2.

2126 Kelimeler
"Sen yardım et Allah'ım! Dayan Zümra'm geliyorum bekle beni, kurtaracağım seni kardeşim." Elif bir nebze de olsa şoktan çıkabilmiş sonunda harekete geçmeyi akıl edebilmişti. Eli ayağı titriyordu ona bir şey olursa ne yapardı?! "Zümra! Geldim kurtaracağım seni!" Duyduğu ses ile birlikte yerinde çakılı kaldı Elif. Bu..bu gerçek olabilir miydi? Arkasını döndü. Gördüğü şey ile gözleri kocaman oldu. Mahir Ağa buradaydı! Gözlerinde ki yaşlar bir bir ıslatırken yanağını, Allah'a şükür ediyordu içinden. Sonunda beyaz atlı prensi gelmişti ve en önemlisi kardeşi bildiği kız kurtulacaktı. Hemde sevdiği adam tarafından. Ömer mi çağırmıştı acaba onu? "Mahir Ağam yal..yalvarırım ona bir şey olmasın kurtar onu." Titrek nefeslerini bırakarak kenara çekilmeye çalıştı. Bacaklarında derman kalmamıştı Elif'in. Mahir ise çoktan ceketini çıkarıp öylece girmişti dereye. Kenar kesimleri derin değildi ama orta kısımlarına doğru derenin derinliği artıyordu. Zümra ise çırpınmayı daha yenice bırakmış öylece kalakalmıştı. Mahir hızla öne atılarak belinden yakaladı genç kızı. İnce kumaşlı basma fistanı(üzeri çiçekli elbise) ıslanmış ikinci bir deri gibi yapışmıştı tenine Zümra'nın. Mahir kucağına aldığı kız ile birlikte bir yandan da rahatsız oldu. Çünkü istemsiz olaylar sonucu gelişen bir durum olsa da, Zümra'nın şuan mahremiyeti söz konusuydu. Suyun ağırlığı ile fistanın göğüs kısmı iyice aşağı doğru açılmış ve yapışmıştı. Ne yapacağını bir an kestiremedi. Ne yapsa uygun olurdu bilemedi genç adam. Elif ise kıyıda yaşlı gözlerle öylece onları izliyor, Zümra'nın iyi olabilmesi için içinden dualar ediyordu. Zümra ise su yutmuştu ve bu sebebtendir ki baygındı. Mahir sonunda sudan çıkabilmiş. Derenin kenarına yeşilliklere yavaşça bırakmıştı genç kızı. Şimdi ne olacaktı? Elif arkadaşının başını kucağına aldı ve gözyaşı dökmeye devam etti. "Yalvarırım uyan. Beni bırakma bacım (kız kardeş) ben ne ederim sensiz?" Elif kendine hakim olamıyordu. Beyni durmuştu sanki. Acı uyuşturmuştu her tarafını. Mahir ise yer de öylece yatan, beyaz olan teni iyice bembeyaz kesilen genç kıza bakmıyordu bile. Fistan vücuduna yapışmış her yeri meydana çıkmıştı resmen. Damarlarında gezinen öfkeye bir dur demeliydi. Yoksa mantığını da kaybedecekti şimdi. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Feride teyzesine ne diyecekti? Kızını kurtaramadım mi diyecekti? "Ne yapacağız?! Neden uyanmıyor bu kız! Bir şeyler et Mahir Ağam. Yalvarırım. Onu kaybedemem." "Ben..ben kahvehanede ki televizyonda görmüştüm. Bir..bir filmde kız boğuluyordu. Ona..ona dudaktan nefes veriyorlardı sanırım. Yalvarırım Ağam yardım et." Elif dediği şeylerle pancar gibi kızarırken, arkadaşının sağlığı her şeyden daha önemliydi. O yüzden buna pek takılmadı. Mahir duyduğu şeylerle kısa bir an şok geçirirken. Direk kafasını olumsuz yönde salladı. Bu dediği şey delice bir şeydi. Ne demek dudaktan nefes vermek? Tamam duymuştu böyle bir şeyi daha önce ama böyle saçmalık olur muydu? Ölse yine yapmazdı bunu. Bu kızın mahremiyetine ölse de el sürmezdi. Elif için ise sorun yoktu çünkü, Zümra zaten bu adama sevdalıydı. Eninde sonunda ikisini de olacak gibi görüyordu. Nesine bu kadar naz yapıyorlardı anlamıyordu. "Kendine gelesin Elif! Dediğin şeyi kulağın duysun ilk önce." Elif'in içi bir an öfkeyle doldu taştı. Bu kız burada ölümün eşiğindeydi, ama beyimiz hâlâ kibrinden ödün vermiyordu demek. "Tamam o zaman. Ya köyden biri yapar ya da kasaba da ki doktorlar bakar çaresine. Size zahmet köyün içine kadar taşır mısınız arkadaşımı!" Mahir'in kaşları anında çatıldı. Ne demek köyden biri yapardı? Ne demek doktorlar yapardı? Buna izin verecek miydi? Gönlü razı gelecek miydi? Başkası yapmaktansa, Mahir kendi yapardı daha iyiydi çünkü bir nevi Hasan'ın emanetiydi onlar Kirman'lara. Hem nefes verip çekerdi hemen. Ne olacaktı ki? Elif öyle dememiş miydi? "Dur. Vakit kaybetmeyelim şimdi köye kadar." Elif duyduklarına inanamadı bir an. Mahir Ağa mı yapacaktı? Bu evet demek mi oluyordu? Mutluluktan çığlık atsa yeriydi. Ağlasa mıydı gülse miydi bilemedi genç kız. Arkadaşı bir uyansın ballandıra ballandıra anlatacaktı her şeyi. Yeter ki açsındı gözlerini. Mahir dizlerinin üzerine çökerek Zümra'yı, Elif'in kucağından aldı ve yere yatırdı tekrar. Erkek adam heyecanlanır mıydı? Elinin kolunun bağı kesilir miydi? Nedir bu hastalık gibi vücudunu saran şey? Yaklaştı kıza. Porselen gibi bir cildi vardı. Yazması dereye düşmüş olmalı ki, ateş rengini anımsatan turuncu saçları ıslanmış yüzüne, boynuna yapışmıştı. Hele bir de o kocaman maviliklerini açıp bakması yok muydu masumca adama. Her erkeği etkileyebilecek kapasiteye sahipti ama asla öyle bir kız olmamıştı Zümra. Oturaklı ve sessiz sakin biriydi. Ağırdı. Nerede ne konuşması gerektiğini bildirdi. Bir eliyle burnunu tıkadı verdiği havanın dışarı çıkmaması adına. Bir eliyle de çenesini havaya kaldırarak dudağını genç kızın ağzına dayadı. Kuvvetli bir nefes üfledi ciğerlerine. Tekrarladı bu işlemi üç defa. Sonra öksürük krizine girerek açtı gözlerini Zümra. Mahir ise geriye çekti kendini. Ne kadar inkar etse de etkilenmişti. Bu dudaklar rüya olamayacak kadar güzellerdi. Yumuşak ve kendine has tadı vardı. Aman Allah'ım tadı damakta kaldı diye bir laf vardı ya hani, Mahir de birebir bu durumu yaşıyordu. Ama onun öyle bir özelliği vardı ki; hislerini kolay kolay dışarı yansıtmaz, duygusallığa ve aşka asla müsamaha göstermezdi. Ama kaderden de öte yol yoktu. Kimin ne olacağını bir tek Allah bilirdi. Zümra ise neler olduğunu hatırlamaya çalışıyordu ki fark ettiği detay ile gözleri kocaman oldu. Şuan gerçekten komik görünüyordu. Mahir'in burada ne işi vardı? Ve daha demin tepesinde ne yapıyordu?! Üstelik dudaklarında ki o baskı da neyin nesiydi? Anlamaz gözlerle Elif'e bakıyor bir cevap bekliyordu. Neler döndüğü hakkında. Mahir..ah gönül yangını.. gerçek olamayacak kadar ilahi bir güzellikte idi şuanda. Belki de derede kafasını bir yerlere çarpmıştı da, Mahir'in hayalini görüyordu şimdi. "Kurtuldun. Allah'ım sana şükürler olsun. İyisin değil mi Zümra'm?" Elif endişe ile arkadaşına bakarak hasar tespiti yapıyordu. "İyiyim. Ben..ben nasıl yani?" Mahir'e bakamıyordu. Şuan rezil bir haldeydi kesin. Ama bilmiyordu ki asıl bu hâli ile, Mahir Ağa'yı bile etkilemeyi başarmış, erkeklik hormonlarının gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştu. Kendine hakim olamıyordu kızdan gözünü almak istiyordu ama iradesine söz geçiremiyordu ve bu durum epey canını sıkmışa benziyordu ki ellerini yumruk yapıp sabır dileniyordu. Kendine gelmeliydi! Bugüne kadar hiçbir kıza sulanmayan ağzı ve erkekliği şimdi neden kardeşi gibi gördüğü kız için deliriyordu şimdi?! "İyi misin?" Sert nefesini dudaklarının arasından koyverdi. Buradaydı! Mahir gerçekten de burada idi ve onu daha demin dolaylı yoldan da olsa öpmüştü! Göğüs kafesi hızla inip kalkıyor nefes almayı yetiştiremiyordu ciğerlerine. İlk defa kaldırdı başını ve o zümrüt yeşili gözleri ile karşılaştı. Ah bu adam mahvediyordu bu zavallı kızı. O kaslı vücuduna yapışan gömlek de neyin nesiydi? Esmer teni beyaz gömleğinin altında muazzam görünüyordu. Kalbi kuş gibi çırpınırken dudaklarını zor da olsa aralamayı başarmıştı. "Ben.. iyi..iyiyim ağabey." Mahir, Zümra'nın diğer herkes gibi 'Ağa'm değil de ağabey' demesini tembih etmişti ona. Onu kardeşi gibi gördüğünü ne sıkıntısı olursa kendisini bulmasını istemişti. Ne de olsa Hasan'ın emanetiydi onlar. Belki de kendini öyle diye avutuyordu bilmiyordu. İçinde ki koruma iç güdüsü fazla idi, Zümra ve ailesine karşı. "Canım benim geçti sakin ol. Hadi gel eve gidelim." Elif arkadaşının belinden tutarak kalkmasına yardımcı oldu. Zümra ise zar zor başını sallayarak ayağa kalkmaya çalıştı. Çok korkmuştu zavallı kız. Dehşeti yaşamıştı bugün. Ya namusuna bir şey olsaydı? Olmaması için ölüme teşebbüs etmemiş miydi zaten? Göz ucuyla sevdiği adama baktı ve hâlâ kendisine baktığını gördü. Utanıyordu genç kız. Hele ki, bu durumdayken daha da yerin dibine giriyordu. "Sen benim ceketimi al. Böyle köye dönemezsin." Mahir yerden aldığı ceketi, Zümra'ya doğru uzattı. Her yeri meydanda idi ve köye, böyle dönmesine izin vermezdi. Zümra ise sevdiği adama minnettârdı. Ceket sayesinde vücudunun büyük bir kısmı kapanacaktı ve bir rezilliğe daha katlanmayacaktı bu nedenle. Başını olumlu yönde salladı ve uzattığı ceketi aldı elinden. O anda elleri birbirine değdi ve genç kız ateşe değmişcesine hızla çekti elini. Yasaktı bu adam Zümra'ya. Ağabey diyordu ona. Ama elleri sımsıcaktı kendi ellerine nazaran. Güven veriyordu en önemlisi de. Ceketi giymesine arkadaşı yardımcı olmuştu. Elif imâlı bakışlar atarak, Zümra'yı utandırıyordu ama çok tatlı ve çekici göründüğünden de bir haberdi genç kız. Onun kokusunu soludu gizlice Zümra. İstemsiz gözleri kapandı ve uzun uzun içine çekerek, ciğerlerine hapsetti bu aşina olduğu kokuyu. Tıraş kolonyası ve ferah, kendine has bir kokusu vardı Mahir'in. Daha sonra arkadaşının öksürüğüyle kendine geldi ve yürümeye koyuldu. Mahir de hemen arkalarında idi. Kilimleri daha sonra, Ömer de getirebilirdi önemli olan sağlıktı. Zümra'ya bir şey olmamıştı ya varsın bir de kilimlere bir şey olsundu. Annesine ne diyeceğini bilemedi genç kız. Korkuyordu. Eğer annesine, Ali konusunu açarsa onu endişelendirmekten ve üzmekten korkuyordu. Ne diyecekti ne açıklama yapacaktı? "Nasıl oldu bu?" Eyvah! Mahir Ağa kafasında ki sorularla boğuştuğunu nasıl anlamıştı da bu soruyu soruyordu?! Acaba sesli mi düşünmüştü? Yok hayır canım ağzını açamıyordu ki sevdiği adamın yanında. Elif huysuz bir homurtu çıkardı ağzının içinde. Şimdi demek vardı o, Ali itini Mahir Ağa'ya. Biliyordu ki eğer öğrenirse o soysuzu bu köyde barındırmazdı. Diğer yandan Zümra'yı düşündü. Onun bu durumu kimseye söylemeyeceğini kesin bildiğinden o da çenesini kapalı tutmak zorundaydı. Zümra'yı incitmek istemiyordu. Bu olayı köylünün ağzına sakız etmeye de niyetli değildi. "Ben..dengemi kaybettim." Dudaklarını sıkıca birbirine bastırdı. Ona yalan söylemek bile canını sıkıyordu genç kızın. "Çocuk musun sen? Bilmiyor musun derenin derin tarafını? Nasıl dengeni kaybettin?" Mahir'in sesi kurşun geçirmezdi. Doğrusu bu yapılan açıklamaya inanmamıştı genç adam. "Mahir Ağa'm kızın üzerine gitmeyelim isterseniz çok korktu zaten." Elif şefkatle belini sıvazladı arkadaşının. O sırada birden sessizlik çöktü ortama. Zaten köyün girişine gelmişlerdi. ________________________ "Ah Allah'ım ben nerelere gidem?! Kuzum.. kınalı yavrum. Ona bir şey olursa ne ederim ben? Bırakın beni gideyim kızıma!" Feride çökmüş omuzlarıyla içini çekiyordu. Zümra'ya bir şey olursa ne ederdi?! Kınalı kuzusuna bir şey olursa ne ederdi bu zavallı kadıncağız. "Feride dirayetli ol. Bırakma kendini, kızımıza bir şey olmayacak. Bak ağabeyi gitmiş. Kurtaracaktır Zümra'yı." Behiye Hanım, Feride'nin yanına oturmuş ona teselli veriyor bir yandan da nefes alabilsin diye elinde ki karton parçasıyla yüzünü yelliyordu. (Hava, esinti) "Kesin bilerek atladı dereye kesin! O turuncu şeytanın planıdır bu!" Eskimeye yön tutmuş sandalye de oturmuş ayaklarıyla yerde ritim tutuyordu Yaren. Bunu sinirden yapıyordu çünkü yaptığı şeyin farkında bile değildi. Ömer'in yardım çığlığını onlar da duymuş neler olduğunu öğrenmek için hemen buraya gelmişlerdi. Ama Yaren duydukları ile küçük bir sinir krizi geçirmiş içinden Zümra'ya karşı suçlamalar da bulunuyordu. Ağabeyinin oraya gitmesi onu kurtarmasını, kesin planlamıştı o kızıl şeytan. Buna inanıyor, öfkeden kendini paralamak istiyordu. Nefret ediyordu Zümra'dan. Nasıl bu kadar alçalabilmişti?! Nasıl? "Yaren, teyzene su getiriver kızım." "Yaren! Duymuyor musun kızım kime sesleniyorum ben?" "Anne ben.. dalmışım hemen getiriyim." Yaren gözlerini devirerek kalktı oturduğu yerden. Annesi görmemişti tabi bu yaptığını. Feride de iyi rol yapıyormuş diye geçirdi içinden. Eline aldığı demir su içme tasını (metal kap) şişeden su koyarak bahçeye tekrar çıkmıştı. Feride'ye suyu uzattığı sırada avlunun tahta kapısı gıcırdayarak açıldı. Gelmişti! Kızı sağ salim dönebilmişti. "Zümra kızım!" Feride karşısında gördüğü kızıyla mutluluktan havalara uçtu. Hızla ayağa kalkarak kızına koştu. Yareni'de bu arada yanlışlıkla olsa da ittirmiş sayılıyordu. Ama bilerek yapmamıştı kesinlikle. O sarsıntıyla elinde ki tası yere düşürdü Yaren. "Annem..dur korkma iyiyim." Zümra dudaklarında ki küçük bir tebessümle annesine sarıldı sımsıkı. Annesi daha şiddetli ağlıyordu şimdi. Herkes, Zümra kurtulduğu için içinden derin bir oh çekerken aynı şey, Yaren için geçerli değildi. Arkasına döndüğü için şimdiden çok pişman olmuştu. O üzerinde ki ceket ağabeyine mi aitti? Fark etmeden elini yumruk yaptı bu kadarı fazla değil miydi?! "Çok korktum iyi misin yavrum? Nasıl düştün kızım nasıl?" Ayrıldılar ve birlikte sedire yürüdüler. Elif ve Mahir Ağa da hemen arkasından geliyorlardı. Hava sıcak olduğu için üzerleri kurumuş sayılırdı. Malum Adana'nın sıcağı dedin mi orada bir duracaktın. Behiye Hanım da sarıldı Zümra'ya. Kurtulduğuna sevinmişti, severdi bu kızı. Kimseye zararı dokunmayan hanım hanımcık biriydi. "İyi misiniz yavrum?" Oğluna bakarakta sormuştu bu soruyu. Mahir anlayışla kafasını olumlu anlamda sallarken, Zümra hafif gülümsedi. "İyiyiz efendim sağolun." Zümra başını yere eğdi sonra. Çekiniyordu. Çocuk gibi dereye düşmüş diye ya köyün diline düşerse? Yaren'e bakamadı bile çünkü biliyordu kendisinden haz etmiyordu Yaren. Ne yapmıştı ona bilmiyordu ama bu derece kötü bakışlara maruz kalacak da bir şey yaşanmamıştı aralarında onca yıl. "İyi misiniz ağabey?" Bu soruyu sadece ve sadece ağabeyine sormuştu. Zümra umrunda değildi ve ayıp olmasın diye çoğul eki kullanmıştı herkesin içinde. "İyiyiz bacım. Ben bir üzerimi değiştireyim. İşçilerin başına dönmem lazım." "Tamam oğul. Biz buradayız zaten, aklın burada kalmasın. Yaren ağabeyinle ilgilen kızım. Sonra geri gelirsin." O an, Yaren'in yerinde olmak istedi genç kız. Ya da ileri gidiyordu belki ama sevdiği adamın karısı, kadını olmak istedi kısacık bir an. Onunla ilgilenmeyi, işine uğurlamayı, onun yatağını paylaşarak omuzunda uyumayı, dertlerini sıkıntılarını birlikte çözerek birbirlerine birer dağ olmayı diledi. Ama mucizelere inanmazdı genç kız. İnanmayı bırakalı çok yıl oluyordu. Hayat erkenden yüklemişti omuzlarına yükü. Ya ne yapsaydı? Hayata küsüp mucizelerin onu bulmasını mı bekleseydi? Ama biliyordu ki öyle şeyler anca masallarda olurdu. Gerçek hayat her zaman bir tokat gibi kendini yanı başında hatırlatıyordu. "Tamam anne. Belki geri gelemem evde yapılacak işler vardı." "Eh iyi madem ben buradayım gelirim sonra." Yaren anlayışla başını sallayarak bahçe kapısına yöneldi. Zümra ise ceketi çıkarmış sevdiği adama uzatıyordu. "Sağol Mahir Ağabey." Dilini ısırdı genç kız. Ne kadar zordu sevdiği adama ağabey demek! Gözlerine bakamıyordu. Bu adam daha demin öpmemiş miydi bu kızı? Dolaylı yoldan da olsa. Bacaklarının kendisini taşıdığına şükretmeliydi ki, gözlerine bakmak cesaret işiydi. "Tamam anam. Bir şey olursa haber salın tarlaya." Ceketi aldı ve Zümra'nın duyabileceği bir şekilde söylendi. "Dikkat et kendine. Bu konu da burada kapanmadı bilesin. Bu işin içinde başka bir iş var gibi. Yakında elbet çıkar kokusu."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE