Beste 1

1169 Kelimeler
Arkasındaki arabanın korna sesiyle kendine gelen Karan, arabayı aceleyle sağa çekti. Kardeşine, "Arabayı al git. Benim bir işim çıktı." deyip arabadan indi. Şaşkınca abisine bakan Doğan, "Kimi gördün az önce sen? Kızlara mı bakıyordun?" diye soruları art arda sıraladı. Bir yandan da pis pis sırıtıyordu. Karan, "Vazgeçtim, sana iyisi mi bir taksi çağıralım." der demez sürücü koltuğuna geçen Doğan, "Abi para?" dedi. Kartlarından birini Doğan'a veren Karan, dişlerinin arasından "Akşam yemeğinde, annemden 'Doğan evde' lafını duymazsam, fena olur ona göre. Benim yöntemlerimi görünce babama şükredersin. Ayrıca; gece evde değil de yurtta kalma işini de sonra konuşacağız Doğan Efendi." dedi. Doğan, bir asker edasıyla "Emredersiniz Komutanım!" deyince iyice sinirlenen Karan, "Biraz daha kalırsan, ağzına edeceğim Doğan." dedi. Araba, gözden kaybolana kadar bir müddet arkasından bakan Karan, bir yandan da kıza ne diyeceğini düşünüyordu. Kampüsün içindeki kafeyeryalardan birine girmişlerdi. Karan, sessizce içeri süzüldüğünde aradığı kızın yanındakilerini, bir masada otururken gördü. Keman kutusu, masaya yaslanmıştı. Neredeyse dört duvarı cam olan mekanın, bütün masaları pencere kenarıydı. Masalara göz gezdirip aradığını bulamayınca self servis olan tezgaha döndü. İşte oradaydı. Muhtemelen ne istediğini anlatıyordu. "Beste! Benim ki şekersiz olsun." diye bir ses yükselince göz hapsine aldığı kız, gelen sese döndü. Gülümseyip başını salladı. Karan, sessizce mırıldandı: "Beste!" Sessizce ilerleyip tam arkasında durdu. Aralarında sadece birkaç adım vardı. Ona bu kadar yakın olmak, kalbinin atışını hızlandırmıştı. İçinde kabaran arzuyla, aralarındaki mesafeyi yarım adıma indiren Karan, burnuna dolan hanımeli kokusuyla gözlerini kapattı. Gözlerini açtığında kendisine bakan ela gözlerle, bir an ne yapacağını şaşırdı. "Aceleniz mi var?" diye tatlı bir sesle soran Beste, cevap alamayınca tekrarladı: "Beyefendi, aceleniz varsa sıramı alabilirsiniz." Başını sağa sola sallayan Karan, "Kusura bakmayın dalmışım. Acelem yok, teşekkür ederim." dedi. Beste, anlayışlı bir gülümsemeyle başını sallayıp önüne döndü. Karan, o gözlerde bir ışıltı aradıysa da bulamadı. Gerçekten hatırlamamış olabilir miydi? Üzerinden çok zaman geçseydi belki ama bir insan bir gün önce seviştiği birini unutabilir miydi? Üstelik bir gecede...... Aklından geçen düşünceleri, Beste'nin boynuna dolanan bir kol, dağıttı. "Ne haber güzellik?" deyip, Beste'nin şakağına bir öpücük bırakan adama inanmıyormuş gibi baktı. Aynı bakışı Beste'de de görünce rahatladı. Kaşları çatılan Beste, bir hamle de boynundaki koldan sıyrıldı. "Sana kaç kez benden uzak dur dedim, Barış." diye bağırdı. Bir üniversite öğrencisine göre oldukça yapılı ve uzun olan Barış, Beste'ye doğru eğilip "Buna, ben karar veririm güzellik." dedi. Beste, sinirli bir gülüş bırakıp kahveleri alarak arkadaşlarının yanına gitti. Karan, kararmış gözlerini, Beste'nin arkasından sırıtarak bakan adama dikti. Bakışlarını Karan'a çeviren Barış, "Sinirlenme arkadaş, sıranı alacak değilim. Benim almak istediğim başka bir şey var." deyip, Karan'a göz kırptı. Aheste aheste yürüyüp Beste'nin yanındaki sandalyeye oturunca diğer kızlar Ona, göz devirerek baktılar. Sanki her zaman olan günlük bir şeymiş gibi Barış'ı umursamadan konuşmaya, devam ettiler. Karan, sade bir kahve alıp hemen arkalarındaki masaya oturunca aralarında; derslerin zorluklarıyla ve hocalarla ilgili bir muhabbet dönmeye başladı. Beste, sessizdi. Arkası Karan'a dönük olduğu için dalgalı, siyah saçlarının güzelliğine hayran hayran baktı. O saçların; ne kadar yumuşak olduğunu ve ne kadar güzel koktuğunu hatırlayınca yutkundu. "Beste'nin bu konuda kaygısı yok ki. Alttan iki dersi var sadece. Haftanın bir günü okulda. Bu sene, o dersleri de verince hocalardan da kaprislerinden de kurtulur." diyen kızın sesindeki kıskançlık, Karan'ın kulaklarına kadar ulaşmıştı. Ama Onun için önemli olan bilgi, Beste'nin haftada bir gün dersi olmasıydı. Bu da demek oluyordu ki; Beste, salı günleri fakültedeydi. Bunu aklına not etti. Barış denen kılkuyruk, elini masanın altından Beste'nin dizine atınca diken değmiş gibi birden ayağa kalkan Beste, önündeki kahveyi Barış'ın suratına fırlattı. "Sana, bana dokunma dedim." diyen Beste oldukça sinirlenmişti. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye tıslayan Barış, bir yandan da masanın üzerindeki peçetelerden biriyle yüzünü siliyordu. Öyle çok öfkelenmişti ki elleri titriyordu. Karan, bu manzarayı kahvesini yudumlayarak keyifle izliyordu. Bir yandan da tüm sinirleri uyarılmış, tetikte bekleyen bir aslan gibiydi. Beste'nin kolunu tutan Barış, "Eh! Yeter artık, sıktın ama." diye kükreyince diğer kızlar da korkuyla ayağa kalktı. "Sana yeterince sabır gösterdim. Güzellikten anlamıyorsun belli ki. Ama madem seve seve olmuyor, o zaman zorla si........." "Ahhhh!" Barış, ne olduğunu anlamadan başını masada buldu. Beste'ye dokunan eli kıvrılıp, kolu sırtına yapıştığında çıkan çıtırtı, Beste'nin kulağına ulaşınca bir çığlık attı. Kafeteryadaki herkes yaklaşmış, onları izliyordu. Dudaklarındaki hafif kıvrımla, kapıya yaslanmış olanları izleyen Levent, gördüklerinden oldukça memnundu. Beste'nin çığlığıyla dikkatini Ona veren Karan'ın bakışları, teskin ediciydi. "Sakin ol! Tamam mı? Sadece küçük bir çatlak." dedi. Sanki koca adamı zapteden o değilmiş gibi sesi, öyle yumuşak çıkmıştı ki Beste, dehşete düştü. "Tabi kıpırdamaya devam ederse büyüyecek." diye tehditkar bir tavırla konuşmasına devam etti. Barış, anında çırpınmayı bıraktı. Karan, takdir eden bir sesle "Uslu çocuk!" dedi. Barış nefes nefese "Orospu çocuğu!" diye bağırdı. Karan, "Cık! Cık! Cık! Hiç yakışıyor mu? Hanımların yanında." diye alayla ayıplayınca Barış, "Sen, benim kim olduğumu biliyor musun?" diye sinirle sordu. Bir an düşünüyormuş gibi yapan Karan, "Sikimden büyük değilsin." deyince, Beste ve arkadaşları kocaman gözlerle, Ona baktı. "Özür dile!" deyip adını hiç duymamış gibi Beste'ye döndü. "İsminiz neydi?" diye sordu. "Beste" "Beste Hanımdan özür dile." diye ısrar etti. Barış'tan ses çıkmayınca Karan, dudaklarını Barış'ın kulaklarına yaklaştırıp fısıldadı: "Beste'den özür dile, yoksa cümlenin o tamamlayamadığın kısmını, üzerinde bizzat denerim." "Özür dilerim!" diye bağıran Barış'a "Aferin!" dedi. "Şimdi seni bırakacağım. Paşa paşa çıkıp gideceksin. Bir daha da Beste Hanımı rahatsız etmeyeceksin, anlaşıldı mı?" Barış, kafasını sallayınca Karan, ellerini çekti. Kolunu tutarak doğrulan Barış, öfke dolu gözlerini Beste'ye çevirince Karan, "Gözler bende." dedi. Barış, bir an Karan'ın önünde durdu. Barışın gözlerindeki öfkeyi, Karan'ın gözündeki umursamazlık karşıladı. Barış, Karan'ın ayaklarının dibine tükürüp sessizce kafeteryadan çıktı. Barış çıkınca Karan ve Beste göz göze geldiler. Onların sessizliğine, kafeteryadakiler de eşlik ediyor gibiydi. Herkes masasına geri dönmüş ama üzerlerindeki şaşkınlığı atamamışlardı. Sessizliği bozan Beste oldu. "Umarım öğretmen ya da öğrenci değilsinizdir." dedi. Karan, merakla "Ne fark eder?" diye sordu. "Az önce Rektörün oğlunun düşmanlığını kazandınız." diye cevap verdi Beste. Başını iki yana sallayan Karan, "Sizi bir daha rahatsız edeceğini sanmıyorum. Yine de..." deyip cebinden bir kart çıkardı. Beste'ye uzatırken "Tekrar rahatsız ederse arayabilirsiniz. Ne zaman isterseniz arayın." diye yarım kalan cümlesini tamamladı. İçinden 'Rahatsız etmese de ara.' diye geçirmeden edemedi. Beste, başını zarifçe yana eğmiş kartı incelerken Karan da Ona baktı. Bu kız, gerçekten de bir şey hatırlamıyordu. Belki de hafızası zayıftı. O gece; alkol kokusu almadığından emindi. Aklına başka bir maddenin etkisinde olabileceği geldi. Bu düşünce, mantığına daha uygundu. Yoksa; içinden çıkan farklı kadınları nasıl açıklayacaktı? Kafası; allak bullak olmuştu. Yine de Onu bulmuştu. Bu düşünceyle rahatladı. "Beste Hanım, buradayım ben. Dışarıda bekliyorum. Ne zaman arzu ederseniz gidebiliriz." diyen Levent, Karan'ı süzdükten sonra kafeteryadan çıktı. Bakışlarını karttan Karan'a kaydıran Beste, "Teşekkür ederim Karan Bey. İyi günler." dedi. Karan, "İyi günler." diye karşılık verince keman kutusunu da alıp kafeteryadan ayrıldı. . Beste gidince kendine gelen Karan, masadaki diğer kızların hayran bakışlarıyla karşılaşınca gülümseyerek "Hanımlar." deyip, bir baş selamı verdi. Sonra da tezgahtaki görevliden, bir taksi çağırmasını rica etti. Dönüş yolunda, iki gündür bozulan düzenine artık geri dönebileceğini düşündü. Suretlere gerek yoktu. Gerçeğini bulmuştu nasıl olsa. Kendisini hatırlatmanın bir yolunu da bulurdu artık. Telefonunu eline alıp Filiz'i aradı. "Buyrun Karan Bey." diyen Filiz'e "Abla artık üst katı temizleyebilirsin." dedi. "Her yeri mi?" diye hevesle soran Filiz'e "Her yeri." deyip kapattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE