Üç ay sonra Kışın sert rüzgârları yerini baharın ılık, toprağı uyandıran meltemine bırakırken, Kuzey Krallığı da tarihinde görmediği bir dönüşüm geçiriyordu. Kara Kalp’in zehiri topraktan çekilmiş, griye dönen ormanlar yeniden yeşermiş, nehirler berrak akmaya başlamıştı. Ancak en büyük iyileşme, kalenin taş duvarları arasında, savaştan dönenlerin kalplerinde yaşanıyordu. Savaşın üzerinden üç ay geçmişti. Arven, odasının penceresinden avluya bakıyordu. Üzerinde zırhı yoktu; bunun yerine, yumuşak, eflatun rengi bir elbise vardı. Kumaşın tenine değmesi hâlâ garip geliyordu. Yıllarca deri ve çelikle yaşamış biri için ipek, neredeyse bir yabancı gibiydi. Ama bu yabancılığa alışmaya niyetliydi. Çünkü bu yumuşaklık, barışın dokusuydu. Aşağıda, eğitim sahasında tanıdık bir hareketlilik vardı.

