3.

1380 Kelimeler
O uğursuz günün üzerinden iki gün geçmiş, nihayet Kirman'ların davet günü gelip çatmıştı. Zümra yaşadığı travmayı tam olarak atlatamasa da kendini daha iyi hissediyordu. Ailece konağa gelmişlerdi ve el yardımıyla her ne gerekiyorsa, ne iş varsa birlik beraberlik içinde yapıyorlardı. Sofranın biri boşalıyordu biri doluyordu. Kirman'ların elbette seveni sayanı çoktu. Annesi Feride ve Ömer bir an olsun Zümra'yı yalnız bırakmamışlardı. Ömer çocuk gibi arkadaşlarının lafıyla ablasını yanlız bırakmıştı ve hâlâ bunun pişmanlığını yaşıyor bir yandan da utanıyordu. Ömer'in, Ali'den haberi vardı uzun zamandır ve ablasına söz verdiği için kimseye ağzını açamıyordu. Elinden gelse onu çakısıyla öldürürdü bunu gerçekten yapardı ama gel gör ki ablası büyük yemin ettirmişti ona. Kendisinin üzerine. "Ömer'im nedir bu güzel yüzünün hâli? Ben iyiyim paşam bak. Hem şu tepsiyi içeriye mi götürsen artık diyorum. Şimdi annemden azarı yiyeceğiz." Ablasının yanından ayrılmak istemiyordu Ömer. Bu olay bir nevi ders olmuştu ona. Sanki yanından ayrılırsa yine başına bir bela gelmesinden korkuyordu. "Ama abla ben se-". Tam o sırada mutfağa Yaren girdi. Bütün samimiyetsizliği yüzünden okunuyordu. Onun gelmesiyle Ömer mecbur susmuştu. "Hadi canım al." Ömer daha fazla uzatmak istemedi ve aldı ablasının uzattığı tepsiyi son kez etrafa bakınarak ve ablasına da bakarak avluya çıktı. Zümra bir yandan boşalan tabakları sıcak su ayarlayarak yıkamaya koyuldu. "Ne var biliyor musun Zümra. Umut yorar insanı. Boşa kürek çekmekte öyle. Ağabeyime olan ilginin farkındayım. Her kız gibi." Zümra duydukları ile dumura uğrarken elinde ki deterjandan dolayı kayan porseleni mermer tezgaha düşürüp kırdı. Bunu bile isteye yapmamıştı bir nevi şoka uğraşmıştı. Nasıl? Nasıl biliyordu Yaren bu durumu? Üstelik ne demişti o boşa kürek çekmek? Ellerini duruladı ve arkasını döndü. Yaren tek kaşını kaldırmış ona hesap sorar gibi bakıyordu. Artık tahammül edemiyordu Zümra'ya. Kendilerini saf yerine falan mı koyuyordu da bu konağa geliyordu iş falan yapıyordu? Bu konağın olsa olsa hizmetçisi olurdu hanımı falan değil! "Ben..sen ne diyorsun Yaren?" Yüzünü buruşturup of'ladı Yaren. "Lütfen saf ayağına yatma Zümra. Davul bile dengi dengine nasıl bu kadar hayalperest olabilirsin?" Zümra duydukları ile ağzını bir açtı bir kapadı. Zavallı kız gururu o kadar incinmişti ki. Bu lafları duymayı hem beklemiyordu hem de çok ağrına gitmişti. "Ben zaten öyle bir atakta bulunmadım Yaren. Ben sadece içimde yaşıyorum ona olan sevgimi ki üstelik her şeyin farkındayım. Madem açık konuşalım diyorsun. Benim zaten bir beklentim yok ki." Madem konuşmak istiyordu Yaren, o da ona açık olacaktı. Saklayıp yalanlamanın bir anlamı yoktu. Gerçekleri söyledi Zümra. İçinde fesatlık, kötülük bulundurmadan. Ama bir o kadar da canı yanmıştı. Meğer bu yüzdenmiş Yaren'in ona takındığı tavır. Ve kendisini ağabeyine layık görmediği aşağılayıcı bakışlarından belli oluyordu zaten. "Güzel. Yani bu uğurda çok yıpranırsın bence kendi yoluna bak Zümra. Kaldı ki, Ağabeyim seni benden ayırt etmiyor. Etmez de bunu en iyi sen biliyorsun." Zümra hızla başını olumlu yönde sallayarak bu konaktan bir an önce uzaklaşmak istedi. Nefes alamıyordu. Bu..bu çok ağır bir şeydi. Demek Yaren'in karın ağrısı buydu. Ağabeyine layık görmüyordu Zümra'yı. Önemli olan iç güzelliği derlerdi. Paraya pula, mevkiye, güzelliğe önem verilmemesi gerektiğini neden anlamıyorlardı. Hepsi söylenti de kalıyordu işte! "Ben..anneme bakayım." Hızla çıktı mutfaktan. Bir süre annesini aradı gözleri. Ona artık evlerine gitmek istediğini söyleyecekti. Titreyen ellerini yumruk yaparak gizlemeye çalıştı. Boğazına oturan yumruyla zor nefes alıyor, yutkunamıyordu kızcağız. İçinden kendine teselli veriyor. Ağlamaması için kafasını başka şeylere yormaya çalışıyordu. Hele bu konakta, hele ki avlunun ortasında ağlamaya hiç niyetli değildi! Gururu incinmişti böyle bir şeyi asla hak etmemişti Zümra. O sırada annesi, Feride boşalan tepsiyi mutfağa doğru getiriyordu ki, kızını gördü neden orada öylece dikiliyordu ki? "Zümra? Ne oldu annem? Yüzün bembeyaz kesilmiş bir şey mi oldu?" "Ben.. hayır anneciğim benim işim bitti. Kendimi kötü hissediyorum eve gidebilir miyim?" Feride şüpheyle kaşlarını çattı. "Tabi ki gidebilirsin kızım. Ne oldu bir yerin mi ağrıyor?" Zümra kendini zor zapt ediyordu. Hızla başını salladı. "Evet. Başım ağrıyor biraz." Feride anlayışla onayladı kızını. Zümra'yı tek başına yollayamazdı eve. O yüzden Ömer'e bakındı ama bu kalabalıkta nereden bulacaktı şimdi bu çocuğu? O sırada köşede ki duvarın önünde masa da oturan, Mahir'i gördü. Arkadaşlarıyla oturuyordu tüm asaletiyle. Ayağını diğer bacağının üzerine atmış dikkatle yanında ki arkadaşını dinliyordu. Mahir'i de, Ömer den ayırt etmediği için onu çağırmak da bir sakınca görmedi Feride. Zümra ise annesinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu ki, "Mahir! Oğlum gel hele." Diye bağırıverdi. "Ne?! Anne ben kendim giderim. Ya da Ömer ile giderim. Neden onu çağırdın?" Feride kızını anlamıyordu. Ne vardı yani bunda itiraz edilecek? Mahir de ağabeyi sayılırdı onun. "Sus bakıyım sen. Peşine biri falan takılır mazallah. Ağabeyin bırakır işte seni." "Anne sana inanamıyorum. Ömer ile de gidebilirdim ned-" "Buyur Feride teyzem?" Mahir gelmişti ve odak noktası sadece Feride teyzesi idi. "Oğlum, Zümra'yı eve kadar bırakır mısın diyecektim? Ömer'e bakındım ama göremedim." "Tabi. Bırakırım Feride sultan." "Çok yaşa oğlum sağolasın. Kızım kapıyı ardından kilitle eve varınca aman diyim bak." Zümra başını olumlu yönde sallamakla yetindi sadece. Kalbi şuanda pır pır uçuyordu. Bu kadının kendine zoru neydi? Hayır yani Ömer'i bulmak bu kadar zor olmamalıydı! Hem, Yaren neler demişti az önce. Onları yan yana görürse kim bilir neler düşünecekti hakkında. Yanlıştı bu olanlar çok hemde çok yanlış! Birbirlerine yabancı kalmak zorundaydılar. Mahir'in konağın kapısına doğru ilerlemesiyle, Zümra da mecburen takip etti onu. Beraber çıktılar avludan. Zaten yakındı evleri konağa arabaya gerek yoktu bu yüzden. Konağın çaprazında ki sokağın başında kalıyordu kerpiçten evleri. "Nasıl gidiyor Zümra?" Onun o güzel sesini duymasıyla bir an ne diyeceğini bilemedi. Ağzı dili kurumuştu zavallı kızcağızın. "İyi..aynı bildiğin gibi ağabey." Derin nefes aldı genç kız. Başı öne eğikti ve ellerini ovuşturmaktan kızartmıştı ellerini. Heyecandan ne yaptığının da farkında değildi. Ama ne yazık ki Mahir her şeyin farkında idi. Yan gözle bu duru güzelliği inceliyordu. Kimse yokken, hiçbir kimsenin baskısı altında değilken izledi genç kızı. Hâlâ dudaklarının tadı damağındaydı. Aslında kendinden nefret ediyordu bir bakıma. Ağabey diyordu Zümra ona. Ve, Allah'ta şahitti ki, imkânsızdı Zümra onun için. Ne kendisi isterdi böyle bir şeyi ne de aileleri. Zümra da istemezdi belki. Ama neden o bakışları tam tersini söylüyordu? O güzel deniz mavileri neden kendisine yanmış gibi bakıyordu? Seviyor muydu yoksa Mahir'i? "Şu dereye düşme olayına hâlâ bir açıklama getirmedin?" Yutkundu genç kız. Bu konuyu neden açmıştı şimdi bu adam? Unutmamış mıydı? Hem ona neydi? İçinde o kadar çok şey yaşıyordu ki Zümra, ama hiçbirini de dışarıya yansıtamıyordu ne yazık ki. Hep kendi içinde kargaşa yaşıyordu. Dışarıya da bir o kadar sessizdi genç kız. "Ben..yani dedim ya denge-" Koluna dolanan parmaklar ve sırtının kerpiçten olan duvara yaslanmasıyla ne diyeceğini, ne dediğini unuttu genç kız. Ellerini iki taraftan duvara yaslamış, genç kızı duvara sıkıştırmıştı Mahir. Gözleri yerinden çıkacak gibi olmuş, sanki uzun bir koşu yapmış gibi nefes nefese kalmıştı Zümra. Ne yapıyordu bu adam?! Neden bu kadar yakınına girmişti ve neden bu kadar güzel kokuyordu Allah aşkına?! Burunları hemen de değmek üzereydi birbirine. Mahir ise kendisine yalan söylenilmesinden nefret ediyordu. Her zaman mert bir delikanlı olmuştu. Ve ömrünün sonuna kadar doğrudan şaşmayacaktı. "Bana yalan söyleme Zümra!" İstemese de sesi yüksek ve sert çıkmıştı. Genç kız gözlerini yumdu birkaç saniye. Neden kendisine hesap soruyordu? Doğruları söyleyemezdi! Eğer söylerse konu çok başka yerlere giderdi ve bunu asla istemiyordu genç kız. "Ma..Mahir ağabey b..ben doğruları söylüyorum ne olu-" Hâlâ kendisine yalan söylüyordu ve Mahir'in tahammül sınırını aşıyordu Zümra. Neyi saklıyordu bu kadar anlamıyordu. Demek ki önemli bir konu vardı orta da iyice şüphelenmeye başlamıştı genç adam. "Yalan söylüyorsun ve sabrım tükenmek üzere bunu bilmeni istiyorum Zümra." Genç kız o kadar şaşkındı ve korkuyordu ki, asla böyle bir şey beklemiyordu ve Mahir'in bu yüzüyle hiç tanışmamıştı bu zamana kadar. Ne yapacaktı şimdi? İçinden dualar ediyordu birinin bu durumdan kurtarması için onu. "Ben..ben istemedim. Bunu yapmak istemedim." Genç kız gözlerini kapatmış bir nevi sayıklıyordu. O an aklına gelince hem yine kötü olmuş hemde ne dediğinin farkında değildi. Yanaklarında hissettiği ıslaklık onu durdurmaya yetmemişti. Şuan ağlayıp rezil olması umrunda bile değildi. Mahir ise bir an affallamıştı. Zümra ağlıyor muydu? İyi de neden? Hem neyi yapmak istememişti anlamıyordu genç adam. "Zümra neden ağlıyorsun güzelim? Ne yapmak istemedin? Sakin ol ve anlat bana. Sen o gün orada ne yaşadın?" "Ben..ben ölürdüm. Eğer bana dokunsaydı ölürdüm.." Mahir duydukları ile sarsılırken elleri farkında olmadan yumruk oldu ve kerpiç duvara elini hızla geçirdi. Öfkeden gözü kararıyordu. Bu şerefsizliği kim neden yapardı aklı almıyordu. Aklında şimdi o deli soru dönüp duruyordu. Kim hangi cüret ile bu kıza yaklaşmak istemişti? Üstelik bundan haberi bile yoktu! En çok kendine kızdı. Emanete böyle mi sahip çıkılıyordu?! "Abla?!" Bu duyduğu ses.. Ömer'e aitti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE