Vazgeçemem

1729 Kelimeler
Servet artık her güne yepyeni bir heyecanla uyanıyordu. Bir amacı ve artık bir şeyler başarmak için bir sebebi vardı. İkisi de aynı şeydi: İnci. Nasıl da birden karşısına çıkmıştı ve nasıl şimdi hiç aklından çıkmıyordu? Her gün onlarca kızla; mağazaya gelen onlarca müşteriyle konuşuyor dakikalarca sohbet ediyordu ama hiçbiri aklına o andan sonra bir saniye bile gelmiyordu. Kendi kendine planlar yapmaya başlamıştı bile. Şimdiye kadar tek gayesi günü geçirmek olduğu için mağazadan kazandığı kendine de ailesine de az buçuk yardım etmeye de yetiyordu ama durum çok değişmişti.  O bir öğretmendi ve mesleğini değerlendirmeliydi İnci ile evlenecekse daha güçlü olmalı daha çok kazanmalıydı. Hemen okuldan arkadaşlarını aradı elbette bir tanesi matematik öğretmeni arayan bir özel okul biliyordur diye düşündü. İki tanesinden haber beklemek üzere sözleştiler. Servet o gün akşamcıydı ve işe gitmeden yine diş hastanesine gidecekti. Belki İnci’yi görürdü ve tüm o trafiği çektiğine 3 4 tane otobüs değiştirmesine hiç üzülmezdi o zaman. Hastaneye girdi ve kantini buldu bir çay alıp poliklinik merdivenlerini gören masaya oturdu. Bir saat boyunca kaç tane çay içti bilmiyordu artık kalkması lazımdı biraz daha beklerse işe geç kalacaktı. Henüz başka iş bulmadan mevcut işinden kovulamazdı. Üzüntüyle masadan kalktı bir kez daha etrafına bakıp İnci’yi görme hayali ne yazık ki boşa gitmişti. Salı ve çarşamba günleri de aynısı olmuştu. Perşembe günü artık kendisini iyice tanıyan kantin personelinden bir çay daha alıp masasına oturuyordu ki karşıdan gelen İnci’yi gördü. İnci de onu görmüştü ve yanına doğru sakince yürüyordu. Yüzünde ne düşündüğünü anlayabileceği bir ifade yoktu ama sert ve sinirli değildi biraz rahatlamıştı. Pembe çiçekli bir gömlek ve yine ona uyan pembe çiçekli bir bone vardı kafasında da. Hastane kıyafetleri içinde de o tatlı sevimli yüzü incecik bedeni ile yine çok güzeldi. “Geçmiş olsun.” Diyerek masaya oturdu İnci hafif bir gülümseme ile. Servet de aynı gülümseme ile karşılık verdi. “Buraya seni rahatsız etmek için gelmedim ve eğer rahatsız olursan bir daha asla karşına çıkmam. En azından arkadaşın olmayı çok isterim…” . İnci bir şey demedi Servet ona da bir çay alıp geldi ve kendini anlatmaya başladı.  Okuldan, iş bulamadığından, ailesinden aklına ne geldiyse karışık anlatıyordu. Bir noktadan sonra İnci’nin de ilgisini çekmişti ve sohbet eder hale gelmişlerdi. Onun da en sevdiği ders matematikti ve sınavla ilgili yaşadığı talihsizliklere samimiyetle üzüldüğü çok belliydi. Servet, İnci’yle günlerce konuşabilirdi ama işe geç kalmaması lazımdı.  Ondan telefon numarasını istedi ve İnci’ye münasebetsizlik etmeyeceğini yineledi. İnci’nin de ondan hoşlandığını biliyordu artık en azından umudu vardı.  İşe geldi her zamanki gibi çalışmaya başladı. Gülen gözleri, enerjisi ve mutluluğu sanki dikkat çekiciliğine çekicilik katmıştı. Ufak göz süzüşleri fark ediyordu ama onun için hiçbir önemi yoktu. Akşamüstü yemek molasında iş için haber beklediği arkadaşlarından biri arayınca hemen heyecanla açtı telefonu. “ Kime sorduysam şu an kadrolar dolu… Maalesef öğretmen arayan yokmuş senin branşta.” Cevabıyla tüm morali yerle bir oldu. Sonraki saatler geçmek  bilmedi. Bir yandan müşteriler seyrekleşiyordu. Katladığı kazaklar, askıya astığı gömlekler sanki tonlarca ağırlıktaydı.  Umudunu kaybetmek istemiyordu daha Eren vardı ondan haber gelecekti birkaç gün içinde. Ve ne olursa olsun iş aramaya devam edecekti. Ertesi gün sabah Eren’in telefonuyla uykusundan uyandın. Yatakta ok gibi doğrularak telefonu açtı ve Eren o harika cümleyi kurdu. “ Dostum bu gün iş görüşmesine gidebilir misin saat 12 buçuk gibi. Mithat beyler de matematik branşında yeni bir öğretmen arayışındalarmış meğer. Onların matematikçisinin eşinin İzmir’e tayine çıkmış kadın işten ayrılacakmış mecburen.” Servet bundan daha mutlu bir haber alamazdı. Hemen tamam dedi ve tüm heyecanıyla hazırlanmaya başladı. Siyah gömlek siyah kumaş pantolon ve kahverengi kemerini düşünmüştü zaten bu gün için. Hemen giyindi parfümünü sıktı kahvaltısını etti. Annesine anlatınca annesi de çok sevindi ve ona bolca dua etti. Şimdilik kimseye bahsetmemesini de söyledi çünkü işe alınmazsa babasının ve işe yaramaz kardeşinin dilinden kurtulamayacağını biliyordu. On buçukta evden çıktı iyi ki erken çıkmıştı az da olsa trafik vardı ve evlerine çok uzak olmasa da okulun yerini bilmiyordu. Neyse ki otobüsten indikten sonra on dakika yürümesi yetmişti. Saat on ikiyi yirmi geçiyordu.  Okulda nöbetçi öğretmenle karşılaştı ve durumu anlattı. Mithat bey birazdan odasında olacaktı kendisi müdür yardımcısı odasında bekleyebilirdi. Mithat beyi beklediği beş dakika kendisine beş saat gibi gelmişti ve saat tam on iki buçuk olduğunda okul müdürü Mithat bey içeri girdi. Selam vererek hoş geldiniz dedi ve karşılıklı oturdular. Servet kendisine çok güvenen, sevecen ve gelişime açık bir kişiliğe sahipti. Yıllardır mağazacılıkta satış ve pazarlama yapmasının ikili ilişkilerde çok faydasını görmüştü. Servet görüşme boyunca KPPSS ile ilgili yaşadığı sıkıntıları, kendini, işine olan sevgisini anlattı. Evet öğretmenlik tecrübesi yoktu ama şu an çalıştığı bir işi vardı ve onu da geliştirmişti. Ayrıca çok sık olmasa da zaman zaman tanıdıklarının çocuklarına özel ders verdiğini de anlattı. Derken görüşme Servet’in istediğinden de iyi geçti ve maaş, iş, tatiller, kurs programları gibi tüm detaylarda da ortak paydada buluştular. İki hafta sonra diğer matematik öğretmeni işten ayrılacaktı ve Servet’in de bir hafta sonra başlaması gerekiyordu. Okulun yazı işleri müdüründen hangi belgeleri alması gerektiğini öğrendi ve neşeyle işe gitti. Müdürüne durumu anlattı. Onu çok seven müdürü Sami bey “Bizi yarı yolda bırakıyorsun ama kendine çizdiğin yol güzel olduğundan bir şey diyemem. Ben şimdi nereden bulayım senin gibi çalışkan, iyi elemanı be servet!” diye şakayla karışık hayırlı olsun dedi. Ertesi gün vesikalık fotoğraf, adli sicil kaydı, ikametgah gibi belgelerini aldıktan sonra İnci’ye mesaj attı hastanedeyse onu görmek istediğini söyledi. İnci yarım saate hastanede olacağım deyince neşeyle ona doğru yola koyuldu. Kırk dakika sonra hastanedeydi kantine gitti ve yine aynı masada onu beklediğini söylemek için aradı. Beş dakika sonra İnci yine yanına gelmişti. Topuz yaptığı saçları yüzünü germiş güzel boncuk gözleri tüm ışıltısıyla ortaya çıkmıştı. İnci’ye yeni işini anlattı bir hafta sonra öğretmenliğe başlayacaktı ve bu tamamen İnci’nin ona uğurlu gelmesiyle başına gelmişti. İnci’ye “Sen iyi ki karşıma çıktın , başıma gelen en güzel şey sensin .” dedi. İnci gözlerini tam kaldırmadan sessizce onu dinliyor, sadece gülümsüyordu. Birden tüm cesaretini toplayıp çenesinden yavaşça tutup kaldırdı ve gözlerine ona dikti. O kadar berraktı ki bakışları o kadar güzeldi ki… Yavaşça yüzünü okşadı ve sordu “ İnci, benimle cumartesi günü yeni işimi kutlamak ister misin? Bunu ve tüm hayatımı paylaşmak istediğim yegane insan sensin.” İnci başını yavaşça sallayarak kabul etti ve cumartesi buluşmak üzere sözleştiler. Eve gitti annesine sarıldı ve güzel haberi verdi. Evde adeta bayram havası vardı, her yaptığına bir kulp bulan babası bile çok sevinmişti. “ İşte şimdi adam oldun nerden çıktıysa bu öğretmenlik hevesi yeniden iyi olmuş. Dikkat et de seni kovmasınlar…”. Servet’in bir anda tüm sevinci tuzla buz oldu. Bir kere de bir başarısına destek olamazlar mıydı? Bir gün de kalbini kırmak yerine sırtını sıvazlayamazlar mıydı? Senelerdir tüm çalıştığını babasına veriş kendisine yol ve yemek parası dışında hiçbir şey ayırmamıştı bile. Sakince içine çekti ve arkasını dönüp odasına gitti. Ertesi gün işe gittiğinde arkadaşları ona mağaza kapanışında küçük bir sürpriz yapmışlardı. Veda partisi için küçük bir pasta ve tatlılar hazırlamışlardı. Servet’i çok duygulandırmıştı bu.  Ayrıca müdürü ve arkadaşları ortak hediye olarak kendisine 2 çift takım elbise ve 4 tane gömlek hediye ettiler. Servet nasıl sevineceğini şaşırmıştı çünkü içten içe en çok düşündüğü konu buydu. Okula özensiz gitmek istemiyor ama daha işe başlamadan da bütçesini zorlamak istemiyordu. Nasıl teşekkür edeceğini şaşırmıştı.  Okula da belgeleri sabahtan vermişti pazartesi sabahı girişi yapılacaktı ve işe başlayacaktı. Sonunda cumartesi günü gelmişti. İnci ile Kadıköy’de buluşmak üzere sözleştiler. Söylediği kafede onu beklemek için cam kenarındaki bir masaya geçti. Daha uzaktan onu görünce midesindeki kelebekler gerçekten harekete geçiyordu. Mercan rengi bir kazak haki bir mont ve tanışmalarına vesile olan o haki renkli sırt çantası vardı ve İnci’nin saçları yine omuzlarına dökülüyordu. Selam verip karşısına oturdu ve sohbet etmeye başladılar. O yumuşacık sesi kulaklarından zaten hiç gitmiyordu. Bu anın bozulmaması için her şeyi yapardı. Okulla ilgili son gelişmeyi sordu Servet de her şeyin yolunda gittiğini söyleyince yine tatlı tatlı gülümsedi ve sonra da çantasına elini uzatıp dedi ki: -          Sana küçük bir hediyem var. Servet ne kadar mutlu olduğunu tarif edemezdi ve dedi ki : -          Ben de sana bir hediye almıştım İnci, sen ne kadar tatlı bir kızsın. İkisi de birbirine birer küçük kutu uzattılar. Servet ona tam ortasında tek bir tane inci tanesi bulunan gümüş bir kolye almıştı. İnci de Servet’e yeni iş hediyesi olarak klasik bir saat almıştı. Servet onu bir saniye bile aklından çıkaramıyordu ama İnci’nin de kendisini böyle önemsediğini hayal bile etmemişti. İçi içine sığmıyordu. O gün saatlerce sohbet ettiler. Biraz sahilde dolaşıp ekmek arası köfte yediler, İnci’yi evine bırakmak için onun bindiği otobüse bindi ve evine kadar bıraktı. İnci tekrardan başarılar diledi, onun için her şeyin çok güzel olacağından emin olduğunu söyledi ve vedalaştılar. Servet de içinden “Sen olduktan sonra ona ne şüphe” diye geçirdi ve ayrıldılar. Otobüsten indi evine geldi babası koltuğundan hiç kalkmadan karşısına oturması için işaret etti: -Hayırdır sende bir haller var annen bir kızdan bahsetti anlat bakalım kimmiş ne imiş? Gidip saçma sapan bir kıza tutulup bizi rezil etme de… -Bir kere de ağzından hayırlı bir haber, iyi bir söz çıksın baba. Dünya güzeli, melek gibi bir kız arkadaşım var. Her şey çok yeni daha birbirimizi tanımıyoruz bile ama ben her şeyin güzel olacağını biliyorum. Görsen öyle çok seversin ki… -O da mı öğretmen dedi babası ilgiyle. - Hayır diş hekimi olacak, 3 ay sonra mezun oluyor şu an stajyer. İşini de çok seviyor iyi bir diş doktoru olacağına eminim. -Ne dedin sen? Diş hekimi kız sana neden baksın! Davul bile dengi dengine… o koskoca doktor sen daha düne kadar mağazacıydın unuttun mu? Öğretmenlikte tutunabilecek misin belli değil. O okulda zengin çocuklarına ders vermek Fatma ablanın kızına iki ders anlatmaya benzemez. Her yer atanamamış öğretmen dolu. Ya işsiz kalırsan? Ezdirecek misin kendini o kıza? Daha fazla uzamadan bitsin bu iş…. İşte o kadar! -Ben neden atanamadım hatırlasana baba! Kimin yüzünden atanamadım! Yetmedi mi her şeyde bana engel olman. Ne olursa olsun ben İnci’den vazgeçmem. Bunu aklına sok, beni de Allah için rahat bırak! Derin bir nefes aldı ve odasına geçti. Ne yemek ne içmek istiyordu. En iyisi sakince uyumaya çalışmaktı. Kolundaki saati dikkatlice kutusuyla beraber masanın üzerine koydu. İnci zaten her saniyesinde varken şimdi bu hissi daha da somutlaşmıştı. Ertesi gün de okul için hazırlığını yaptıktan sonra pazartesi günü yeni okulunda işine başladı. Her şey çok güzeldi arkadaşları sevecendi. Şimdilik okuldan ayrılmak üzere olan Selin hanımla beraber derslere giriyor sistemi öğreniyordu. Çocuklarla çalışmak harikaydı. Sevgi dolu ve meraklı gözleri her sınıfta onu tatlı bir heyecanla karşılıyordu. Her günün bir sonrakinden daha güzel geçeceğini hissediyordu ve İnci ile kuracağı hayat da bunun en büyük sebebiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE