Arven, babasının odasının önünde durdu. Bu kapıdan sayısız kez, hem çocukluğunda koşarak, hem de genç bir adam olarak saygıyla tıklatarak girmişti. Her seferinde, kapının ardında onu bekleyen, gözlerinde sıcak bir ışıltı ve yüzünde gurur dolu bir gülümsemeyle oturan babasını bulmuştu. Ama şimdi, eli kapı tokmağına uzanırken, içini kemiren bir korku vardı. Juan’ın elinin sıcaklığı, bileğine kadar işlemişti, ona dayanak oluyordu. “Ben buradayım,” diye fısıldadı Juan, sesi o kadar alçak ve yakındı ki, kelimeler Arven’in teninde titreşiyor gibiydi. Arven, başıyla onayladı derin bir nefes aldı ve kapıyı usulca itti. Oda, her zamanki gibiydi. Rafları kitaplarla dolu, masasında eski haritaların serili olduğu, şöminede sönmek üzere olan bir ateşin hüzünlü bir şekilde titrediği bir oda. Ama hava

