
Gözlerini bilgisayar ekranında gezdiren genç kız belgeleri kontrol ederken aniden çalan telefonunu alıp kaşlarını çatarak arayan kişiye bakmıştı, gecenin bu saatinde bir sıkıntı olmasa asla aranmayacağını biliyordu Neva. Gördüğü isimle kaşları havalanan Neva önemli bir şey olduğuna emin olarak telefonu açıp kulağına dayadı, endişesini belli eden bir sesle konuşmuştu,
“Leyla? Sen aramazsın bu saatte bir şey mi oldu?”
“Neva! Çabuk Nevşehire gel, doğuruyorum!”
••••••••••••••••••••••••
Genç adam senelerdir gitmediği ülkede yeni bir anlaşma yapma peşindeydi, masasındaki dosyaları incelerken bir yandan Türkiye’ye kısa süreli seyahatinin ne zaman gerçekleşeceği konusunda da düşüncelere dalıyordu, emin miydi? Gitmeli miydi? Hala bilemiyordu. Düşünceleri arasında savrulan Alper aniden çalan telefonu ile irkilip telefonuna bakmış ve arayanı görünce konuşmaktan sayılı keyif aldığı isimimlerden birini görmesi ile dudaklarında oluşan gülümsemeyi engelleyemeden telefonunu kulağına dayamıştı,
“Oo Yağız Ali bey arar mıydınız siz beni? Hangi dağda kurt öldü?” Keyifli çıkan sesi ağabeyine takılır nitelikteyken kendi aksine duyduğu hüzünle sesle dudaklarındaki gülümsemenin yavaşça solduğunu hissetmişti Alper,
“Babamı kaybettik Alper… Cenaze yarın öğle namazına müteakip kaldırılacak, oyalanma ilk uçakla Nevşehire gel abim, bekliyorum…”
•••••••••••••••••••••••
“Siz?” Genç kız gülümseyerek buralara yabancı olduğu açıkça belli olan ancak Karabağlı konağında ne işi olduğunu anlayamadığı kıza anlamaz bir şekilde bakmıştı. Konak ani gerçekleşen ölümden kaynaklı cenazeden dolayı o kadar kalabalıktı ki kimin kim olduğunu anlayamıyordu Neva, yeğeni doğduktan bir kaç gün sonra gelen ani üzücü haber tüm aileyi temelden sarsmıştı.
“Ben Tatiana. Sen kim?” Neva kaşlarını şaşkınlıkla kaldırıp kızın tatlı aksanına gülümserken evin giriş kapısında sigara içen kadınla konuşmak adına rüzgarda durmasından kaynaklı rüzgardan kayan, cenaze nedeni ile başına örttüğü şalı düzeltmiş ve merakla sormuştu,
“Ben de Neva, memnun oldum Tatiana… Ama ben seni daha önce hiç buralarda görmedim sen kimsin?” Kimdi bu kadın, burada ne işi vardı bilemiyordu…
“Benim koca burada, onun baba için geldik.” Neva anlayamadığı Türkçe söylemle kaşlarını çatarken aradaki bağlantıyı bulmaya çalışırken bahçeye hızla giren araba ile bakışlarının bu denli hızlıca ve aceleyle kimin geldiğini anlamak ister gibi o kısıma çevirmişti,
“Heh işte benim koca geldi.” Neva dudağının tek tarafının kıvrılmasını engelleyemeden arabadan inecek kişinin kim olduğunu görmek adına merakla beklerken arabanın kapısının açılıp uzun ve yapılı bir bedenin inmesi ile yüzünü görmediği adamın görünüşüne karşı gayriihtiyari bir şekilde dudaklarını ‘ vay be’ dermiş gibi kıvırmadan edememişti. Arabasının kapısını kapatıp yüzünü kapıya dönen adamın kim olduğunu gören Neva dudaklarındaki gülümsemenin önce donuklaşıp sonra yavaşça solmasını engelleyememişti. Boğazında oluşan yumruyu geçiştirmek adına yutkunmaya çalışan genç kızın boğazında düğümlenen kelimelere rağmen ağzından tek bir kelime çıkabilmişti o da,
“Alper…” olmuştu…

