HASTALIK
ÜÇ AŞK
Her yeni bir başlangıç için bir son gerekir…
"Ece Hanım!"
Ve ses duyulmuş perdeler sonuna kadar açılmıştır. Bu hisle yüzüme tebessüm kondurarak ayağa kalkarak patronumu saygıyla karşılamak için bir hamle yapmıştım. Aslında yapma istediğim senden de işinden de bıktım diyerek arkama bakmadan gitmek olması gerekirken yalnızca saf ayağına yatıyordum.
“Hoş geldiniz Cenk Bey, size nasıl yardımcı olabilirim?”
Doğrudan masama doğru gelip gözlerini gözlerime diktiğinde alışagelmiş hareketlerinden birini yaparak masama bakınmıştı. O masama bakarken bende ona bakarak yiğidi öldür hakkını yeme diye düşünüyordum. Her ne kadar sinilerimi fazlasıyla gerse de kesinlikle pis egosu kadar güçlü bir kişiliği vardı. Bana olan yavşamalarını saymazsak ciddi anlamda iyi diyecek kadar mükemmel biri olduğunu söyleyebilirdim. Yalnızca kişilik olarak değil fizik olarak da mükemmel bir görünüşe sahipti. Boyu posu yerine fazlasıyla yakışıklı bir adımdı. İş arkadaşlarımda tam olarak söylediği gibi, holding ona o da bana yıkılıyordu. Onca çalışan arasından neden bana taktığı da ortadaydı. Kaçan her zamana kovalanırdı.
“Senden ricam arada asistanım olduğunu hatırlamandır Ece, neden dün gece beni ektiğini açıklayabilecek misin? Yoksa istifanı yazmanı mı istemeliyim?”
Sonunda bakışları gözlerimi bildiğimde yutkundum. Bu işi kaybedemezdim. İşe bu denli çok ihtiyacım varken kaybedemezdim. Güçlü kalmak adına yutkunarak saçlarımı ellerimle geriye doğru itekledim. Cenk Bey de tüm ciddiyetiyle her hareketimi izliyordu.
“Ben nasıl özür dileyeceğimi bilmiyorum Cenk Bey, size de dün söylediğim gibi son dakika çok acil işim çıktı. İnanın size karşı…”
“Ece seni uzun zamandır tanıyorum. Hala o masada oturabiliyorsan bunun tek nedeni iş için verdiğin çabadır. Yine de amalarım var Ece, ve ben bu amalardan artık sıkıldım. Seni her aradığımda sana ulaşabilmeliyim. İşle ilgili bir sorun olduğunda karşılıklı çözüm üretebilmeliyiz.”
“Haklısınız. Söz veriyorum daha dikkatli olacağım.”
“Ece sabrımın son demlerindeyim artık. Beni dün gece nasıl bir duruma soktuğunun farkında mısın? Asistanımın yapması gerekenleri benim yapmanın ne anlama geldiğini biliyor musun? Bu projeye bu kadar emek verdikten sonra nasıl bir neden seni işinden alıkoyabiliyor?”
“Özür dilerim, söz veriyorum…”
“Verme Ece, yalnızca bana o lanet sebeplerin her neyse açıkla. Neden akşamları ortadan kayboluyorsun? Özel hayatında nasıl bir sorun var ki iş hayatını engelleyebiliyor. Söyle nasıl?”
Ona hayretle bakma sırası şimdi bendeydi? Benimle saygılı bir şekilde konuşmaya çalışsa da öfkesini gözlerinden okuyabiliyordum. Normalde sesini bana asla yükseltmez aksine her zaman pozitif konuşarak bana yakınlaşmaya çalışırdı. Bunca zaman boyunca ondan böylesine çıkış görmemişken şimdi afallamıştım. Cenk Bey masaya doğru eğildiğinde yüzüme biraz daha yaklaştı.
“Hayatında kim var Ece, seni bu denli sarsacak kadar önemli adam kim?”
Adam mı? Hayatımda birinin olduğunu mu düşünüyordu? Bunca zaman sonra bu soruyu ilk kez doğrudan soruyordu. Bana gözlerini dikmiş bakarken kahve gözleri bir şeyler anlatıyor gibiydi. Bakışları karşısında yutkunurken ne diyeceğimi bilememiştim. Ona özel hayatımı anlatamazdım. Ona değil hiç kimseye anlatamazdım.
“Hayatımda biri yok Cenk Bey… Sizin kast ettiğiniz anlamda biri yok.”
Bana gözlerini kısarken beni tahlil ediyor gibi bakıyordu. Sonunda doğrulduğunda tuttuğum nefesimi bırakabilmiştim. “Kahvemle birlikte ajandanı getir. Dün geceye dair notları harfiyen yazmanı istiyorum.” Benden cevap beklemeden odasın daldığında elimi kalbime götürdüm. Şimdi istifa falan yazmayacaktım değil mi? Beni işten kovmayacaktı?
Oysa işe gelirken böyle bir ihtimal aklıma bile gelmemişti. Cenk Beyin bana kızabileceğini bile düşünmemiştim. O her ne kadar esip gürlese de asla o yüzünü bana karşı kullanmazdı. Belki de bundan sonra daha dikkatli olmam gerekirdi. İşimi tehlikeye atmamak adına hemen söylediği gibi kahvesini yaparak ajandamla birlikte odasına girdim.
Cenk Bey kahvesini yudumlarken doğrudan konuya girerek dün geceye dair her ne kadar ayrıntı varsa not almamı istemişti. Bir ara ellerim yorulduğumda başımı kaldırıp beni seyreden adama bakmıştım. Onun bunca şeyi nasıl olurda aklında tuttuğunu anlamıyordum. İnsan söylenen hiçbir sözü unutmaz mıydı? Tamam, zeki olmasa bu işleri yürütemezdi ama yine de bu yakışıklı surat için bu zeka fazlaydı.
“Beni süzmen bittiyse devam et.”
Sözlerinden dolayı kızararak hemen önümü dönerek söylediğini yapmıştım. Bir noktadan sonra not almayı bırakıp yapılacaklar listesi oluşturmuştum. Cenk Bey bir sonraki akşam yemeği için kesin şekilde beni yanında görmeyi istediğini söylediğinde kabul etmekten başka çarem kalmamıştı. Bana açıkça bu son şansın demişti. Bir kez daha onu bu şekilde yarı yolda bırakırsam bana yeni bir iş bulmam konusunda uyarmıştı.
Tüm gün çarşamba gününü düşünüp durdum. Bir şekilde ayarlama yapmam gerekiyordu ama nasıl yapacaktım? Bu konuya bir şekilde çözüm bulmam gerekiyordu… Otobüs durağında beklerken önümde tanıdık bir araç durduğunda Cenk Bey penceresinin camını indirerek bin, demişti.
“Cenk Bey buraya park edemezsiniz birazdan otobüsüm gelir, lütfen siz yolunuz devam edin.”
“Bir kez daha söylemeyeceğim Ece, şimdi ya bu arabaya binersin ya da yarın sabah istifanı masama bırakırsın.”
Bana gözlüğün ardından ciddi bir ifadeyle bakarken duraktaki diğer insanlar homurdanmaya başladı. Tam da o sırada otobüs durağa yaklaşınca sinirlenerek söylediğini yapmıştım. Sert şekilde kapıyı kapattığımda Cenk Bey yavaş, demişti.
“Bu yaptığınız hiç size yakışmadı Cenk Bey, beni tehdit ederek her istediğiniz yaptıramazsınız. Üstelikte bunu sürekli şekilde beni işten atma…”
“Blöf yaptığımı mı düşünüyorsun?” Sorusuyla birlikte ona baktığımda derin bir nefes aldım. Onun blöf yapmadığını biliyordum. O hiçbir zaman yapacağı şeyleri söylemezdi.
“Yine de yaptığınız hiç hoşuma gitmiyor.”
“Gitsin ya da gitmesin artık umurumda değil Ece, hayatında neler dönüyorsa işini dolayısıyla da işimi etkiliyor. Ve ben işimde akislikler istemiyorum. Oturup işime odaklanmam gerekirken acaba asistanımın bugün neyi var diye düşünmekten çok fena sıkıldım.”
Bende bu durumdan zevk almıyordum. İşim için zaten fazlasıyla kendimden ödün verirken elimden daha fazlası gelmiyordu. “Neyin var Ece, neden kendini benden sakınıyorsun? İş hayatının dışında arkadaş olduğumuzu sanırdım.” Ben hiçbir zaman patronumu arkadaş olarak görmemiştim.
“Beni isterseniz uygun bir yerde bırakın, sizi yolunuzdan etmek istemem.”
“Seni evine götüreceğim Ece, bu konuda tek bir kelime dahi edecek olursun bu yol sabaha kadar ikimiz içinde bitmeyecektir.” Sabaha kadar mı? Benim bir saat içinde evde olmam gerekiyordu. Ona baktığımda gözlüklerinin altından bile ciddi bir ifade takındığını görebiliyordum.
İçimden homurdansam da sesimi çıkarmamıştım. Normalde eve kadar maillere bakmam gerekirken şu anda içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Bu yüzden kollarımı önümde kavuşturarak somurtmaya kadar verdim.
“Hadi ama seni ilk kez evine bırakmayacağım. Eğer baban falan görecek diye tedirgin oluyorsan söylersin evinden biraz daha uzağa seni bırakırım olur biter.” Bu konuda da diğer konularda olduğu gibi sessiz kalmıştım. Acımasız gibi gelse de içi yanan tek kişi bendim.
“Pekâlâ, sessizlik oyunumu oynayalım istiyorsun oynayalım. Bakalım kim kazanacak?” Ciddi mi diye ona baktığımda hala gözleri yola doğru çevrilmiş olsa da çenesinin kasıldığını görebiliyordum. Ona her şeyi anlatmak istesem de bunu yapamazdım. İstesem de bunu yapamazdım. Kendime dair hiçbir şeyi ona anlatamazdım.
Aradan dakikalar geçerken sessizlik çığ gibi büyümeye devam ediyordu. Ara sıra ona baksam da kesinlikle bana bakmayı ret ediyor aynı zamanda da sesini çıkarmıyordu. Bu hali hoşuma gittiğinde yüzümde tebessüm başımı çevirerek yola bakmıştım. Nefes almak adına pencereyi indirdiğimde dikkatle yoğunlaşan trafiğe bakıyordum.
O sırada yere yakın lüks bir araç bize yakınlaştı. İçeriden hafif bir müzik sesi yükselirken şuh bir kadın kahkahası yükselmişti. Adam uzanıp kadının elini dudaklarına götürdüğünde içimde bir şeyler sızladı. Anlamsız şekilde içim sızlarken midem kasılmıştı. Araba gaza basıp bizi arkada bıraktığında anlamsız duygu karmaşası karşısında yutkundum.
Tüm o duygu selini son günlerde yaşadıklarıma bağlarken hemen ilerde ışıklara yakalanmıştık. Kırmızı ışıkta durduğumuzda az önceki araçla yeniden aynı hizaya gelmişti ki bu defa arabayı kullanan adam başını çevirip benden tarafa bakmıştı. Doğrudan bana bakmasa da bu tarafa bakıyordu. O an da nefesim boğazıma tıkanırken ağzımdan bir inilti kopmuştu. O arabanın içindeki adam, az önce o kadının elinden öpen adam…
“Ece!”
Hakan! Hakan Aksun!
Sanki beni hissetmiş gibi başlarını çevirip bana baktığı o anda içimden bir şeyler kopmuştu. Bana baktığı tek bir saniye gözlerimiz kavuştuğunda içimde fırtınalar kopmuştu. Hakan bakışlarını çevirip gaza yüklenirken araba asfaltta acı bir ses bırakırken gözümden birkaç damla yaş akıp gitmişti.
İçimden fırtınalar koparken koluma sıcaklık hissettiğimde başımı çevirip yanımda ki adama baktım. Bana kaşlarını çattığında arkadan korna sesleri duyulmuştu. Cenk hiçbir anlam vermese de gaza yüklenmişti. Bana yol boyunca sorular sorarken beynim uğulduyordu. Konuşmasına rağmen kelimeleri bir türlü seçemiyordum.
Yol boyunca göz yaşlarıma hakim olamazken eve geldiğimizi anladığım o anda yavaşlayan araçtan hiç düşünmeden inmiştim. Tek bir saniye daha yanında kalmak istemiyordum. Yanında kalmak istemediğim gibi sorularına da duymak istemiyordum.
Önümü doğru düzgün görmenden hızla apartmana girdiğimde kalbim deli gibi atıyordu. Bunca yıl sonra onu görmüş olmam beni bu kadar sarsacağını bilemezdim. Oysa onu gazetelerde defalarca görmemiş miydim? Onu defalarca başka kadınlarla onlarca kez görmemiştim. Neden bu denli sarsılmıştım? Bu onu ilk görüşüm değildi ama umarım son görüşüm olurdu. Son…
“Ece, ablacım neyin var.”
“Peri? Peri nerede?”
“Sakin ol ablacım Peri gayet iyi.”
“Kızım… Kızımı bana getirir misin?”
“Getiririm getirmesine de neyin var önce onu söyle? Beni korkutuyorsun?”
“Lütfen kızımı getir. Şu anda konuşabilecek durumda değilim.” Sonuna soru sormayı kesip içeriye gittiğinde ayakta durmakta güçlük çekiyordum. İçeriden kızımın sesini duyduğum o anda yüreğim titremişti. Kızımın sesinden sonra kendisi geldiğinde özlemle ellerimi uzattım. Kızımda ellerini bana uzattığına acıyla kızımı bağrıma basıp kokusunu içime çıktım.
“Kızım, annen buradan. Annen burada.”
“Ece tatlım beni korkutuyorsun?”
“Şimdi değil, şimdi değil.” Bana anlayışla başını salladığında yüzüne minnetle bakarak burnumu çekiştirdim… Sonra da arkamı dönerek çantamın içindeki anahtarı aramaya koyuldum. Hem kızımı tutuyordum hem de anahtarı arıyordum. Yine de yaşlı gözlerle bu pek de mümkün değildi.
“Mama!”
“Evet, mama bebeğim. Eve girelim annen hemen karnını doyuracak.”
Kızım bir kez daha mama derken arkamda bir gölge hissettim. Nefesimi kesen ağır bir gölgeydi bu. Korkuyla kızıma daha çok sarılıp arkamı dönmüştüm ki Cenk Beyi görmemle derin bir iç çektim. Aklımı çıkarmıştı. Olmazdı ama bir an için onun enseme yapışacağını düşünmüştüm.
“Cenk Bey, inanın şimdi hiç sırası değil. Lütfen sizinle yarın konulabilir miyiz?”
“Ece, ablacım. Cenk Bey senin patronun değil miydi?” Karşı komşumuz aynı zaman da kızıma bakan meraklı komşumuz merakla bizi izliyordu. Cenk Beyse hiçbir şey söylemeden yalnızca koyu gözleriyle bana bakıyordu.
“Bırak bu defa sana yardım edeyim.” Bana ellerini uzattığında aslında bana değil de kızıma ellerini uzattığını fark etmiştim çünkü kızım tek bir saniye dahi düşünmeden kırk yıllık tanışıklığı varmış gibi kollarına atılarak vızıldamıştı. Kızım boynuna atılırken Cenk Beyin gözlerindeki dehşete de aynı zamanda tanık olmuştum. Onun bile bu denli sıcak karşılaşmayı beklemediği bariz şekilde belliydi.
“Galiba kızın hiç sana çekmemiş…”
“Aksine tam annesine çekmiş. Baksanıza Cenk Bey gözleriyle tıpkı annesinin kopyası…” Komşumuz merakla konuşmaya devam ederken Cenk Bey gözüyle çantamı işaret etti. Bende sonunda pes ederek çantamdan anahtarı bulup kapıyı açmıştım. Biraz daha kapıda durarak komşulara malzeme vermek istemiyordum.
İçeriye girdiğimde Cenk Beyin de girmesini bekleyip komşumuza gülümseyerek yarın görüşürüz, demiştim. Bana konuşacağız dediğindeyse yalnızca gülümseyerek kapıyı kapatmış sonra da başımı kapıya yaslanmıştım.
“Mama, anne mama…”
Kızımın sesiyle başımı çevirdiğimde Peri’nin mama diyerek Cenk Beyin kravatını çekiştiriyordu. Cenk Bey de kızımı yıllardır aynı şekilde tutuyormuş gibi rahatlıkla kızımı kucaklamış tüm ciddiyetiyle bana bakıyordu. Galiba benden bir açıklama bekleniyordu.
“Size bu işlere bulaştırmayı inanın istemezdim.”
“Yalnızca tek bir şeyi öğrenmek istiyorum. Hayatına beni dâhil etmemenin tek sebebi kucağımdaki güzel kız mı yoksa babası mı?”
Bana evli olup olmadığımı mı soruyordu acaba? Evli olmadığımı bildiğini biliyordum. Ben bekâr bir anneydim. O halde öğrenmek istediği şey kızımın babasıyla olan ilişkimdi. Ona az önce babasını başka bir kadınla gördüğümü söylemeli miydim?
“Otursak iyi olacak.” Kızımı kucağından almak için ellerimi uzattığımda Peri yüzüme bile bakmıyordu. “Peri o kravat senin yiyebileceğin herhangi bir şey değil.” Kravatı ağzına alırken yapmamsı için çekiştirmiştim. Bunu yaparken de ona fazlasıyla yakınlaşmış olmalıydım ki sıcaklığını tüm benliğime hissedebiliyordum. Başımı kaldırdığımda göz göze geldik.
“Peri. Demek adı Peri öyle mi?”
Hemen bir adım gerileyerek evet, demiştim. Perim benim her şeyimdi. Tüm düşlerim tek sığınağımdı. Her şeye tek başıma göğüs germe sebebimdi. “Sizi yemeye başlamadan önce kızımı alsam iyi olacak.” Ellerimi yeniden uzattığımda Cenk Bey kızımın saçlarına öpücük kondurarak eliyle yüzünü okşadı. Kızım da yüzüne sırıtarak baktığında fazla sevecen duruyordu.
“Şey kızım pek fazla dışarıya çıkmadığından her insana kolaylıkla gidebiliyor.” Aslında tam tersi kızım insanlardan çok korkardı. Sırf yanlış anlamasın diye konuşurken neyin derdine düştüğümü bende anlamadım.
“Bak bunu duyduğuma hiç sevinmedim. Herkese mavi boncuk dağıtmandan hiç hoşlanmadım. Galiba seninle bu konuyu konuşmamız gerekiyor. Annende senin için bir şeyler yapsın.” Bana baktığında devam ederek her ne yiyorsa demişti.
Ona isterseniz dediğimde “Kızın kuş kadar hafif Ece, eğer birini beklemiyorsan burada kalıp biraz onunla ilgilenmek istiyorum,” demişti. Yeniden ağzımı aradığını anladığımda ona geçmesi için salonu işaret ettim. “Ben hemen geleceğim.” Cenk Bey başını sallarken arkasını dönüp kızımla birlikte salona geçmişti. Ardından bakarken kaşlarımı çatıldı. Bu adam ciddi miydi? Onun gibi bekâr zengin bir adamın benim gibi biriyle ne işi olurdu. Düne kadar sorularım hep bu yöndeyken sorularıma bir yenisi eklenmişti. Bu adam bir kızımın olduğun farkına vardığı o an neden ardına bakmadan kaçmamıştı?
Galiba sorularına cevap arayacak olan tek kişi o olmayacaktı. Uzun süre burada kaldığımı fark ettiğimde hızla mutfağa geçmiştim Onun duygularımı bu kadar allak bullak edeceğini tahmin edemezdim. Oysa eve girmeden önce kızıma sarılıp saatlerce ağlamak isterken şu anda Hakan’ı bile düşünemiyordum.
Bir kez daha o sahne gözümün önüne geldiğinde midem kasılmıştı. Bunca yıl sonra neden karşıma çıkmıştı bilmiyorum ama umarım bu onu son görüşüm olurdu. Aksi halde olacakları düşünmek dahi istemiyordum. İçeriden konuşma sesleri gelirken daha fazla oyalanmadan işlerimi hallederek kızıma püresini Cenk Bey de kahvesini yapmıştım.
İçeriye girdiğimde kızımı nasıl içten bir şekilde sevdiğini gördüğüm o anda içim biraz daha acıdı. Bakışları beni bulduğunda “Kızın tam anlamıyla oyuncak bebek gibi. Hiç ağlamaz mı?” Bu sorusuyla gülümseyerek onu bir de gece görün demişti. Elimdekileri sehpaya bırakarak bu defa kızımı kucağıma almıştım. Kısa bir süre sessizlik devam ederken hala bir açıklama yapmam gerektiğinin farkındaydım.
“Bekar anne… Nasıl idare edebiliyorsun?”
Onun daha fazla beklemeye tahammülü olmadığını anlayınca derin bir çekerek anlatmaya başladım. “Zor ama güzel duygu… Eve geldiğimde her şeye değdi diyorum. Tüm günün o yorucu azametlerinden sonra kızımın tek bir gülüşü üstümdeki tüm yorgunlu alıp götürüyor. Bu yüzden çoğu kadın gibi bekar anne olmak zor da olsa güzel.” Tam aklımdaki cümlelerde toparlayamasam da ona daha fazla açıklama yapamadım. Yıllar sonra bunu birilerine anlatmak zordu.
“Babası? Babası hayatta mı?”
“Evet.”
“Nerede peki Ece, bana burada sizinle yaşıyormuş gibi gelmedi.”
“Bu evde yalnızca ben ve kızım yaşıyoruz.”
“Sorumlarıma dolaylı yoldan cevaplar vermen hoşuma gitmiyor. Benden bir şeyler gizlemene gerek yok. Ben senin düşmanın değilim. Bana her ne anlatıyorsan burada kalacaktır. Yoksa bana olan güvencin bu kadar mı az?”
“Sizi bu işlere bulaştırmak istemiyorum.”
“Bense aksine sizin hayatınıza dahil olmak istiyorum.”
“Olmaz. Buna izin veremem. İstesem de olmaz. Sizin gibi biri…”
“Benim gibi biri ne Ece? Aylardır sana ulaşmaya çalıştığımın farkında değil misin? Tek sebebin kızınsa korkma. Kızını sevmeme gerek yok, zaten o kendini istemesem de istesem de çoktan sevdirdi. Yok, gönlümde hala babası var diyorsan eyvallah, derim. Sen yalnızca bana dürüst ol. Gerisini de düşünme.”
“Yine de olmaz. Kızımın sizi sevmiş olması ona iyi bir baba olabileceğiniz anlamına gelmiyor. Siz de bende istesem de koşullar buna izin vermeyecektir. Sizin hayatınızla benim hayatım bambaşka…”
“Korkuttuğunu görebiliyorum. Korkunun sebebi yalnızca el alem mi? O ne der yoksa bu ne der mi?”
“Biraz evet biraz hayır… Ben ve kızım hayatımızda başka birini istemiyoruz.”
“Demek ikinci kez ret ediliyorum öyle mi?”
“Size daha önce de söylemiştim. Siz ve ben diye bir şey söz konusu olamaz.”
“Sana üçüncü defa gelmeyeceğim Ece, ne kadar istesem de üçüncü kez olamayacak.” Cenk Bey ayaklandığında bende kızımla beraber kalkmıştım. “Zahmet etme yolu biliyorum.” Demiş sonra da eliyle kızımın elini tutarak dudaklarına götürmüştü. “Seninle yeniden görüşeceğiz Peri, yeniden sana geleceğim…”
“Cenk Bey ben gerçekten üzgünüm.”
“Üzgün olma Ece, ben söyleyeceğim her şeyi söyledim. Hoşça kal.”
BU KURGUDA TAM ÜÇ AŞK HİKAYESİ YER ALACAKTIR.
ÜÇ ADET İMTİHANLARLA DOLU AŞK HİKAYESİ OLACAK.
SAVAŞ - NİSAN
ECE- CENK
HASAN - ASYA