Gece ilerledikçe kampın sessizliği yalnızca görünürdeydi; jeneratörlerin sürekli uğultusu, çadır bezlerinin rüzgârla hafifçe titremesi ve ara sıra uzaktan gelen nöbet ayak sesleri, sahadaki bekleyişin ritmini oluşturuyordu ve Asya, bu ritmi kendi nefesiyle senkronize etmeye çalışarak, hem sahadaki düzeni hem de Yaman’ın varlığını aynı anda değerlendirmeye çalışıyordu, çünkü bu ikisi birbiriyle bağımsız ama birbirine bağlı bir denklem gibiydi. Yaman çadırın önünde durduğunda, hareketi sessiz ama varlığı belirgindi; Asya onun gelmesini beklemiyordu ama farkındaydı ki, bu sessizlik, sahadaki bütün anlaşmazlıkların ve merkezden gelen baskının üstünü örten bir tür koruyucu alan yaratıyordu. “Dün gece,” dedi Yaman, sesi alçak ve kontrollü, “sahada beklenmedik bir risk oluştu. Senin kararların

