4. Bölüm

1016 Kelimeler
Ömer annesinden öğrenmişti ablasının eve gittiğini. Son olaylardan sonra ablasını yanlız bırakmaya niyetli değildi. Kendini suçlayıp duruyordu zaten. Ablasını yanlız bırakıp gittiği için dere de. "Abla? Burada mısın?" Mahir hemen Zümra'dan uzaklaşmış kendini toplamaya çalışıyordu. Bir nevi şoka girmiş öfkeden eli ayağına girmişti. Elini gür saçlarına daldırdı ve yolarcasına çekiştirip asıldı. Öfke hızla damarlarına karışmış, sağlıklı düşünmesini engelliyordu. Sorunun cevabını alamamıştı ve bu daha da delirmesine yol açıyordu. "Buradayım Ömer." Bitkin düşmüş sesiyle cevap vermek zorunda kaldı Zümra. "Anam söyledi de konaktan ayrıldığını. Mahir ağabeyime demiş seni eve bıraksın diye." "Evet.. şey sağol Mahir ağabey. Ömer hadi gidelim." Zümra yerde olan bakışlarını kaldırdı Ömer'e doğru. Ardından arkasını döndü ve hızla eve doğru ilerledi. Korkuyordu daha demin nasıl bir aptallık etmişti de ağzından kaçırmıştı derede ki olayı! Allah'tan adını vermemişti Ali'nin. Yoksa bu sefer hepten başları belaya girecekti. Mahir bu işin peşini bırakmayacak gibi görünüyordu. O gözlerinde gördüğü ateş de neyin nesiydi? Ne yapacaktı? İşin içinden nasıl çıkacaktı? Allah yardımcısı olsundu Zümra'nın. "Abla bekle! Mahir ağabey sağolasın. Allah kabul etsin hayırlı geceler." "Hayırlı geceler aslanım. Afiyet olsun." Ömer hızla ablasının peşinden koştu ona yetişmek için. Mahir ise olduğu yerde ne kadar süre kaldı bilmiyordu. Her şeyi düşündü, her ayrıntıyı her olayı. Kim?! Hangi soysuz bu girişimde bulunmuştu? Nasıl? Nere- derede ki olay geldi aklına o an. Zümra o gün dereye düşmüştü ve o olay nasıl oldu aydınlatmamıştı herkesi. Düştüm diyerek atlatmıştı. İşte şimdi taşlar yerine oturuyordu. Mahir inanmamıştı zaten o saçma sapan bahaneye. Kesinlikle bu dere mevzusuyla alâkalı bir şeydi bu olay. Ama kafasına koydu bulacaktı Mahir. Bulacak ve bunun hesabını soracaktı. Konağa geri döndü ve konuklarıyla ilgilenmeye devam etti. Aklı ne kadar dolu olsa da misafirlerine asla saygı da kusur etmezdi. Böyle görmüş böyle geçirmişti büyüklerinden. Hepsiyle teker teker ilgilendi Mahir gece bitene dek. Sonunda misafirler gitmiş konak sensizliğe bürünmüştü. Mahir ise hâlâ deli gibi düşünüyordu. Hatta düşünmekten kafayı yiyecekti. Nasıl olabilirdi nasıl?! Behiye Hanım da günün yorgunluğu ile bitkin bir halde odasına doğru yol almıştı ki mutfaktan çıkıp, oğlunu sedir de otururken gördü. Nesi vardı bu deli oğlanın bir garipti sanki. "Oğlum? Geç oldu hepimiz yorulduk sen de öyle. Daha uyumayacak mısın?" Behiye oğlunun yanına çöktü ve eliyle kas yığını olan sırtını sıvazladı. "Uyuyacağım ana. Misafirleri geçirdim daha yeni." diyverdi. Behiye hanım biraz durduktan sonra patlattı yine bombayı. "Mahir'im ne dersin Hüseyin beyin kızı Meleğe? Yarın gidelim mi babanla. Bak oğlum vakit geldi geçer, biz yaşadık gördük her şeyi. Şu garip ananla babana çok görme oğlum. Anlı şanlı düğün etmek isteriz, torun sevmek isteriz çok mu şey isteriz?" Oysa Mahir'in kafası çok başka yerde idi. Nereden çıkmıştı yine bu evlilik meselesi. Annesini geçiştirmek istedi yoksa hiç mecali yoktu dil dökmeye. " Tamam ana ben düşüneceğim söz. " Behiye hanım 'hadi bakalım inşallah" der gibi baktı ve iyi geceler dileğinde bulunarak odasına gitti. Bir an önce Zümra ile konuşup bu olayı çözmeliydi Mahir. Yoksa uyku falan haramdı genç adama. Sabah olmuş erkenden uyanmış ve hazırlanmıştı Mahir. Bugün, Feride sultanı görme bahanesiyle onların evine gidecek orada da Zümra ile konuşacaktı bir şekilde. İçi içini yiyordu. "Abi kahvaltı etmiyor musun. Bir şeyler yeseydin." Yaren arkasından koşarak ceketini getirdi abisinin. "Yok bacım, geç kalıyorum kasaba da yerim bir şeyler." Kız kardeşinin elindeki ceketi aldı ve ensesinden tutarak alnından öptü. "Allah'a emanet olun haydi görüşürüz. " "Görüşürüz hayırlı işlerin olsun canım abim." ................. Zümra elindeki tepsiyi yer sofrasına koydu ve içindeki kahvaltılıkları sofraya dizdi. "Haydi anne. Kahvaltı hazır buyurun." Annesi Feride hanım bahçede ki çiçekleri suluyordu. "Geldim kızım geldim." "Ömer kalkmıyor mu?" "Biraz daha uyuyacakmış eşek sıpası. Gece dışarı çıktı arkadaşlarıyla ben eve geldikten sonra." "Genç oğlan oluyor anne çıksın çocuk." "Aman bif şey demedim kardeşine." Feride hanım ellerini yıkayarak oturdu sofraya. O sırada tahta kapı çaldı. Anneli kızlı ikisi de şaşırmış bu saate kimin geleceğini düşündüler. Annesi yeni oturmuştu o yüzden Zümra kalktı ve dışarıya çıktı avlu kapısını açmak için. " Ben bakarım anne." İçini korku kapladı ya, Ali geldiyse. O kadar da gözü dönmezdi değil mi? Kapıyı yavaşça açtı. Karşısında gördüğü kişiyle nefesini tuttu. Dili damağı kurumuştu zavallı kızın. Mahir tüm heybeti ile karşısında duruyordu. Giydiği gömlek ve ceket kaslı gövdesini sarmış adamın karizmasına karizma katmıştı. Gerçi çuval bile giyse muazzam bir şekilde taşırdı onu Mahir. Bu saatte burada ne işi vardı bu adamın? "Hayırlı sabahlar. İçeri buyur etmeyecek misin?" "Hayırlı sabahlar abi. Şey.. Buyur geç tabi." İçeri girdi ve kapıyı kapattı Mahir. "Kimmiş gelen Zümra?" "Benim Feride sultan. Hayırlı sabahlarınız olsun." "Hayırlı sabahlar Mahir oğlum. Buyur hoş gelmişsin." Mahir güler yüzle sarıldı sevdiği ve çok saygı duyduğu kadına. "Geç şöyle oğlum. Otur hele. " Mahir hiç canı istemediği halde oturdu sofraya. Şimdi oturmazsa ayıp olacaktı. Hatır kırmak istemiyordu hele ki Feride hanımınkini. Zümra'nın eli ayağı titriyordu. Sessizce oturdu yerine ve çayları bardaklara dökmeye başladı. Ekmek uzattı sevdiği adama. Kesin rüyadaydı Zümra. Yoksa sevdiği adamı yanı başında kahvaltı ederken görmek pek hayra alamet değildi. Kaç senedir pek tanık olmamıştı böyle manzaraya. "Dün baya gelen giden oldu. Yoruldunuz Mahir'im. İşler geç mi kalırdı azcık dinlenseydin ya be oğlum." "Yorulmadım Feride sultanım iyiyim ben. Hem işin başına varmayınca olmuyor ki el adamıyla." "Haklısın oğlum. Allah kolaylık versin bol kazançlar versin. Hayırlı bir de eş versin senin gibi delikanlıya." Zümra elindeki çayı neredeyse düşürüyordu ki son anda sofraya koydu. "Amin inşallah sağolasın sultanım." Kahvaltı faslı bitmiş, Mahir'i uğurlamak için avluya çıkmışlardı. Feride hanım mutfağa kadar gitmişti. Öğlene yaprak sarması koyacaktı saklama kabına Mahir'e. Aradığı fırsat buydu Mahir'in. Zümra'ya kesin bugün soracaktı bu mevzuyu. "Bugün bizim kirazlıkta seni bekliyor olacağım." Zümra duyduklarına inanamıyordu. Bu yakışır kalmazdı ki. Hele ki birileri görürse fena olurdu. Nedenini biliyordu dünkü mesele yarım kalmıştı onu soracaktı kesin. "Ben.. Ben gelemem işim var benim." "Zümra. Çıldırtmayın adamı." Çaresizce annesinin hemen geri dönmesini bekledi. Konuşamıyordu ne cevap verecekti bilmiyordu. Neden üsteleyip duruyordu ki? "Mahir ab-" o sıra da annesi gelmişti şükür ki. "Geldim geldim. Al oğlum afiyetle ye hepsini şifa olsun inşallah." "Ne gerek vardı sultanım. Ellerin dert görmesin. Sağol." "Ne demek yiğidim hadi hayırlı işlerin olsun." Mahir son kez Zümra ile göz teması kurup arkasını döndü ve çıktı gitti. Buraya kahvaltı etmeye gelmemişti. Zümra'yı buluşmak için çağırmaya gelmişti ve umuyordu ki inşallah gelirdi yoksa yapacağını biliyordu genç adam.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE