Atın ayaklarının altındaki nallarının toprağa vurduğu sert ancak yavaş adımların çıkardığı sesler ikimizin arasındaki derin sessizliği bozuyordu. Son sözlerinden sonra ağzımı bıçak açmamıştım, biraz dengesiz olduğu için ne yapıp ne yapmayacağı hiç belli olmazdı doğrusu. Atın üzerindeydik. Beni öne bindirmiş, kendisi de arkama geçmiştik. Atın dizginlerini parmaklarının arasında tutuyordu, yağan yağmurdan dolayı at yavaşça ormanın içinde ilerliyordu. Sırtımı dik tutmakta zorlanıyordum, ayağımın acısı git gide artıyordu sanki. Bedenimi duvara yaslamak şuan istediğim tek şeydi çünkü kendimi ayakta tutamıyordum. “Ayağın nasıl?” Kulağımın ardından gelen ses ile gözlerimi ağaçların arasından çektim. Bakışlarım atın üzerine oturduğu için yukarı doğru sıyrılmış olan eteğimin açıkta bıraktığı ay

