Gün yapıyorlardı. Haftanın birkaç günü öğleden sonraları birbirlerinin evlerinde toplanıp yiyip içiyor, sohbet ediyorlardı, zaman zaman keyfe gelip göbek attıklarını bile duymuştum. Böylece vakit dedikodu edip eğlenerek geçip gidiyordu. Küs olduğum kaynanam Muteber Teyze de başmüdavimlerdendi. Gün olayının aklıma gelmemesinin nedeni o olmalıydı. Kimseciklerin beni güne çağırmamasının sebebi de bu küslüktü kuşkusuz. Ama bizim kendi gün grubumuzu kurmamıza bir engel yoktu. Bu konuyu İnci’ye danışmaya karar vermiş ev işlerine girişmiştim.
Uzun zamandır camları silmiyordum. Evin bütün camlarını silersem öğleden sonram da dolar, kendime dokunmaya zaman kalmaz, ilk günü kararımdan caymadan geçirmiş olurdum. Gerçi toplam dört pencere vardı silinecek ve ne kadar yavaş silsem öğlene kalmaz biterdi ama yapacak başka bir şey de aklıma gelmemişti.
Bu sayede de Güniz’le tanıştım. Hemen yanımızdaki apartmanda, bizimle aynı hizada oturuyordu. Pencerelerimiz karşı karşıyaydı. İçerisi görünür diye o taraftaki pencerenin perdesini hep kapalı tuttuğum için kadını hiç görmemiştim. Zaten o da birkaç gündür gündüzleri evdeymiş. İşten çıkarmışlar, yeni bir iş bulana dek evde takılacakmış mecburen. Bunu çok hüzünlü bir sesle, sanki ev kadınlığı bir kadının başına gelebilecek en kötü şeymiş gibi söylemişti.
Şevkle camlara girişmiş, zaten temiz olduklarına aldırmadan uzun uzun siliyor, kuruluyordum. Yandaki pencereyi silmeye başladığımda duymuştum sesini kadının. Yani önce sesini duymuş, sonra kendisini görmüştüm.
Çok sigara içenlere mahsus, kalın, genizden gelen, erkeksi bir sesi vardı. Pencereden çok sarkmış olmalıyım ki “Dikkat edin düşeceksiniz,” demişti. Ben de sesi duyunca irkilmiş, bir an düşecek gibi olmuştum. Panikle kendimi içeri atınca da kadını görmüştüm. Balkona çıkmış, sigara içiyormuş.
Esmer, kısa kesilmiş, kazık gibi dümdüz kömür karasına boyalı saçlı, zeytin rengi büyük gözlerini daha da büyük gösteren kapkara makyajlı, üzerindeki tişörtü, jeani kapkara garip bir kadındı karşıdaki balkondaki. Beli açık bırakan kolsuz tişörtü hem göbeğindeki piercingi hem de kolunun üst kısmında başlayıp omuza uzanan, şeklini seçemediğim ama ejderhaya benzettiğim dövmesini gözler önüne seriyordu. Lise çağlarımda böyle giyinen kızlar vardı. Ama karşımdaki koca bir kadındı ve liseliler gibi giyinip, boyanması garipti. Daha başka gariplikleri olduğunu da tanışıp görüşmeye başladıktan sonra öğrenecektim.
Gün ekibimize Güniz’i de katabilirdik. Bu düşünceyle camları silmeye devam ederken apartmanda yaşayanları yeniden gözden geçirdim. İhtiyarlara yer yoktu bizim gün ekibinde. Ben ve İnci daimi üyelerdik. Onun karşı dairesindeki orta yaşlı aksi kadının adı Neslihan’mış. Çağırsak da gelmez diyerek onu listeye almadım. Üniversiteliler erkek oldukları için çağrılamazdı. Muteber teyzenin karşı dairesinde oturan emekli subayın evde kalmış kızı olabilirdi. Ama adını bile bilmiyordum. Karşı komşum Tuğba da olabilirdi ama sanırım çalışıyordu. Üçüncü kattaki aile karı koca çalışıyordu, bir kızları vardı ama o da üniversitede okuyordu sanırım. Onlarla merdivenlerde bile karşılaşmıyordum.
Yani bu gün tasarısında pek umut yoktu. Bir gün grubunda kaç kişi olur bilmiyordum gerçi ama yeterli kişiyi bulamayacağımız belliydi. Ben böyle saçma projeleri düşünürken öğle olmadan cam silme işi bitmişti. Hazır temizliğe başladım bari yerleri de sileyim demiş hızlıca öğle yemeğimi yemiş işe girişmiştim. Ev ne kadar küçükse, dip köşe her yeri silmem iki saat bile sürmemişti. Dış kapının önünü silip işimi tamamlayacaktım ki karşı komşum Tuğba’nın gülerek kapıdan bana baktığını hissetim.
“Çok titizsin maşallah,” deyip f*******: maceramı sormuştu. İyi ki sormuş, dün bakkalın oğlu Fatih’i bulamayınca unutmuştum. “İstersen gel, hem internete bakarsın, hem de karşılıklı birer çay içeriz” deyince ikiletmedim. “Elimi yıkayayım, üzerime bir şey giyeyim geliyorum” dedim. Evde kalsam yine kendimle uğraşacaktım, iyi olmuştu Tuğba’nın davet etmesi.
Evleri bizimkinin aynıydı ama o kadar hoş ve modern döşemişlerdi ki sanki bambaşka bir mahallede bir eve misafir gitmişim gibi hissetmiştim kendimi. Bembeyazdı her şey. Beyaz renk salona genişlik, ferahlık vermişti.
Tuğba beyazı seviyordu anlaşılan, koca kalçasına aldırmadan giydiği, belden aşağısını tamamen gözler önüne seren bermuda taytı dikkat çekiciydi. Geniş bir V yapan ortasında derin bir çizgiyle nefis vadisi ve kalça yanaklarının arası dahil sıkıca sarmıştı. Yine bedenine iyice oturmuş kocaman memişlerini kocaman uçları dahil gözler önüne seren ince askılı, incecik kumaşlı tişörtü de beyazdı. Bedeni nasıldır diye hayal etmenize gerek yoktu, her şey gözler önündeydi. Beyaz renk esmer teni ile hoş bir kontrast oluşturuyor, güzel görünmesini sağlıyordu. Patlak nemli gözlerini belirsiz bir şekilde boyamış, aşırı kıvırcık saçlarını tepede sıkıca toplamıştı.
Tuğba’yı tek aşkım Eylül’e benzetmem için kendimi çok zorlamam gerekiyordu ama kadından hoşlanmıştım. Tuğba’nın çok yoğun bir cinsel çekimi vardı. Utanmasam hemen kendimi kollarına atıp yumuşacık gıdısına, sert ve gergin boynuna yapıştıracaktım dudaklarımı. Geniş ve dolgun dudaklarını öpersem kendimi hiç tutamam diye düşündüğümdendi buraları öpme isteği. Gerçi kollarının arasına girip yumuşacık olduğu anlaşılan koynuna başımı dayasam yeterdi. Neyse ki içimden geçenler dışarıdan bakılınca pek fark edilmiyordu.
Tuğba bakışlarımdaki şehveti fark etmemişti ama her dikkatli kadın gibi bir şeyler hissetmişti. “Ne güzel sevgiyle dolu bakışların” demesinin nedeni bu hissi olmalıydı. Sanırım dikkatimi dağıtmak için hemen salonun bir köşesinde duran çalışma masasına davet etmişti beni. Üzerine çıkartmalar yapıştırılmış, çok kullanıldığı belli olan bir laptopu vardı. Heyecanla açmıştım f*******: hesabımı. Sanki eski arkadaşlarımdan bir mesaj alsam, hatta buluşsak bir şey olacakmış gibi bir his vardı içimde, aslında bir şeyin değişmeyeceğini biliyordum. Birkaç kez buluşsak da artık ortak konularımız kalmadığı için arkadaşlığımız sürekli olmayacaktı.
Lisedeki kankam Belma bir şey yazar diye umuyordum ama arkadaşlık isteğime bile yanıt vermemişti. Ondan olmasa da yine de kim olursa olsun bir mesaj almak isterdim. Ama hiçbir şey yoktu.
Can sıkıntısıyla nasıl püflemişsem Tuğba mutfaktan koşup gelmişti “Ne oluyor?” diye.
“Face’de eski okul arkadaşlarımı arıyorum” demiştim. Başımı arkamda duran Tuğba’ya çevirdiğim anda mis gibi kadın kokusu ile karşılaştım, derin vadisi tam burnumun ucundaydı ve ince kumaşın altında sert kılları fark ediliyordu. Ortadaki derin çizginin arasına giren kumaş da tüm anatomisini ortaya koymuştu.. Koku oldukça keskindi. Belki de sabah işe yolcu etmeden önce kocasıyla sevişmiş sonra da yıkanmamıştı doğru düzgün. Oysa bu gibi durumlarda boy abdesti almakta fayda vardır. En azından güzelce bir duş yapmalı insan. Kokusu hazla içimi titretmişti.
Deliriyorum, kesin bilgi. Herhalde kararımdan caymak ve hemen eve koşup kendimi rahatlatmak en doğrusuydu ama ayıp olur diye kalkamamıştım.
Neyse ki Tuğba halimin farkında değildi ya da öyle davranıyordu. “Bir de google’dan ara istersen. Ben de çayları koyup geliyorum, canım” deyip gitmişti. Adres bölümüne google yazarken görmüştüm baktıkları siteleri. Birden ter basmıştı. Biz de eve bilgisayar almalı, internete bağlanmalıydık mutlaka. Bu tür videoları, filmleri izler kendime dokunur, rahatlardım ne güzel. Ama o fotoğrafları görmemiş olsam daha iyiydi. Masa üstünde “fotoğraflar” adıyla yer alan klasör resimlerle doluydu. Karı koca yatakta tüm yaptıklarını çekmişlerdi sanki. Fotoğrafların yanında videolar da vardı. Her an Tuğba gelebilirdi, hiçbirine bakma şansım yoktu ne yazık ki, ama yine de varlıklarını belleğimin bir yerine kaydetmiştim.
Tuğba bir iş kadını olarak benden çok daha bilgiliydi internet konusunda. Linkedin diye bir uygulama varmış, iş sahipleri, çalışanlar hep orayı kullanırmış. Hem iş aramak bulmak, hem de tanışma ve sohbet için uygun bir yermiş. Çayları getirdiğinde linkedin hesabından baksın diye yerimi ona vermiştim. Ben de hemen yanında, ayakta duruyordum ve tişörtünün dekoltesinden önüme serilen kocaman memişlerinin oluşturduğu derin çatalı izliyordum.
Tuğba linkedin’de Belma’yı bulamamıştı ama aklına face’de kimler benimle arkadaş olmuş, arkadaşlık teklifi yollamış bakmak gelmişti. Çok cahil olduğum için öyle bir bölüm olduğunu bilmiyordum doğrusu. Üstelik face hesabımı kapamayı da unutmuştum. Başkalarını fotoğraflarına mahremine bakacağım derken kendi mahremimi açıkta bırakmıştım. E posta hesabımı da kapatmamıştım herhalde.
Salaklıklarımı bir yana bırakırsak, Tuğba’nın sayesinde “Arkadaşlık istekleri” adlı bölümde 5 arkadaşlık isteğinin olduğunu öğrenmiştim, aralarında Belma yoktu ama üçü liseden eski arkadaşlarımdı. Diğer ikisi de profil resmimden beni beğenip istekte bulunmuş adamlardı. Onları sonraya bırakıp lise arkadaşlarımı onaylamasını rica etmiştim Tuğba’dan. Arkadaş olmak isteyen adamları başka bir zaman salim kafayla inceleyecektim. Aklım lise arkadaşlarımdaydı çünkü, en çok da f*******:’a girerek yıllar sonra izimi bulmasını sağladığım belalım Saffet’teydi. Tam bir yapışkandı bu çocuk. Bana sırılsıklam aşık olduğu iddiasındaydı. Özellikle lise sonda bir an bile peşimi bırakmamış, sevgili olalım diye sürekli yalvarmıştı. Ve ben şimdi boş bulunup onu da arkadaşlığa almıştım. .
O akşam yemeğinde gün boyu neler yaptığımı anlatırken Tuğba’ya gitmemi, f*******:’ta kimseden mesaj olmamasını, google’da da bir şey bulamadığımı anlatınca, beni gülerek dinleyen Ömer “Ben senden şanslıyım” demişti.
Hem üniversiteden hem de askerden arkadaşlarını bulmuş. Face’de ayrı ayrı grupları varmış ayrıca onu hemen w******p gruplarına da almışlar. “Yalnız çok fazla yazışıyorlar” dedi gülerek. “Ben sürekli yazışamam.”
“Biz bir tane bulamadık, adam sürüyle bulmuş, bir de mırın kırın ediyor” diye içimden söylenmiştim ama “Haklısın canım, sürekli de yazışılmaz” diye karşılık vermiştim.
En sevindiği de askerde kendisiyle ranzasını paylaşan en iyi arkadaşını bulmuş olmasıydı. Çok severlermiş birbirlerini. “Yılmaz Çavuşumla adeta kan kardeşi gibiydik. Bir anımız ayrı geçmezdi” diye anlatmıştı dostluklarını. Askerden sonra birbirlerini kaybetmişler. Şimdi yıllar sonra tekrar birbirlerinden haber almak hoşmuş.