Seni Buldum!
Motosikletini; gözetlediği evin biraz ilerisine park etmiş, beklerken evin kapısında farkettiği hareketlilikle kaskının vizörünü indiren adam, dikiz aynasından gözetlemeye devam etti. Bahçe kapısından çıkanın, beklediği silüet olduğunu görünce kendisi gibi hazırda bekleyen taksiye, başıyla işaret verdi.
Köşeyi dönen taksi, bahçe kapısında bekleyen kadının elini kaldırmasıyla önünde durdu. Kadın biner binmez ayrılan taksi, gözden kaybolunca kaskını çıkaran adam, patronunu aradı.
"Haluk Bey, Hanzade Hanım evden ayrıldı Efendim."
Kısa bir süre patronunun sadece nefes alışverişlerini duydu adam. Daha sonra kulağına gelen "Kaç saat oldu Levent?" sorusuyla; bir an hesap yapıp "Yedi saat Haluk Bey." dedi.
Derin bir nefes alan Haluk, "Adam kim? Buldunuz mu?" diye sordu.
Levent, patronu görmese de alışkanlıkla başını sallayıp "Karan Aslanoğlu. Aslanel Global'in ortaklarından biri." diye cevap verdi. Karşıdan ses gelmeyince "Ne yapmamızı istersiniz Efendim?" diye sordu.
Bir süre düşünen Haluk, "Adam hakkında her şeyi bilmek istiyorum. Adamlardan biri de takip etsin." dedi. "Bundan sonra bizim değil, Onun ne yapacağı önemli." diye ekledi.
"Nasıl isterseniz Efendim." diyen Levent, görüşmeyi sonlandırdı. Telefonuna düşen bildirimle Hanzade'nin eve gittiğini öğrenince takibi bıraktı. Hazırdaki adamına konum atıp Karan Aslanoğlu hakkındaki genel bilgileri verip oradan ayrıldı.
..................
Pencereden süzülen ışıkla gözlerini zar zor aralayan adam, geceyi hatırlayınca çapkın bir gülümsemeyle gözlerini tekrar kapattı. Şimdiye kadar yaşadığı en tuhaf, en tutkulu, en şehvetli geceydi. Gözünün önüne gelen sahneler, sabah ereksiyonuyla birleşince kendini zorlamaya başladı. Elini yatağın soluna uzatınca karşılaştığı boşlukla afalladı. Ani bir hareketle doğruldu yataktan. Etrafına bakınca yerlerde sadece kendi kıyafetlerini gördü.
"Siktir!" deyip elini siyah saçlarına daldırdı.
Hızla kalktığı yataktan banyoya yöneldi. İçeriden hiçbir ses gelmiyor olsa da kapıyı tıklatıp açtı. En son birlikte kullandıkları haliyle duruyordu. Adını bile bilmiyordu.
Üzerine, bir eşofman altı geçirip üst bedeni tamamen çıplak aceleyle alt kata indi. Mutfaktan gelen seslerle, dudakları kıvrıldı. Muhteşem bir gece yaşattıktan sonra bir de kahvaltı hazırlaması fikri, içini ısıttı. Yüzündeki tatlı gülümseme, mutfağa girdiği an kayboldu.
Mutfaktaki kadın, arkasını dönünce dudaklarından bir "Hih!" nidası koptu. "Karan Bey, beni korkuttunuz." dedi.
Karan, "Kusura bakma Filiz Abla. Seni beklemiyordum bu saatte." dedi.
Filiz, Karan'ın karışmış siyah saçlarına, beyaz tenindeki tırnak izlerine, siyah gözlerindeki yorgunluğa baktı. Sonra kapıda karşılaştığı güzel kadın aklına gelince gülümsedi. Karan, eve çok nadir kadın getirirdi. Çapkın değildi. Sadece çok etkilendiği kadınları yatağına alırdı. Seçiciydi.
"Bugün pazar vardı Karan Bey. Taze meyve, sebze alıp erkenden geldim." dedi.
Karan, bıkkın bir nefes verip başını salladı.
"Kahvaltı birazdan hazır olur Karan Bey." dedi Filiz.
Çalan kapıyla heyecanlanan Karan, "Ben bakarım." dedi. Geceyi geçirdiği kadın, belki de bir şey unutmuştu. Geri dönme ihtimali Onu, heyecanlandırdı. Kapıyı açar açmaz yaşadığı ikinci hayal kırıklığıyla, gözlerini devirdi.
Karan'ın hareketine karşılık "Ben de seni seviyorum." diye neşeli bir ses duyulunca Filiz, mutfaktan çıkıp "Hoş geldiniz Doruk Bey." dedi.
"Hoş bulduk Filiz Abla. Kahvaltıya yetiştim mi?" diye sordu Doruk.
Başını sallayan Filiz, mutfağa dönünce Karan, "Oğlum, senin evin yok mu? Ne diye her sabah buradasın?" diye çıkıştı.
Doruk, "Evim var da kahvaltı hazırlayan yok." dedi.
Ters ters Doruk'a bakan Karan, "Eve Rus çalışan alıp hepsini elden geçirirsen olmaz tabi." dedi.
Bu arada Filiz, kahvaltı sofrasını bahçeye kurmaya başlamıştı bile.
Doruk, elinde bardaklar olan tepsiyle bahçeye doğru giden kadına göz kırpıp "Abla, bu niye bugün her zamankinden daha sevimli?" diye sordu.
Filiz, Karan'a göz ucuyla bakıp bilmiyorum der gibi omuz kaldırdı. Yıllardır Karan için çalışıyordu. Düzenli, kontrollü, cömert, dürüst, erdemleri olan düzgün bir adamdı. Ama diğer yandan gizliliğe önem verirdi. Kendisi hakkında konuşulmasını sevmez, kuralları çiğnensin istemezdi. Öyle bir durumda bambaşka bir Karan, adının hakkını veren karanlık bir adam ortaya çıkıyordu. O yüzden Filiz, bu Karan'ın hem ortağı hem de arkadışı olan Doruk bile olsa, en küçük bir bilgiyi bile söylemezdi.
Filizden her zamanki gibi laf çıkmayacağını anlayan Doruk, bu kez Karan'a döndü.
"Sahi nedir bu halin?" diye sordu.
Karan, oturduğu yerde dirseklerini dizlerine koyup başını ellerinin arasına aldı. Kafasını iki yana sallayıp sinirli bir gülüş bıraktı.
"Gece bir misafirim vardı." dedi.
"Bak işte bu, tam güneş tutulması gibi yılda bir kez olan bir durum." diyen Doruk, şen bir kahkaha bıraktı.
"Doruk!" diye dişlerinin arasından tısladı Karan.
Karan'ın sinirlendiğini anlayan Doruk, ciddiyeti ele aldı. "E ne oldu? İstediğin zevki sana veremedi mi diye bu kadar sinirlisin? Rahatlayamadın mı?" diye sordu.
Karan, başını yine sağa sola sallayıp "Aksine; şimdiye kadar yaşadığım en inanılmaz geceydi." dedi.
Doruk, bir kadının Karan'a bunları söyleteceğine, kulaklarıyla duymasa hayatta inanmazdı.
"E şimdi senin pamuk prens gibi olman gerekirken ne bu sinir?" diye sordu Doruk.
"Uyandığımda gitmişti. Kalsın istemiştim." diye mırıldandı Karan. Sonra da Doruk'un duyabileceği bir tonda "Neyse boş ver." deyip odasına çıktı.
Yatağa oturunca etrafa bakındı. Gözlerini ovuşturup giyinme odasına geçti. Zihnini boşaltmaya ihtiyacı vardı. Aklı sürekli geceye kayıyordu. Hazırlanıp bahçeye çıktığında Doruk, çoktan kahvaltı masasına kurulmuş tıkınıyordu.
Karan, "Yediysen çıkalım mı?" diye sorunca elindeki börekten büyük bir ısırık alan Doruk, başını salladı. Ayağa kalkarken bile ağzına zeytin atıyordu.
Onun bu haline gülen Filiz'e dönüp "Abla, kimse bu böreği senin gibi yapamıyor. Bak Karan, sana ne kadar veriyorsa üç katını vereceğim. Gel, benimle çalış." dedi.
Kıkırdayan Filiz, "Doruk Bey, ben size ne zaman isterseniz börek yaparım." dedi.
Doruk, suratını buruşturdu. "Bütün kadınlar aynısınız. Ne var bu huysuzda bu kadar vazgeçilemeyecek? İnsan bununla iki günde yaşlanır." dedi.
"Sulu herif!" diyen Karan, önden yürümeye başladı. Tam kapıdan çıkacakken Filiz'e dönüp "Abla benim odaya dokunma bugün." dedi. Sonra tam anlaşılmama ihtimaline karşı "Banyoya da." diye ekledi. İçi rahat etmeyince de "Sen iyisi mi bugün yukarıya hiç çıkma." dedi.
Küçük bir şok geçiren Filiz, "Nasıl isterseniz Karan Bey." dedi.
Tuhaf karşılamıştı. Karan, oldukça titizdi. Daha önce de hanım misafirleri olmuştu. Hemen toplatıp temizletir, eski düzenine geri dönerdi.
....................
Bütün gün toplantılarla, dosyalarla uğraşan Karan'ın, düşünmeyi ne zaman bıraksa zihni, sığınacak bir limanmış gibi geceye koşuyordu. İlk kez bir kadından bu kadar etkileniyordu. Güzeldi ama Onu etkileyen güzelliği değildi. Yatağında bir kadın vardı ama sanki birden çok gibiydi. Karan, her seferinde başka bir bakış, başka bir dokunuş, başka bir tarz hissetmişti ve hepsine ayrı ayrı hayran olmuştu.
Son dosyayı da bitirince ceketini alarak odasından çıktı.
Asistanına, "Ceyda Hanım siz dosyaları ilgili birimlere iletirsiniz." dedi.
"Nasıl isterseniz Karan Bey." diyen kadına iyi akşamlar dileyip şirketten ayrıldı.
Kendini, istemsizce Onunla tanıştığı kulüpte buldu. Belki yine gelirdi. Belki de çoktan gelmişti. İçiri girip bara oturdu. Sadece bir bira söyledi. Sarhoş olup dikkatini dağıtmak istemiyordu. Sadece Onu bulmak istiyordu. Mekanı delici gözlerle tararken yanında oturan kadının, kendisini çoktan göz hapsine aldığından haberi yoktu.
"Birini arıyorsun." diyen kadına bir saniyeliğine bakıp gözlerini çekti.
Karan'dan cevap gelmeyince kadın oturuşunu dikleştirip sarı saçlarını savurdu.
"Senin gibi bir yakışıklıyı kaybettiyse, bırak o üzülsün." dedi.
Karan, tekrar bakışlarını kadına çevirdi; bu kez daha uzun. Boyalı saçları, makyajı, estetiğiyle hepsi birbirine benzeyen kadınların aynısıydı. "Hıh!" diye tıslayıp başını tekrar kalabalığa çevirdi. Kadının dudakları kıvrıldı. İştahı daha çok kabardı; zoru severdi. Üstelik yanındaki adam, her kadının birlikte olmak isteyeceği kadar yakışıklı ve çekiciydi.
"Sana Onu unutturabilirim." diyen kadının sesindeki arzu Karan'ın dudaklarının kıvrılmasına neden oldu. "Dene beni." diyen kadın, elini Karan'ın dizine koyunca kaşları havalanan adam bileğini tuttu.
"Teklifine cevabım: Hayır." deyip kadının elini sertçe çekti. Bara ücreti bırakıp çıkarken kadının ince sesi kulaklarına kadar geldi.
"Neden kaybettiğin belli oldu. Umarım Onu hiç bulamazsın."
Karan'ın kaşları çatılsa da yoluna devam etti.
...................
Odanın ortasında durmuş ne yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Bu karışıklık; Onun tüm prensibine aykırı olsa da odadaki yaşanmışlığı silmek istemiyordu. Niye bu kadar takılmıştı bu kadına? Derin bir nefes alıp yataktaki çarşafı topladı. Yerine yenisini serdi. Kendi yastık kılıfını çıkarıp değiştirdi. Sıra diğer yastığa gelince durdu. Burnuna yaklaştırıp kokaladı. Genzine dolan hanımeli kokusuyla gözlerini kapattı. O yastığı olduğu gibi bıraktı. Yerdeki çamaşırları toplayıp hepsini kirli sepetine bastırdı. Banyoya dokunmadı bile. Soyunup sadece iç çamaşırıyla girdi yatağa. Yatak başlığındaki kravatı görünce gülümsedi. Onu, orada bırakacaktı. Sol tarafındaki yastığı alıp sarıldı. Burnuna yayılan kokuyla uykuya daldı.
....................
Karan, sabah bahçeye çıktığında kahvaltı masasını boş görünce şaşırdı.
"Seninki gelmemiş." diye Filiz'e takıldı.
Gülen kadın, "Doruk Bey, uyanamamıştır. Yoksa kesin gelirdi." dedi.
İçinden 'Kim bilir geceyi kiminle söndürdü?' diye geçirdi. Çalan telefonun ekranına bakınca kaşları çatıldı. Arayan kardeşiydi.
"Allah bilir yine başını hangi derde soktu." diye söylenerek açtı telefonu.
"Efendim Doğan."
Kardeşinin sızlanmasını bir süre dinlerken gözlerini kapatıp içinden sabır çekti. Babası, yine yapmıştı yapacağını.
"Bekle geliyorum." dedi.
Telefonu kapatınca bu kez asistanını aradı.
"Ceyda Hanım, öğleden önceki tüm randevuları iptal edin. Şirkete öğleden sonra geleceğim. Doruk sorarsa, ailevi bir meseleymiş dersiniz." deyip cevap beklemeden kapattı.
Alelacele evden çıkarken kendisine seslenen Filiz'le durdu.
"Karan Bey. Bugün odanızı toplayacak mıyım?"
Karan, bir an durup düşündü. Ne yapacağını bilmiyordu. Dengesi altüst olmuştu. Odanın o hali; kaşınan bir yara gibiydi. Hem geçsin istiyordu hem de tekrar kanayacağını bile bile kanatana kadar kaşımak istiyordu.
"Hayır karışma Abla. Sadece ortak banyoyu kullandım orayı temizleyebilirsin."dedi.
İkinci bir şok dalgası geçiren Filiz, kendi banyosu dışında başka bir yeri kullanmayan adamın, oratak banyoyu kullandığını duyunca şok oldu. Şaşkınlığı geçip kendine geldiğinde Karan'ın çoktan gitmiş olduğunu gördü.
.....................
Karan, "Arabamı aldırtmış. İnanabiliyor musun? Dersten bir çıktım arabanın yerinde yeller esiyor." diyen Doğan'ın serzenişlerini büyük bir sabırla dinliyordu.
"O da yetmezmiş gibi kartlarımı da iptal etmiş. Beş parasız kaldım. Nakit taşımıyorum ki ben." dedi Doğan.
Karan'ın sessiz tavrından sıkılmış olacak ki "Ya Abi, sen söyle haksız mıyım ben?" diye sordu.
Karan, kendi üniversite yıllarını hatırlayınca gülümsedi. Babası, aynı yöntemleri kendisine de uygulamıştı. Babası, beş para etmez, zengin züppeler olmasınlar diye; paranın bitip, bir gün her şeylerini bir anda kaybedebileceklerini böyle öğretiyordu. O yıllarda; O da Doğan gibiydi. Ama şimdi babasını anlıyordu.
"Bak, babamın her yöntemini tasvip ediyorum diyemem. Ama kendi, şu anki durumumu değerlendirince iyi iş çıkardığını kabul ediyorum. Zamanla sen de anlayacaksın. " dedi.
Gülümseyen Doğan, Karan'ın ani freniyle az kalsın cama yapışıyordu. Hala kampüsün içindeydiler. Karan, karşı kaşdırımda yan yana yürüyen üç kızdan gözünü ayırmıyordu. İşte oradaydı. İki kızın ortasında; elindeki keman kutusuyla gülerek arkadaşlarına bir şeyler anlatıyordu. Dalgalı saçları; esen rüzgarda uçuşup ışıltılar saçıyordu. İçinden kocaman bir 'Siktir!" çekti. Kaç gündür hayatının altını üstüne getiren kız, bir üniversite öğrencisi miydi?
Heyecanla "Seni buldum!" dedi.