İnci mutfaktan gelen kaşık, çatal sesiyle uyandı. Servet yine ondan önce uyanmış kahvaltı hazırlıyordu. Yine erkenciydi ve ona kıyamamıştı, bunu bilmek düşünüldüğünü hissetmek bile onu çok mutlu ediyordu. Kalktı yüzünü yıkayıp dişini fırçalayıp hazırlanmaya başladı. Mat kırmızı saten bir gömlek altına da krem kumaş pantolon giymişti. Bu gün klinikte ayda bir yapılan olağan toplantı vardı. Yine kim bilir daha çok çalışıp zam almamak için neler öne sürülecekti. Küçük papatyalı küpelerini taktı aklına hemen papatyalı kolyesi de geline onu da takmadan edemedi. Kahverengi göz kalemi ve rimel hafif de allık sürünce işte budur demişti. Hem şık hem de zarif olmayı seviyordu. Menemenin kokusunu alınca mutfağa doğru gitti. Sımsıcak bir günaydınla Servet’e sarılıp öptükten sonra kahvaltı masasında karşısına oturdu direkt. Güzel gözlerinin o kendinden emin bakışları sıcacıktı yine. Servet:
- İşe bu kadar güzel gitmesen olmaz mıydı sanki dedi gülümseyerek.
- Olmaz maalesef çirkin gidemem ne yazık ki canım.
- Sen istesen de çirkin olamazsın İnci tanem benim. Hatırlıyor musun seni istemeye geldiğimiz günü? Ben hiç unutmuyorum. Baban gelmemizi istemediği için olay çıkartmış seni saatlerce ağlatmıştı. Sen de üzüntüden hazırlanamamıştın istediğin gibi. Gözlerin ağlamaktan kıpkırmızıydı. Ama ıslanmış kirpiklerinin arasından bana bakan gözlerin öyle tatlıydı ki. Melek yüzlüm yine pırıl pırıldın.
- Sen de ne kadar yorgun ama kendinden emin girmiştin içeri kapıdan. Bizimkiler seni beğendiklerini çaktırmamak için ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Babam içten içe saydığı laflardan pişman olmuştu ama artık çok geçti. Beni, bizi o kadar yaraladıktan sonra neye yarardı ki güzel ağırlamaya çalışmak. Zaten sonrasında da başka bir şey yapmadıklarından o günkü yaptıkları beni hiç şaşırtmamıştı.
- Ne zorluklarla yaşadık, yaşıyoruz ama hep yanımda durdun, biz hiç ayrılmayalım İnci tamam mı?
- Ne ayrılması haydi bak çayın soğuyor kahvaltıyı edelim yoksa geç kalacağız. Eve kaçta geleceklerini de konuşup arabaya binip yola çıktılar. İnci tam arabadan inecekken Servet’e hoşça kal öpücüğünü verecekken aynı anda klinikten içeri giren Tarık beyi gördü. Bugüne de randevusu yoktu ama neden gelmiş diye düşündü. Durakladığını gören Servet ne oldu diye sordu bir sorun yok cevabını alınca vedalaşıp ayrıldılar.
Sabah toplantı olduğundan kimsenin hastası yoktu zaten. İnci de otomattan kahvesini alıp hemen koridorun sonundaki konferans salonuna geçti. Hemen hemen herkes gelmişti selamlaştıktan sonra Sevgi’nin yanına oturdu. Patronları Yeliz ve Özlem hanım da sona kalan bir iki kişinin gelmesini bekliyordu toplantı masasının en ucunda. Ve yanlarında onu gördü. Tarık bey de Özlem hanımın tam yanında onunla bir şeyler konuşuyordu. Tarık beyin her zamanki kendinden emin tavrına karşılık Özlem hanım çok heyecanlı idi. Yeliz hanımın da sohbete dahil olmak ister gibi bir hali vardı. İkide bir de platin sarısı saçlarını eliyle düzeltmeye çalışması İnci’yi güldürmüştü. Tam Yeliz hanıma bakıp kendi kendine gülerken Tarık bey ona doğru döndü ve göz göze gelince başıyla selamladı. Bir anda kendini sırıtırken Tarık’la göz göze bulan İnci kendini aptal gibi hissetti. Acaba kendisine güldüğünü mü düşünmüştü onları incelediğini mi? Sevgi’ nin sesiyle kafasındaki seslerden uzaklaştı:
-Bizim patronların yanındaki yakışıklı kim? Özlem hanımın yeni sevgilisi o mu yoksa?
-Bilmem, dün bana muayeneye gelmişti ama kim olduğunu bilmiyorum.
-İnanmıyorum ya nasıl bir şansın var senin kızım, bir bana gelen hastalara bak bir de seninkilere.
-Cem duymasın ama bak ayıp olmaz mı, karısı böyle konuşunca üzülür adamcağız…
- Aman ne üzülecek, o gitsin ihalelerden kazandığı paralarını saysın. Bu gün arabasını değiştirmeye galeriye gitti erkenden sabah yüzünü bile göremedim sen düşün.
-Geçen ay değiştirmemiş miydi zaten?
-Evet ama hastalık gibi biliyorsun. Bir arabaya en fazla bir ay biniyor neyse ki bana altı aya kadar müsaadesi var da uğraştırmıyor. Siz ne yaptınız bitti mi sizinkinin kredi borcu?
-Hayır daha üç ayımız var ayarlayabilirsek son iki ayı toptan kapatacağız derken İnci’nin çoktan içi sıkılmıştı ve o sırada Özlem hanım masaya kalemini vurarak söze başladı:
-Günaydın arkadaşlar herkes gelmiş gördüğüm kadarıyla başlayabiliriz. Öncelikle size güzel bir gelişmeyi bildirmek istiyorum. Biliyorsunuz klinik olarak büyümek, hastalarımızın ihtiyaçlarına daha hızlı ve daha geniş kapsamlı cevap vermek her zaman en büyük misyonumuz. Bu sebeple aldığımız kararlar doğrultusunda aile dostumuz ve kıymetli iş adamı Tarık Enver ile ortaklık anlaşması yaptığımızı siz çalışma arkadaşlarımız ile de paylaşmak isteriz. Kendisine bizi seçtiği için çok teşekkür ediyoruz ve çok güzel işlere imza atacağımızdan eminiz. En sıcak gülümsemesi ile Tarık’a dönerek kendisini sözü almaya davet etti. Tarık bey ayağa kalkarak:
-Herkese merhabalar, öncelikle böyle güzel bir kliniğin artık bir parçası olduğum için çok mutluyum. Bu güne kadar birçok proje ve çalışmaya imza attım, sağlık alanına giriş yapmak benim için de yeni ve güzel oldu. Uzun zamandır var olan ama çekimser kaldığım bu konuda emin olmamı sağladığı için hastaneniz, artık hastanemiz demem de bir mahsur yok sanırım, hekimlerinden İnci hanımın şahane yaklaşımı beni bu karara yönlendiren çok güzel bir etken oldu dedi İnci’ye gözlerini dikerek. Ve tüm gözler o an İnci’ye çevrilmişti, her biri gözlerinde saklamaya çalıştığı kıskançlık ifadesiyle ona gülümsediler. Özlem ve Yeliz hanım da bravo dedikten sonra klinikle ilgili birkaç genel konu ve ilaçlarla ilgili son detaylar, ihtiyaç duyulan malzemeler konuşuldu. Rutin kapanış konuşması da yapıldıktan sonra herkes dağılmaya başladı. İnci’nin de Sevgi’nin de yarım saat boşluğu vardı İnci’nin odasına geçip karşılıklı oturdular Sevgi daha fazla dayanamadan sordu:
- Anlat bakalım bu karizmatik adama ne yaptın da hop diye geldi kliniğe ortak oldu? İnci her zamanki gibi işini yaptığını söyledikten sonra muayene sürecini anlattı. Ama ne yaptığını kendisi de merak etmiyor değildi. Biraz daha havadan sudan konuştuktan sonra ikisi de rutin muayenelerine dönmek üzere işlerinin başına geçtiler. Son hastası gelmek üzereydi ki Özlem hanım onu telefonundan aradı:
- İnci tatlım nasılsın? Bu öğlen beraber yemek yiyoruz tamam mı dedikten sonra telefonu kapattı. Bu emrivaki karşısında şaşırmıştı ama bir yandan da böyle bir şey bekliyordu zaten. Son hastasının da kontrolünü yaptı, dişlerine nasıl bakması gerektiğini anlattı, diş ipini nasıl kullanacağını gösterdi ve önlüğünü çıkardı. Ellerini yıkayıp saçını ve yüzünü de kontrol ettikten sonra odasından çıktı. Özlem hanımların kendi katlarından girişe inmesini bekledi ki onlar da hemen ardından çıktılar. Şu yandaki lokantaya gidelim Tarık bey de bizi orda bekliyor dedi Yeliz hanım. Özlem hanım ve Yeliz hanım tamamdı ama Tarık bey nereden çıkmıştı ve neden kendisinden başka kimse yoktu klinikten? Tedirginliğini hiç fark ettirmeden onlarla beraber lokantaya girdi. Tarık bey tam da geçen gün kendisinin oturduğu kenardaki masaya oturmuştu. Özlem hanım karşısına, Yeliz hanım da yanına yerleşiverdiler İnci de başıyla selam verip çaprazına oturdu haliyle. Yeliz hanım bu yemeği İnci’ye teşekkür etmek için organize ettiğini zira kaç zamandır Tarık bey ile bu konuda konuşup adım attıramadıklarını söyledi. Hastamız olunca daha net karar verir diyorduk ama bu kadar çabuk olmasını da beklemiyorduk diye de göz kırptı. İnci de sadece işini yaptığını söyledi. Yemekleri sipariş ettiler. Tarık bey neredeyse hiç İnci’den tarafa bakmıyor sohbete çok az katılıyordu. Özlem hanım İnci’ye dönüp sordu:
- Sen neler yapıyorsun tatlım eşin nasıl keyfiniz yerinde değil mi?
-Evet Özlem hanım her şey bildiğiniz gibi devam ediyor sağolun…
- Demek bu güzel hanım evli öyle mi? Bu soruyu öyle büyük bir şaşkınlıkla sormuştu ki Tarık, İnci bir an irkilip tam yemeğe başlayacağı sırada elindeki çatalını düşürdü. Başıyla evet dedi ve o sırada kimsenin beklemediği bir şey oldu. Tarık bey kendi çatalıyla İnci’nin tabağındaki kremalı mantardan bir çatal aldı ve yemesi için nazik bir hareketle İnci’ye uzattı. Tüm masayı kaplayan uzun kolun ucundaki çatala bakakaldı. O anda Tarık bey “ Açlıktan ölmek istemiyorsun değil mi? Düşüp bayılırsan biz nasıl para kazanacağız?” diye sorunca diğerleri de bozuntuya vermeden kahkahayı patlattı. İnci de ağzını açıp mecburen yedi daha fazla bekletemezdi. Teşekkür ettikten sonra ona mutlu bir gülümseme yolladı Tarık bey. Rutin konuşmalarla geçti tüm yemek. Üçü birden ne yediğini ne içtiğini ne aldığını anlatıyordu aslında Tarık daha çok dinliyordu. Yeliz hanım :
-İnci yeni bir şube açmayı düşünüyoruz binayı da bulduk senin iki klinikte de dönüşümlü çalışmanı istiyoruz. Diğer şube Maslak’ta bilgin olsun. Seni ve diğer arkadaşları Tarık beyin şirketine ait bir araç haftada 2 3 gün düzenli alıp bırakacak. Tabi maaşınız da iş yükünüz doğrultusunda artacak.
İnci son cümleye öyle çok sevinmişti ki. Akşam eve sevinçle döndü. Güzel bir sofra hazırladı Servet’in en sevdiği yemekleri yaptı. Onu yine tüm güleryüzü ile karşılayıp yeni şubeyi ve yeni maaşını söyledi. Servet çok sevindi ama sordu “ Hayatım her şey çok güzel ama sende bir gerginlik var. Sevgi yine saçma saçma konuşup canını mı sıktı yoksa?”. İnci öyle bir şey olmadığını söyledi yemeğine devam ederken de düşündü: Tarık denen bu adam ne yapmaya çalışıyordu? Her şeyi yanlış anlıyor olmayı umdu ve yemeğini bitirip duşa girdi.
Duştan sonra güzel bir keyif kahvesi yapmıştı ikisine. Servet kahveyi çok severdi özellikle de dersleriyle ilgili hazırlık yapmadan önce. Beraber içip sohbet ettiler. Servet arabanın kredisini biraz daha rahat ödeyecek olmak ikisini de çok rahatlatmıştı. Belki yazın küçük bir tatile bile çıkabilirlerdi. En azından kafaları rahat olurdu. Fazlasında gözleri yoktu. İnci işte bu kadar diyordu huzurlu olmak bu kadar. Aklında kafasında dolandırmak istediği hiç ama hiç kimse yoktu. İnci’nin de bunu bozmaya niyeti yoktu.