B Ö L Ü M -XVII-

2363 Kelimeler
Sabahı gece ederken mangalı yapmış afiyetle de yemiştik. Selma teyzeyle annem mavi gölün içine ayaklarını sokmuş bir elinde çekirdek diğer elinde çay ile dedikodunun belini kırarken babam, Ferhat amca ve abim oturmuş bugünün siyasi gündemini hararetli bir şekilde tartışıyorlardı. Onların bu haline bakakalsam da fazla göz değdirmeyerek elimde çeviredurduğum telefonumu dayanamayarak takma tuşuna basılı tutarak ekranın aydınlanmasını sağladım. Araya giren zamanla yaptığımın saçmalık olduğunu kendime hatırlatmıştım. Zaten o orada benimle konuşmak için gün sayarken uzatmak istemiyordum. Kafamı geriye atıp oturduğum sandalyeye sırtımı yaslandım. Yıldızların temiz havayla ortaya çıkan görüntüsü büyülü bir havayı solumama sebep olmuştu. İçimde ki özlemi kavuşsak dahi dinmeyecek gibiydi. Elimdeki telefon açılır açılmaz bildirim yağmuruna tutulurken başımı hızla gökyüzünden indirip şifresini girerek bildirim çubuğunu aşağı indirdim. 23 cevapsız arama. 100 mesaj. Aklım yenisin yeni başıma gelirken yaptığım aptallığa bir küfür sayarak mesajlara girmeden Cihad’ı aradım. Çalıyor... Yazısıyla tuttuğum nefesim rahatça soludum. Fakat telefonumda birkaç saniye sonra çağrı sonlandırıldı ibaresi yazınca ekranla bir bakıştık. Tekrar adının üstüne tıklayıp geri aradım. Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz... Telefonu kulağımdan çekerek aşağı indirdim. Gözlerim boşluğa bakarken gibi göle takılı kaldığında sandalyeden kalktım. Gözlerim bizimkilere değdiğinde kimsenin bana bakmadığını görünce ileride iki ağaca bağladıkları hamağın yanına giderek oturdum. Kapattığım telefonu tekrar açıp bu sefer mesajlar kısmına girerek Cihad’ın attığı o yüz mesajın ilkini okumadan önce, diğer mesajlara gözüm takıldı. 15.07.19 Bugün mülakattan çıktım sevgilimm. Sevgilim Hemen arıyorum. Evet. Bu geçen ay da sınavdan aldığım puan ile mülakatlara girmiş istediğim dereceyle polis okuluna gitmeye hak kazanmıştım. İki yılın dolu dolu geçeceğine adım kadar eminken nasıl Cihad’sız yapacağımı düşünmeden edemiyordum. Galiba ben sırılsıklam bir aşk böceği olmuştum. Gittiğim, gezdiğim ya da gördüğüm ne varsa bir alo ile Cihad’a haber veriyordum. Çok seviyordum. Çooook. 23.08.19 Bugün bir kadın daha eski eşi tarafından bıçakla öldürüldü. Bence bundan daha cani bir haber olamaz. 15.09.19 Sevgilim Hanım, hanım kokun burnumun direğini sızlatır oldu... Ben de seni çok özledim sevgilim. Mesajların yarısını okuyup bugün attıklarını hemen indim. 08.10.19 Sevgilim O anlamda demediğimi ikimiz de çok iyi biliyoruz güzelim. Almıla aç hadi sevgilim. Vallaha bir anda kapatacağını düşünmedim. Seni sevdiğimi söyleyecektim. Kuran çarpsın bak. Kızım telefonu niye kapatıyorsun ya! Almıla aç şu telefonu. Abini aradım piknikteymişsiniz. Burada çok fazla çekmiyor. Arayacağım tekrardan. Son mesajını okurken içime düşen sıkıntıyla sertçe yutkundum. Sadece biraz sinirlendirmek istemiştim. Hayır, dedi iç sesim. Sen cezalandırmak istedin. Gözlerimi kapattığım gibi sesi kulaklarıma doldu. Başımı eğip gözlerimi araladım. Dolan gözlerim sayesinde ekranı bulanık görürken mesajlar kısmından çıktım. Tekrar ve tekrar aradım. Defalarca aramama rağmen ulaşılamıyor dedi. Delirecek gibi oldum. Kendimi sorgulamaya başlarken elimi ağzıma götürüp tırnaklarımın etrafındaki ölü etleri kemirmeye başladım. Hamağı durdurarak dirseğimi dizime yaslayıp başımı avuçlarıma koydum. Eğer beklemeyip açsaydım böyle bir şey olmayacaktı. Birkaç defa çaldırdığında telefonu kapatmak yerine aramayı kabul edip sesini duysaydım endişelenmeyecek günümü güzel geçirerek bitirecektim. Derin bir nefes alıp hamaktan kalktığımda abimin çalan telefonunu da aynı anda duydum. Abim ekrana bakarak kaşlarını gözlerine gölge misali düşürünce kalbime eş zamanlı bir acı vurdu. Adımlarım abimin olduğu yere doğru hareketlendi. Telefonu açtığı gibi kulağına koyup, “Hayrola oğlum, bu saatte niye aradın, bir şey mi var?” deyince bacaklarımdaki tüm kasların çekildiğini hissettim. Ayakta durmayacağımı anladığım gibi abimin sandalyesine tutundum. Biri gördü mü bilmiyordum ancak bu umurumda bile olmamıştı. Sesini duymadıkça meraktan geberecektim. “Telefon mu çekmiyor?” Abimin dediği ile kaşlarımı çattım. Selma teyze de abimin yüz ifadesinden sebep direkt oturduğu yerden kalıp abimin yanına varmıştı telaşla. Abim, Selma teyzenin yüzünü görünce eliyle işaret yaptı sakin ol, bir şey yokmuş der gibi. “Telefonu bozulmuş. Oradan bir arkadaşın telefonuyla aramış.” Abimin açıklamasıyla içime derin bir nefes çektim. Selma teyzenin hâlâ telaşı üzerindeyken abim, “Vallahi diyorum Selma sultan sen bana inanmıyor musun? Dur bak hoparlörü açıyorum.” Dedi kulağından telefonu çekip ekrana basarak. İlk cızırtılı gelen sesi Cihad’ın gür erkeksi sesiyle duyuldu. “Doğru diyor, Kerim. Telefonum bozuldu anne. Birkaç defa aramaya çalıştım en son telefon kapandı.” Doğru söylüyordu. Çünkü aradığımda bir kere çalmış ondan sonra kapanmıştı. Bu demek oluyor ki bir saattir telefonu bozuktu. “Hemen al oğlum. Ucuz oralarda.” Cihad’ta annesini onaylayan mırıltılar çıkarttı. İşi olmadığından dolayı ilk abimle sonra teker teker herkesle konuşmaya başladı. Sırayla en büyükten en küçüğe konuştuktan sonra sıra nihayet bana geldi. Ayla elindeki telefonu bana uzatırken, “Cihad abi seni istiyor.” Demesiyle sertçe yutkundum. Etrafımdaki gözlerin etkisinden çıkarak kız kardeşimin elindeki telefonu kaptığım gibi hamağın oraya ilerleyip kulağıma koydum. İkimizin arasında uzun bir sessizlik oluştu. Ben yere doğru bakıp ağzımı utançtan açamazken telefondan sessizliği kesecek uzun bir iç çekiş duydum. Ben de içime nefes çektim. Eğer bugün geceye kadar aramasaydı mahvolurdum. Cihad’ın “Sessiz olunca yaptığın şeyi unutmuyorum sevgilim.” Net çıkan sesiyle konuşunca sertçe yutkundum. “C-cihad...” Dilime dolanan onlarca kelime varken ismini bir anda söylemem Sesimin titremesine neden olmuştu. “Yemin ederim sevgilim. Yemin ederim böyle olacağını düşünmemiştim.” Yarım saattir tuttuğum gözyaşlarım birer birer gözlerimden akarken burnumu da eş zamanlı olarak akmasın diye içime çekiyor sonra da kazağımın koluna siliyordum. “Bir an gözüm döndü. Bilirsin beni. Konu sen olunca sinirlerim nirvanaya yükseliyor. Elimde değil. Zaten aylar geçip gitti. Görememek, yüzüne dokunamamak, elini tutmamak... Delirtiyor beni sevgilim.” Ara verince gözyaşımı sildim tekrardan. “Anlıyorum bir tanem. Anlıyorum güzelim. Sadece daha dikkatli dinlemeye mi çalışsan beni. Ha bebeğim?” Burnumu duyacağı bir şekilde çektim. Buna karşılık, “Sümüklü.” Diye gülerek mırıldansa da aldırış etmedim. Aklımdakini fısıldadım. “Cihad,” dedim hıçkırarak. Sanki o üç buçuk ayın dolumunu şu an atıyordum. İçimde öyle güçlü bir birikmişlik vardı ki Cihad gelse, sarılsa bana çekip kurtaramaz beni bu durumdan. “Ben seni çok özledim.” Az önceki tatlı gülüşü yarıda kesildi. Kendimi üzdüğüm gibi onu da üzüyordum fakat dediğim gibi elimdeki bir şey değildi. “Almıla...” Dedi tok sesiyle. Yapma, der gibi. Uyarısını duymamışım gibi devam ettim. “Delirdim ben bugün ya... Delirdim! Senden haber alamamak nasıl biliyor musun sen. Hım? Öldüm, öldüm. Bok gibi geçti günüm. Et telafi edebiliyorsan hadi!” Aklımla kalbim arasında geçen türlü duygu değişimini cümleye sığdırdım. Sanırım tek dolu olduğum konu gözyaşlarım değilmiş. “Haklısın güzelim. Haklısın kızıl bombam. Edeceğim en güzel biçimde telafisini.” Birden durdurdum gözyaşlarımın akmasını. “Söz mü?” Güldü. “Özelci sözü.” Güldüm. “İnandım.” Bizimkilerden dolayı hasret giderebildiğimiz kadar gidermeye çalıştık. Sesi her ne kadar yorgun çıksa da bana belli ettirmeden konu değiştirdi, durdu. Hatta öyle bir çabası vardı ki mahallemizdeki gencinden yaşlısına kim varsa sordu. Konuşmamız bitince göze battığım aile bireylerine çaktırmamak için kılı kırk yardım. Toparlanıp malzemeleri arabalara yerleştirirken elimdeki son kalan hasırı abime uzattım. Elimden sertçe hasırı alınca hayretle yüzüne baktım. Kaşları derinden çatılmış alnı kırışmıştı. “Düzgünce mi alsaydın abi?” Öyle bir bakış attı ki dudaklarımı birbirine bastırmak zorunda kaldım. İkimizde gözlerimizi çekmeden abim tan konuşmak için ağzını açtığında Selma teyzenin omzuna konan eli ve aramıza giren bedeniyle abim hemen eski haline döndü. Bir gün boyunca Cihad’ın ne için hata ettim dediğini gayet iyi anlıyordum ki gerçekten haklıydı. Birilerinin arkasından gizli işler çeviriyormuş gibi hissettiriyordu. Söylemediğim her gün katlanarak artıyor her an birinden duyacak diye de diken üstünde geziyordum. Abimin bu tavrı bir şeylerden şüphelendiğine ya da anladığına işaretti ve ben ne yapacağımı bundan sonra pek kestiremiyordum. Hayır ilk Cihad söyleyelim dediğinde kabul etseydim hiç yoktan göreve gittiğinden daha anlayışlı olabilirdi. “Teyzelerinin kuzuları...” diye bizi göğsüne yapıştırarak sıkı can sarıldı. Galiba o da uzaktan izlerken fark etmişti ters giden bir durumun olduğunu. Abim olanları sineye çekercesine Selma teyzeye karşılık verdiğinde her ikimize de sulu birer öpücük kondurdu. “Beni hayırsız oğlundan daha çok seviyorsun değil mi Selmoşum.” Abimin sorusuna gözlerimi devirdim. Yine ne yapıp edip kilometrelerce uzakta olan sevgilimi gömmeye devam ediyordu. “Tabi oğluşum. Bak öteki yanımda bile değil. “ Selma teyze de onun izinden giderken beklemeden ağzımdan birkaç cümle çıkarttım. “Sen çok mu hayırlı evlatsın sanki! Bir de kadının oğluna laf atıyor...” Katran karası olan gözleri bana dönünce Selma teyze ikimizi de omuzundan ittirdi. “Aaa çocuklar ne o öyle deli danalar gibi birbirinize laf sokup kötü kötü bakmalar... Hadi geçin arabaya.” Bizi bir güzel laflarıyla tokatlayıp yanımızdan gittiğinde abim derin bir nefes alıp arabayı çalıştırmak için şoför koltuğuna geçti. Ben de hemen arka kapıyı açıp kapıyı kapatarak oturdum. Başımı motoru çalıştıran abimle cama yaslayarak gözlerimi yumdum. Sanki zihnimde sonsuz bir dizi çekiliyormuş gibi Cihad’la olan anılarımız doluştu. Kalbim zihnimde oynayan ile hızlanırken anılar tekrar tekrar canlandı. Bir tebessümün belirdi yüzümde. Herkese anlatmak, tüm dünyaya haykırmak istediğim sevdamı gün ayana kadar düşündüm. Şimdi odamda geceyi gündüz etmiş bir şekilde yatağın başlığına kafamı yaslamış gitmeden önce çekindiğimiz fotoğraflara bakıyordum. Ekranı kaydırarak başka bir fotoğrafa geçerken elimde olmadan güldüm. Gitmeden birkaç gün önce birlikte Kurtboğazı Barajına gitmiş orada çay keyfi yapmıştık. Tabii yanında birkaç aparatif kek, börek yapmıştım. Barajın esintili havasıyla bir sürü fotoğraf çekinmiş sonra da yanımızdan geçen herhangi birine telefonu uzatıp ikimizi çekmesini istemiştik. Fotoğrafta ben Cihad’ın elini anlaşma yapar gibi tutmuş diğer elimle parmağımı uzatmış manzarayı gösteriyordum. İkimizde gülerken fotoğrafa yansımıştı bu görüntümüz. Ekranı bir kez daha kaydırdığımda bu sefer Cihad kolunu omzuma sarıp göğsüne yaslamıştı. Gözlerimde hüzün, özlem ve hasret bir oldu dolup taştı. Önüme bir anda bildirim düştü. Günaydın sevgilim, tatlı uykundan uyandın mı? Benden ayrı bu sabah güllere boyandın mı? Üzerimdeki ağlama isteğini kuvvetli bir şekilde savuran mesaj ile dudaklarım iki yana kıvrıldı. Ayrı kaldığımız günleri, üzüntümü her şeyi unuttum. Hemen bildirime tıklayıp çevrimiçi oldum. Üstten baktığımda o da çevrimiçiydi. Ellerim klavyede gezinirken yazdığım şeyi kontrol edip mesajı yolladım. Güllerim soldu açmıyor... Her sabah doğan güneş bu sabah aydınlatmıyor. Ellerim soğuk ve sensiz. Nerelere gittiysen, benden habersiz. Kafamı yasladığım yerden çektim. Yerimde doğrulup sırtımı dikleştirdim. Gri tik, mavi olunca gülümsedim. Tamam sevgilim, bir daha ki görevde benim yanımda sen olur başkana sen iletirsin. Okuduğum mesajla gözlerimi devirdim. Gözlerimi devirdim say. Ne yapıyorsun? Yazıyor... Yeni uyandım. Rüyamda seni gördüm. Kalkar kalkmaz hemen mesaj atayım dedim. Üst üste düşen mesajları okuyup merakla parmaklarımı klavyede gezdirdim. Nasıl gördün? Hemen anlat. Yazıyor... Ya da duuuur. Ben tahmin edeceğim. Yazma sakınn. Durdum. Hadi et. Şimdi sen sınırda olduğundan kesin dağlık bir yer görmüşsündür. Sevgilim kişisi arıyor... Mesaj yarıda kalırken hemen çağrıyı yanıtlayarak telefonu kulağıma dayadım. Ben tam ağzımı açıp konuşmaya başlayacakken Cihad’ın sesiyle durakladım. “Boşuna yorulmasın parmakların. Sesini özledim. “ Ağzımdan istemsizce bir sesle “Yaa...” ladım uzunca. Sonra yaptığım şeyi fark edince yerin dibine girmek istedim olmadı. Ben de hemen yorganı açıp içine girdim. Telefondan gür kahkahası duyunca yanaklarımı al al pembeleştiğini hissettim. “Boğulacaksın yavrum çık yorganın altından.” Gözlerim irice açılmış sesin yakınımdan gelen kaynağıyla açık kalan telefon elimin arasından düşüverdi. Saklandığım yorganın altından yarım şekilde kafamı çıkarıp gözlerimi odamın içinde gezdirdim. Açık kapının pervazına yaslanan Cihad’ı gördüğüm gibi nasıl yorganın altından çıkıp seri bir şekilde ona doğru koştum hatırlamıyordum. Zaten az olan mesafeyi koşarak iki adım etmiş kollarımı sıkıca boynuna sarıp düğüm etmiştim. Cihad’ın kollarının da belime sarıldığını hissedince gerçekliğini biraz daha kavradım. Çünkü gelişi belli değildi. Donup kalmam da bu yüzdendi. Kollarımı gevşetip her zamankinden farklı olan tıraş olmadığı sakallarıyla kaplanmış yanağını avuçlarımın arasına aldım. Baş parmağımı yanağında dolaştırırken gözlerimi oradan çekip yukarı kaldırınca Cihad’ın bana bakan bakışlarıyla karşılaştım. Yüzüm aramıza giren zamandan dolayı elimde olmadan kızarırken titrekçe nefes alıp gülümsedim. “Sevdim.” Telefonları kapattığımız andan beri ilk konuşan kişi ben olmuştum. Cihad anlamadığını belirten bir yüz ifadesine bürünürken gözlerim tekrar sakallarına inip parmağımı yanağında gezdirdim. “Eskiden,” diye söze başladım çehresine bakarak. “Uzaktan izlerdim görevden dönüşünü. Size geldiğimizde uzun uzun bakamazdım yüzüne ama bir kere abimle havaalanından almaya gelmiştik seni. Şu an ki gibi sakallarını uzatmıştın. Abim eve gidene kadar seninle dalga geçmişti. Hatırlıyor musun?” Neyi anlattığımı bilircesine kafasını aşağı yukarı salladı. “Hatırlıyorum.” “Ben o gün sana bir kez daha aşık olmuştum. Abim dalga geçip, ‘kes oğlum bunu. Hiç yakışmamış’ dediğinde cevap vermemek için dudaklarımı mühürlemiştim. Şimdi olmaz dediğim ne varsa yapıyorum. Bu bir rüya mı?” Yüzünde sakallarını gamzesine gömecek kadar gülümseme oluştu. Kafasını avucuma bastırarak dudaklarıyla bir öpücük kondurdu içine. Avucumun içine sakallarını sürterek bana baktı. Mest oldum. “Rüya olmadığını kanıtladım mı?” Kafamı sağa sola salladım hızlıca gülerek. “Sanırım hala rüyalarımın birindeyim...” Öyle mi dercesine tek kaşını kaldırıp dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. Düştüm. Gözlerim ansızın yaptığı hareketine düşerken dudaklarım birbirinden ayrılıp boşluk oluşturdu. İrisleri gözlerimden ayrılıp yavaş bir şekilde aşağı indi. Gözlerim sert çehresinden ayrılıp boğazından kayan ademelmasını buldu. “O zaman kanıtlamak lazımgelir.” Gözlerini alamadığı boşluktan güçlükle çekince sanki benimle değil de aralanan dudaklarıma söylüyormuş gibiydi. “E, kanıtla bari.” Gözleri hızlıca yukarı çıkıp bana baktı. Yüzünü yasladığı elimden kaldırıp bana yaklaştığını görünce seslice yutkunup gözlerimi sakince kapattım. Parmaklarını ensemdeki oyuğun içinde hissederken bu hissiyatın karnımda her yana uçuşan kelebekler olduğunu anladım. Nefesi git gide kapanan mesafeyle bana yaklaşırken eli de durmadan ensemde dolaşıyor parmaklarını aşağı yukarı oynatıyordu. Aklım hangisini düşüneceğini kalbim, hangisine yeteceğini bilemezken alnıma bastırılan iki sıcak et parçasıyla birbirine bastırdığım dudaklarımı ayırıp dişlerimin arasına aldım. Bu, bu çok fazlaydı. İçimde kopan fırtınaların haddi hesabı yoktu. Elimi kaldırdığım gibi göğsünün üstüne koydum. Teninin ısısını aylar sonra tekrar hissettim. Rüyalar bitmişti. Biz, en güzel şekilde birbirimize kavuşmuştuk. “Rüya bitti, güzelim. Şimdi sıra kurmamız gereken yuvaya geldi...” Gözlerimi araladığım gibi kafamı geriye yatırdım. Bakışlarını yüzümün her yerinde dolaştırıyorken gözlerimiz birleşti. “Kuralım...” Dedim geç kaldığımız yılların canını yakarcasına bir dille. “Bir an önce, ayrı kaldığımız her günü telafi ederek yuvamızı.” Gözümden bileğine doğru akan gözyaşını gördüğü gibi enseme koyduğu eliyle beni kendine çekip göğsüne yapıştırdı. Kollarımı kaldırıp beline doladım. “Ayrı kaldığımız günleri dahi unutacağız sevgilim.” Derin bir nefes aldım öyle söyleyince. “Rüyan da ne gördün?” dedim meraklı bir şekilde kafamı göğsünden çekip yüzüne baktıktan sonra geri yaslayarak. Göğsünü ıslatan gözyaşlarıma yenileri eklenirken kapının aniden çalınmadan açılmasıyla arkamda her kim varsa hayra alamet olmadığını Cihad’ın bir anda kaskatı olan bedeninden anladım. Geri çekilmek için adım atma isteğimi kabul eden Cihad’ın fısıltıya benzeyen sesiyle taş kesildim. Bazı zamanların gerçekten rüya olmasını istersin ya hani. Mesela ben dakikalar önce rüya mı değil mi diye sorgularken şu an her şeyin bir rüyadan ibaret olmasını istiyordum. “Küçük bir kız çocuğu, senin gibi kızıl saçlı. Elindeki yeşil beremi takmam için bana uzatıyordu. Bebeğimiz galiba babasına hayran ki yuva işine kafa çürütmeye gerek kalmadan halledecek çünkü bundan sonra yıldırım nikahı paklar ancak bizi.” “Kız Almiye'yi götürüyon edepsiz torun!” ...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE