Merkezden gelen yazı, ilk bakışta sıradan bir idari bildirim gibi görünüyordu; standart başlık, resmi dil, soğuk bir hitap ve satır aralarına ustalıkla gizlenmiş, sahadaki herkesin hayatını doğrudan etkileyecek kadar net bir karar. Zarf Yaman’a teslim edildi. Ama ikimiz de bunun bana ait olduğunu biliyorduk. Çadırda yalnızdık. Yaman yazıyı yüksek sesle okumadı; bu, bana duyduğu saygının bir göstergesiydi ama aynı zamanda, metnin içeriğinin basit bir emirden daha fazlası olduğunun da itirafıydı. Dosyayı bana uzattığında yüzünde öfke yoktu, fakat dikkatli bir gerilim vardı; sanki kelimelerin bende neyi tetikleyeceğini ölçüyordu. Merkez, Asya’yı artık yalnızca “saha doktoru” olarak tanımlamıyordu. Metinde açıkça yazmıyordu ama kullanılan ifadeler bunu net biçimde gösteriyordu: özel yetki

