duymamla birlikte hemen kafamı kaldırdım ve gözlerime inanamadım. Şimdiye kadar hayatımda gördüğüm en güzel kadın şu anda karşımda durmuş orman yeşili gözleriyle bana bakıyordu.
"Kızım iyi misin?" demisti yine aynı ses. Allah’ın özene bezene yaratmış dediklerinden olsa gerekti bu kadın.
"Bu kadının derdi ne uzaylı görmüş gibi kaldı birden?" diyen sese çevirdim bu sefer bakışlarımı. Acaba güzellik bu ailede genetik miydi? Karşımda taş çatlasın on altı on yedi yaşlarında sarışın, uzun boylu, mavi gözlü mükemmel bir kız vardı. Aslında kapıyı açan kadına çok benziyordu. Acaba akrabası mıydı?
"Canım, korkutuyorsun beni. İyi misin?" Bunu soran orman gözlü kadındı, işte o zaman kafama dank etti. Bu kadın Demir Ağa’nın yıllar sonra varlığından haberdar olduğu kızıydı. Hani şu güzelliği dillere destan olan…
"Be-ben…" diyebildim sadece... Kelimeler boğazımda düğümlenmişti, meğer ne zor bir şeymiş insanoğlundan yardım istemek! Ama buraya kadar gelmişken geri dönemezdim. Gururum annemden, kardeşimden önemli değildi.
"İyi akşamlar efendim. Ben... ben rahatsız ettim kusura bakmayın." dedim kadının gözlerinin içine bakarak. Ne de güzel yaratmıştı yaradan...
"Kim yaptı sana bunu?" diyen erkek sesiyle karşımdaki kadından zorda olsa gözlerimi kaçırıp yanındaki adama baktım... Ama ne demek istediğini hala anlamamıştım.
"Canım. ki-kim yaptı sana bunu?" Sesi neden ağlamaklı çıkıyordu ki bu kadının? Hem bunlar neyden bahsediyordu?
"Anlamadım efendim." dedim tekrar kadının dolu dolu gözlerine bakarak. Elleriyle yavaşça yanağıma dokunduğunda ne demek istediklerini anlamıştım. Bunlar yüzümdeki dayak izlerinden bahsediyorlardi. Peki bu güzel kadın neden ağlıyordu? Kendi babam bile evladı için gözyaşı dökmemişken elin yedi kat yabancısınin benim için gözyaşı dökmesi ne kadar da acı bir şeydi?
"Önemi değil efendim. Ben Demir Ağa ile konuşmaya geldim. Biraz geç oldu farkındayım fakat acil bir mesele." dedim utanarak.
"Tamam tatlım... Gel içeri geçelim kapıda bekleme, hem soğuk bir şeyler içer soluklanırsın biraz. Bu arada ismim Azra, bu da eşim Cihan, bunlarda benim çocuklarım Mazlı, Mirhan ve Mirza.” demişti gülümsemeye çalışarak ama gözlerindeki acımayı görmemek imkânsızdı...
"Ben... memnun oldum efendim bende Lizge."
"Tamam Lizgeciğim, hadi geçelim artık." deyip kolumdan tutarak beni konaktan içeri sokmuştu..
Yavaş adımlarla yürüyüp beni yönlendirdiği sandalyeye tam oturacağım sırada karşımdaki kadın elini yanağıma koyup acı çeker gibi konuşmaya başlamıştı.
"Lizge… Sa-sana kötü bir şey mi yaptılar?" Bu soru üstüne sadece gözlerine baktım. O gözlerde korku vardı. Evet, evet bu tanımadığım kadın benim için korkuyordu. .Gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. Birilerinin benim için korkmasina sevinecek kadar aciz ve açtım ben...
"Şşş ağlama birtanem. Bana anlat ki sana yardım edebileyim."
"Yok… yok kötü birşey olmadı abla. Ben…ben sadece Demir Ağa ile konuşmaya geldim."
"Hayatım sen Lizge ile burda bekle ben babanı çağırırım. Çocuklar hadi sizde yataklara." demişti Cihan Ağa. Çocuklarına sevgisi, merhameti gözlerinden okunuyordu. Demekki herkes babam gibi değilmiş...
***
Aradan on dakika geçmemişti ki Demir Ağa tüm haşmetiyle aşağı inmişti. Aslında alışkındı kapısının çalmasına. Ama genelde kapısını erkekler çalardı fakat damadı genç bir kızın beklediğini dile getirince şimdiden aklında kötü senaryolar dönmeye başlamıştı bile...
"Hoş geldin kızım." diyen sesle Demir Ağa’nın geldiğini anlamıştım.
"Hoş buldum Efendim ." dedim ağlamamaya özen göstererek.
"Gecenin bu saatinde geldiğine göre konu önemli olmalı." diyordu karşısındaki adam babacan bir tavırla ve bu daha çok yarasına tuz basıp ağlama hissi yaratıyordu bende.
"Efendim ben-"
"Istersen odaya çıkabiliriz. Ama benden çekinme kızım, rahat edeceksen Azra ile konuşabilirsin "
"Hayır... hayır efendim buna gerek yok." dedim titreyen sesimle.
"Pekala, ozaman konuya yüzündeki izleri kimin yaptığından başlayabilirsin.” demişti Demir Ağa. Nasıl cevap verilirdi bu soruya! Babam mı dövdü diyecektim?
"Kızım bana derdini anlat ki derman olabileyim. " Adam haklıydı. Buraya gelme amacım derdimi anlatmak değilmiydi sanki?
"Babam." Dedim fısıltı gibi çıkan sesimle...
"Peki, her şeyi baştan anlat. Kimsin, ne yaparsın? Anlat ki ona göre çözüm bulalım."
"İsmim Lizge efendim, Dicle Üniversitesi İnşaat mühendisliğinden yeni mezun oldum. Sizin tarlalarınızda çalışıyorum. Annemin bakımıyla ilgilendiğim için henüz mesleğimi yapabileceğim bir iş görüşmesine gidemiyorum. Bir tane de kardeşim var down sendromlu.” deyip sustum. Buraya kadar anlatmak kolaydı peki ya sonra?
"Buraya gelme amacın ne?"
"Ben... ben sizden yardım istemeye geldim efendim."
"Ne için?"demişti Demir Ağa merakla.
"Babam… Yıllardır bana şiddet uyguluyor ama annem ve kardeşim için hep sustum. Çünkü susmazsam bunun acısını kardeşimden ya da annemden çıkarırdı. Nitekim bugün çıkardı da zaten." demistim titreyen ellerime aldırmadan sessizce. Demir Ağa ise karşısındaki kıza dikkatli bakıyordu. Ellerinden bileğinin iç kısmına doğru giden izlerden anladığı kadarıyla feci dayak yemişti ki bu izlerin ne izi olduğu gayet belliydi.
"Yıllardır şiddet gördüğünü ve buna katlandığını söylüyorsun. Peki yıllar sonra kapıma gelecek kadar önemli olan konu ne?” O zaman anladım ki bu adamın gözünden hiçbir şey kaçmıyordu.
"Ba-babam eve... eve bir kadın getirdi."dediginde Demir Ağa her şeyi anlamıştı... Bu kızı kapısına kadar getirip çaresiz bırakan şeyin ne olduğunu? Annesi... Bu boyun eğmelerin tek sebebi annesiydi.
***
Baran’dan…
Kapıyı tıklatmaktan elinin kemiği acımaya başlamıştı artık Nazlı’nın. Bu iki embesil yüzünden açlıktan geberecekti yakında. Allah bilir sabaha kadar ne yapmışlardı? Daha fazla bu kibarlığa dayanamayıp kapıyı alacaklı gibi dövmeye başlamıştı.
"Dayı… hadi kalk kahvaltıya bekliyoruz se-"
"Ne var Nazlı? Neden karga bokunu yemeden kapımda dikiliyorsun." demişti Nazlı’nın konuşmasını bölerek.
"Karga çoktan bokunu yedi hatta öğle postasını bile attı dayı. Açlıktan öldüm, atıştırmaktan bir hal oldum hadi kalkın lütfen."
"Saat kac?"
"Saat tam olarak 11:52 hem acele et dedem bekliyor seni." dememle birlikte dayımın kaşları çatılmıştı.
"Bu saatte babam neden burda?"
"Bilmiyorum dayı… Gece konağa gelen kızla alakalı olabilir belki."
"Kız mı? Neyse sen Mirza’yı Selim’i uyandırması için yolla, bende duş alıp geliyorum.”
"Tamam çok acıktım dayı geç kalma."
"İkile Nazlı ikile."
***
Geç kalınmış kahvaltı masasına geldiğimden beri babamın söyleyeceklerini merakla bekliyordum. Beklemesine bekliyordum ama babam sadece kahvaltısını yapmakla meşguldü. Küçük cadının bahsettiği kız kimdi, babamın bu vakitte kahvalti masasında olma sebebi neydi cidden merak ediyordum.
"Kaçta çıkacaksın yola?” Cihanın bana yönelttiği soruyla düşüncelerime bir son vermek zorunda kalmıştım.
"Öğleden sonra üçte..." deyip tekrardan tırtıkladığım tabağıma döndüm. Meraktan iştah falan kalmamıştı.
"Şirketin yakınlarından küçük, temiz bir ev bul.” diyen babama şaşkınlıkla bakakaldım. .
"Anlamadım?" dedim inanamayarak. Bu yaşlı koca kurt oralarda yaşamayı düşünmüyordu değil mi?
"Bunda anlamayacak bir şey yok evlat. Şirket yakınlarından temiz bir ev bul ve içine gereken ne varsa hallet.” deyip kahvaltısına devam eden adama baktım.
"Peki sebep?" dedim merakla. .
"Sen sadece sana söylediğimi yap evlat. İşleri halledince beni ara, gerisini ben hallederim "
"Bir açıklamayı haketmiyormuyum baba?" dediğimde babam ayağa kalkmış ve omzuma elini koyup konuşmaya başlamıştı. .
"Zamanı gelince evlat sabret biraz."
***
Kısa bir uçak yolculuğundan sonra nihayet kendi evime gelmiştim. Bir gün önceden ev işlerinde yardımcı olan Ayşe teyzeyi aradığım için ev tertemiz ve mis gibi yemek kokuyordu. Nereye gidersem gideyim temizlik benim olmazsa olmazimdi. .
Elimdeki valizle yavaş adımlarla yatak odasına doğru ilerledim ve valizimi kirli odasına koyup banyoya girdim. Soğuk suyla kendime gelirken aklımdaki tek şey babamın kahvaltı masasındaki sözleriydi.
Kısa bir duşun ardından banyodan çıkıp giysi dolabının önüne geldim. Evde olduğum için iç çamaşırı ve bir şort yeterliydi sanırım. Islak vücuduma aldırmadan önce çamaşırımı ve şortumu giyip saçlarıma elimle şekil vererek aşağı indim. Önce bilgisayarımı açıp daha sonra mutfağa geçtim ve kendime sert bir kahve hazırladım. Elimdeki kahve ile birlikte tam bilgisayar masasının başına geçmiştim ki zilin baş ağrıtan o iğrenç sesini duymuştum. Muhtemelen Selim’di ve gece dışarı çıkalım diye başımı şişirecekti.
Elimde kahve ile yavaşça kapıya ilerledim ve açtım, fakat karşımda görmeyi en son beklediğim kişi duruyordu...
"Hayırdır Mine kokumu mu takip ediyorsun?” dedim aç gözlerle bana bakan kadına.
"Özledim, beni içeri davet etmeyecek misin?” demişti dolgun dudaklarını büzerek. Acaba kadınlar bu hareketle seksi olduklarinimi düşünüyorlardı. Oysa ne kadar iğrenç olduklarını bir bilseler kesinlikle bu hareketi yapmazlardı. .
“Davetsiz geldiğine göre içeri girmek için davet beklemen çok saçma değil mi Mine?” dedim hesap sorar gibi.
“Bebeğim derdin ne senin?” demişti ince parmaklarıyla çıplak göğsümü okşayarak.
“Tamam Mine çok uzatmada geç içeri.” dedim ve kapıyı kapatmak için arkamı döndüm. İçeri girdiğimde olmayan elbisesiyle bacak bacak üstüne atmış, gel beni becer diye bas bas bağırıyordu resmen.
“Kahve?” dedim sakince...
"Teşekkür ederim bebeğim. Ama bu sıcakta kahve içmek çok saçma varsasoğuk bir şeyler alayım, mümkünse alkollü."
"Bu saatte, biraz ilginç." dedim gözlerinin içine bakarak.
"Bu saatte daha ilginç şeylerde yapabilirim aslında, hani şu yatakta olanlardan.” demişti ayağa kalkıp burnumun dibinde biten kadın.
"Hımm... Ne gibi mesela?" dedim anlamamazlıktan gelerek.
"Seks gibi mesela. Hani şu yatakta insanı insanlıktan çıkaran cinsten olan." dediğinde bu işin yatakta biteceğini çoktan anlamıştım, o zaman vakit kaybetmenin anlamı neydi?
Karşımda ki kadın gözlerimin içine bakarak kollarını boynuma dolayıp çıplak göğsüme uzun soluklu bir öpücük kondurmuştu daha doğrusu emmişti.
"Seni içimde istiyorum bebeğim." diyerek bu sefer dudaklarıma yönelmişti... Bu kadın gerçekten işi biliyordu. Sonuçta ben bir erkektim ve kendi isteğiyle kucağıma atlayıp beni becer diye yalvaran bir kadının kalbini kıramazdim değil mi?
Daha fazla dayanamayıp karşılık vermeye başladım. Ellerim kalçasının dibinde biten elbiseyi yukarıya sıyırıp ve güzel kıçını okşamaya başladım...
"Ahhh. Hadi sevgilim odaya geçelim." diyen Mine’ye baktım. Arzudan sesi bile boğuk çıkmıştı.
"Hayır bu sefer yatak olmayacak. " dediğimde heyecanla gözlerimin içine bakmış ve yavaşça göğüs ucumu emmeye başlamıştı.
Tahriklerine daha fazla katlanamayacağımı anladığımda Mine’yi kucağıma aldım, duvara yaslayıp kulak memesini emmeye başladım. İnlemesini duyduğum da erkekligim daha fazla zonklamaya başlamıştı.
Yavaşça boynundan göğüslerine indim, pekte kapalı olmayan kıyafetinden göğsünü ısırdım ve ufak hareketlerle dilimi gezdirdim. Artık sabrımın sonlarindaydim. Kucağımdaki kadınla birlikte cüzdanımın olduğu bilgisayar masasına ilerleyip zorda olsa prezervatif çıkardım. Tam çıkarıp takacağım sırada Mine yavaşça kucağımdan inmiş ve elimdeki olmazsa olmazımı almıştı.
"Ben takarım." demiş ve küçük öpücükler eşliğinde takmıştı.
"Arkanı dön!"
***
Demir ağanın adamları beklediği haberi geçte olsa vermişti sonunda... Nihayet Lizge’nin babasi eve adım atmıştı. O zaman olacakları geciktirmenin bir alemide yoktu! Görelim bakalım kadına el kaldırmak nasıl oluyormuş.