4.Bölüm

1618 Kelimeler
Sophieyi odasına yerleştirdikten sonra Elena aşağı indi. Etrafına bakındı ev bakımlı bir çiftlik evi gibiydi.Büyük bahçesi, geniş salonu ve birçok yatak odası vardı. Londra'daki o şeytanın evinden çok farklıydı, orası soğuk kasvetli, lanetli bir kale gibiyken burası cennetten bir köşe gibiydi adeta. Daralmış olan ruhu artık nefes almaya başlamıştı. Hala o adamın yaptıklarını zihninde ve bedeninde taşısa da, hayata bebek adımlarıyla da olsa yürümeye başladığını hissediyordu. "Sophie yerleşti mi?" Elena korkuyla arkasını döndü. Genç adam kollarını birleştirmiş kapının pervazına geniş omzunu dayanmış bir halde ona bakıyordu. Adamın yüzündeki haylaz gülümseme Elena'nın yaralı ruhunda, merhem etkisi yaratıyordu. "Yerleşti yardımcınız bayan lucy'nin verdiği ilaçlar iyi geldi" dedi Elena, adam kapı pervazından ayrılıp yanına doğru gelmeye başladı. "Zavallı kadın bütün yol boyunca hastaydı." Dedi Felix Aralarında bir adımlık mesafe kalınca adamdan yayılan limon ve kadife çiçeği kokusu başını döndürdü genç kadının. Aron'nun içki kokan nefesi midesini bulandırırken karşısındaki adamın nefis kokusunu daha fazla içine çekebilmek için can atan bütün benliğine karşın yerinden kıpırdayamadı. "Nedir Elena" dedi Felix, genç kadın şaşkın bir şekilde adamın yüzüne baktı. "Nedir gözlerindeki ürkekliğin sebebi" Elena başını iki yana salladı ve tam odadan çıkmak için adamın yanından geçiyordu ki. Genç adam Elena'nın kolundan tuttu. "Lütfen bay Ramsey " dedi Gözyaşları akmaya meraklı bir şekilde dolmuştu. Frida dahil kimseye anlatmamıştı o adamın yaptıklarını şimdi hiç tanımadığı bilmediği bir adama sırf etkileniyor diye her şeyi anlatamazdı. "Şhh tamam güzelim " dedi Felix, o ana kadar gözyaşlarının aktığının bile farkında değildi. Adam onu iyice kendine çekti. Başını Felix'in sert göğsüne yasladı ve gözyaşları adamın gömleğini ıslatmaya başladı. *** Felix göğsüne sinmiş genç kadının uzun sarı saçlarını okşadı. Mis gibi kokusu bütün benliğini sarmıştı yine. Elena'nın İç çeke çeke ağlaması yüreğini acıtıyordu, bu kadar genç ve güzel bir kadının, gözlerindeki ürkeklik canını sıkıyordu, neydi onu üzen şey. Neden bu kadar merak ediyordu kollarındaki kadını üzen şeyi bilmiyordu. Tek bildiği onu mutlu görmek istediğiydi. "Biri canını mı yaktı Elena" dedi Felix, sesi umduğundan daha sert çıkmıştı. Herhangi birinin bu kadar kırılgan görünümlü birini nasıl incitebileceğini aklı almıyordu. "B-ben söyleyemem" dedi sesi ağladığı için iyice kısılmıştı. Biri onun canını acıtmıştı artık emindi. Vücudunda hissetiği öfke üst seviyedeydi genç adamın. Onun canını kim yakmıştı sevdiği erkek mi bu düşünce kalbinde ağır sızı yarattı. Genç kadının sarsılan bedenini sakinleştirmek için omuzlarını okşadı. Tam o sırada başını kaldırdı Elena, dudakları kırmızı ve şişti, güzel gözleri yağmurları andıran damla damla gözyaşlarıyla doluydu. Kollarında fazla sıkarsan kaçacak rahat bırakırsan nazlanacak biri vardı. Bu görüntüsünü aklına kazıdı.Öylesine masum ve narindi ki onu sımsıkı sarsa kollarının arasında yok olabilirdi. Avucunu genç kadının yanağına koydu ve akan gözyaşlarını sildi. Elena da yüzünü avcuna bastırınca genç adam tarifi imkansız hislerle doldu. Ona söz vermek istiyordu. Bundan sonra onu kimsenin üzemeyeceğine ve canını yakamayacağına dair. "Bay Felix neredesiniz " koridordan Leo'nun sesi duyulunca Elena hemen gözyaşlarını silip odadan dışarıya doğru adeta koşturdu. Kollarının arasındaki kızın varlığına hemen alışmıştı. O kollarının arasından çıkar çıkmaz hissetiği boşluk hissi canını acıtmıştı genç adamın. /// Aron, Miaya duyduğu arzuyu dindirmek için en iş bilir metresini çağırmıştı ama lanet olası kadın aletini sömürür gibi emmeye başlayınca onun Mia değil bir fahişe olduğunu anlamıştı ve evden kovmuştu. Bedeni kabul etmiyordu. O sarı saçlarının yumuşaklığı kırmızı dolgun dudaklarını ve o kusursuz vücudunu istiyordu. Sabahlığının önünü bağlayıp salona indi. İçeride adamı Nick onu bekliyordu. "İyi haberin yoksa toz ol " dedi öfkeyle Aron. "Efendim sizinle konuşmak isteyen biri var bu konu hakkında" "Hemen çağır gelsin" dedi Aron İçeriye oldukça eski kıyafetli dilenci kılıklı bir adam girdi Aronu görünce gözleri parladı. Aronun önünde dizlerinin üstüne çöktü. "Efendim siz siz büyük Jeremiah dükü, beni huzurunuza kabul ettiğiniz için çok çok teş-" "Bırak yalakalığı adam, bildiklerini anlat "dedi Aron, adama ayağa kalkması için eliyle işaret etti. "O gece efendim Cornhill caddesindeki handan çıkmıştım. Pelerinli biri geçti önümden bende merakla onu takip etmeye başlamıştım ki cadde üzerindeki eski bir binaya girdiğini gördüm fakat pelerinin içinden küçük bir çocuk çıktı ve hızla eve girdiler. İyice merakım artı ve onlar çıkana kadar bekledim ve dakikalar sonra içeriden küçük bir çocukla çok güzel sarışın bir kız çıktı ah kız o kadar güzeldi ki " "Lanet olası herif seni gebertmeden önce, nereye gittiklerini söyle" dedi sinirle Aron, karşısındaki adamın üzerine gitti ve yakasına yapıştı. "Efeeendim ben nereye gittiklerini bilmiyorum sadece at arabasına bindiklerini gördüm" dedi adam Aron küfürler ederek odada dolaşmaya başladı. Lanet olsun kim yardım etmişti. Nasıl kaçabilmişlerdi kesinlikle tek başına yapmadığını biliyordu bu kaçma işin de ona kim yardım etmişti kim. "Nick öbür adamları da al şu ayyaşın gösterdiği eve gidin ve bana Mia ile Evan'nın kaçmasına yardım eden kişiyi getirin" dedi Aron Bulacaktı Miayı ve onu yatak odasına kilitleyecekti. Kapısına da adam yığacaktı. Pencerenin altına da diken ve fare kapanlarıyla dolduracaktı ki kaçmayı düşünemesin dahi. Onun enfes tadını tekrar alabilmek için her şeyi yapardı her şeyi. /// Elena arka bahçedeki çiçekleri sularken şarkı mırıldanmaya başladı. Biraz geçmişe dalıp hayatının en güzel gününü düşündü. Leydi Laura'nın onu kanatlarının altına aldığı gün kimsesizliğinin acı günleri son bulmuştu. Öylesine iyi ve naif biriydi ki bu kötülerin hüküm sürdüğü dünyaya onun gibi bir melek fazlaydı ki, Evanı doğurduktan bir hafta sonra hayatta gözlerini yumuştu. Son sözünü çok iyi hatırlıyordu Leydi Laura'nın. Söz ver demişti siz iki masum hep beraber olacaksınız. Verdiği sözü sonuna kadar tutacaktı. Ne olursa olsun küçük çocuğu ömrü boyunca koruyacak ve yanında olacaktı. Güzel günler Leydi Laura öldükten sonra son bulmuştu. Genç kız,Frida ve küçük çocuk ile bir hayat yaşayacağını umarken. Bir gün kapının önünde onu görmüştü hayatını cehenneme çeviren o iblisi. Çocuğun kendisinden olduğunu söyleyip onlardan almaya gelmişti. Evan neredeyse üç aylıktı ve Mia ile birbirlerine öylesine bağlanmışlardı ki ufaklık onun kokusunu almadan uyuyamıyordu. O iblisin şartı belliydi eğer Evanla yaşamak istiyorsa onun kalesine taşınmaktan başka çaresi yoktu. Frida da gelmek istediyse de kabul etmemişti o şeytan. On altı yaşında kucağında küçücük bebekle o kara günlere ilk adımını atmıştı. Amacının farklı olduğunu belli etmesi çok uzun sürmemişti adamın . Değişen gardıroptaki elbiseleri oldukça açık, dar ve renkli olmaya başlamıştı. Bu kıyafetleri giymek istemediğinde küçük çocuğu günlerce göstermemekle tehdit etmişti. Mecburen kabul edip o elbiselerle dolaşmaya başlamıştı evin içinde. "Elena" Elena ufaklığın sesini duyunca geçmişin karanlık sayfasını kapattı. Leoya bakmak için bahçenin ön kısmına doğru yürüdü. Küçük çocuk Sophie ile beraber bir kadınla konuşuyordu. "Canım gel seni eski dostum Sally ile tanıştırayım " dedi Sophie Elena karşısındaki sevimli kadının kocaman kahverengi gözlerine bakıp "Merhaba efendim ben Elena" dedi. "Ah, Sophie bu ne tatlı bir şeymiş böyle "dedi kadın ve Elena'nın yanına yaklaştı. Gözlüğünü burnunun ucuna indirdi. "Etrafında döner misin? Tatlım" dedi Sally. Elena kadının dediğini yapıp kendi etrafında döndü. Sally sesli bir ıslık çaldı. "Yüzün harikulade şekilde güzel ve o enfes bedenin taşıyacağı elbiseleri tasarlayıp dikmek muhteşem olacak" dedi kadın. "Sizi anlamadım efendim" "Ah kendimi tanıtmadım değil mi tatlım ben Sally Melnik Leedste ve Liverpoolda terzi dükkanlarım var "dedi Sally, hala hayranlıkla bakışlarını Elena'nın yüzünde dolaştırırken. "Yakın zamanda zengin bir Fransız ailesi için diktiğim elbiseleri onlara sergileyecek senin gibi güzel bir kıza ihtiyacım var. " dedi Sally. "Teklifiniz için çok teşekkür ederim ama-" "reddetmeden önce biraz düşün tatlım bu işin karşılığında iyi bir miktarda altının sahibi olacaksın" Daha fazla para kazanmak İrlanda'ya gitmeyi daha da yakın bir tarihe çekerdi fakat gideceği yerde o şeytan ve adamlarından biri onu görürse her şeyin sonu olurdu. O karanlık ve acı dolu günlere tekrardan dönemezdi. "Sen düşün taşın güzel kızım ben önümüzdeki günlerde de buradayım eğer fikrin olumlu olursa Sophie seni yanıma getirir." Dedi ve vedalaşıp gitti. *** Max ile beraber bağ evinin ahırında bağlı olan aşağılık herifi tamamen konuşturmuşlardı. Sahte korsanın kaçma rotası artık ellerindeydi. Katil piçin ilk gitmek istediği ülke ispanya idi. Bunun için kullanacağı yolları avcunun içi gibi bilen Max, yanına alacağı Felix'in iki adamıyla bu gece yola çıkacaklardı. İki adamda atlarının üzerinde Felix'in evine doğru yol almaya başladılar. "Bende geleceğim Max bu gece seninle" "Buna gerek yok dostum o adamı gelip senin kapının önüne atacağım " "O aşağılık, korkar herifin teki olabilir ama köşeye sıkıştığı zaman dikkat edilmesi gereken bir düşman" dedi öfkeyle Felix. "Senin gelmeni gerektirecek bir durum yok, en son beraber böyle bir operasyona gittiğimizde adamı elinden zor almıştık Viking." Evlerinin önüne geldiklerinde karşıdan gelen kişiyi görünce Felix'in kalp atışları hızlandı. Lanet olası kalbinin nesi vardı böyle. Daha önce de güzel kadınlar görmüştü ama şu an karşısında ona doğru gelen güzelliğin diğerlerinden farkı neydi. "Aman Tanrım " dedi Max Felix yanındaki arkadaşının da gözlerini dikmiş Elena'ya hayran hayran baktığını görünce öfkeyle homurdandı. Max kıvrak bir hareketle atından indi. "Ah,güneş artık batıdan mı doğmaya başladı, güzelliğiniz gözlerimi kamaştırdı." Dedi Max ve abartılı reveransla Elena'nın önünde eğildi. Felix burnundan soluyarak atından indi. Lanet olası Max onun tam tersiydi ağzı iyi laf yapardı. Etkileyemeyeceği tek kadın yoktu şu dünya da. Şükürler olsun ki,Elena söylediklerinden hiç etkilenmemiş gibi ona çok yakışan pembe renkli elbisesinin eteklerinden tutarak hafifçe selam verdi. Arkalarından onlara doğru koşturan çocuk nefes nefese yanlarına geldi. "Bay Felix sabahtan beri sizi arıyorum" dedi Leo,Siyah kıvırcıklarını saçlarını alnından iktirip. "Şu bahsettiğin Jewel'in aile dostları mı ? "dedi Max Elena'dan gözlerini ayırmadan. Kendini farklı bir şekilde öfkeli hissediyordu Felix. "Evet "dedi genç adam son derece huysuz bir şekilde. Max gür bir kahkaha attı. Elena ve Leo'nun bakışları iki adamın üzerinde idi. "Siz nereden geliyorsunuz "dedi Felix. "Biz bayan Mel-" Leo cümlesini tamamlayamadan Elena elindeki sepeti göstererek" Alışverişten" dedi. "Öğleden sonra tahta gemilerimi boyamak için bize gelebilir misiniz Bay Felix"dedi ufaklık. Genç adam Leo'nun dediğini kabul ettikten sonra Elena ile küçük çocuk onlara veda edip evlerinin bahçelerine girdiler. Felix giden ikilinin ardından uzunca bir süre bakmış olacak ki Max'in ukala sesini duydu" Kıskanıyorsun" dedi. Kaşları çatık halde arkadaşına döndü Felix. "Saçmalama "dedi ve evine doğru yürümeye başladı. "Hey farkında mısın biraz önce beni yani çocukluk arkadaşını boğacak gibiydin "dedi kahkahalar içinde. Hissetiği yabancı ve yoğun his kıskançlık mıydı?. Her ne ise bu yeni duygu hiç hoşuna gitmemişti hem de hiç.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE