Teşhis

1699 Kelimeler
Levent, Alya'nın çıkışa doğru gittiğini görünce arka kapıdan çıkıp otoparka ilerledi. Bir süre şaşkınca bakan Karan, kendine gelir gelmez "Doruk, arabanın anahtarını ver." dedi. Bu saçma oyuna, son verecek, ne haltlar döndüğünü öğrenecekti. Bu kadının amacını bilmiyordu ama kimse, Onunla böyle oynayamazdı. Doruk'un, hala şaşkın şaşkın kendisine baktığını görünce dişlerinin arasından, "Doruk anahtar!" dedi. Ne olduğunu anlayamayan adam, anahtarı uzatıp "Ben de geleyim mi?" dedi. "Hayır! Sen kal." diyen Karan, iki adım atıp durdu. Doruk'a, "Feride Sultan'a da bir tablo seç." dedi. "E aldın ya." dedi Doruk. Koşar adımlarla salondan çıkan Karan, Onu duymadı bile. Çıkışa varınca Alya'nın, hali hazırda bekleyen araca bindiğini gördü. Gözlerini bir an ayırmayarak O da bindi arabaya. "Bu kez olmaz Küçükhanım. Bu kez burada, ne sikim döndüğünü bana anlatacaksın." diye kendi kendine söylendi. Bir yandan da öndeki araçtan gözünü ayırmıyordu. Neydi bu böyle? Yeni bir dolandırıcılık yöntemi mi? Kadın, yatakta adamın aklını başından alıyor, sonra da türlü hile ve kandırmacayla parasını mı alıyordu? Yol boyunca aklına gelen fikirler, birbirini kovaladı. Nihayet öndeki araç, yavaşlayıp oldukça gösterişli bir yalıya girene kadar. Arabayı, uygun bir yere bırakıp kapıya gelince bekleyen, takımelbiseli adamlar gördü. İçinden 'Siktir!' çekse de geri adım atmadı. Kapıya yanaştığında, kendisine gayet kibar bir şekilde "Buyurun Beyefendi." diyen korumaya, "Alya Demirkan'la görüşmek istiyorum." dedi. Koruma bir an şaşkınlıkla yanındaki diğer adama baktı. "Bir dakika bekleyin." deyip biraz uzaklaşınca kulağındaki kulaklıktan bilgi alışverişine başladı. Karan, Onun sadece "Tamam Efendim." dediğini duydu. Kendisine yaklaşan koruma, "Sizi birkaç dakika bekleteceğim." deyip olduğu yerde kaskatı kesildi. Birkaç dakika sonra kapıda görünen Levent, Karan'ın sinirlerini iyice gerdi. Beste'nin yanında görmüştü Onu. Yaşça; kendisinden oldukça büyüktü ama şimdi yakından bakınca fiziken, oldukça güçlü görünüyordu. Kumral saçları ve yeşil gözleri vardı. Bakışları, caydırıcı denebilecek kadar sertti. Öfkeyle, "Çetenin başı sen misin? Kadını, sen mi pazarlıyorsun?" dedi. Hırsını alamayıp "Pezevengi sen misin?" diye bağırdı. Sakinleşmek için derin bir nefes alan Levent, yanındaki korumaya "Aç kapıyı." dedi. Demir kapı aralarından yavaş yavaş çekilirken Levent, "Haluk Demirkan, sizi görmek istiyor. Aradığınız cevapları, size O verecek. Uslu durmanızı öneririm." dedi. Karan, bir an önce Levent'in üzerine atlayıp ağzıyla burnunun yerini değiştirmeyi çok istese de yapmadı. Kendine hakim olması zordu ama cevapları çok merak ediyordu. Önce, cevapları alıp yüzüne şekil vermeyi, sonraya bırakacaktı. Karan, "Bu taraftan Karan Bey." deyip, önüne düşen Levent'i takip etti. Yalının arka bahçesinden birkaç basamakla, denize sıfır, daha küçük bir alana indiler. Burası, daha minimalist bir bahçeydi. Çok şık füme tonlarında bahçe mobilyaları ile döşenmiş, küre şeklindeki bodur lambalarla aydınlatılmıştı. Denizin manzarası ise bir harikaydı. Karan, Haluk Demirkan adını daha önce de duymuştu. Demirkan Holding'in sahibi, güçlü ve oldukça varlıklı bir adamdı. Uzun zamandır iş sahnesinden elini eteğini çekmişti. Sağlık sorunları nedeniyle işlerini, görevlendirdiği bir CEO ve kızı yürütüyordu. Karan, bu kadar yaşlı bir adam beklememekle birlikte, adamın yanındaki gezici oksijen tüpü ve elinde tuttuğu maske, sağlığı hakkında çıkan dedikoduları doğruluyordu. Yanına yaklaştığında, Haluk eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti. Karan, bu sessizliğe uyarak gösterilen yere oturdu. Levent de Haluk'un oturduğu koltuğun yanında her şeye hazırlıklı olarak beklemeye başladı. "Karan Aslanoğlu! Babanızın, oldukça köklü ve güçlü bir şirketi varken Onun, gölgesinde kalmayı reddedip ortağınızla birlikte sadece beş yıl önce kurduğunuz şirketle, adınızı duyurdunuz." diyen Haluk'un sesindeki hırıltı, sağlığının ne kadar bozuk olduğunu anlatır türdendi. Maskeden bir nefes oksijen alan adam, "Bazıları; bu denli bir başarı için bir ömür harcıyor." dedi. Tuhaf bir şekilde kapısına geldiği bu adamdan, böyle bir övgü beklemeyen Karan, gardını düşürmedi. Onun yerine, "Bu yüzden mi kadını peşime taktınız?" diye sordu. Haluk, rahatsız edici bakışlarını Karan'a dikip "Karşımda, romantik bir adam görmeyi beklemiyordum. Gerçekleri, tuhaf bir şekilde inkar ediyorsunuz." dedi. Karan'ın kaşları çatıldı. Haluk, Onun konuşmasına fırsat vermeden devam etti. "İsmi; Beste ya da Alya, karşılaştığınız gece kulübü, sürekli gittiğiniz bir yer değildi. Tesadüfen oradaydınız. Onu, evine davet eden sizdiniz. Okulda gördüğünüz zaman peşinden giden, bu kapıya dahi gelen sizken, neden O sizin peşinizde oluyor? Belki de siz, Onun peşindesiniz." dedi. Bu çıkışı beklemeyen Karan, içten içe Haluk'un haklı olduğunu biliyordu. Şimdiye kadar koruduğu dik duruşu bozup yerinde kıpırdandı. Haluk, haklıydı. Yine de merak ediyordu; bu kadın neden iki ayrı insan gibi davranıyordu? Ondan çok etkilenmişti ve şimdi bu cevapsız sorular, kafasında dönüp duruyordu. Haluk, anlamış gibi "Tüm sorularınızı yanıtlayabilirim Karan. Sadece tek bir cevap karşılığında." dedi. Birkaç nefes oksijen çektikten sonra, "Benim tek sorumun cevabına karşılık, size istediğiniz kadar soru sorma hakkı veriyorum." diye devam etti. Karan, hala nasıl bir oyunun içinde olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu oyunu oynamalı mıydı ya da çıkıp gitmeli miydi? Bilemiyordu. Daha doğrusu; gidince hisleri, düşünceleri Ona, rahat verecek miydi? Sonunda merakına yenik düşüp "Sorunuz nedir?" diye sordu. Haluk, aldığı yanıttan oldukça memnun olmuştu. Ama işin zor kısmı bundan sonrasıydı. Özellikle alacağı cevap, Onun için oldukça mühimdi. Haluk, "Peşinde olduğun kadın; benim kızım." diyerek söze başladı."Onunla, bir gece geçirdiniz." dedi. Bunu beklemeyen Karan, oturduğu yerde kıpırdandı. Birlikte olduğu bir kadının, babasının bu denli açık konuşması, hatta bu konuyu konuşması başına ilk kez geliyordu. Ne diyeceğini bilmeden "Kızınızın reşit olduğunu sanıyordum." diye saçmaladı. Bir an kontrolünü kaybedecek gibi oldu. Haluk, başını sağa sola salladı. "Sorum bu değil Karan, zaten siz de ilk değilsiniz." dedi. Aslında bir bakıma ilkti. Kızı, ilk kez bir adama güvenip yanında bu kadar uzun bir süre kalmıştı. Karan'ı, kıymetli yapan da buydu. Haluk, hiç uzatmadan önüne geçilemez bir merakla, sordu; "Kaç kadın gördünüz? O gece, kaç değişik karakterle karşılaştınız?" Haluk'a inanmaz gözlerle bakan Karan, bir an oradan kaçmak istedi. Sanki bu adam, o gece oradaymış gibi konuştu. Ama oyuna dahil olmuş, evet demişti. Soruya cevap verecekti. Hayatının en tuhaf, en utanç verici anıydı. Sesini bulmaya çalışarak "Yedi." dedi. Nasıl unutabilirdi? Her boşalmasında altında bambaşka bir kadın bulmuştu. Bu, Onun için de bir ilkti. İlk kez bir kadın, kendinde bu denli bir istek uyandırmıştı. Haluk, aldığı cevaba hem şaşırmış hem de memnun olmuş gibi görünüyordu. Karan, 'yedi' der demez kaşları havalanmış, derin bir düşünceye dalmıştı. Nihayetinde bir süre sonra sessizliğini bozdu. "Şimdi size bir hikaye anlatacağım Karan. Umuyorum ki aradığınız cevapların hepsini bu hikayede bulacaksınız." dedi. Karan, derin bir nefes alıp başını salladı. Maskesinden birkaç nefes oksijen çeken Haluk, boğazını temizleyip anlatmaya başladı: "Size dediğim gibi Karan, bazı insanlar başarıyı elde etmek için bir ömür harcıyorlar. Onlardan biri de benim. Babamın kurduğu küçük şirketimizi; büyük bir azim ve disiplinle, Türkiye'nin en başarılı ve en büyük şirketlerinden birine çevirdim. Sadece zamanı değil, hayatı da harcadığımı elli yaşında aşık olduğumda anladım." dedi. Haluk'un sözlerini küçük bir öksürük nöbeti kesti. Oksijenden birkaç nefes alıp bıraktı. Gri bakışlarını, bir noktaya sabitleyip anlatmaya devam etti: "Benden yirmi yaş küçüktü ama birçok bakımdan benden yirmi yaş daha olgundu. Ona bütün sevgimi, ilgimi, imkanlarımı sundum. O da bana karşılık verince evlendik. İlk kez bir çocuk sahibi olma fikri, o zaman düştü aklıma. Geçkin yaşıma rağmen çok istedim. Sevdiğim kadın anne olsun, biz bir aile olalım istedim." diyen Haluk sustu. Bir müddet denizin dalgalarına eşlik eden hırıltılı nefesi duyuldu. "Yaşımdan dolayı birdizi ameliyat, birçok ilaç ve eşimin özverisiyle bir süre sonra mutlu haberi aldık. Nihayetinde ikiz kızlarımız oldu; Hanzade ve Safiye. Tamamlanmıştık. Aile olmuştuk. Kızlarımız on iki yaşına gelene kadar, rüya gibi mutlu bir hayat yaşadık. Ta ki o güne kadar." Haluk'u tutan öksürük nöbeti bu kez uzundu. Bu kadar konuşmaya, nefesi yetmiyordu. Levent, endişeyle "Haluk Bey!" deyince yaşlı adam Onu, el hareketiyle durdurdu. Maskesini bu kez uzun süre yüzünde tutan Haluk, kendini toparlayınca devam etti: "Safiye, bir trafik kazasında öldü. Ne yazık ki olay Hanzade'nin gözü önünde oldu. Kızım, kendini suçladı. Bunalıma girdi. Doktorlar önce; depresyon dedi. Daha sonra; süreç uzayınca Travma Sonrası Stres Bozukluğu teşhisi konuldu. Eşim, Safiye'nin ölümünden sonra rahatsızlandı. Hanzade, bundan dolayı da suçluluk hissetmeye başlayınca hastalığı, Derealizasyon'a evrildi. Karımın ölümüyle Hanzade'nin travması tetiklendi ve on üç yaşında doktorlar nihai teşhisleri olan Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu tanısını koydular." Karan'ın gözleri büyüdü. "Çoklu kişilik bozukluğu." diye mırıldandı. Başını sallayan Haluk, yanındaki dosyayı Levent'e uzattı. Levent, dosyayı Karan'ın önündeki küçük sehpaya bıraktı. Haluk, maskesinde biraz soluklandıktan sonra Karan'a dosyayı işatet etti. "Lütfen açın Karan." dedi. Karan, bir süre kararsız kalsa da dosyayı açtı. Karşısına ilk çıkan belge; koyulan teşhise dair oluşturulmuş doktor raporuydu. İsme dikkatlice baktı: Hanzade Demirkan. İçinden yükselen 'Siktir!' nidasıyla sayfaları çevirmeye başladı. İsimler; Alya, Leyla, Hanzade, Beste, Gülce, Zehra ve Pelin. Hepsinin soyadı; Demirkan. Haklarında birçok bilgi vardı. "Siktir!" Bu kez tepkisini sesli dile getirmişti. "Bir bedende, yedi ayrı kişilik." dedi Haluk. "Hanzade'nin, bölünmüş yanları." diye ekledi. Karan, deli gibi dosyaya göz atıyordu. Haluk, "Sizi, kimse kandırmıyor Karan.Ya da bir oyunun içinde değilsiniz. Siz, hep aynı bedeni gördünüz ama kadınlar başka başkaydı." dedi. Karan, Haluk'u duymuyor gibiydi. Önündeki dosya, yazanlar inanılır gibi değildi. Öğrenci, ressam, yazar, tercüman, şirket yöneticisi, çiçekçi, yazılım mühendisi. İnanılmaz gözlerle Haluk'a baktı. "Burada; birinin çileğe alerjisi olduğu yazıyor. Aslında yok değil mi? Öyle sanıyor sadece. Yani aynı beden; diğerleri çilek yiyince tepki vermezken O, yiyince de vermiyordur, diye düşünüyorum." dedi. Haluk, başını sağa sola sallayıp "Anafilaktik şoka giriyor. Biz nasıl öğrendik sanıyorsunuz?" dedi. Karan, hayretle "Bu nasıl mümkün olabilir?" diye sordu. Haluk, "İnsan zihninin bedene yaptırabileceği şeyleri bilseniz, şaşırırsınız Karan." dedi. Haluk, Karan'ın dosyayı biraz daha incelemesine izin verdi. "Onlara bir hayat vermişsiniz. Hem de her birine." dedi Karan. Karan'ın, inanılmazmış gibi söylediği şey, Haluk için çok kolaydı. Çocuğu olmadığını bildiği halde Karan'a, "Hiç çocuğunuz var mı?" diye sordu. Karan, başını sağa sola salladı. Gözü, hala dosyadaydı. "Eğer olsaydı; Onun için yapabileceğiniz, göze alabileceğiniz şeyler sizi bile korkuturdu." dedi Haluk. "Birbirlerinden haberleri var mı?" diye sordu Karan. "Yani kişilikler, birbirini tanıyor mu?" dedi. "Alter." dedi Haluk, "Onlara, alter deniyor. Birbirlerinden kısmen haberleri var. Bir araya gelmeyi sevmiyorlar. Aralarında bir anlaşma var sadece. Her biri kendi gününde ortaya çıkıyor, elzem durumlar hariç, birbirinin hayatlarına karışmıyorlar." diye ekledi. Karan, "Elzem durumlardan kastınız nedir?" diye merakla sordu. Haluk, "Sevdikleri biri, daha da önemlisi ortak beden tehlikedeyse, alterler birbirine ancak öyle müdahale ediyor. Size bir örnek vereyim Karan; Beste şoförlük konusunda berbattır. Hanzade ise bir ralli pilotu kadar usta. Beste, araba kullanırken hata yapacağını farkedip kontrolü Hanzade alabilir. Kazayı savuşturup anında geri çekilir. İkisi de bunu hatırlamaz." dedi. Karan, anlayışlı bir şekilde başını salladı. Dalgınca "Tedavisi var mı?" diye sordu. "Bir süre, alterler daha azken psikoterapi, hipnoterapi gördü. Hedef; kişilikler arası duvarları eritmek ve onları tekrar birleştirmekti. Alterlerin ortak bir amacı olmayınca bunu sağlamak, mümkün olmadı malesef. Şu an sadece ilaç tedavisi alıyor." dedi Haluk. Sonra da gözlerini Karan'a dikip "Ama sizinle, artık bir umudum var." dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE