B Ö L Ü M -XVIII-

3550 Kelimeler
İyi okumalar... Ah, insan nasıl çıldırmaz nasıl bir çaresizlik, bir umutsuzluk sarmış her yanı. Aranızdan insanlar geçer, bulutlar geçer. O, kırmızı mürekkep gibi dudaklarıyla, zoruna utanarak gülümsemeye çalışır. Bazı zamanların gerçekten rüya olmasını istersin ya hani. Mesela ben dakikalar önce rüya mı değil mi diye sorgularken şu an her şeyin bir rüyadan ibaret olmasını istiyordum.  "Küçük bir kız çocuğu, senin gibi kızıl saçlı. Elindeki yeşil beremi takmam için bana uzatıyordu. Bebeğimiz galiba babasına hayran ki yuva işine kafa çürütmeye gerek kalmadan halledecek çünkü bundan sonra yıldırım nikahı paklar ancak bizi."  "Kız Almiye'yi götürüyon edepsiz torun!"  Gözlerimi sıkıca yumduğum gibi yavaşça açtım. Cihad'ın dediklerini duyacak durumda değildim. Hatta onunda dediklerinden bi' haber olduğunu düşünüyordum.  Ağzımı açıp Cihad'ın kulağına yakın bir şekilde, "Babannenin burada ne işi var?" Diye sormadan edemedim. Çünkü burası benim evimdi ve benim odamdı. Sanki şu an tek konumuz buymuş gibi.  Cihad ikimizin arasına uzattığı elini geriye çekilerek gözlerime bakıp işaret ettiğinde sorgulamadan elini tutup parmaklarımızı iç içe geçirdim.  "Sevgilim, bence şu an düşünmen gereken başka şeyler var..." diye kısık sesiyle konuştu.  Karşımda kapıdan bize kırışmış çatık kaşlarıyla bakan, Gülten nine'ye gülmekle ağlamak arasında kalmışçasına bir gülümseme sunup hemen yanına giderek yılların vermiş olduğu nasırlı ve buruşmuş narin ellerini tutarak öpüp başıma koydum.  Bu süre zarfında elimi Cihad'tan kurtarmaya çalışsam da bırakmamış üstüne uyarır gibi iki kez sıkmıştı. Bırakmayacağını anlayınca Gülten nine'ye içtenlikle sarılıp yanaklarına el verdiği derece kocaman öpücükler kondurdum.  "Ne zaman geldin Gül ninem..." diyerek abartılı şekilde gülümsediğimde alnını daha da kırıştırarak bakmıştı. Elimi gelişigüzel önümüzde salladım. "Yani ne iyi ettin de geldin kız. Özledim vallahi seni. Bu torunun var ya..." Dedim yeşil gözlerinin içine içine bakıp elimle torunu olan kişiyi gösterdim. "Bak, bayramda gidelim. Elini öpelim. Hayır duasını alıp evimize dönelim dedim. Nuh dedi, peygamber demedi ya!" Elimi dizime vurup sitem ettim.  "Almıla..." deyiverdi Cihad elimi bir kez daha sıkarak. "Ne yapıyorsun?"  Başımı onu görecek şekilde çevirerek omuz silktim. "Ne yalan mı?"  "Yani... Yalan değil ta-" gerisini getiremeyişi babaannesinin destek aldığı bastonla kalçasına bir tane çakması oldu. Cidden hiç acımadan vurmuştu sevgilimin sportif ve fit kalçasına.  "Bir de utanmadan konuşuyor." Diyerek bir daha vurdu aynı yere. Morardığına emindim artık. "Güzeller güzeli gelinimi de kafesinden kaçan kuşu görmüş kedi gibi sıkıştırıyorsun." Gülten babaanne her şeyi herkesten önce bilen biriydi. Eskiler; bilir, anlar derlerdi yüreği yanan kişiyi görür... Gülten babaanne de ilk zamanlar sorgulamış sonradan emin olmuş benimle konuşmuştu.  Evet, sevgilimin babaannesiyle o zamanlar tek taraflı olduğum aşkımı ilk ona ilan etmiştim. O gün nasıl utandığımı bir Allah iki de Gülten babaanneyle ben biliyorduk. Gözlerim Cihad'ın tepkisini görmek için kafamı omzuna doğru yatırıp yüzünü görmek için çevirdim.  "Gelinim?" dedi kendine duyduğunun doğruluğuna emin olmak için tekrarladı. Babaannesinin alnı düzelmek bilmeden çizgi çizgi oldu. Bastonun ucuyla karnına bir tane geçirdi.  "Gelinim ya! Sen gönül mi eğliyorsun da şaşırdın bu kadar." Cihad anlamadığını belirtir yüz ifadesiyle bakarken anlamlandırmaya da çalışıyordu.  "Yok." Dedi tok sesiyle babaannesinin kurduğu cümleye sinirle yanıt vermiş oldu. İkimizin arasında, birbirine kenetlenmiş ellerimize gözlerini düşürüp havaya kaldırarak gözünün önüne sokar gibi gösterdi.  "Ben tuttuğum eli ne bu dünyada ne de mahşerde bırakırım." Başını alıp bağrıma basma isteği çıkmalıydı bir an önce aklımdan.  Gülten babaanne Cihad'ın kızgınca söylediği cümleyle keyif alır gibi olduğunda az önce gösterdiği ellerimize bakarak bastonla Cihad'ın elinin üstüne vurdu.  Sanırım hâlâ yumuşamamıştı torununa karşı ciğeri.  "Ayrıl bakayım. Babaannen var yanında utanmaz."  Cihad elini arkaya doğru çekince ben de otomatikman arkasında durdum. Uyarır nitelikte "Babaanne..." Diyerek saygısını bozmamaya çalışarak konuşmaya başladı. "Bırakmam ben bu eli. Hele ki zor tutmuş, yeni bir araya gelmişken."  Gülten babaannenin gözleri torunundan ayrılıp beni bulunca yüzündeki karışıklığa dudak kenarındaki yerleri de eklenerek gülümsedi. Bu hareketiyle kafamı Cihad'ın sırtına yaslamamak için zor tuttum. Gözleri öyle bir bakıyordu ki bana, torunuma ne yaptın da böyle oldu der gibiydi.  Halbuki benim gibi şirin bir kız ne yapabilirdi ki...  Gözlerimi ondan kaçırırken kendimi elimi sıkı sıkı tutan sevgilimi yan profilinden incelerken buldum. Kemikli yüzüne yakışan çene kası sakalından belirginleşip kaybolurken, bir kızın kıskanacağı türden ela gözlerini çepeçevre süsleyen sık ve uzun, kıvrık kirpikleri günaha davetiye çıkarıyordu.  "Sen de bir bellemişsin bırakmiyem de bırakmiyem. Bu kız sana yanar iken neredeydi o elin? Hım?" Yanaklarıma fışkıran ateşle bir araya geldim.  Ben babaannesine anlatarak kötü mü etmiştim acaba?  "Onun elini tutmayı bekliyordum. Siz bu durumu normal bir şey olarak mı görüyorsunuz? Tamam." Dedi benden tarafa kafasını dahi çevirmemişti. "Karşıdan, sizin açınızdan bakıldığında normal ama benim açımdan değil! Bana emanet edilen kıza içten içe sevgi besledim, aşık oldum ben. Asla pişman değilim o ayrı, olmam da! Ama kardeşime, kardeşliğime ihanet ettim." Geldiği gibi içine dert ettiği cümleleri söylerken gözlerim hüzünle çöreklendi.  "O yüzden babaanne, biraz gelinimle vakit geçirmeme izin ver. Söz sonra kızmana ve her türlü dayağına hazırım."  Gelinim.  Telaffuzu bile baş döndürecek cinstendi.  Gülten babaanne yeni geldiği için kıyamamış olacak ki bastonunu yere indirip, "Böyle bana çığıracağına al ananı babanı, Allah'ın emriyle evinizi kurun. Benim yerime abisi gelseydi ne yapacaktın? Aferin ikinize de!" Sözleri bittikten sonra bize son kez bakarak arkasını dönüp odadan çıktı.  Cihad ağzını açtığı gibi, "En kısa zamanda." Diye bağırdı. Ben daha ne olduğunu anlamadan beni göğsüne çekti. Dudaklarını dağınık olan saçlarımın arasına koyup hissettiğim nefes sesiyle öpücük kondurdu.  "Gelinim?"  Kollarını belime koyarak sıkılaştırdı. Başım göğsüne yaslı kokusu burnumdayken benden mutlusu yoktu. "Hoşuna gitti sanıyordum?" diye sordu saçlarımın arasında olan çenesini oynatarak.  Kafamı kaldırarak üstten bir bakış attım. "Gitti tabii... Sadece içim bir tuhaf oldu." Dedim gülerek. Boştaki eli saçlarımın üzerinde gezindi. Aşağı inmemizin gerektiğini bildiğimizden geriye çekildiği gibi birleşen ellerimizin üzerine düşen gözleriyle göğsü içine çektiği nefesle yükseldi. O iki ela rengindeki gözleri gözlerime tutundu.  "Benim güzel gelinim."  Ve içim bir kez daha kelebeklerin esiri oldu.  ●●●  "Ee şimdi seni basbaya istemeye geliyorlar öyle mi?"  "Tam olarak öyle değil." Önümdeki kahveden bir yudum alıp devam ettim kaldığım yerden devam etmeye. "Daha konuşmadık bizimkilerle. Annemle babamın bir sorun yaratacağını düşünmüyorum ama abim sıkıntılı biraz. Ona nasıl söyleyeceğim bilmiyorum. Zaten bir şeylerden şüpheleniyor son üç dört gündür."  Çitlediğim çekirdek kabuğunu diğer elimde tuttuğum kaseye attım. Gruptaki arkadaşlarımı kısa bir mesajla ellerini ayaklarını birbirine dolaştırıp apar topar eve çağırmıştım. Şimdi ise hepsi beni odamda sorguya çekiyordu.  "Abin her şeyden şüpheleniyor ki zaten!" Dedi Eylül bir avuç dolusu aldığı çekirdeklerden tekini ağzına götürüp çitleyerek.  Gözlerimle baştan aşağıya Eylül'ü süzme gereği duydum. Üzerine kenarları beyaz şeritten oluşan lila renginde eşofman takımını giymiş saçını da at kuyruğu yaparak yüzünü ön plana çıkarmıştı.  Kaşlarımı havaya kaldırdım gözlerinin içine bakarak. "Yaa... Başka neyden şüpheleniyormuş abim?" dedim kaşımı indirerek. Kırmızılaşan teniyle eş değer olan dudakları ayrıldı. "Ha, canım arkadaşım?"  "Ne bileyim Almıla, Fatih işte her şeye bir burnunu sokar."  Burak ağzıma doğru uzattığı ayağıyla omuzumu dürterken o ayağını alıp gözüne sokmamak için kendimle savaştım. "Bunların var ya," dedi ayağıyla Eylül'ü göstererek. "Kesin Kerim'le bir gönül ilişkileri var. Demedi deme?"  Gözlerim iri iri olurken çitlediğim son çekirdeğin kabuğu boğazıma takıldı.  Burak masanın üzerindeki suyu alelacele elime tutuşturup içmemi sağladı. "Ne diyor bu oğlan Eylül?"  Bacaklarının üstüne koyduğu çekirdekten alıp çitlerken duymuyormuşçasına hareket ediyor gözleri sanki farklı bir şeye bakıyormuş gibi çekirdek kabuğunu inceliyordu.  Elimi uzatıp işaret ve baş parmağımla bacağından eti iki parmağımın arasına kıstırdım. "Bana bak bana?" Gözleri kaçamayacağını anladığından dolayı Burak'a öfkeyle bakarken tekrar etini sıkıştırdım. "Dökül hemen!"  Yerinde kıpırdanıp ikimize endişeli bir bakış attı.  "Ben galiba Kerim abiye aşık oldum."  Dudaklarım birbirinden ayrıldığı gibi boşluk oluşturdu. Yanımda ki Burak'tan, "Ben demiştim ama!" Dedi kafasını iki yana sallayarak. "Bari abi deme."  "Kes sesini Burak. Kabullenemiyorum hâlâ ondan."  "Yani kabullensen sanki sıfatını kocam olarak değiştireceksin."  "Burak!" Dedim araya girerek. Fazla ileri gidiyor Eylül'ün utanmasına sebep oluyordu. "Susta bir anlayalım değil mi?"  "Tamam ya... Devam et abisi."  Hâlâ dalga geçecek bir şey buluyordu ya pes cidden. Ona ters bakışlarımı yolladığım gibi Eylül'ün üzgün yüzüne baktım. Gerçekten eski halinden eser yoktu. Yüzü zayıflamış, gözaltı torbaları morarmış ve belirginleşmişti. Benimle haftalar önce hastaneye bile bakımlı gelen kız şimdi karşımda depresyona girmişti.  "Çok bir şey yok aslında. Ben seviyorum ama abinin haberi yok."  Gözünün önüne gelen saçını geriye atarken diğer elini tuttum.  "Emin misin olmadığına?" dedim gözlerine bakarak.  Kafasını aşağı yukarı salladı.  "Olmasın da Almıla. O benimle en küçük olayımda dahi dalga geçiyorsa duygularımla oynayıp altüst etmesi an meselesi."  Tamam. Eylül'ün dedikleri doğruydu. Abim onunla çok dalga geçerdi ama bu konu başkaydı ve ben abimin böyle bir konuda dalga geçeceğini Eylül'ün dediği gibi duygularıyla oynayacağını asla düşünmüyordum.  Elini sıktım. "Evet abim seninle uğraşır ama duygularınla oynayacak kadar da alçak biri değil Eylül. Ben kefilim."  Burak'ta ilk defa bana katıldı. "Almıla haklı Ey. Öyle biri değil Kerim."  Bir bana bir Burak'a bakıp tereddüt yaşadığı cümleleri diline döktü. "Yani gidip söylemeli miyim?"  Elini bırakıp dilimi damağıma vurup ses çıkarttım "Hayır tabiki de. Onun sana gelip söylemesini sağlayacağız."  "Bir saniye. Bir saniye..." diyerek anlamadığını belirtti. " Seven benim o neyi söyleyecek?"  Dudaklarım gülümsememle genişlerken onlara çalan zil sesiyle sırıtarak elimle işaret ederek cevap verdim.  "Seni sevdiğini."  "Nasıl olacakmış o? Taksit taksit anlatma ya!"  Oturduğum mindere kalktığım gibi ikisine de kalkın diyerek kaldırdım. "Siz bana güvenin hadi misafirlerimizi karşılayalım."  Eylül'ün koluna girerek beraber önden merdivenlerden inerken arkamızdan Burak geliyordu.  Çalan kapı açılmış misafirler bakış açımıza girmişti.  Başımı çevirip Eylül ve Burak'a bakış attım. Kaşlarımla hole giren abim ve arkadaşlarını gösterdim. Hatta direkt abimin bakışlarının arasında kalırken yanına arkadaşları da eklenmişti.  Biri yoktu.  Sevgilim.  "İşte böyle söylettireceğiz."  Burak'ın kalın sesi, "Bence hiç bulaşmayın." Derken Eylül'de benim gibi düşünmüş olacak ki, "Bence kesinlikle bulaşmalıyız. " Demesi bir aşk hikayesinin ilk adımını attırmıştı.  Abim kapıdan herkesi içeri geçirmişken daha fazla ortada kalmasınlar diye Eylül'ü önden ittirip gitmesini sağladım.  Gördüğüm hiç değişmeyen yüzlere bakıp Eylül ve Burak'la tanışmalarını sağladım.  Ege elini Eylül'e uzatıp kendini tanıtırken Eylül başlattığı savaşın galibi olmak ister gibi tutup adını söyledi.  "Eylül."  Ege, grubun en çapkın üyesiydi. Çapkın dememizin sebebi de kızlarla iletişiminin güzel olmasından kaynaklanıyordu. Bundan sebep bakışlarım kırmızı kesilen abime kaymıştı.  "Tanıştığıma memnun oldum Eylül."  Bir el Ege'nin omzuna konunca abimin, "Hadi tanışmanız bittiyse geçelim salona." Demesiyle Burak ve Eylül; Selim abi, Tolga abi ve Baran abi ile de tanışmış beraber holeden çıkmış salona geçmişlerdi.  Cihad'ın geleceğini biliyordum fakat arkadaşlarıyla girer içeri sanıyordum. Holede dilsiz uşak gibi durmanın bir anlamı olmadığını anlayınca mutfağa geçtim. İçeride koyu bir sohbet ve hep bir ağızdan sesler geliyordu.  Elimi cebime atıp telefonumu çıkararak Cihad'a mesaj attım.  Neredesin, çaylar soğuyacak?  Nizamiye de imzalamam gereken birkaç evrak vardı yavrum. Sen çayları doldur, geliyorum.  Tamam.  Bekliyorum sevgilim.  Görüldü.  Yazıyor...  Görüldü.  Telefonumu cebime koyup bardakları hazırladım o gelene kadar. Beş dakika sonra kapı çaldı. Hızlıca gidip kapıyı açtım. Elinde koca bir pasta görmeyi beklemiyordum. Bana doğru uzattığında alıp içeri davet ettim.  "Hoş geldin, sevgilim de buna ne gerek vardı?" İri kollarının arasına beni alarak sarıldı. Ben de kollarımı dolayarak karşılık verdim.  Geriye çekilerek, "Hoş buldum, yavrum. Hoş buldum." diyerek ayakkabısını çıkarıp kenara koydu. "Sen çay koyuyorum deyince ben de pastaneye uğradım. Sevdiğin meyveli pastadan aldım."  Dudağımı büzerek baktım.  "Teşekkür ederim ama gerek yoktu ki. Sen gelsen yeter." Elini yanağıma koyup işaret ve baş parmağı arasına yanağımı sıkıştırarak çekiştirdi.  "Azsa gideyim tekrar almaya..."  Gıcıktı işte! Gıcık.  "Buralarda mıydın mesajıma cevap verirken?"  Başını salladı gözlerime bakarak. "Bir söz var ya; dua et kalbinle çağır beni. Bir çay koy gelirim... Senin elinden çay içmek varken iki elim kanda olsa gelir içerim." Dedi parmaklarıyla sıktığı yanağımı sevdi.  "Ali Kınık... Alıntılar. Severiz."  "Sadece sana yavrum." Diye göz kırparak elini çekip odaya adım attı. Ben de elimdeki pasta kutusu ile mutfağa girdim.  Ada tezgahına elimdekini bırakıp çayları doldurdum.  Aklıma Eylül'ü çağırmak gelse de telefonumu açıp Cihad'a mesaj yolladım.  Yardıma gelir misin?  Geliyorum.  Mesajı gördükten beş dakika olmadan geldi.  Eliyle arka tarafı gösterdi. "İçeride ki olayda bir parmağın varsa abinin elinden kurtulamazsın. Bunu bil." Gözlerimi abartırcasına açtım.  "Benim on parmağım var sevgilim hatırlatırım." Dedim parmaklarımı göstererek.  Kafasını aşağı yukarı hızla salladı. "Geç dalganı."  "Neyse ne. " Dedim konuyu keserek. Parmak uçlarımdan yükselip kollarımı boynuna doladım. "Özledim ben seni." Dedim çocuk gibi burnumu boynuna dayadım, kokusunu içime çekerek.  Elini belime koydu.  "Ha şöyle. Sırnaş bana. Ayrılmasın başın boynumdan."  "Yalnız abim gelirse babaannen gibi bir bastonla kurtulamazsın söyleyeyim." Dedim kollarımla boynuna daha çok sarılarak. Yanağıma sıcak dudaklarını bastırıp geri çekildi.  "Benim bir korkum yok. Öğrenince de değişen pek bir şey olmayacak yavrum."  Haklı oluşuna sadece kafamı sallamakla yetindim.  "Hadi sen Çayları götür. Soğumasın." Her konuştuğumda dudaklarımın tenine değmesi kan akışını hızlandırsa da fark ettirmemeye çalıştım.  Temasımızı kestik. Cihad çay tepsisini eline alıp mutfaktan çıkarken pastayı kutudan çıkarıp dilimleri ayırarak boş tabakları tepsiye koyarken içeri koşar adımlarla Eylül girdi.  "Kız içeri kurtlar sofrası gibi. Plan yaptın ittin beni kurtların içine. Bir de bırakıp gittin, kuzu gibi hissettim oda da." Benzetmesine az önceki olayın da katkısıyla boğazımı tahriş edercesine kahkahalarla gülerek sonlandırdım.  "Gülmekten öleceksin kızım. Sus artık." Diyen Eylül ile derin derin nefesler alıp verdim.  " Yok bir şey olmaz. Hem ben seni hiç bırakır mıyım? Cihad'la konuştuk ondan gelmedim. Hadi şunları içeri götürelim de hep beraber oturalım."  Eline tepsiyi verip içeri yollarken ben de hazırlanan tabaklarla dolu tepsiyi alarak salona girdim.  İki büyük koltuğa abim ve Cihad herkese çayı dağıtmış ve tek otururken kare koltuğa iyice yayılmıştı arkadaşları. Ben içeri girer girmez Cihad'ın karşı koltukta oturan abimle olan sohbeti bölünmüştü ki abimin de pek Cihad'ı dinlediği meçhuldü. Sevgilimin gözleri bana yardım edeyim mi dercesine baktı. Başımı salladım. Zaten ortada sehpa olduğundan oturduğu yerden kalkıp elimdeki tepsiye uzandı.  "Otur sen, ben yaparım."  Gülümseyerek tepsiyi verdim.  Abime kısa bir bakış atarak Cihad'a baktım. Ve sessizce. "Tamam sevgilim." diye fısıldadım.  Gözleri ok gibi bana saplanırken benden böyle bir naz ve cilveli bir ses tonu beklemiyormuş gibi bir on saniye benim gözlerimde takılı kalıp inci gibi beyaz olan dişleriyle alt dudağını ısırarak kafasını sallayıp, "Sabır... Tükendim." diyerek elimden aldığı tepsiyi sehpanın üzerine koyarak koltuğa oturdu.  Ayakta kalmadan tekli koltuğa oturdum. Eylül'de hemen yanımdaki tekli koltuğa geçerken çaylarımızı alıp güzelce yudumlamıştık.  Sırtımı rahatça koltuğa yasladım.  "Aaa. Bugün maç vardı değil mi?"  "Evet!" Diye araya giren Egemen'le içimden güldüm. Gözlerim abime kayarken az önce telefonuna bakarken şimdi gözlerinin hedefi Eylül ve Egemen arasında gidip geliyordu.  "Hatta şöyle bakıyorum da sen de tam bi' dişi aslan asaleti var." Diyerek arkadaşlarına bakarak, "Doğru değil mi?"  Eylül, "Ben tak-" diyemeden abim alayvari bir tonda araya girdi.  "O takım tutmaz."  Egemen, abimin konuşmasıyla şaşırarak gözlerini Eylül'den çekmeden, "Aslında Galatasaraylı gibi duruyorsun."  Abimin titrettiği dizine bakışlarım kaydığında Eylül'den asla beklemediğim bir performansla abimin kendinden emin şekilde söylediği cümleyi yalanlayıp yaslandığı yerden doğrulurken kolunu koltuğa koyarak abimi muhatap aldı.  "Evet," dedi gözlerini abimden çekip Egemen'i buldu. "Cimbomluyum."  "Pardon? Ne zamandan beri?"  "Sen tutmaz diyene kadar."  Eylül 2-0 Fatih  Telefonum art arda titreşince gelen mesajın bu odada olan sevgilimden gelmiş olduğunu gördüm.  Ateşle barut gibiler.  Kafamı kaldırınca bana bakan yüzüne karşı gülümsedim ve tekrar eğdim.  Ee bir çakmak yeterli diye düşünüyorum.  Buradaki çakmak umuyorum ki Ege değildir.  Maalesef sevgilim.  Dudaklarımın arasından istemsizce bir kıkırtı kaçınca abimin kararan bakışları altında eski halime geri geldim.  Telefonum tekrar titreşince kilidi açmadan okudum.  Ve umarım bu aklı Eylül'e sen vermiyorsundur sevgilim.  Kim? Ben.  Mesajı okuduğumu görüyorken beni de izliyordu. Dudaklarımı bükerek cevap verdim.  Abimin ağzının payını Eylül verince susmuş. Egemen de bir şeyleri anladığından kimse maçın bitişine kadar konuşmamış evin içi tam bir tribün yuvasına dönmüş ve sonuç berabere kalınan bir maç olmuştu.  Dudaklarımı esnediğimden dolayı kocaman açılırken elimle kapatıp tekli koltuğun kolçağına kollarımı bırakıp başımı üstüne yaslayarak gözlerimi yumdum.  Odadan bir takım sesler uğultu gibi geliyordu. Sanki göz kapaklarıma güçlü yapıştırıcı sürülmüş de açılmıyordu.  Giderek azalan sesler yok oldu fakat yüzümde hissettiğim dokunuşların ve nefesle birbirine yapışan kirpiklerimi titrekçe araladım. Gözlerim direkt kırdığı dizleriyle önümde oturan Cihad'ın gözleriyle çarpıştı.  "Ne yapıyorsun?"  Parmak uçları bir kuşu sever gibi saçlarımda gezdiriyor, dokunduğu yerler daha çok mayıştırıyordu beni.  Boğuk sesime karşılık dingin sesiyle öteki kolunu başımı koyduğum kolçağa yaslayıp yaklaştı. "Sevgilimi özledim onu seviyorum." Nefesini hissedince söylediğine gülümseyerek cevap verdim. Az önce açamadığım gözlerim de sözlerinin etkisiyle uykumu kaçırmış kafamı kaldırmamı sağlamıştı. Üzerime örtülen battaniyeyi üstümden attım.  Etrafa bakınca odada yalnız olduğumuzu anlamam uzun sürmemişti. "Herkes nerede?"  "Maç bitince bizimkiler gitti. Abin de Eylül'ün tek gitmesinden yana değil diye beraber gittiler."  Kaşlarımı yükselttiğim gibi, "Abime bak sen. Tek gitmesi falan bahane. Kör kütük aşık olmuş haberi yok." Dedim içimden geçenleri sevgilime söyleyerek.  Hâlâ aynı yerde duran kolu ne benim koltuktan kalkma mı ne de hareket etmemi sağlıyordu. Resmen kolları arasında kısılıp kalmıştım.  "Benim gibi mi?"  Bana yakın olan yüzüne dokunup saçlarına parmağımı geçirerek uzun dalgalı saçlarını arkaya taradım.  "Senin gibi de..." Dedim gözlerimi kaçırarak. Cihad ise gözlerini kaçırmaksızın bana sabitleyince kalbim hızla çarpmaya başladı.  "De?"  "Biraz geri mi çekilsen?" İçime kaçan sesim ne kadar çıktı bilmiyordum fakat kedi mırlaması gibi olduğu kesindi.  "Biliyor musun sevgilim, hiçte çekilesim yokmuş." Elimi kaldırıp göğsüne koyarak ittirdim ama milim hareketlilik olmadı.  Gözlerimi ayırarak baktım. "Uykum var benim ya! Odama gideceğim."  "Ee sevgilim... Öyle söylesene." Diyerek ayağa kalkınca kastığım vücudumun rahatlamasını nefes alarak sağladım.  Geri çekilen Cihad ile odamdan getirdikleri battaniyeyi omuzlarıma sarıp göğsümde birleştirerek Cihad'ın önünden geçmeyi planlarken elini belime koyarak bacaklarımın altından geçirip kucağına alması bir olmuştu.  Çığlığım boş odada yankılanırken kollarımı dengede durmak için omuzlarına koydum.  "Ne yapıyorsun sen!"  "Sevgilimi uyutmaya götürüyorum. İtirazın mı var?" Bakışlarının yoğunluğu içinde erirken ben, o merdivenlere yönelmişti bile, benim cevabımı beklemeden.  "Yok da..."  "Olamaz da..."  "Ama kendim gidebilirim." Dedim yine itiraz ederek.  "Ben yokken evet ama ben varken seni taşımak benim görevim." Yüzümde silik bir tebessüm oluştuğunda devam etti. "Ve ben bu görevi ömrümün sonuna dek yerine getireceğim."  Aralıklı duran kollarımı omuzlarından çekip boynuna sıkıca sararak kucağında yükseldim. Yüzünün her bir karesine dudaklarımı bastırdım.  "Seni, çok çok..." Yanağından çektiğim dudaklarımla gözlerinin üstüne gelerek iki gözünü de öptüm. "Çok seviyorum. Hiçbir zaman unutma sevgilim."  "Unutmam. Ben sana dair her şeyi ama her şeyi aklıma kazıdım."  Beraber merdivenleri çıktık. Daha doğrusu o çıktı çünkü kucağında olan bendim. Arada boynuna doladığım parmaklarımın gazabına uğruyor ensesinde dolandığına için homurdanıp duruyordu.  Nihayet odama geldiğimizde beni kırdığı dizine yaslayıp ışığı açacağı vakit, "Açma." Dedim.  'Niye' demedi. Demesini de istememiştim. Sorgulamadan zifiri karanlık olan odamda içeri giren tek ışık balkonun camından gelen sokak lambasının kısık sarı ışığı olmuştu.  Beni bir bebek gibi yatağa bıraktı. Nevresimin soğukluğuyla açık olan ayaklarım üşüdü. Bunu fark edince battaniyeyi üstümden alıp güzelce örttü. Gözlerim saniyeler sonra karanlığa alışınca Cihad'ı daha net görmeye başlamıştım.  Yatağa oturdu.  Kafamı yastığa bastırarak güldüm.  "Hikaye mi anlatacaksın?"  Dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. "Anlatmamı mı isterdin?"  Kafamı aşağı yukarı oynattım.  "Neden olmasın."  Elini saçlarıma atıp dağıttı. "Bazen küçücük kız çocuğu gibi oluyorsun."  "Şikayetçi misin?" dedim kaşlarımı yalandan çatarak.  Elini görebileceğim biçimde yaklaştırıp işaret ve baş parmağını azıcık kalan yeri gösterdi.  "Birazcık."  "Nedenmiş o?" Dedim yastığı hafif kaldırıp başımı yaslayarak. Gözlerine de bu arada kötü kötü bakıyordum.  "Bir gün kavga edersek ve sen bana yine böyle çipil çipil bakarsan ben sana nasıl kızacağım."  Kaşlarımı yukarı kaldırıp indirdim. "Kabul et, bu hikaye de yanan sen oldun sevgilim." Yatakta yatış pozunu tekrar alıp omzuma kadar çektim battaniyeyi. Oda sıcacıktı ama yine de üstümü örtmeden duramıyordum.  Gözleri karanlıkta parlarken dudakları genişledi.  "Biraz daha bakarsan tek yanan ben olmayacağım sevgilim..." Cümlenin altında yatan imâyı sezdim. Dudakları daha da genişledi bu halime bakarak. "Buradayım abin gelene kadar. Uyu hadi, iyi geceler."  Elimi yastığın altına koyup Cihad'a doğru döndüm. Yüzüne bakarak, "Abim nasıl izin verdi burada kalmana?" diye sordum. Çünkü abimin bana olan tavırları beni kırıp parçalıyordu.  Kalktığı yere tekrar oturup eğildi. "Abin her ne kadar ikimizi yan yana, diz dize ve de göz göze görmek istemese de ikimize de güveniyor. Yanlış bir şey yapmadığımızı biliyor. Sadece korkuyor."  Yüzüm anlamadığını belirtir bir ifadeye büründü.  "Abim neyden korkacak Cihad Allah aşkına!"  Dizini yatağa bastırıp yaklaştı iyice bana. Kaldırdığı koluyla parmaklarını saçlarımın arasına daldırdı. Yumuşak baskısı öyle iyi gelmişti ki kaybolan uykum yeniden nüksetti. Esnedim.  "Senin üzülmenden, daha fazla koruyup kollayamamaktan korkuyor. En çokta senin büyümüş olmana, kendi verdiğin kararların altında kalacaksın diye korkuyor." Hep kendime abimi en çok ben düşünürüm. Ben severim, derdim. Her şeyden kıskanır biriyle konuştuğunu duyduğumda kıskançlığımdan konuşmadığımı bilirdim ve gelip sanki hata ondaymış gibi özür dilemesini de. Şimdi bir kez daha düşünmeme itti bu konu beni. Ben mi daha çok tanıyordum yoksa en yakın arkadaşı mı?  Kafamı sağa sola salladım. Kıskançlık perileri gene zihnimi altüst etmişti.  Parmakları saçlarımdan ayrılıp çenemi tuttu. "Daldın yine?"  Dudaklarımı büktüm. "Sence ben kötü bir kardeş miyim?" Böyle söyleyince gözlerim dolmuştu.  Cihad kaşlarını çatarak baktı bana. "Söylediklerimden bunu mı çıkardın Almıla?"  Omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Abime karşı ben bu kadar kötü düşünürken, sen nasıl hem iyi hem de beni ikna edici cümleler kurabiliyorsun?" Gözlerinin en içine baktım. "Gerçekten soruyorum. Nasıl yapıyorsun bunu?"  Elini çenemden usulca çekip dizine yakın olan elimi tuttu. "Çok güzelsin." Artık bir anda yaptığı iltifatlara alışmış gibiydim.  "Ya konuyu dağıtma. Ciddiyim ben."  Avucundaki elime yanağını yaslayıp daha kestirmediği sakallarını sürttü. " Ben de ciddiyim." Gözlerimi ayırınca düzeltti kendini.  "Güzelim, sen hemen pes ediyorsun. Bir şey olduğunda mesela, hemen o kişinin sergilediği tavırlardan yola çıkarak hareket ediyorsun. Aklın direkt en kötüsünü düşünmeye itiyor seni. Tabii bu iyi bir bakış açısı ama sen çok kaptırıyorsun yavrum. Bir sal. Düşünme. Bırak her şeyi kontrol etmeyi. Bu seni de beni de üzüyor."  Beni benden daha iyi bilmesi ve bunu bana anlatması o kadar özeldi ki bu duruma bile ağlayasım geliyordu.  "Ben seni hak edecek ne yaptım acaba?" Güldü.  "Kalbini verdin. Benim yaptın." Yastığa tutamadığım gözyaşım düşerken eliyle sildi. "Abin bu yüzden sana böyle davranıyor. Artık izin verirsen söylemek istiyorum."  Kafamı sallayarak onayladım. "Beraber ama. Ben de olayım konuşurken."  "Tamam sen de ol, güzelim."  "İyi geceler."  Uykumun geldiği oldukça belliyken telefon sesini duydum. Işığın yüzüme vuruşunu hissederken Cihad'ın ciddi ve mırıltılı sesini duydum.  "Bu belgelerin senin odanda ne işi olabilir ki?"  Birkaç kağıt hışırtısı sesiyle beraber Cihad'ın biriyle konuştuğuna hayal meyal şahit oldum.  "Tolga nizamiyede misin? Tamam... Geliyorum. Acil göstermem gereken evraklar var. Ayrılma yerinden."  Kapı kapanınca uykunun kucağına çekildim. ???
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE