bc

Genç Ev Kadını

book_age18+
49
TAKİP ET
1K
OKU
family
HE
drama
mystery
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Nehir, yeni evli, çok genç bir ev kadınıdır.

Kendini yalnız ve umarsız hissetmektedir. Aşka açtır.

Geçmek bilmeyen günlerde apartman içinde maceralara atılır.

Komşularını tanır, samimi olur. Hatta aşık olur.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. Bölüm
Geçmişi mazide bırakmış, Ömer’le birlikte kendimize mazbut bir karı koca hayatı kurmuştuk. Artık evimin kadını, yani ev kadınıydım. Sabah onu yolcu ettikten sonra hemen ev işlerine girişiyordum. Aslında acelem yoktu, Ömer de hemen hiçbir şey talep etmeyen kocalardandı. Akşam geldiğinde “Yemek yapamadım,” desem, hiçbir şey sormaz hemen kebapçıyı arar lahmacunları ısmarlardı. Temizlik gibi konularda da pek talebi yoktu, daha doğrusu ben yapmasam aldırmazdı. Eline süpürgeyi alır ortalığı süpürüverir, tozları alırdı.  Gelip gidip teftiş edecek bir kaynanam da yoktu. Muteber Teyze’ye küsmüştüm Eylül’le beni ihbar etti diye. Aslında o ihbar etmese komşular söylerdi Ömer’e, çünkü çok gürültü etmiştik, rezalet ayyuka çıkmıştı. Neyse, Eylül’ü unutmuştum, Berke’yi son yaptığı hareket nedeniyle defterden silmiştim, Muteber Teyze’yi de kaynanalıktan atmıştım. Annesini çok özlüyorsa Ömer kendi giderdi. Zaten kaynanam bir alt katımızda oturuyordu. Her akşam iş dönüşü iki dakikalığına bile olsa annesine uğradığını biliyordum. Tabii ki sesimi çıkarmıyordum. Annesiydi, görecekti.   Mutfaktaki küçük masada kahvaltımı hızlıca ettikten sonra hemen masayı topluyor, bulaşıkları yıkayıveriyordum. Ardından yemek yapmaya girişiyordum. Alışverişi Ömer yapıyordu. O nedenle bir gün önceden ne yemek yapacağım belliydi. Ömer annesinin lezzetli yemeklerine alışkın olduğu için benden de öyle şeyler bekliyordu. Ama benim yemek yapma konusuna pek kabiliyetim yoktu. Basit şeyleri yapmayı becerirdim ama öyle zeytinyağlılar, börekler, tatlılar gelmezdi elimden. Ya kuru fasulye pilav, ya nohut pilav, arada mercimek yemeği, sık sık da makarna. Menümüz kısıtlıydı ama Ömer melek gibi bir adam olduğu için ses çıkarmaz, önüne ne koysam “Eline sağlık” diye diye iştahla yerdi.  Yemekleri pişirdikten sonra, her gün bir odanın tozunu alır, elektrikli süpürge ile süpürürdüm. Bu da her gün yapılacak bir iş değildi aslında, zaten evimiz de iki küçük oda, bir saloncuktan oluşuyordu. Ama yine de zaman geçsin diye her gün temizlik yapar, haftada bir de camları silerdim. Ardından varsa kirlileri makineye atardım ve öğleyin ütü hariç tüm işim bitmiş olurdu.  Tüm öğleden sonraları benimdi. Akşam 6,5 - 7’ye kadar Ne istesem yapabilirdim. Ama yapacak pek bir şeyim yoktu. Ömer, dışarı çıksam bir şey demezdi ama nereye gidecektim? Evin ihtiyaçlarını zaten o alıp getiriyordu. Kendime bir şeyler bakabilirdim ama pek paramız yoktu düğün, evi döşemek derken çok borç yapmıştık. Bir şey almayacaksam AVM’lerde de sürtecek halim yoktu. Hem çarşı pazara gitmek için minibüse binmek, yarım saat yol gitmek gerekliydi, yakınlarda AVM tarzı yerler yoktu. O kadar uzak yerlere yalnız başıma gitmeyi sevmez, biraz da korkardım. Birlikte gidecek arkadaşlarım da yoktu. Liseden sonra sadece bir yıl üniversiteye gittiğim için görüştüğüm hiç arkadaşım kalmamıştı. Zaten her gün her gün çıkacak halim de param da yoktu.  Evdeyse öğleden sonraları geçmek bilmezdi. Televizyonda kadın programları, evdeyiz, yemekteyiz… Onlar bile tek başına çekilmiyordu. Biraz uyukluyordum. Ömer bir - iki kitap almıştı ama kitap okumak içimi bunaltıyordu. Çay yap, kahve yap, biraz daha televizyona bak, zaman geçmek bilmiyordu. Sıkıntıdan patlayacak hale gelmek üzereyken kapı çalıyor, Ömer geliyordu. Elleri dolu oluyordu hep. Manav, bakkal, kasap dolaşırdı. Markete gitmeyi ise sevmezdi. Pazara hiç gitmezdi, mahalle esnafına kazıklanmaya bayılırdı.  Yemeklikleri buzdolabına yerleştiriyor, o banyo yaparken sofrayı kuruyordum. Ömer de pijamasını giyip geliyordu. Gün içinde yaptıklarını, işyerinden dedikoduları anlatırken yemeğimizi yiyorduk.  Yemek bitince de birlikte masayı topluyorduk. O çay koyarken bulaşıkları hallediyordum. Çay demlendiğinde ben de bulaşıkları bitirmiş oluyordum. Kanepede yan yana oturup, çayımızı içerken televizyon izliyorduk. Gece 11’e doğru da yatağa.   Ömer bir aseksüeldi. Bile bile evlenmiştim. Çünkü azmedip bu sorunu aşacağıma inanıyordum. Başlarda da iyi gidiyorduk. O da azimliydi hem beni mutlu etmek hem de sorununu çözmek istiyordu. Mutlu olmam için de yataktaki saatlerimizin haz dolu geçmesi gerektiğinin farkındaydı.  Küçük mavi haplardan kullanmıştı balayımızda. Çok müthiş günler ve geceler geçirmiştik o hapın sayesinde. Baş ağrısı, yüz kızarması gibi yan etkileri vardı hapın ama Ömer bunlardan şikayetçi değildi. Beni mutlu etmek için ufak tefek sorunlara razıydı ama büyük sorunla baş etmesi mümkün değildi. Meğerse kalple ilgili sorunu olanları kötü etkilermiş bu mavi haplar.  Balayında, daha sonrasında her hafta sonu evde devam ederken kalbinin sıkışmasını aşırı heyecandan sanıyormuş. Bir gün işyerinde de kalbi sıkışınca hemen hastaneye götürmüşler. Acı gerçeğin ortaya çıkması için bir kaç gün geçmesi, testlerin ve tahlillerin sonucunun alınması gerekmişti.  Kalp ritminde bir düzensizlik bulunmuştu. Ömer’in kendine dikkat etmesi, ilaçlarından alması ve o küçük mavi haplardan kullanmaması gerekiyordu. Cinsel hayatımız başladığı anda bitmişti.  Adını wibbi koyduğum, küçük beyaz bir vibratörüm olduğundan söz etmiştim. Tek çare olarak ona sarılmıştım. Dakikada 2.700’den 6300’e kadar titreşimi vardı. Ellerimin, parmak uçlarımın onun verdiği hazzı vermesi mümkün değildi. Neredeyse her gün öğleden sonraları onu kullanıyordum. Ama bu sempatik şeyle ilgili endişelerim de yok değildi. Çok sık kullanırsam alışkanlık yapar, diye korkuyordum örneğin ki alışmıştım. Wibbi’yle sevişip doruğu bulunca önce müthiş bir haz hissediyor, sonra yıkanıp, giyinip kanepede televizyonun karşısında yerimi aldım mı kötü düşünceler üşüşüyor, her gün onu kullanmamın alışkanlık yapacağı korkusuyla pişman oluyordum. Bir daha kullanmamaya karar veriyordum. Bu kararımı da ertesi gün öğle yemeğinden sonraya kadar kararlılıkla uyguluyordum. Sonra kafamdaki şeytan aklımı karıştırmaya başlıyor, son bir defa daha yapmamın hiç de kötü bir şey olmayacağına kendimi ikna ediyordum. Bu ruhsal değişimler ve kararsızlıklar her gün yaşanıyordu.   Tabii esas sorun yetersizlik duygusuydu. Doruğa ulaştırıyordu ama yetmiyordu. Sarılacak bir vücuda ihtiyacım vardı. Yekvücut olmak, dudaklarını, ellerini bedenimde, sıcaklığını tenimde, parmaklarını ya da sertliğini içimde hissetmek istiyordum. Tabii bu duyguların sebebi kendimi çok yalnız hissetmem de olabilirdi. Ne bir arkadaşım, ne dostum, ne akrabam vardı. Nikahtan sonra babamlarla sadece bayramlarda görüşmüştük. Rana Halam’dan başka da bildiğim, tanıdığım akrabam yoktu. Rana halamın ise oğlunun başına dert olduğuma inandığı için beni asla affetmeyeceğinin farkındaydım.    İçimi basan yalnızlık duygusundan bir an önce kurtulmak kararıyla hemen kendime bir arkadaş bulmaya karar vermiştim. Öncelikle eski okul arkadaşlarımı aramak akıllıca görünmüştü. Bazılarının evlendiğini biliyordum. Evli insanlar da evlilerle arkadaşlık etmeyi sever. Cep telefonumun rehberinde hemen hiçbir eski arkadaşımın numarası yoktu. f*******:’ta bizim okulun öğrencilerinin bir grubu olduğunu biliyordum ama telefonum eski model tuşlu tiplerden olduğu için internete bağlamam mümkün değildi. Evdeki laptop babamındı ve Ayşenur karısına taşınırken götürmüştü.  Ömer’den istesem alırdı bir bilgisayar ama nikah, ev eşyasının yenilenmesi derken çok masraf yaptığını biliyordum, bilgisayar isteyip yeni masraf çıkarmanını alemi yoktu. Bilmek istediğim sadece eski okul arkadaşlarımın iletişim bilgileriydi. Onu da sokağın başında gördüğüm internet kafede hallederdim. Hem böylece sokağa çıkma bahanem olurdu. Bir saatimi dışarıda geçirir, ferahlardım. Evde olmayacağım için de wibbi’yle istenmeyen buluşma da gerçekleşmemiş olurdu.  Lise çağlarımda bilgisayar çok yaygın değildi, her evde bilgisayar bulunmaz, bilgisayar olsa internet bağlantısı olmazdı. Bizde de bilgisayar yoktu. O nedenle sık sık internet kafeye giderdim, yani alışkındım oralara.  Biraz daha durur, biraz düşünürsem çeşitli bahaneler bulup dışarı çıkmayacağımı bildiğim için hemen pardesümü giymiş, başörtümü takmış fırlamıştım sokağa. Üç beş adımda da varmıştım internet kafeye ama kapısından girmem mümkün olmamıştı. Bir kere benim bildiğim internet kafeleri gibi değildi, karanlık, loş bir yerdi ve içerisi ergenlik çağındaki oğlanlarla doluydu.  Küçük bölmelerde, kafalarında kulaklık, ciddi tavırlarla bilgisayar oyunları oynuyorlardı. Kulaklıklara rağmen havada cıv, cuvvv diye sesler yankılanıyordu. Burası bana göre bir yer değildi kesinlikle. Yine de 15 dakikada hallederim işimi diyerek adımımı içeri atmıştım.  İçeri girdiğim anda da başta kasada oturan çocuk olmak üzere birçok baş bana dönmüştü. Suratları asık, bakışları “bizi rahatsız ediyorsun abla” mesajıyla doluydu. Kasadaki çocuğun hali  ve bakışları da farklı değildi.  Tedirgin olmuştum ve çıkıp gitmeye bahane arıyordum. “15 dakikalık bir işim vardı. Internete bakacaktım” dedim titreyen, ürkek bir sesle.  “15 dakikalık olmuyor abla, en az bir saatliğine veriyoruz bilgisayarları..” diye bilmiş bilmiş sırıtarak karşılık vermişti çocuk.  Kafamla “olsun, tamam” der gibi bir işaret yapınca da, o da içeri doğru bir bakış atmış, dudağını büküp “Gördüğün gibi her yer dolu” der gibi bana dönmüştü.  O bakışa rağmen yerimden kıpırdamadığımı görünce de “Akşama kadar kalkmazlar, en iyi sen sonra gel abla,” demişti.  Tabii ki akşama gelemezdim. Paldır küldür atmıştım kendimi sokağa. 

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ATEŞLİ SUCLU

read
7.4K
bc

SERT

read
3.5K
bc

Tenimin Efendisi (+18) -Töre

read
331.2K
bc

KUMANIN ÇİRKİN SAHİBİ +18

read
190.4K
bc

Kader Çıkmazı

read
4.6K
bc

AŞKIN KARANLIK YÜZÜ

read
3.4K
bc

DELİ MAVİ +18

read
25.2K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook