1. Bölüm — Küllerinden Doğan Anka Kuşu 🐦🔥
GÜNÜMÜZ-ARTVİN
Artvin’in rüzgarı, sokakların arasından sessizce süzülüyor, şehrin üzerine çöken gri akşam, insanın içini burkan bir yorgunluk bırakıyordu. Cenk, yunus polis üniformasıyla ağır adımlarla müstakil evinin bulunduğu yere geldi. Her zamanki gibi eve girmek için kapıya yönelmedi. Bir hafta içinde alışkanlık haline gelmiş bir acı, bir özlem onu yine aynı yere çekti.
Evin karşısındaki müstakil evin penceresine. Laçin’in kaldığı odanın penceresine. Durdu, ellerini üniformasının ceplerine soktu, başını hafifçe kaldırdı. İç çekti derin bir acıyla.
‘Bir kere daha görsem… Bir kez daha o yüzü görsem, gözlerinin içindeki o ışığı hatırlasam…’
Bunu söylemeye cesareti yoktu ama kalbi zaten bu gerçekle bağırıyordu. Tam o sırada pencerenin perdesi açıldı. Laçin göründü ve göz göze geldiler. Ne gülümsediler ne de yüzlerinde bir sıcaklık belirdi. Geçmişlerinin yükü, hayal kırıklıkları, yanlış seçimler, zamanında söyleyemedikleri ve artık söylemenin bir anlamı kalmadığı şeyler… Hepsi aralarına görünmez bir duvar gibi çöktü. O duvarın ardında kalan tek şey ise imkansız bir aşktı.
Laçin’in yüzünde hüzün vardı. Cenk’in bakışı acı doluydu. O an, Cenk’in içinden bir cümle sessizce geçti;
‘O artık başkasının karısı… Başkasının çocuğunu taşıyor…’
Bu gerçeği kendine yeniden hatırlatınca, kalbinde koca bir boşluk oldu. Gözlerini, gözlerinden kaçırdı, başını eğdi. İçindeki her parçasının acıdığını belli etmeyecek kadar gururluydu. Sessizce arkasını döndü ve kendi evine doğru yürüdü.
Laçin, Cenk’in döndüğünü görünce perdeyi sıkıca tuttuğu elini gevşetti. Bir damla yaş yanağından süzüldü. Ne bağıra bağıra ağlayabiliyordu, ne de dimdik durabiliyordu. Kendini pencerenin kenarındaki yatağa bıraktı.
Aklı bir hafta öncesine gitti.
⸻————
Bir Hafta Önce – Artvin
Kayınpederi, Laçin’in kendi oğlundan kurtulması için planı çoktan yapmıştı. Gizlice ona bilet aldı, valizini hazırlattı. Bir an önce Laçin’i kaçırması gerekiyordu. Kaçıramazsa, oğluyla olan evliliği Laçin’i mezara koyacaktı.
Laçin otobüse binerken ne yapacağını bilmiyordu. Nereye gittiğini biliyordu ama nasıl yaşayacağını bilmiyordu. İçindeki yaşam sevinci çoktan sönmüştü. Üç yılda, konuşmayan, gülmeyen, donuk bir kıza dönüşmüştü. Herkes bırakmıştı onu. Herkes. Ama en çok da babası…
Babasının inadı, gururu, öfkesi yüzünden mahvolmuştu hayatı. Sevdiği adamı babasının yüzünden bırakmış, ama intikam uğruna sırf babası başka bir adamdan daha çok nefret ediyor diye, babasına inat o adamla evlenmişti. Bu intikam, kendine ettiği en büyük ihanet olmuştu.
Şimdi ise… sadece bir çanta, bir valizle, daha yüzlerini bile görmediği babasının ailesine sığınacaktı. Yol çok uzadı… ama sonunda bitti. Ağlaya ağlaya bitti.
Sabah sekizde Artvin otogarına indi. Muavin valizi bagajdan çıkarıp ona uzattı, Laçin elindeki adresi sıkıca tutuyordu. Şehir içi minibüslerine doğru yürürken bir ses duydu.
“Laçin…”
Bir anda adımları durdu. O sesi tanıyordu. Unutması gereken, ama asla unutamadığı o ses. Yutkundu. Başını yavaşça çevirdi. Cenk oradaydı. Üzerinde yunus polis üniforması, arkasında bir grup polis arkadaşı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Ne sevgi, ne nefret, ne kızgınlık. Sadece boş bir ifade.
Laçin’in gözleri anında doldu. Ama kendini tuttu. Ağlamak, acısını göstermek istemiyordu. Cenk ona doğru yürümeye başladı. Arkadaki polisler, Laçin’e merakla bakıyordu. Onu tanıyorlardı, Cenk’in en büyük yarasıydı… yarı yolda bırakan, üç yıl önce onun hayatını paramparça eden kız…
Cenk, Laçin’in karşısına geldiğinde iki adım mesafe bırakarak durdu. Sadece baktı. Laçin de ona baktı.
Üç yılın sonunda eski anıların acısı ve kavuşamamanın çaresizliğiyle bakıyorlardı birbirlerine. Cenk’in sesi yorgundu;
“Evlenmişsin… şimdi de hamileymişsin…” Her kelime içinde kopan fırtınanın yankısı gibiydi. “Mutlu olmana sevindim.”
Laçin tüm gerçekleri söylemek istedi ama söylemedi. Kocasından kaçtığını, mutlu olmadığını, karnında bir bebeğin olmadığını… söylemedi. Kendini acındırmak istemedi. Onu kendi acısına ortak etmek istemedi. Sessizce yutkundu. Tam o sırada arkadaşları Cenk’e seslendiler;
“Cenk, hadi oğlum. Gitmemiz lazım.”
Cenk başını salladı. Bir adım geri attı. Sanki o tek adım, o üç yılın sessizliğini yeniden aralarına örüyordu.
“Mutlu olmana sevindim.” diye tekrar etti bu kez daha kısık bir sesle “Umarım… hep böyle devam eder.”
Ve gitti… Aralarında söylenemeyen onca şey ikisinin de yüreğinde kor gibi kaldı. Laçin sadece baktı. Üç yıl önce Cenk’in onun arkasından baktığı gibi.
———————-
GÜNÜMÜZ - ARTVİN
Laçin, müstakil evin küçük ama huzurlu mutfağında iftar sofrasını hazırlamıştı. Babaannesini bekliyordu, bu evde, bu topraklarda kendini ilk kez biraz güvende hissetmişti. Saat ilerliyordu, ev sessizdi.
Tam o sırada kapı çaldı. Laçin, tedirginlikle başını kaldırdı. Sonra babaannemdir diye düşündü. Yavaş adımlarla kapıya yürüdü. Avuçlarının içi terlemişti, ama kapıyı açtığında karşısında babaannesi değil, onu cehennemine geri götürecek adam vardı. Kocası Kerim.
Laçin’in elleri buz kesti. Boğazı düğümlendi, gözleri büyüdü. Korku bir anda dizlerini titretmeye başladı. Kerim, dudaklarının kenarına sinsice yayılan bir gülümsemeyle ona baktı;
“Karıcım… yoksa beni beklemiyor muydun?”
Laçin’in sesi çıkmadı sadece korkuyla yutkundu. Kerim, tehditkar bir şekilde kaşını hafifçe kaldırdı.
“Hadi gidiyoruz.”
Laçin sessiz fısıltıyla;
“Hayır… gelmem.”
Kerim bu cevabı bekliyormuş gibi sinsi bir gülüşle başını yana çevirdi. Kaşıyla arkasını işaret etti. Laçin o anda evin etrafında olan onlarca korumayı gördü. Hepsi siyah takım elbiseli, hepsinin belinde silah. Tam karşıda ki evde Cenk, ailesi, nişanlısı, polis arkadaşlarıyla birlikte bahçede iftar masasında oturuyordu. Hepsi şaşkın, endişeli gözlerle onlara bakıyordu.
Cenk’in bakışında bir şey vardı öfke mi yoksa acı mı? Laçin ayırt edemedi. Kerim, alay ederek konuştu;
“Gelmezsen burada bir katliam çıkarırım. Hem… babaannene yazık değil mi?”
Sonra gözlerini kısarak Cenk’i işaret etti.
“Bir de beni aldattığın aşığına…”
Laçin’in nefesi kesildi. Kerim devam etti, sesi daha öfkeli ve zehirliydi;
“Demek Cenk’in burada olduğunu biliyordun. O yüzden Artvin’e geldin. Meğer hissettiklerim gerçekmiş. Haklı çıktım karıcım…”
Laçin’in kanı çekildi. Kerim’i iyi tanıyordu. Gözleri döndüğünde kimseyi dinlemediğini, eğer gitmezse gerçekten söylediğini yapacağını biliyordu. Titreyen bir sesle;
“Çantamı… alayı—”
Kerim sinirle elini kaldırdı.
“Alma o kokmuş şeyleri. Eve götürmem.”
Laçin başını eğdi. Kerim onun kolundan sertçe kavradı ve zorla çekiştirmeye başladı. Laçin tökezleyerek yürüdü. Koruma halkasının arasından geçip arabanın yanına yaklaşırken kalbi acıyla kavruluyordu. Tam arabanın kapısına birkaç adım kalmıştı ki;
“Hele deyyus… bırak benim torunumu!”
Av tüfeğinin dolum sesi duyuldu. Laçin irkilerek arkasını döndü. Babaannesi, elinde av tüfeğiyle öfkesile dimdik durmuştu arkalarında. Karadeniz kadınıydı o. Torununu kimseye, hele böyle bir adama asla bırakmazdı. Kerim kahkaha attı.
“Gel al!”
Ardından elini havaya kaldırdı, korumalara işaret verdi. Korumalar bir anda silahlarını babaannesine doğrulttu. Fakat aynı anda başka silah sesleride yankılandı. Cenk ve polis arkadaşları silahlarını çekmiş, korumalara doğrultmuştu. Hepsi tetikteydi, hepsi öfkeliydi. Laçin’in babaannesi geri adım atmadan konuştu:
“Sence ben torunuma ettiğin bunca zulümden sonra onu seninle göndereceğimi mi sandın? Defol git! Öldürtme kendini!”
Cenk o an Laçin’e baktı. Acıyla, yanarak ama Laçin bakmadı. Gözleri sadece babaannesindeydi. Kerim, Laçin’in kolunu bırakıp gülerek bir adım öne çıktı.
“Sen mi beni vuracaksın? Vursana hadi!”
Tam o sırada, Kerim’in arkasında bir silahın sesi duyuldu. Birisi, silahı ensesine dayamıştı. Bir erkek sesi, buz gibi ve yılların ağırlığını taşıyan bir öfkeyle konuştu;
“Annem değil… ben vuracağım.”
Laçin’in nefesi kesildi, gözleri büyüdü. Dudaklarından titrek bir çığlık yükseldi;
“BABA!”
Çünkü Laçin’in babası, yıllardır bu topraklara adımını bile atmamıştı. Ailesini, her şeyi geride bırakmıştı. Ve şimdi kızını korumak isteyen bir baba olarak geri dönmüştü. Kerim korkuyla yutkundu. İlk kez telaşlandı.
“Ben h–hiçbir şey yapmadım!” diye başladı konuşmaya. “Senin kızın beni aldattı! Hem de şu Cenk denen eski sevgilisiyle! Benimle evliyken bile onun altına yattı! O heriften hamile kaldı! Sonra ben anlamayayım diye düşürdü!”
Kelimeler zehir gibiydi, Cenk’in yüzünde duyduklarının şoku vardı. Arkadaşları, ailesi, nişanlısı bile donup kaldı. Cenk;
‘Ne saçmalıyor bu adam?’ diye düşündü.
Laçin haykırarak;
“Hayır! Hayır! Yalan söylüyor!” dedi.
Tam o sırada, bir başka erkek sesi duyuldu.
“İndirin silahları!”
Laçin’in kayınpederiydi. Korumalar silahlarını anında indirdi. Polisler de tereddütle, korumalar indirince indirdi silahları ama tetikteydiler. Havada duran tek bir silah vardı, Laçin’in babasının elindeki.
Laçin’in kayınpederi, bir adım attı, bakışları oğlunun üzerindeydi. Yüzündeki öfke, Kerim’i susturmaya yetiyordu.
“Benim oğlum yalan söylüyor.” dedi kararlı bir sesle. “Laçin ona hiç ihanet etmedi. Ama benim oğlum… ona üç yıl boyunca cehennemi yaşattı.”
Sokak ölüm sessizliğine bürünmüştü. Babaannesini av tüfeğini oğlunu ve ailesini korumak için tekrar havaya kalktı. Laçin’in babası silahı daha da bastırarak, dişlerini sıkarak öfkeyle konuştu;
“Öldüreceğim lan seni! Kızıma yaptıklarından sonra senin gibi bir pisliği yaşatmam!”
Kerim’in yüzü bembeyaz olmuştu. Korkudan titriyordu, çünkü Laçin’in babasını tanıyordu yapardı, gözünün yaşına bakmazdı. O an, Laçin’in annesinin sesi duyuldu;
“Hayır Recep! Yapma!”
Yıllardır susan, yıllardır yok olan, yıllardır bir inat uğruna kızından uzak kalan kadın… gözleri yaşla dolmuştu, titreyen elleri kocasının koluna yapışmıştı.
“Yapma! Katil olma!”
Ama Laçin… hiçbir şey söyleyemiyordu. Ağzı açıktı ama sesi çıkmıyordu. Kalbi acıyla doluydu. ‘Babam… benim yüzümden katil olacak… benim yüzümden… hepsi benim hatam…’
Göğsüne bir acı saplandı. Etrafındaki herkes bağırıyor, yalvarıyor, silahlar birbirine doğrultuluyor, ama Laçin’in kulağına hiçbir şey tam olarak ulaşmıyordu. Yalnızca bir şey biliyordu; Babası birini öldürmemeliydi. O, böyle bir yükle yaşayamazdı.
Laçin’in bakışları hızla etrafı taradı.
Korumalar, silahlar… her şey karmakarışık, her şey bulanıktı. Bir korumayı gördü, yanında duran, dikkati başka yerde olan genç bir koruma. Ve bir anda karar verdi. Kendini düşünmeden elini korumanın beline attı. Soğuk silah parmaklarına değdiği anda sanki içinden biri çığlık yükseldi ama aklı durmadı. Silahı kavrayıp çekti, bir bağırış duyuldu. Ama Laçin’i durduramadı ve;
PAT!
Tek bir el ateş sesi. Laçin önce bir adım geriye sendeledi, sonra dizleri boşaldı, vücudu kendini taşıyamayarak sağ tarafa doğru devrildi, etraf bulanıklaşıyordu. Birilerinin adını bağırdığını duydu… Ama hiçbirini anlayamıyordu. Yalnızca bir sesi seçebildi o karmaşanın içinden, Cenk’in sesini.
Bakışları bulanıklaşırken, gözleri onu aradı. Gözleri kararırken Cenk’in yüzünü gördü. Cenk, ona doğru koşuyordu. Gözleri korkuyla büyümüştü, dizlerinin üstüne düşerken yüzündeki acı… Laçin’in içine işledi. Cenk’in dudakları bir şeyler söylüyordu ama Laçin anlamıyordu. Tek bir şeyi farketti, Cenk ağlıyordu.
‘Benim için mi ağlıyorsun? Ben sana onca acı yaşattım… yine de benim için mi?’
Laçin’in gözleri kapanırken dudaklarından hırıltılı bir nefes ve boğuk bir ses çıktı;
“Hep… seni sevdim, Cenk…”