NİSAN

2057 Kelimeler
Savaş Çelebiler bir geç kalmışlığın hikayesi Dakikalardır dört katlı apartmana boş gözlerle bakıyordum. Dakikalardır bir şeyler olmasını ve bir gücün beni kaldırıp oraya götürmesini bekliyordum. Hiç kimse yahut hiçbir güç beni oturduğum yerden kaldırıp oraya götürmeyeceğini bilsem de boş gözlerle eski binaya bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Kendi kendime oraya git ve tüm sonuçlarla yüzleş diyordum. Ama söylediğimi yapabilmek hemen gerçeklerle yüzleşmek çok zordu. Artık biliyordum ki sona gelmiştim. O duvarların arıdan da her ne varsa benim gerçeğimdi. Yalnızca benim gerçeğimdi. Derin bir nefes alıp kağıt parçasına yeniden göz attım. Elimdeki bilgilere göre kadın apartmanın ikinci katında yaşıyordu. Acıyla gözlerimi kapatarak olacakları o apartmana adım atar atmaz başıma gelecek ihtimalleri bir kez daha düşündüm. "Allah'ım güç ver.” Hava iyiden iyiye kararmaya başladığında apartmanın tüm ışıkları bir bir yanmaya başladı. Orta kattaki ışıklar da yanına yüreğimde bilinmedik bir ürperti yeşermişti. Oradaydı. Kadın evdeydi. Peki ya evliyse? Kadın çoktan evlendiyse ne olacaktı. Elimdeki bilgilere göre kadın o zamanlarda bekârdı ama ya şimdi evlendiyse ve karşıma kocası çıkarsa ne olacaktı. Her ne olacaksa olacak, diyerek bir hışımla arabadan indim. Burada oturup sabaha kadar beklemeyecek gerçeklerle yüzleşecektim. Arabadan inip hızla kapıyı çarptığımda ağır adımlarla apartmanın kapısına doğru yürümeye başladım. O sırada on yaşlarında bir oğlan çocuğu koşarak kapıya benden önce ulaşarak elindeki anahtarla demir kapıyı açmıştı. İyi bir fırsat diye düşünerek çocuk kapıyı açtığında hemen kapanmasın diye demir kapıyı elimle tuttum. Çocuk başını kaldırıp bana baktığında gözleri kocaman olmuş daha sonrada koşarak merdivenlere yönelmişti. Kapıdan zorlanamadan girmem umarım iyi bir şeylere işarettir. Tamamen apartmana girdiğimde yıpranmış duvarlara bakarak merdivenlere yöneldim. Her adımda heyecanım katlanırken iş dünyasında bir an için bile olsun heyecanlanamadığım o anları düşünmüştüm. Onca önemli kişiyle tanışmama rağmen en ufak heyecan belirtisi hissetmezken şu anda bana ne oluyordu? Sonunda altı numaralı kapıya geldiğimde durup ellerimi yumruk yaptım. Eğer kadın evliyse ve kocası karşıma çıkarsa ona kartımı uzatıp en kısa sürede konuşmamız gerektiğini söyleyecektim. Yok evli değil bekar bir anneyse oturup onunla uzaklaşma yoluna gidecektim. Elimdeki bilgilere kadın gençti. Belki ona verebileceğim meblağ karşılığına bana benim olan şeyi verebilirdi. Kim bilir belki de zorlamama bile gerek kalmayacaktı. Tabi gerçekten o spermler işe yaramış ve kadın hamile kalmışsa… Uzanıp zile bastığımda nefesimi tutup beklemeye koyuldum. Sanki saniyeler saatler gibi gelince bu defa elimle kapıya vurmaya başlamıştım. İçeriden cılız bir ses geldiğinde elimi indiriyordum ki kapı aniden sonuna kadar açıldı. Kadın bir şeyler söylemeye devam ederken beni görmesiyle sesi kısılmıştı. “iyi akşamlar. Ben Savaş Çelebiler, izniniz olursa…” “İznim falan yok. İçeriye girmenize izin veremiyorum. Kimse elinde hukuku bir dayanağı olmadan özellikle de gecenin bu saatinde kapıma dayanamaz.” Hukuki mi? Kadın öfkeyle söylenmeye devam ederken kapıyı kapatacak olmuştu ki ayağımı araya sokmak zorunda kaldım. Kadın beni takım elbiseyle görünce ne zannetmiş olabilirdi ki? “Bakın saatin geç olduğunu zannetmiyorum. Ve hiçbir yerden gelmiyorum. Sizinle konuşmak istemenin sebebi tamamen özel…” Önce ayağıma sonrada bana dik dik bakarak kaşlarını çatmışı. Kadının boyu omuzlarıma gelirken fazlasıyla cılız bir kadındı. Bu haliyle onun doğum yapmış olma ihtimalini düşünemezsem de hemen kötü düşünmek istemiyorum. Bu kadın benim son kapımdı. “Özel. Bir nevi size iş teklifi sunmaya geldim.” “İş. Hem de evime kadar geliyorsun?” “Beni içeriye almadan doğru düzgün konuşamayız değil mi?” “Seni tanımıyorken nende evime alacakmışım?” “Oradan bakınca sapık yahut hırsız gibi mi görünüyorum. Lütfen bana beş dakikanızı ayırır mısınız? Birkaç saat önce havaalanından geliyorum ve inanın ayakta durmayacak kadar yorgunum.” “Yalnızca beş dakika içerde kalacaksınız. O da tamamen neden geldiğini merak ettiğim için olacak.” Tamam, der gibi başımı sallarken geriye doğru çekilip içeriye girmem için kapıyı açmıştı. İçeriye girdiğime kapıyı kapatarak bana kaşlarını çatarak "Sadece beş dakika kalacaksın, konuyu daha uzun tutarsan polisi ararım." Diyivermişti. Ona başımı olumlu anlamda sallarken eliyle içeriyi işaret etti. Başımı çevirip eve göz attığımda eşyalar fazla sıradan ve bir o kadar da eskiydi. Bu kadın burada tek başına mı yaşıyor diye düşünürken gözlerim yerdeki oyuncaklara takılınca gözlerim kocaman oluvermişti. Vardı burada çocuk vardı. Eğer kadın bir nevi bakıcı değilse evde çocuk vardı. Hal buyken çocuğun benden olma ihtimali kaçtı. “Bir an önce konuya girer misiniz?” Ona cevap vermek yerine oyuncalara doğru yürümüştüm. Oyuncakların başına geldiğimde renklerin pür dikkat bakmaya çalışarak cinsiyetini alamaya çalışsam da her renkten oyunca vardı. Hem erkek çocuklarının hem de kız çocuğunun oynayacağı tarzdan oyuncaklardı. “Beş dakikanızı susarak doldurmaya kararlı gibisiniz.” Bakışlarımı ona çevirdiğimde o da kollarını göğsünde birleştirmiş her an beni evden yaka paça atacakmış gibi bakıyordu. Galiba konuya doğrudan girsem çok iyi olacaktı. Aksi halde ondan önce meraktan ben ölüp gidecektim. “Nisan Sert, öyle değil mi? Yanılmıyorum.” “Evet. Başka özle sorunuz yoksa artık konuya girseniz iyi edersiniz.” “Pekâlâ, o halde konuya şöyle girelim. Ben buraya doğrudan İngiltere’den geliyorum. Benim spermlerimi aldığın…” “Bir saniye bir saniye… Senin şeylerini aldığımı da nereden çıkardın? Bana bunların çok özel bilgile olduğunu ve hiçbir koşulda özel bilgilerin karşı tarafa verilmeyeceğini söylediler.” “Paranın gücü diyelim.” Aman Allah’ım diyerek ellerini saçlarına götürdüğünde hiçte şaşırmış gibi görünmüyordu. Sanki bunu uzun zamandır ekliyor gibiydi. Yoksa doğrudan söylediğim için şok mu yaşıyordu. “Şimdi ağlasam mı yoksa gülsem mi bilemiyorum. Onca çabama rağmen kapıma kendi ayaklarınla geldiğine inanamıyorum. Galiba sana sarılacağım.” Neler oluyordu burada? Ben konuya girdiğimde onun inkar falan etmesi gerekmez miydi? Az önceki o sert mizaçlı kadının yerini duygu yüklü bir kadın aldığında yanıma gelerek kollarını belime sarmıştı. Bu hareketiyle büyük bir şok daha yaşarken ne yapacağımı bilemedim. “Neler olduğunu bana da anlatacak mısın? Bu sevgi göstergesi de neyin nesi?” Kısaca bana sarılıp geri çekildiğinde linin tersiyle burnunu silmişti. “Zengin misin? Lütfen bana varlıklı bir aileden geldiğini söyle. Hiç değilse biraz olsun birikimin olduğunu falan söyle.” “Sen ne saçmalıyorsun? Önce sorularıma cevap ver.” “Dur… Dur bir saniye. Asıl sen önce benim biraz olsun sevinmeme izin ver. Tam umutlarımı yitirmişken biraz olsun mutlu kalmama izin ver.” Neler oluyordu burada? Ben buraya onunla savaşmaya ne pahasına olursa olsun bir şeyler elde etmeye gelmiştim. “Bak neyin kafasını yaşıyorsun bilmiyorum ama tek bir soruya cevap ver. Spermler işe yaradı mı? Çocuk sahibi olabildin mi?” Kadın deli gibi etrafta dolanmayı kesip bana gözleri dolu şekilde baktığında girdiği duygu karmaşasını anlayamamıştım. “Sen osun değil mi? Yani senin o şeylerin sahibi olduğun kesin mi?” “Kesin olmasa burada ne işim var kadın? Şimdi cevap verir misin? Lanet spermler işe yaradı mı yaramadı mı?” “Bekle. Beni burada bekle. Hemen geleceğim tamam mı? Sakın bir yere kaybolma...” Arkasından bakakalırken acaba hayal falan mı görüyorum diye düşünmüştüm. Kadın başta fazla kibirliyken nende bir anda beni bağrına basıp ağlamıştı. Yoksa demekten çıldırabilirdim. Olduğum yerde çivilenip kalırken içeriden ağlama sesi geldi. Ve o anda dünyam kararmış olduğum yerde sarsılmıştım. Vardı. Ortada bir çocuk vardı. Ve bu çocuk benim olabilirdi. Bu ses yerdeki oyuncaklardan daha gerçekti. Sesi tüm iliklerimde hissederken gözlerimin parladığını hissediyordum. Umutlarım tükenmemiş aksine yeniden yeşermişti. Allah’ım sana şükürler olsun. Yeniden bir yaşama sebebi verdiğin için binlerce şükür olsun. Heyecandan yerimde duramazken ne bir adım ileri gidebiliyordum ne de hareket edebiliyordum. Ağlama sesi kesildiğindeyse yüzüm düşmüştü. Neden susmuştu ki o sesler nende kesilmişti. Acaba bir şey mi oldu diye bir adım atmıştım ki koridorda hareket gördüm. Ve sonra onu gördüm. Kadının kucağında tombul yanaklı dünyanın en tatlı bebeğini… Ve o an içimden bir şeyler akıp gitmişti. Benim oğlum… Hayallerini kurduğum oğlum… Yeniden bir adım atacaktım ki bu defa bir şey daha oldu. Kadının elinden tutan başka bir bebek… Belki bir bebek değildi ama adımlarını güç bela atan dünya tatlısı şahane bir melekti. Bir beklerken ikinci çocuğu gördüğüm o anda nefesim kesilmişti. Gözlerim bir ondan bir diğerine giderken başım döner gibi olmuştu. Küçük kız güç bela adımlarını atmaya çalışırken erkek çocuğu ise esneyerek gözlerini ovuşturuyordu. Sonunda gözüm kadının gözlerine gittiğinde ona minnetle baktım. Beni uçurum kenarından çekip kurtaran kadına minnetle bakmıştım. “Bunlar gerçek mi? Lütfen bana onların benim gerçeğim olduğunu söyle.” Kadın bana bakıp gülümsediğinde dizlerimin üstüne çöktüm. Artık tek gayet her ikisini bağrıma basıp kokularını içime çekmemdi. Ve galiba kadının neden zengin misin diye sorularını tam anlamıyla anlamıştım. Kadın iki çocuğa birden bu köhne evde bakmadığı için yükünü üstünden alması için birilerini arıyordu. Ve be o an elimden gelen tüm imkanlarımı ona sağlayacağıma yemin ettim. Bana dünya güzeli iki hediye birden hediye etmişken ona tüm servetimi dahi vermeye razı olabilirdim. “Merhaba meleğim.” Küçük kıza elimi uzattığımda bana gülümsemiş sonrada başını annesine kaldırmıştı. “Son kez büyük bir umutla soruyorum. O adam sen misin?” Bende bakışlarımı kadına çevirdiğimde şüpheyle ona baktım. “Yalnızca benim spermlerimi kullandıysan babaları yalnızca benim. Eğer hayatında başka adamları dahil ettiysen hemen test yaptırabiliriz.” “O halde kızımın da oğlumun da babası sensin çünkü ilk altı aya kadar Yiğit’in gözleri tıpkı seninki gibi maviyken kızımın gözleri hala mavi renkte.” Küçük kızın gözlerine daha dikkatli baktığımda ışığın altında parıldayan mavi gözlerini görmüştüm. Dudağımda çarpık gülümseme belirirken keyfim daha çok yerine gelmişti. “Maya güzelim babana gitmek ister misin?” Baba. Baba olmuştum. Gelmesi için gülümserken annesinin elini bırakmıştı. “Maya demek. En az senin kadar tatlı bir adın var babacım.” Bana cevap olarak sırıttığında birkaç adımla yanıma gelmesiyle küçücük bedenini tutup bağrıma basmam bir oldu. Küçücük bedenini varlığımda hissettiğim o anda yeniden nefes aldığımı hissedebilmiştim. Kokusunu içime çekip saçlarını öperek ayağa katlığımda sırada oğlum vardı. Onu da almak için hamle yaptığımda kadın geriye doğru çekildi. “Şey Yiğit yabancılara karşı pek fazla sıcakkanlı değildir. Senden korkmaması için ona biraz zaman tanı. Biraz zaman geçtiğinde kendiliğinden sana gelecektir. Aksi halde seni bir daha sevmeyecektir.” Nedenini anlayamazken kaşlarım çatılmıştı. Tek istediğim oğlumu da kucağım almaktı. Yine de herhangi bir pürüz çıkarmamak adına söylediğini yaparak geri durdum. Bir yandan gözümü huysuzlanan oğlumdan alamazken diğer yandan da tüm varlığımla sevgimi kızıma veriyordum. Bana en içten şekilde sarılırken kadının yani Nisan’nın yüzü düşmüştü. Yoksa çocukları bana vermekten vazmı geçmişti. Sanki az önce onları bana vermek ister gibi bir havadayken şimdi üzgün görünüyordu. Onun gözlerini korkutmamak adına bu konuda yorum yapmadım. Olanları sindirip ortak bir yol bulabilirdik. “Otursana, ayakta kaldın. Bende o sırada sana bir şeyler getiririm.” Bana verebileceği her şeyi vermişken daha fazlasını istemiyordum. “İnan bir şeyler içecek durumda değilim. Yalnızca burada kal. Onlara tanımak istiyorum. Ve bir an önce de oğlumu kucağıma almak istiyorum.” Başını sallarken kızımla birlikte oturdum. O da koltuğun kıyısına otururken başımı geriye çevirip yüzüne bakmıştım. Galiba uykusu vardı. “Maya fazla uykucudur, yeni uyandığı içinde fazla sersem halde. Kendine geldiğinde yaygarayı basacaktır.” “Her ne yaparsa yapın onu seveceğim gerçeğini değiştirmez.” “Şey. Savaş Beydi değil mi?” Kadın yani Nisan benim çocuklarımı doğurmasına rağmen hala bey diyordu. Onun hayat hikayesini de ayrı merak etmiyor değildim. Umarım hayatında herhangi biri yoktur. “Bana Savaş demeni tercih ederim Nisa.” “Şey… Tamam, Savaş diyebilirim. Sıkıntı değil. Sana bana emin misin onu söyler misin? Yani edindiğin bilgiler kesin mi?” Başımı hafif geriye çekip gözleri kapanan kızıma baktığımda mavi gözleri bana her şeyi anlatır gibiydi. Doğru bile olmasa bir umuda sarılır gibi sarılıyordum küçük bedenine… Bu kez oğluma baktığımdaysa bakışlarını benden kaçırarak annesinin boynuna sarıldı. “Az önce söylediğim gibi Nisan sen isen evet aradığın adam benim.” Tekrardan bakışlarını kaçırdığında bir uzlaşma yolu bulacağımızdan emindim. Bir şekilde onunla anlaşma yoluna gidecektik. Ben artık ikisini de yanımda istiyordum. Bundan sonra asla onlardan ayrılmayacaktım. O da isterse çocuklardan bıkıp kurtulmak istemezse sonsuza kadar onlarla kalabilirdi. Tabi ondan önce birkaç test yaptırmak istiyordum. Hayatımda kesinlikle kuşkuya yer kalsın istemediğimden bunu yapacaktım. “Yine de ikimizin de içinin rahat etmesi adına test yaptırmak istiyorum buna izin verir misin?” Aniden bakışları beni bulduğunda cevabını merak ettim. Umarım hayır demezdi. Sağlıklı bir ilişki kurmak adına bunların şart olduğunu anlatmam gerekiyordu. “Benim için de en uygunu bu olur. Ben de en az senin kadar emin olmak istiyorum. Mavi gözlerin bana her şeyi anlatsa da kesinliğe kavuştursak daha da iyi olacaktır.” “Henüz bu cümleyi kurmak için çok erken olsa da ben çocuklarımı yanımda istiyorum Nisan, belki koşullarımız yanlıştır ama bir şekilde ikisi de bizim hayatımız olacak. Bu yüzden sende istersen sizi yanımızda istiyorum. Yeni bir hayat için…” “Bu konuda sana şu anda hiçbir söz veremem. Ancak sonuçlar çıktığında kararımı sana bildiririm.” “O halde önümüzde çetin geçecek birkaç gün var desene…” “Ben yalnızca birkaç günümüzün çetin geçeceğini hiç sanmıyorum Savaş Çelebiler…” peki ya gerçekler gün yüzüne çıktığında sizi neler bekliyor olabilir?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE