Yusuf Sinan sonunda kapıdan içeri girdiğinde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Onu görür görmez içimdeki bütün o birikmiş korku, gerilim, özlem kabardı. Sarılıp ağlamak istedim. “Yanındayım” demesini, bana dokunmasını, gözlerime bakıp “Halledeceğim.” demesini istedim. Ama yapmadım. Kendimi tuttum. Ben, suçlanan bendim. İftiraya uğrayan bendim. Saatlerce o soğuk odada tek başıma bekleyen yine bendim. O yüzden duvarımı indirmedim. Yusuf Sinan kapıyı iyice kapatıp karşıma geçti. Bakışları yumuşacıktı ama ben nefesimi bile ona sertleşmemek için tutuyordum. Önce anlamam lazımdı. “Nasılsın?” diye sordu. O an bakışlarımı kaçırdım. İçimdeki öfke, kırgınlık ve incinmişlik birbirine dolandı. “Sence nasıl olabilirim?” dedim derin bir nefes çekerek. “Bilgi sızdırmakla suçlanıyorum Yusuf Sinan

