BÖLÜM... 9... TAT..

3901 Kelimeler
Hayatımda tadıp tadabildiğim en güzel şeye, Aziz'in dudaklarının lezzetine hediye ettim beliğimi gözlerimi kapatarak, bu güne kadar yaşadığım yirmi altı yılı yalan sayabilecek hissediyordum kendimi, yaşadığım her şey sadece bir yalandan ibaretmiş gibi... Kalp atışlarımın düzensizliği dudaklarımı dudakları ile mühürleyen Aziz'in her hareketinde daha bir delirir olmuştu, nasıl bir şeydi aşk denen duygu? Nasıl bir şeydi bir başka bedenin en mahrem yerlerinde hayat bulmak? Ve nasıl bir şeydi kendinize bile emanet etmeyeceğiniz azalarınızı bir başkasının emrine amade yapmak? Öpüştükçe eridi bedenim, o öptükçe sıvı halini alıp yok olmak, ölmek istedi ve tekrar, tekrar öpüşlerinde yeniden doğmak. İnsanın bazen bedeninin kontrolünü yitirdiğini ilk keşfedişim oldu o an, ellerim benden bağımsız Aziz'in bedeninde aklıma bile getiremeyeceğim bir istekle dolaşıp kendine çekerken dudaklarım bu güne kadar hiç hissetmediğim bir açlıkla daha fazlasını istedi, bedenimin elinden gelse onu içine çekip bir olacaktı sanki, içimde bir yerlerde kocaman bir boşluk vardı da o boşluğu bir tek Aziz doldurabilecekmiş gibi. Zaman, mekan algımı yitirdiğimi fark etmemi sağlayan Aziz'in dudaklarını dudaklarımdan çekip beni boşluğa sürüklemesi, boğuk kısılmış sesiyle konuşması oldu. " Nisa..." Düştüğüm boşluk hissine kapılıp gitmeden önce derin bir nefes alıp gözlerimi açtım sıklaşan nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken bir yandan da Aziz'in konuşmasının devamını dinlemek için elimden geleni yapmaya koyuldum, aklım mı başımda değildi? Yoksa başım mı aklımda? Düşünce yapımın bozukluğuna bakılırsa ikisinin de el ele verip beni terki diyar ettikleri aşikardı sanırım. " Düğün gecemize kadar bir daha seni öpmeme izin verme olur mu?" Aziz'in sözleri düşüncelerimi toplamama oldukça yardımcı olurken zihnimde az önce yaşadığım ne varsa bir kere daha canlandırdım. Ne yapmıştım ben öyle? Nasıl bu kadar edepsiz bir hal almıştım? Elimde olmadan kaşlarım çatılırken içimden kendime büyük kızgınlık duyuyordum. O ben değildim ki, o kadar arzsı ve edepsiz olamazdım ben, başımı öne eğip yine sükuta bürüdüm dudaklarımı kalbimin en elzem yerleri utançla sızlarken göz yaşlarım da ona eşlik etmeye başladı, ha aktı ha akacaktı hepsi, bir fırsat arıyorlardı da ben tuttukça tutuyor sıktıkça sıkıyordum canımı ve canımın acıyan yanını. Aziz alnını alnıma yaslayıp sağ elini enseme nazikçe koyana kadar dayanabildim sadece ve dudaklarından dökülen her söze bir köle gibi eşlik etti gözümden akan damlalar. " Asma o gül yüzünü be sultanım, asıp da gönlümü parçalarına ayırma. Nasıl anlatayım ben sana teninin beni kendimden geçiren bir şarap olduğunu? Nasıl diyeyim, ey gönül evimin kutsal varlığı, teninin güzel tadında kaybolmaktan, seni incitip üzmekten korkuyorum diye? Ve nasıl diyeyim dudaklarında ömrümü sona erdirecek bir zehir olsa yine de vazgeçmez öperim diye? " Aziz'in söylediği her söz dokundu kalbimin sızlayan o elzem yerlerine yumuşak, tatlı ve nazikçe. Nefesi yüzümü okşarken sesinde var oldum, alnıma yasladığı alnını çekip dudakları, her kelimeden önce derin bir nefes çektiği burnu ile yüzümden başlayıp boynuma doğru bir yol çizdi kendine ve boynumla saçlarım arasında bir mabede sığınırmışçasına bekleyip fısıltıyla devam etti. " Saklı cennetim, cennetin kokusunu çalıp yeryüzüne indirmiş meleğim, kadınım! Sabrımın ve nefsimin sınırını bilememekten korkuyorum, teninin beni nasıl kendine çektiğini bilsen, hissetsen inan bana korkarsın. Tek istediğim helalim olduğunu bilerek, senin sadece benim olduğunu, bana ait olduğunu bilerek teninde kaybolmak, bu yüzdendi düğün gecemize kadar dudaklarından dudaklarımı mahrum edişim. Ve ne olur her sözümü yanlış anlama, bunu kaç kere söylemem gerek bilmiyorum, bil ki tek korkum seni incitmek." Akan gözyaşlarıma inat edercesine gülümseyen dudaklarımdan güç alarak elimi kaldırıp saçlarında gezdirdim, bir şair misali güzel dudaklarından döktüğü her sözün karşılığını vermekti niyetim. " Tenim tenine kurban olur ancak ömrümün diğer yarısı. Susuzluğumda sanadır, açlığımda. Ben bir bilinmezlik içinde yürüyen avareyim, tut ellerimden bilmediklerimi öğret, de ki: Kırık kalbini onarmaya geldim. Eksikliklerimi tamamla bilmemi istediklerini dilinden sakınma... Utanırım ben! Nasıl anlatayım sana ben senin ellerinde şeffaf ince bir cam parçasıyım diye? Nasıl diyeyim dokunuşun kırmazken tek bir sözünde tuzla buz olurum diye? Ve nasıl diyeyim kör olan gözlerimin sözlerine ihtiyacı var diye? Sen ki benim özgürlüğüm, sen ki benim yeniden doğmamı sağlayanımsın. Bil ki bu beden de var olan her hücre adını zikreder. Dokunmaktan korkma, beni yanlış anlayabileceğim sözlerinden sakın yada açık ol bana, ben nasıl ki ellerinde duran şeffaf cam parçası isem sözlerinde benim kadar şeffaf olsun. Bileyim ki ben eksik değil seninle tamım." " Sana sözüm olsun sultanım, bu beden bu canı taşıdığı sürece yanlış anlayacağın her sözüm dilime haramdır." Alnıma koyduğu buseyi gözlerimi kapatarak taçlandırdım, varlığımın her zerresi ile teslimdim ben ona, sırf ona ait hissediyordum kendimi ve sadece onun... " Canımın cananı, müsaadenle artık gideyim." Zamanı yada mekanı unutur muydu bir insan? Ben unutmuştum işte, ne baba evinde olduğumu hatırlıyordum Aziz yanımda olunca, neden henüz evlenmediğimizi, bir o oluyordu o an, aklım bir ona hizmet veriyordu. Mantığım, algılarım kalkıyordu ortadan, aşkın en deli halini, tutkusunun verdiği cehaleti sonuna kadar yaşıyordum vesselam. Başımla Aziz'in haklı gidişini onayladıktan sonra ayağa kalktım. Aziz çıkmak için kapıyı açmıştı ki tekrar kapatıp " Bu arada yarın nikah tarihimizi almak için seni almaya geleceğim, gelmeden önce ararım olur mu?" dedi. Gülümseyip ona da onay verdiğimde çıkıp gitti gönlümün efendisi. Her şey bir rüya gibi gelse de ciddi, ciddi evleniyordum be, hem de bulutların üzerinde yürürmüş gibi hissettiren bir mutlulukla... ******* Telefonun çalması günler sonra dalabildiğim uykumu bölerken artık yastığımın altında tuttuğum telefonu çıkarıp kulaklığı takarak cevap verdim. " Efendim?" " Günaydın, uyandın mı?" " Evet." Aziz'in oldukça uyanık sesinin aksi uykudan ölerek dudaklarımdan zor dökülüyordu kelimeler, halbuki ne uyanması? Uyku diye yalvarıp yakarıyordu bünyem. " Hım. Sesin hala uyuyormuş gibi geliyor ama?" bravo sevgilim doğru tespit, hala uyuyorum. Uzun geceleri uykusuz geçirmiş biri olarak son zamanlarda uyku ile olan bağlılığı az da olsa yerine gelmiş bir insandım ben ne yapabilirdim ki? Camı olmayan saate dokunup henüz sabahın altısı olduğunu fark edince kendiliğinden geri yatağa düşen kolumu oynatmaya bile mecal bulamadan cevap verdim. " Şey, aslında aramana uyandım da denebilir." Aziz'in gönlümü fetheden gülüşünü duyduğumda istem dışı dudaklarım aralandı, mutluluk gerçekten de bulaşıcımıydı? Yoksa bana mı öyle geliyordu? Uyku gülüşünü duymamla bir nebze beni terk etme girişiminde bulunmuş olsa da sabah mahmurluğu tüm ağırlığı ile yerli yerinde duruyordu. " Pekala, uykucu melek, bu gün nikah günümüz olduğunu unuttun sanırım?" soru sorar gibi çıkan ses tonunu duyunca bir telaş ile elimi saate tekrar uzatıp kontrol etme ihtiyacı duydum. Evet eğer ki saatim bozuk değilse henüz sabahın 06:03 ünü gösteriyordu ki: buda nikah saatimiz için oldukça fazla vaktimiz olduğunun ispatıydı unuttuğumdan değil de vakit olduğundan yatıyordum yani. Hafif bir öksürük ile boğazımı temizleyip. " Nikah saatimiz 11:45 değil mi?" diye sordum. " Evet öyle." Dediğinde merak ve birazda korku ile bir soru daha yönelttim, sabahın altısından on birine kadar orada nasıl bekleyecektik ki? " Peki, sabahın altısında oraya gidip beklememiz mi gerekiyor?" " Tabii ki hayır!" " Anlıyorum(!)" Lanet girsin ki hiç bir şey anladığım yoktu, bilmediğin bir şey hakkında fikir yürütmek kadar zor bir şey var mıydı acaba? Aziz karanlık dünyamın sabahlarını aydınlatırmış gibi küçük bir kahkaha atarken, asıl konuya geldiğini belli ederek sonunda ortalıkta dolaşan gizemi kaldırdı. " Bu gün için kuaföre gideceksiniz, Sinem söylemiş olmalı?" Sinem bana hiçbir şey söylememişti bunu bildiğimden nikahım için gelen ve odamda yer yatağında yatan Nazlıyı kontrol etmek için dizlerimin üzerinde ona doğru ilerledim. Nazlı hala uyuyordu kuaföre gideceğimizi ben bilmiyordum, Nazlı uyuduğuna göre o da bilmiyordu ki: eğer biliyor olsaydı şu an uyanmış beni bir an evvel hazırlamak için hummalı bir çalışmaya koyulmuş olurdu. Geriye kalan tek kişi Sinem'di ' Bunu bana da sorsaydın ya ' diye içimden Sinem'e sitem ederken Aziz ile konuşmama devam ettim. " Haberim yoktu böyle bir şeyden Aziz, Sinem'e söyle gerçekten gerek yok ben kuaföre gitmek istemiyorum." Diyerek aklımdakileri açık yüreklilikle söyledim. Aldığım tepki ise hiç de beklediğim gibi değildi doğrusu öyle ki şaşkınlıktan ağzım aralanmıştı. " Bu Sinem'in fikri değil be kadın! Tamamen benim düşüncem, bu gün senin en özel anlarından biri her anını özel yaşamanı ve hissetmeni istiyorum. Ayrıca bir kadın kocasına itiraz etmezmiş( ben öyle duydum ). Şimdi kalkıp hazırlanıyorsun ve ben seni 15 dakika sonra alıp kuaföre götürüyorum." Bizim buralarda nikah düğünden önce kıyılırdı, bizim düğünümüzün olacağı vakte henüz 15 gün vardı ama nikah günümüz bu gündü, her ne kadar sıradan bir gün olmasa da nikah için çokta fazla özenilmez normal bir kıyafetle gidilir nikah kıyılır imzalar atılır birkaç kare fotoğraf çekilir ve biterdi. Kuaföre gitmeyi gerçekten istemiyordum tamam belki de çok özel bir anı yaşayacaktım fakat göremeyen bir insan olarak çok özenme taraftarı da değildim. Ama gel gör ki Aziz'in adıma anlam katan ' Kadın!' kelimesi bile yetiyordu itiraz etmememe. " Tamam, o zaman, ben Nazlı'yı uyandırayım 15 dakika sonra bizi alırsın." Dedim ağzım kulaklarımda vedalaşıp telefonu kapattıktan sonra o kulaklarıma değen ağzı bir an bile kapatmadan Nazlı'nın üzerine atladım tabii yeğenime zarar vermeyecek bir atlayıştı bu. Nazlı, önce bir. " Ne oluyor lan!" diye tepki gösterdikten sonra üzerine abanan kişinin ben olduğumu görür görmez. " Abla kafayı mı yedin sen? Hamileyim kızım, doğmamış bebeğime işkence edip intikam mı alıyorsun?" diye devam etti. " Aziz 15 dakika içinde burada olacak, bizi almaya geliyor kuaföre gidecekmişiz." Dediğimde uykusuna verdiğim saçma bir soru yöneltti. " Niye ki?" benim cevap vermeme gerek kalmadan sorusunun ne kadar saçma olduğunu idrak etmiş olacak ki " Nikah!" deyip hızla ayaklandı elini yüzünü yıkamadan telaşla dolabıma koşup aynı hızla tekrar yanıma döndü, dün gelirken nikahta giymem için aldığı elbiseyi giydirmek için üzerimdekileri çıkarmaya başladı tabii Nazlı bu konu beni hazırlamaya gelince diktatör kesiliyordu vesselam. " Ne bekliyorsun abla davetiye mi? Soyunsana be!" bir yandan da bana laf sokmayı ihmal etmiyordu elbet. Nazlı'nın tatlı telaşına ayak uydurup kıkırdayarak soyundum bende, çok geçmeden elbise bedenimi sararken Nazlı, kuaföre bu elbiseye uygun bir saç yaptırırsak oldukça şık görüneceğimi söylüyordu ama içine sinmeyen bir şeylerin olduğu da sesinden gayet net anlaşılıyordu. Bunun bilincine vardığımda onu sakinleştirmek adına. " Nazlı, canım kardeşim bi sakin ol, bence aldığın elbise gayet güzeldir nede olsa sen benim bunca yıllık moda ikonumsun." Dedim. İçtenlikle gülerken. " Kız abla biliyorum ama ne bileyim kuaförde yapılan saç için fazla sade sanki, bilseydim daha çekici bir şeyler alırdım. Çok sıradan göründü gözüme, senin şu romantik nişanlın daha önce neden söylememiş bunu bize? Ayıp değil mi bu yaptığı? Klasımı sarsıyor resmen ya. Bir de özel falan demiş." Konu ne ara Nazlı'nın klasına geldi anlayamasam da gülümsemeye devam ederken konuştum. " Olsun, bir şey olmaz. O henüz bilmese de Aziz'in yanında geçen her saniyem benim için zaten fazlasıyla özel." Söylediğim sözlere ıslık çalarak yanıt veren kız kardeşim " Gördün mü be ablam? Başlarda verdiğin tepki ne kadar da boşmuş. Şu halin var ya dünyalara bedel inan, iyi ki çıkmış Aziz abi karşına." Dedi. Benim adıma ne kadar sevindiği sesinden anlaşılıyordu Nazlı'nın, kardeşime kollarımı açıp sarılmasını sağlarken mutluluk gözyaşlarımda akmak için yer arıyordu. Sıkı, sıkı sardım en büyük destekçim kardeşim Nazlı'mı. " İyi ki, be Nazlı'm, iyi ki!" Derken. Günlerdir söylediğim kelimelerin en başında geliyordu ' İyi ki.' Aziz'in bana olan sevgisi, Aşkı, ilgisi o kadar güzeldi ki küçücük dünyam kocaman olmuştu sayesinde. Gözü görmeyen bir insan olarak hayal bile etmediğim şeyin en güzelini yaşıyordum ' Aşkın' bu duygunun normal insanlar içinde özel olduğunu biliyordum ama benim için, benim için anlamı anlatılamayacak kadar başkaydı... Eğer ki bir şeyler eksik ise hayatınızda, çoğu şeyin değerini biraz daha iyi anlıyor ve biliyorsunuz. Benim yaptığımda buydu yaşadığım duygunun kıymetini, değerini daha iyi bilmek hissettiğim duyguları doruklarında yaşamaktı. Normal insanlardan biraz daha yoğun bir biçimde... Nazlı'yı kollarımdan uzaklaştırırken Aziz'in gelmek üzere olduğunu ve hazırlanması gerektiğini söyledim. Şaşkın kız kardeşim ikinci bir telaşa daha kapılınca " Ya abla niye oyalıyorsun beni? " diyiverdi. Sanki ben değil kendisi evleniyordu, o da benden beter heyecan yapıyordu. Velhasıl kelam neyse ki kendini hazırlaması beni hazırlamasından kısa sürdüğü için tam zamanında hazır ve nazır bir şekilde geldiğini arayarak haber veren Aziz'in arabasına doğru Anneme de haber vererek yol aldık. Sabah, sabah erkenden kalkıp hazırlanmış olmamıza başta şaşkın bir tepki gösterse de Annem, Nazlı Aziz'in söylediklerini kısaca anlatınca mutlu bir şekilde izin verdi. Zaten misafir sayılırdım artık yirmi altı yılımı geçirdiğim baba evimde izin vermemezlik yapmazdı ama her Anne gibi benim annemin de sağı solu belli olmazdı. Çok geçmeden Aziz'in arabasına ulaştığımızda artık sahiplendiğim ön koltuğa inanılmayacak kadar büyük bir mutlulukla oturdum, ne kadar yakın olursam o kadar mutluydum sevdiğime. Sinem'in selamını alırken ben Aziz'de Nazlı ile selamlaşıyordu. " Nasılsın sultanım? Uyanabildin mi?" diyerek elimi dudaklarına götürüp öpen Aziz'e ilk tepkiyi veren ben olmadım tabii ki! kız kardeşim ve kız kardeşi verdi. " OOOO!" ikisi aynı anda büyük harflerle abartarak bağırınca utanmadım değil hani. Ben sesimi çıkarmayıp gülümsemekle yetinip başımı öne eğerken Aziz arkada oldukça eğlendikleri belli olan ikiliye binaen. " Ne? Karım değil mi?" dedi. " Henüz değil!" aynı anda aynı kelimeleri uyum içinde kullanan Nazlı ve Sinem'e gıpta edip içimden tebrik ederken Aziz de bu ikili ile uğraşılmayacağını çoktan anlamıştı sanırım. " Bence susun!" deyip arabayı çalıştırdı, gülüşü gül dudaklarından akarken en güzel günlerimin sahibi, gönlümün efendisine bir kere daha aşık oldum, sesini sevdiğimin sesi, gülüşü kalbimi okşuyordu sanki. Çok geçmeden kuaföre ulaştığımızda kızlar arabadan iner inmez, yine elimi avucuna alıp dudaklarına götürdü." Sultanım, fazla uzun sürmemesini sağla olur mu?" dediğinde yalvarır gibi çıkan sesine gülmeden edemedim. İçim içime sığmaz kalbim haddinden fazla hızlı çarparken öpüşünün naifliğinde takılı kaldı aklım, dudaklarının tadı zihnime yolculuk etmeye başladığında başımı hafifçe sağa sola sallayarak kendimi toparladım. Gülüşümü biraz daha genişletirken iki elimi de havaya kaldırıp. " Denerim, biliyorsun ki ipler benim elimde değil." Dedim. " Bilmez miyim?" diyen Aziz arabanın kapısını inmek için açarken Nazlı'da benim olduğum taraftaki kapıyı açmıştı. " Kızlar fazla uzun sürmesin!" Aziz muhteşem ikiliye uyarır tonda konuşadursun Sinem'in isyankar ses tonu onun uyaran sesini bastırmıştı bile. " Abi kuaföre giden kadının işini Allah bilir, o yüzden çok konuşma da bir an evvel işimize bakalım, işimiz biter bitmez ben seni arayacağım tatlım tamam mı? " " 11:45 de nikahımız var ve eğer o nikaha geç kalıp ertelenmesine sebep olursanız sizin benim elimden çekeceğinizi de Allah bilir, anlatabildim mi tatlım(!)" Bu iki muhteşem yaratığın tatlı atışmasını onssuza kadar dinleyebilirdim ben, öyle ki konuşmalarının arasına kahkahamı sunacak kadar hoşuma gidiyordu. Ortam bir anda sessizleşince kendimi hızla toparlayıp yüzlerindeki ifadeyi göremediğim için bilmemem kaçıncı kere kırık hissettim kendimi. " Tamam, tutmasana bizi ya!" diyen Sinem'in ayak sesleri hızla olduğumuz yerden uzaklaşırken Nazlı'da benim koluma girip kuaföre doğru yönlendirdi. Sevdiğimi, Aziz'imi bir kere daha arkamızda bırakarak kaç saat süreceğini kestiremediğim bir hazırlığın tam ortasına bıraktım kendimi ben de... Yaklaşık bir saat süren saç yapımı hazırlıkları son halini almak üzereyken Sinem yanıma gelip. " Yenge, kıyafetini giy de saçın bitsin, ağbim yeminle öldürür beni geç kalırsak "dedi. Ellerim refleks ile üzerimdeki elbiseyi yoklarken bir anlığına başka kıyafetim olmadığını, nikah için bu kıyafeti giydiğimi söylemeye çekindim. Beğenmediğini düşünmek bile kırılgan yanımı kamçılamıştı sanki. Ne var ki söylemekten başka da seçeneğim yoktu bu yüzden biraz çekingen bir şekilde dile getirdim. " Şey, Sinem, ben bunu giydim bu gün için, beğenemedin mi?" diyerek. Sinem küçük bir kahkaha attığında ister istemez bozuldum diyebilirim zira ondan böyle bir tepki hiçbir zaman beklemiyordum. " Kız aşk olsun, sen çuval giysen yakışır canım benim, üzerindeki elbise de çok yakışmış amma velakin benim biricik ağbim bu gün için sana bu elbiseyi hediye etti. Tabii giymek istemezsen bir şey diyemem." Sinem'in sesi sonlara doğru muzip bir hal alırken ben yaptığı iltifatlardan ziyade Aziz'in benim için aldığı elbiseye odaklanmıştım. Onun bu ince düşüncesiyle ağzım yine kulaklarıma ulaşırken, beklemediğimden olsa gerek büyük bir mutluluğun kollarında sallanıyordu ruhum, o elbise o ana kadar aldığım en özel hediyeydi diyebilirim. Yada belki de bu güne kadar bana verdiği her şeyin özel olacağı bir adam olmadığındandı böyle düşünüp hissetmeme neden olan şey kim bilir? Ama sebebi ne olursa olsun o anki mutluluğum dünyadaki bütün mutlulukların nirvanasıydı. ' Benim için' Hızla ayağa kalkıp Sinem'in beni yönlendirmesini bekledim, bir şey diyememiştim çünkü o an kendi içimde yaşadığım mutluluğu tarif edecek ne harf vardı nede kelime bundandı sadece gülümseyerek yüzüme yansıtışım. Çok geçmeden Nazlı ve Sinem'in yardımıyla elbiseyi giydim. Yumuşak kumaş vücudumu sararken kızlara yüzümü dönüp sordum. " Anlatır mısınız?" Sinem yüzümdeki mutluluğu anladığından olsa gerek kıkırdamakla yetinirken Nazlı görevi üstlenmişlikle öksürüp anlatmaya başladı. " Ablacığım, kırık beyaz rengi var elbisenin ve seninde hissettiğin gibi uzun, eteğinin arka kısmında inanılmaz tatlı duran bir kuyruk var ki: ben en çok ona bayıldım. Her neyse devam ediyorum. Kolları omuzlarını kapatıyor göğsüne doğru V şeklinde bir dekolte iniyor ama tam çatallarını ortaya çıkaracağı yerde bitiyor." Nazlı durup Sinem ile bir süre gülüşünce içinden yine bir fesatlık geçirdiğini anlamam uzun sürmedi. " EE?" diye sabırsızca söylendiğimde devam edebildi ancak. " Ay tamam ya, az eğlenelim dedim iyi ki. Elbisenin beline gümüş renkte küçük taşlarla kemer detayı eklenmiş, omuzlarını kapatan dantel kollar ve bu kemer detayı dışında tamamen sade görünüyor ama itiraf etmeliyim, bizim enişte bu işi fena biliyor. Abla inanılmaz yakıştı bu elbise sana!" Nazlı'nın anlattıkları her ne kadar hoşuma gitmiş olsa da içimi sarıp sarmalayan hüzne engel olamıyordum, bu hüznü onlara belli etmemek için elimden geleni yapıp burukta olsa gülümsedim. Ellerim elbiseyi nazikçe okşarken başımı öne eğme gereği duydum. Ne demekti insanın kendi üzerine giydiği bir şeyi görememesi? Ne demekti sevdiği adamın onun için yaptığı ne varsa başkasının gördüğü şekilde sözlerle dinlemesi? Ve ne demekti nikah gününde – en mutlu gününde – uçsuz bucaksız karanlığa gömülmesi? Gırtlağıma oturan yumruyu yok saymaya çalıştıkça ben o, ben buradayım dercesine naralar atıyor, canımı yaktıkça yakıyordu. Uzun olan elbiseye takılmamak adına eteklerinden tutup yukarıya doğru hafifçe kaldırdım ve kuaförün saçımı makyajımı bitirmesi için giyinme odasından tekrar salona döndüm. Kendimi koltuğa sanki hiç dermanı olmayan bir aciz gibi bırakırken gırtlağımda bulunan yumru daha da büyümüştü sanki, engelli olmam bu kadar canımı yakmazdı ki benim, şimdi sebep neydi de bu denli acılar içinde kıvranıyordu ruhum, bedenim? Mutlu oldukça daha mı çok eksik hissediyordum yoksa kendimi? Yoksa mutluluğu kaldıramayacak kadar biçare miydim? Düşüncelerimi bölen şey Nazlı'nın sesi oluncaya kadar ağladığımın farkında bile değildim. Yanaklarımı iki avucu arasına alan kız kardeşim başparmakları ile gözyaşlarımı silerken bir yandan da ne olduğunu merakla birazda sıkıntıyla öğrenmeye çalışıyordu. " Ablam, güzel gözlüm ne oldu? Sorun ne kurban olduğum? " diyerek, Annem kadar şefkatli çıkan sesi kalbime değince sağ yanağımı avucuna bastırıp gözlerimi kapattım. "Ah be Nazlı'm bir şey yok, yada çok şey var bilmiyorum, daha bi eksik hissediyorum kendimi bu gün." Diyiverdim o an hiç düşünmeden. Bu sırada Sinem'de diğer yanıma gelip elimi tutmuş sessizce desteğini sunuyordu, ikisinin de dudaklarına sükut yerleşti bir şey diyemediler hem, ne söyleyebilirlerdi ki? Bir müddet öylece oturup ağladım, hıçkırıklarımı içime gömerek, gırtlağıma oturan yumru akan her damlada zayıflarken kendime gelme zamanının geldiğini fark edebildim. Ne Sinem'in tadı kalmıştı ne de kız kardeşimin sessizlikleri en büyük kanıttı buna görmeme gerek bile yoktu ki. Daha fazla bu güzel günümü gereksiz depresyona girerek heba etmemem gerektiğinin bilincinde kendimi toparlayarak sordum. " Kızlar? Saat kaç?" " 09:45 " Diyen Sinem'in sesi sanki kafasına biri balta dayamış gibi çıkıyordu, eski heyecanı uçup gitmişti sanki derin bir nefes alıp saçlarım ile işini bitiren Kuaföre yönlendirdim sözlerimi. " Abla biraz daha acele etsek? Geç kalmak istemiyorum da." " Tamam tatlım, makyajı da yaptığımızda hazır olacaksın." Gözlerimi kapatıp açarak kuaföre onay verdikten sonra bir kere daha süt dökmüş kedi gibi sessiz sedasız oturan ikiliye doğru konuştum. " Kızlar yeter da! Amma abarttınız, hadi Sinem alışık değil de sana ne oluyor be Nazlı'm? Sanki tanımıyorsun beni bilmiyor musun sen ablana arada bir uğruyorlar? Hadi! Şu makyaj işini çabuk halledin de gidelim. Sevgili kocamı bekletmek istemiyorum da." Diyerek kıkırdadım. İkisi de koro misali aynı anda gülerken benimde yüzümde duran gülümsemem biraz daha genişledi. " Ne bileyim be ablam..." diye söze girmiş olsa da Nazlı araya girip lafını keserek susturdum. " Hadi! Hadi! Çok konuşmayın, ağzınız değil eliniz oynasın. Bir an evvel bitirelim şu işi." Dedim takıldığımı ve canımızı sıkan konuyu daha fazla uzatmak istemediğimi belli ederek. Daha fazla üzmek istemiyordum ne onları ne de kendimi. Aslında onlar bir şey yapmıyor bütün işi kuaför abla hallediyor olsa da onlar da fikirlerini beyan edip olsun, olmasın diyerek bana en uygun makyajı yapması için yardımcı oluyorlardı. Olabildiğince ufak badireler hatta ufaktan depresyon modu geçirdiğim bir kuaför macerasının daha sonuna geldiğimizi belirten makyajın son rötuşu ruj da sürülünce derin bir oh çekip ayağa kalktım. Oturmaktan belim ve hatta bazı mahrem yerlerim ağrımıştı vesselam.ben tamamı ile hazır olduğumda Sinem ağbisini arayıp " Gelip gelininizi alır mısınız Aziz bey?" dedi. Sinem'in yaptığı tatlı espriye gülümserken ben, Aziz beklemediğim bir hızda gelmiş olacak ki kapı çaldı. Aynı kuaföre ikinci kez gelmiş olmanın verdiği eminlikle koluma girmek için hamle yapan Nazlı'ya kendim gidebileceğimi söyleyerek durdurdum. En azından bunu yapmak istiyordum Sevdiğimin karşısına sadece kendim olarak ' Kadın ' olarak çıkmak... Aziz'in aldığı yumuşak dokusuna hayran olduğum elbisenin eteklerini toplayıp kapıya doğru yürüdüm. Sevdiğimin ayak seslerini tek, tek sayarak aramızda birkaç adımlık mesafe kaldığında durup bekledim. Aziz o birkaç adımı kısa sürede tamamlayıp yanıma ulaştığında tam önümde durdu. Birkaç saniye sessizce beklediğinde anladım ki beni süzüyordu. Şu an kendi etrafımda dönüp " Nasıl? Güzel olmuş muyum?" diye sormayı çok istesem de bu isteğimi içimde en derinlere bastırıp onun bir şey söylemesini bekledim. Aziz'in elleri yanaklarımı avuçladığında bedenimi ele geçiren adrenalinin haddi hesabı yoktu, kalbim kendine yine gırtlağımda yer edinirken bacaklarım titriyor beni taşıyamadığını bağırıyordu sanki. Alnıma koyduğu buse gözlerimi kapattırırken kokusunu duyma umuduyla derin bir nefes aldım. Ama nafile, yine parfüm sıkmış beni misk-i amberinden mahrum bırakmıştı kırgın hissederken kendimi bu gizli kırgınlığım Aziz'in sözleriyle yerini tuhaf bir sevince bıraktı yine... " Saklı cennetim, cennet kokulu Kadınım! Hayal ettiğimden çok daha güzel görünüyorsun, melekleri isyan ettirecek kadar güzel..." alnımda duran alnı kıpırdayıp dudaklarının dudaklarıma kaydığını hissettiğimde kendimi hafifçe geri çekip gülümseyerek " Teşekkür ederim" dedim. Zira niyetinin ne olduğunu nefesinden bile anlayabiliyordum. Aziz dudaklarıma yönelttiği dudaklarını yüzümde durdurup gülümseyerek fısıldadı o an " Akıllı Kadın!" Ve bir anda nefesini tenimden çekip ellerimi tutarak " Hadi gidip evlenelim!" dedi. Sesi oldukça ciddi çıksa da Nazlı Sinem kuaför kadın kuaförün elemanı olmak üzere herkesi güldürmüştü. Ben de dahil. Kuaförden çıkıp arabaya bindiğimizde Aziz kendine gelmiş olacak ki. Henüz vaktimizin olduğunu evlenmeden önce açlıktan ölmememiz gerektiğini söyleyip bizi kahvaltı yapabileceğimiz bir yere götürdü. Kahvaltılar bitip ayaklandığımızda kısık bir sesle o ana kadar aklımın ucuna bile gelmeyen şeyi kısık bir sele Nazlı'ya sordum. " Annemleri aradın değil mi? " " Ah! Tamamen aklımdan çıkmış." " Nasıl unutursun kızım? Ne olacak şimdi? " " Abla, nikah saatini biliyorlar e evlendirme dairesini de. Gelirler merak etme hatta belki de gitmişlerdir bile." Diyen Nazlı'ya hak verip geç kalmamalarını dileyerek yürümeye başladım. Bu sırada sevdiğimin sesi doldu kulaklarıma. Konuştuklarımızı duymuş olacak ki. " Merak etmeyin, bizimkilere söyledim alacaklar Annenleri." Dedi. Aziz'in yaptığı her şeyde ona olan aşkım bir kademe daha artıyordu biz, evlatları unuturken o düşünebiliyordu benim Ailemi... Evlendirme dairesinin önüne gelip araba durduğunda heyecanım daha bir artmıştı, keza mutluluğum da. Aziz hiç vakit kaybetmeden arabadan inip kapımı açarak elimi tutup dışarıya çıkmam için yardımcı oldu, bir türlü kapanmayı beceremeyen ağzımda kocaman bir gülümseme ile arabadan inip koluna girmemi isteyen sevdiğime eşlik ettim. Nikah salonuna kadar her ne kadar dikkat etsem de birkaç tökezleme atlatmıştım. Sonunda salona ulaşıp içeriye girdiğimizde ilk Annemin şefkatli sesi ile içini çektiğini duydum, bu iç çekiş ne korkudandı nede endişeden, mutluluktandı besbelli. Çok geçmeden kendimi Annemin kollarında buldum huzur veren kucağında sıkı sıkıya basıyordu bağrına. Ağladığını nefesinden anlayabiliyordum ve dua ederken çıkan sesinden. " Güzel kızım Nisa'm ilk göz ağrım, çok güzel olmuşsun dilerim yüce rabbim yüzünün güzelliği kadar ömrünü de kaderini de güzel eylesin." Yanaklarımı öptü annem, her Anne de bulunamayacak kadar özel bir sevgi ve ilgiyle. Gözyaşları yanaklarıma değerken ben de ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Onların bu denli mutlu olması en büyük hazinemdi, bu hazineye sahip olabilmemi sağlayan kişi ise Aziz'di. Şükürümün ikinci sahibi, ömrümün diğer yarısı... Sevgi Annemden de benzer dualar aldıktan sonra ismimiz yankılandı büyük olduğunu düşündüğüm salonda. Tekrar sevdiğimin koluna girip yürüdüm... Ömrümü ömrüne katıp canımın canının helali olmaya bir adım daha yaklaşmak için... HAYAL DÜNYAM SINIRSIZ AMA KSURSUZ DEĞİL... HATALARIM VARSA Kİ MUTLAKA VARDIR AFFOLA...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE